Trump'ın İran'a karşı başlattığı savaşın Washington'u iyi seçenek bırakmayan bir stratejik çıkmaza sürüklediği, ABD'nin artık yalnızca "en az kötü" seçenekler arasında tercih yapmak zorunda olduğu belirtildi.
YDH- Foreign Policy'de yayımlanan analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a karşı başlattığı "hesapsız savaşın" Washington'u çıkışı olmayan stratejik bir açmaza sürüklediği, ABD'nin önünde artık "felaketin farklı versiyonlarından başka seçenek kalmadığı" değerlendirmesi yapıldı.
Analizde, Trump'ın savaşının İran'daki sertlik yanlılarını güçlendirdiği, Tahran'a Hürmüz Boğazı üzerinden "dünya ekonomisini boğazından yakalama" imkânı verdiği ve ABD'nin hem askeri hem diplomatik manevra alanını daralttığı belirtildi.
Washington bugün iki kötü seçenek arasında sıkışmış durumda. Bunlardan ilki, İran'ın temel taleplerini kabul ederek yaptırımları gevşetmek ve Hürmüz üzerindeki fiili hakimiyetini kabullenmek. İkincisi ise savaşı daha da tırmandırmak. Yazara göre ilk seçenek İran'ı güçlendirirken, ikincisi ABD'yi çok daha büyük bir askeri ve ekonomik felaketin içine sürükleyecek.
İran yaptırımların hafifletilmesiyle elde edeceği kaynakları füze ve insansız hava aracı programlarını yeniden inşa etmek, hava savunmasını güçlendirmek ve askeri kapasitesini toparlamak için kullanacak. Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolünü ise yalnızca enerji sevkiyatında değil, Lübnan dosyasında, Körfez ülkeleriyle ilişkilerde ve gelecekteki nükleer müzakerelerde de baskı aracı haline getirecek.
Askeri tırmanış çıkış yolu sunmuyor
Foreign Policy'ye göre savaşın tırmandırılması ise Washington açısından çok daha ağır sonuçlar doğuracak.
ABD bugüne kadar İran'da 13 binden fazla hedefi vurmasına rağmen Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatma kapasitesini ortadan kaldıramadı. İran, ülke içlerinden fırlatabileceği binlerce uzun menzilli füze ve insansız hava aracıyla uluslararası deniz trafiğini tehdit etmeyi sürdürüyor.
Trump'ın zaman zaman dile getirdiği elektrik santralleri ve diğer sivil altyapıları hedef alma planı ise askeri dengeleri değiştirmeyecek. Buna karşılık İran halkının acılarını artıracak, Washington'u muhtemel savaş suçları tartışmasının merkezine yerleştirecek ve ABD'nin uluslararası meşruiyetini daha da aşındıracak.
İran yönetimi halkın refahından önce rejimin ayakta kalmasını önceliyor. Bu nedenle sivil altyapıya yönelik saldırılar Tahran'ı geri adım atmaya zorlamayacak, aksine savaşın daha da sertleşmesine yol açacak.
Harg Adası da çözüm değil
İran'ın Harg Adası'nın ele geçirilmesi de çözüm olarak görülmüyor.
Ada İran'ın petrol ihracatını sekteye uğratabilecek öneme sahip olsa da Hürmüz Boğazı'na yaklaşık 600 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Dolayısıyla böyle bir operasyon boğazı yeniden uluslararası ulaşıma açmayacak.
Üstelik ABD daha fazla askerini riske atarken İran yalnızca ticaret gemilerine değil, Körfez ülkelerinin enerji altyapısına yönelik saldırılarını da artırabilecek.
Sanaa hükümetinin Kızıldeniz'deki deniz trafiğini yeniden durdurması halinde Washington'un bunu engelleme kapasitesi de oldukça sınırlı görülüyor.
Dünya ekonomisi ağır bedel ödeyecek
Küresel petrol ve doğal gaz stokları zaten düşük seviyede bulunuyor, buna Ukrayna'nın Rus enerji altyapısına yönelik saldırıları da eklendi.
İran'ın Hürmüz'ü, Sanaa hükümetinin ise Kızıldeniz'i kapatması enerji fiyatlarında bugüne kadarki en sert yükselişlerden birini tetikleyebilir.
Bunun sonucu yalnızca petrol fiyatlarının artması olmayacak. Küresel finans piyasaları sarsılacak, enflasyon yeniden yükselecek ve dünya ekonomisi resesyona sürüklenecek.
İran'a karşı uzun süreli askeri kampanyanın Tahran'ı teslim olmaya zorlaması da beklenmiyor. Bunun yerine Irak, Suriye ve Libya'da görüldüğü gibi kaos, iç savaş ve mezhepsel şiddet üretme ihtimali çok daha yüksek görülüyor.
Trump müttefiklerini de kaybetti
Trump yalnızca savaş alanında değil, diplomaside de elindeki kozları tüketti.
Normal şartlarda “ticaret gemilerini hedef alan ve uluslararası deniz yollarını kapatan” bir ülkeye karşı geniş bir uluslararası koalisyon kurulabilirdi. Ancak Trump son 18 ay boyunca müttefiklerine "vasal muamelesi" yaptı; onların toprak bütünlüğünü sorguladı, tek taraflı gümrük tarifeleri uyguladı ve güvenlik taahhütlerini tartışmaya açtı.
İran'a karşı savaşı da hiçbir müttefikiyle istişare etmeden başlattı. Böyle bir ortamda Avrupa veya Asya'daki ortaklarından asker göndermelerini istemesi gerçekçi görünmüyor.
George H. W. Bush, 1991 Körfez Savaşı öncesinde geniş bir uluslararası koalisyon kurmayı başarmıştı. Barack Obama da 2015 nükleer anlaşmasına giden süreçte müttefikleriyle birlikte hareket ederek İran üzerinde ortak baskı oluşturmuştu. Trump ise savaşa girerken bu diplomatik zemini büyük ölçüde ortadan kaldırdı.
"Daha iyi anlaşmayı değil, savaşı getirdiler"
Trump rejiminin en büyük iddiası İran'ı daha iyi bir nükleer anlaşmaya zorlamaktı. Cumhuriyetçiler yıllarca 2015 nükleer anlaşmasını eleştirerek "maksimum baskı" ve "inandırıcı askeri tehdit" sayesinde Tahran'ın çok daha ağır şartları kabul edeceğini savundu.
Bugün gelinen noktada ise ortada ne daha iyi bir anlaşma var ne de sona eren bir savaş.
Yazar, Trump rejiminin bilançosunu tek cümlede özetliyor: "Daha iyi anlaşmayı başaramadılar ama savaşı başardılar. Bedelini ise bütün dünya ödüyor."
İyi çıkış yolu kalmadı
Washington artık iyi ile kötü arasında değil, felaketin farklı biçimleri arasında seçim yapmak zorunda.
Bu nedenle Trump yönetiminin önündeki "en az kötü seçenek", İran'a önemli ekonomik tavizler vererek Hürmüz Boğazı'nı yeniden uluslararası deniz trafiğine açmasını sağlamak.
Washington'un kapsamlı yaptırım kolaylığı sağlaması karşılığında Tahran'ın ticaret gemilerine ve komşu ülkelere yönelik saldırıları durdurması, Hürmüz'ü yeniden açması ve nükleer programını dondurması öneriliyor.
Bu yaklaşım İran'ı “ödüllendirmek” anlamına gelse de daha büyük bir savaştan çok daha düşük maliyetli görülüyor. Böyle bir uzlaşma dünya ekonomisi üzerindeki baskıyı hafifletecek, küresel resesyon riskini azaltacak ve daha geniş çaplı bir çatışmada hayatını kaybedebilecek binlerce insanın yaşamını kurtaracak.
İran tamamen etkisiz hale getirilemez
İran'ın füze ve insansız hava aracı programları böyle bir anlaşmayla tamamen ortadan kalkmayacak. Daha fazla bombardımanın askeri dengeyi kökten değiştirmesi beklenmiyor.
Washington'un İran'ın tüm füze altyapısını, yer altındaki tesislerini ve üretim ağını tamamen yok edebilmesi de gerçekçi görülmüyor.
Önerilen “uzlaşma” İran'ın nükleer programını tamamen ortadan kaldırmıyor.
Bunun yerine Tahran'ın uranyum zenginleştirmeme taahhüdünü sürdürmesi halinde geçici fakat doğrulanabilir bir denge kurulabileceği belirtiliyor.
Asıl hedef Hürmüz kozunu elinden almak
Uzun vadeli çözüm İran'ı değil, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden dünya ekonomisini rehin alma kapasitesini zayıflatmak.
Bu nedenle yeni enerji koridorlarının oluşturulması stratejik öncelik haline geliyor.
Suudi Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri günlük yaklaşık 4 milyon varillik yeni boru hattı kapasitesi oluşturacak projeler yürütüyor. Mevcut alternatif güzergâhlarla birlikte milyonlarca varil petrolün Hürmüz'e uğramadan dünya pazarlarına ulaştırılması hedefleniyor.
Chevron da Irak petrolünü Suriye'nin Akdeniz kıyısına taşıyacak yeni bir boru hattını değerlendiriyor. Bunun yanında planlama veya inşa aşamasında yedi ayrı enerji koridoru projesi bulunuyor.
Dünya ekonomisi Hürmüz'e daha az bağımlı hale geldikçe İran'ın en güçlü baskı aracının etkisi de azalacak.
Körfez'in savunması yeniden kurulmalı
Savaş aynı zamanda ABD ile Körfez ülkelerinin savunma sistemlerindeki “ciddi eksikleri” de ortaya çıkardı.
Özellikle füze savunma sistemleri ile önleyici mühimmat stoklarının beklenenden çok daha hızlı tükendiği görüldü. Hava savunmasının güçlendirilmesi, enerji altyapısının daha dayanıklı hale getirilmesi ve ABD'nin bölgedeki askeri konuşlanmasının yeniden düzenlenmesi gerekiyor.
Körfez ülkeleri ile ABD üslerinin kırılganlığı, Washington'u bugün savaşı İran'ın şartlarına daha yakın bir noktada bitirmeyi tartışmak zorunda bırakan temel etkenlerden biri olarak gösteriliyor.
Analiz, Trump'ın bugün kusursuz bir çıkış yolu bulunmadığı gerçeğiyle karşı karşıya olduğunu vurgulayarak şu ifadeyle sona eriyor:
"Bazen büyük bir hata yaptıktan sonra yapılacak en doğru şey, onu daha da kötüleştirmemektir."