Fabrikaların yakılması, işletmelerin yıkılması ve tarım arazilerine el konulmasıyla yerleşimci saldırıları Batı Şeria'da ekonomik altyapıyı hedef alan yeni bir aşamaya ulaştı.
YDH- Batı Şeria'da İsrailli yerleşimcilerin saldırıları artık yalnızca Filistinlilere yönelik şiddet eylemleri veya mülklerin yakılmasıyla sınırlı kalmıyor. Sanayi tesisleri, özel yatırımlar, tarım arazileri ve binlerce ailenin geçim kaynağını oluşturan zeytinlikleri hedef alan saldırılar, Filistin ekonomisini doğrudan hedef alan örgütlü bir boyuta ulaştı.
Fabrikaların ve taş ocaklarının ateşe verilmesi, işletme sahiplerinin tesislerini kendi elleriyle yıkmaya zorlanması ve ekili araziler üzerine yeni yerleşim karakolları kurulmasıyla ekonomik kayıplar her geçen gün büyüyor.
Uzmanlar, bu uygulamaların Filistinlileri topraklarından uzaklaştırmayı ve ekonomik direnişin dayanaklarını ortadan kaldırmayı amaçlayan sistematik bir politikanın parçası olduğunu belirtiyor.
Geçtiğimiz pazar günü yerleşimciler, Ramallah'ın doğusundaki Ayn Samiye bölgesinde bulunan bir taş ocağındaki ağır iş makinelerini ateşe verdi. Bundan önce de Nablus'un güneyindeki Urif beldesinde bulunan başka bir taş ocağı benzer bir saldırının hedefi olmuş, tesis sahipleri büyük maddi zarara uğramıştı.
Yatırımlar ve sanayi tesisleri hedefte
Ayn Samiye'deki taş ocağının sahibi Abdussamed Abdülaziz, tesisine yönelik saldırının ayrıntılarını anlatarak, maskeli bir grup yerleşimcinin geçen pazar günü saat 02.00 sularında güvenlik önlemlerini aşarak kapıyı kırdığını, daha sonra buldozerler ve ağır iş makinelerini ateşe verdiğini, güvenlik görevlilerini de ağır şekilde darp ettiğini söyledi.
Abdülaziz, Sened Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, güvenlik kameralarının yaklaşık 10 maskeli yerleşimcinin taş ocağına girerek ekipmanları ateşe verdikten sonra bölgeden ayrıldığını kaydettiğini belirtti. İsrail güçlerinin ise daha sonra olay yerine gelerek yalnızca hasarı kayıt altına aldığını, saldırıyı engellemek ya da failleri yakalamak için herhangi bir girişimde bulunmadığını ifade etti.
ABD'den Batı Şeria'ya yatırım yapmak için gelen Abdülaziz, saldırının buldozerler, ağır iş makineleri ve temel üretim ekipmanlarının yakılması sonucu yaklaşık 2,5 milyon şekel doğrudan zarara yol açtığını söyledi.
Zararın yalnızca yakılan ekipmanlarla sınırlı olmadığını belirten Abdülaziz, üretimin durması ve çalışanlara karşı yükümlülüklerin devam etmesi nedeniyle kayıpların daha da büyüdüğünü ifade etti.
35'ten fazla kişinin çalıştığı taş ocağının, Peru'dan gelen bir başka yatırımcıyla ortaklaşa yaklaşık 21 milyon dolarlık yatırımla kurulduğunu belirten Abdülaziz, tesisin hedef alınmasının Filistin yatırımlarına ve ekonomisine doğrudan darbe anlamına geldiğini söyledi.
Saldırı sırasında üç işçinin darp edildiğini belirten Abdülaziz, yerleşimcilerin ofisleri de tahrip ettiğini ve duvarlara "Araplardan intikam" çağrıları içeren kışkırtıcı ve ırkçı sloganlar yazdığını aktardı.
Taş ocağının yerleşimci saldırılarını kapsayan herhangi bir sigorta sistemine dahil olmadığını, bu nedenle hiçbir tazminat alamadıklarını belirten Abdülaziz, yatırımcıların ağır kayıplarla baş başa bırakıldığını ve saldırganların hiçbir şekilde hesap vermediğini söyledi. Bu saldırıların sürmesinin Batı Şeria'daki yatırım ortamını ciddi biçimde tehdit ettiği uyarısında bulundu.
Benzer bir uygulama Beytüllahim'in batısındaki Nehalin beldesinde yaşandı. İsrail makamları, geçen hafta dört yapıyı yıktıktan sonra bu kez 14 ev ve ticari tesisin tahliye edilerek yıkılacağını bildirdi.
Yıkım kararlarıyla ekonomik baskı
Nehalin'de demir üretim tesisi sahibi Zib İsmail Şakarne, İsrail makamlarının şubat ayında tesisi hakkında yıkım kararı çıkardığını, bunun üzerine tüm yasal belgeleri sunarak avukatlar aracılığıyla hukuki süreç başlattığını ancak birkaç gün önce nihai yıkım emrinin kendisine tebliğ edildiğini söyledi.
Şakarne, ertesi sabah İsrail buldozerlerinin geleceğinin bildirilmesi üzerine içerideki mal ve ekipmanlarını kurtarabilmek için tesisini kendi elleriyle yıkmak zorunda kaldığını ifade etti.
Dört ailenin geçimini sağlayan tesisin yaklaşık iki dönümlük arazi üzerinde bulunduğunu ve yıllardır faaliyet gösterdiğini belirten Şakarne, işletmesinin hiçbir güvenlik tehdidi oluşturmadığını, yaşananların Filistinlilere yönelik bir intikam ve zorla göç ettirme politikası olduğunu söyledi.
Şakarne, yaşadığı kayıplara rağmen topraklarını terk etmeyeceklerini vurgulayarak, "Burada kalacağız, toprağımıza ve iş yerlerimize sahip çıkacağız. Ne kadar büyük fedakârlık gerekirse gereksin yeniden inşa edeceğiz." dedi.
Yerleşimcilerin Filistin ekonomisini hedef alan saldırıları sanayi tesisleriyle sınırlı kalmıyor. Binlerce ailenin temel gelir kaynağını oluşturan tarım arazileri ve zeytinlikler de yeni yerleşim karakollarının kurulmasıyla sistematik biçimde hedef alınıyor.
Zeytinlikler ve tarım arazileri kuşatma altında
Ramallah'ın kuzeybatısındaki Ümm Safa köyünde Köy Konseyi Başkanı Mervan es-Sabah, yerleşimcilerin Vadi ez-Zeytun bölgesinde yeni bir yerleşim karakolu kurduğunu ve bunun köy topraklarındaki beşinci yerleşim noktası olduğunu söyledi.
Sabah, yaptığı açıklamada, yeni karakolun geniş zeytinlik alanların ortasına kurulmasının yaklaşık 4 bin dönümlük araziye erişimi engellediğini, bunun da köylülerin temel geçim kaynağını ve yıllık gıda ihtiyacını doğrudan etkilediğini belirtti.
Bölgenin daha önce mera olarak kullanıldığını ifade eden Sabah, yerleşimcilerin çadır kurarak kalıcı şekilde bölgeye yerleştiğini ve bunun araziler üzerinde tam kontrol kurmayı amaçladığını söyledi.
Beşinci yerleşim karakolunun Ümm Safa'yı her yönden kuşattığını belirten Sabah, yerleşim faaliyetlerinin artık yalnızca toprak gaspıyla sınırlı olmadığını, köy mezarlığına giden yolun da kapatıldığını ve 7 Ekim 2023'ten bu yana köyün tüm girişlerinin kapalı tutulduğunu ifade etti.
Toprakları "B Bölgesi" statüsünde olmasına rağmen Ümm Safa'nın fiilen izole edilmiş bir "kantona" dönüştürüldüğünü belirten Sabah, köylülerin günlük yaşamının da ciddi biçimde etkilendiğini söyledi.
“Filistin ekonomisini çökertme politikası”
Duvar ve Yerleşim Direniş Komisyonu Sözcüsü Emir Davud ise sanayi ve ticaret tesislerinin hedef alınmasının yerleşimcilerin saldırılarında yeni bir aşamaya işaret ettiğini belirterek, artık yalnızca mülklere değil Filistinlilerin yaşam biçimine doğrudan saldırıldığını söyledi.
Davud, herhangi bir ekonomik tesise yönelik saldırının yalnızca maddi kayıplara yol açmadığını, üretimi durdurduğunu, işletme sahipleri ile çalışanları ve ailelerini de doğrudan etkilediğini ifade etti.
Davud, yerleşimcilerin ekonomik tesisleri yakarak, tarım arazilerini kuşatarak ve ekili alanları kullanılmaz hale getirerek Filistinliler için "zorlayıcı ve göçe zorlayan bir yaşam ortamı" oluşturmayı hedeflediğini söyledi.
Özellikle zeytin hasadı döneminde arazilere erişimin engellenmesinin de aynı politikanın parçası olduğunu belirten Davud, bunun amacının Filistin ekonomisinin üretim kapasitesini kırmak olduğunu ifade etti.
Davud, söz konusu uygulamaların etkisinin maddi kayıplarla sınırlı olmadığını, Filistin toplumunun sosyal ve insani dokusunu da derinden tahrip ettiğini vurguladı.