Eski CIA görevlisi Kiriakou: İsrail'in ABD'deki casusluk faaliyetleri görülmemiş düzeyde

img
Eski CIA görevlisi Kiriakou: İsrail'in ABD'deki casusluk faaliyetleri görülmemiş düzeyde YDH

Eski Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) görevlisi John Kiriakou, yayıncı Mario Nawfal'a verdiği mülakatta Ortadoğu'da genişleyen bölgesel çatışmaları ve ABD'nin bu süreçteki rolünü değerlendirdi.




YDH - Eski Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) yetkilisi John Kiriakou, yayıncı Mario Nawfal'ın programına katılarak Ortadoğu'da tırmanan askeri gerilimi, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını ve İsrail ile Washington hattındaki istihbarat dinamiklerini ayrıntılı biçimde değerlendirdi.

Çatışmaların halihazırda bölgesel bir nitelik kazandığını vurgulayan Kiriakou, ABD'nin kapsamlı bir çıkış stratejisi olmaksızın büyük bir krizin ortasında kaldığını belirtti.

"İran savaşında ABD'yi kapana kıstıran İsrail misyonunu tamamladı"

Yayıncı Mario Nawfal'ın İsrail'in ABD'yi bir İran batağına sürükleyip ardından kenara çekilip çekilmediğine ilişkin sorusunu yanıtlayan eski CIA görevlisi John Kiriakou, durumun tam olarak bu şekilde geliştiğini ifade etti.

Kiriakou, "Bence durum tam olarak bu. Dikkat ederseniz bir anda İsrail Hava Kuvvetleri'nin faaliyetlerini duyamaz olduk. İsrail'in roket fırlattığına dair haberler de gelmiyor. Bunun yerine İsrail ve ABD'nin elindeki roketlerin veya füzelerin tükenmek üzere olduğuna dair sızıntılar işitiyoruz" şeklinde konuştu.

Söz konusu sızıntıların ardından ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Mike Waltz'ın televizyon kanalı CNN'de yaptığı açıklamaya değinen Kiriakou, "Waltz birkaç gün önce CNN'e verdiği mülakatta son derece tuhaf bir beyanda bulundu. Sızıntının doğru olmadığını, ellerinde bolca roket ve füze bulunduğunu, bu bilgiyi sızdıran kişinin ise casuslukla suçlanması gerektiğini söyledi. Bir insanı ancak sızdırılan bilgi doğruysa ve gizlilik derecesi taşıyorsa casuslukla suçlayabilirsiniz. Ya bu bilgi doğru değil ya da benim analizime göre bu sözlerle bilginin doğruluğunu teyit etmiş oldunuz" dedi.

Kiriakou, bölgedeki mevcut tabloyu değerlendirirken, "Artık İsraillilerin bir şey yaptığını duymuyoruz. Bahreynlilerin öfkeli olduğunu, Kuveytlilerin huzursuz ve endişeli olduğunu, Birleşik Arap Emirlikleri'nin yalnız bırakılmak istediğini ve Katarlıların neden vurulduklarını sorguladıklarını duyuyoruz. İsrail ABD'yi bu savaşa çekti ve kenara çekildi" ifadelerini kullandı. Nawfal da bu tespite katılarak, "İsrailliler ABD'yi bu savaşa sürükledi, geri çekildi ve öylece izliyorlar. Tam anlamıyla görev tamamlandı durumu" dedi.

"İşgal etmek kolaydır ancak çıkış stratejisi olmadan başarmak imkansız"

Savaşın tırmanma sürecine dair analizlerini paylaşan Kiriakou, askeri müdahalelerin başında yapılan uyarılara dikkat çekti.

Eski CIA yetkilisi, "İşin başında bir ülkeyi işgal etmenin, hatta bir hükümeti devirmenin kolay olduğunu ama oradan çıkmanın neredeyse imkansız olduğunu söyledim. Biz bu sürece bir çıkış stratejimiz varmış gibi bile davranmadan girdik" dedi.

Zaferin neye benzediğinin belirsiz olduğunu vurgulayan Kiriakou, şöyle devam etti:

"Ayetullah'ı öldürdünüz, hükümet yönetiminin yarısını, askeri liderliğin neredeyse tamamını yok ettiniz. Ülkenin nükleer bilimcilerinin tamamını öldürdünüz, acımasızca bombaladınız. Peki sonra ne yapacaksınız? Çünkü hiçbir şey değişmedi. Hiçbir şey de değişmeyecek. Karşınızda yaklaşık 93 milyon nüfuslu bir ülke var. Tüm Batı Avrupa büyüklüğünde bir coğrafya. Üç tarafı geçit vermez dağlarla çevrili. Birkaç roket fırlattığınızda insanların aniden sokaklara döküleceğini, hükümeti devireceğini ve herkesin bolluk içinde yaşayacağını sanıyorsunuz. Ortadoğu'ya beş dakikadan fazla bakan herkes bunun saçmalık olduğunu bilirdi."

Çatışmaların tüm coğrafyaya yayıldığını belirten Kiriakou, Yemenlilerin sürece dahil olmasıyla krizin bölgeselleştiğini ifade etti.

Suudi Arabistan gemilerine ve rafinerilerine yönelik saldırılarını, Suudi Arabistan'ın karşılık vermesini, ABD ve Suudi hava kuvvetlerinin Irak hükümetinin onayıyla Irak'taki direniş güçlerini ortaklaşa vurmasını ve Mısır limanlarındaki gemilerin İHA'larla hedef alınmasını bu tırmanmanın somut kanıtları olarak sıraladı.

"Sahte bayrak operasyonları rutin bir devlet politikası haline geldi"

Ortadoğu'da gerçekleşen saldırılarda sahte bayrak (yanıltma) operasyonlarının rolüne ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kiriakou, bu tür yüksek riskli eylemlerin genellikle İsrail tarafından yürütüldüğünü kaydetti.

Nawfal'ın körfez ülkelerindeki veya bölgedeki saldırıların İsrail tarafından yapılmış sahte bayrak operasyonları olup olamayacağına ilişkin sorusu üzerine Kiriakou, "Bir sahte bayrak operasyonunu başlatacak bir ülke varsa bu neredeyse her zaman İsrail'dir. İsrail yüksek risk ve yüksek kazanç odaklı hareket eden ülkelerden biridir. Çoğu ülke bu kadar büyük riskleri almaz ama İsrail bunu rutin bir politika olarak uygular" dedi.

Bununla birlikte istihbarat ve savunma bakanlıkları düzeyinde bu tür eylemlerin gizlenmesinin son derece zor olduğunu belirten Kiriakou, uçuş rotalarının izlenebildiğini ve bölge ülkelerinin radarları vasıtasıyla verilerin takip edilebildiğini aktardı.

Ensarullah'ın eylemlerinin yanıltma operasyonu olduğuna inanmadığını belirten eski yetkili, "Yemenlilerin Filistinlilere samimiyetle yardım etmek istediklerini, İranlıları desteklediklerini ve sürece dahil olmalarının dostlarının yararına olacağını düşündüklerini sanıyorum" açıklamasını yaptı.

Mısır'daki gemilere yönelik saldırılar konusunda ise "Bunun bir yanıltma operasyonu olduğunu öğrenirsek şaşırmam" dedi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi ülkelerin İsrail ile ilişkilerini değerlendiren Kiriakou, BAE'nin İsrail ile kazançlı ekonomik ve ticari bağlara sahip olduğunu, bu nedenle olası yanıltma eylemlerinde dahi diplomatik ilişkileri tamamen kesmek yerine sınırları kapalı kapılar ardında çizmeyi tercih edebileceğini ifade etti.

"İsrail'in ABD hükümetine yönelik casusluk faaliyetleri tüm zamanların en yüksek seviyesinde"

İsrail'in ABD içindeki istihbarat ve nüfuz faaliyetlerine değinen Kiriakou, İsrail'in ABD istihbarat birimleri tarafından "karşı istihbarat açısından kritik tehdit" olarak sınıflandırıldığını hatırlattı.

Bu durumun yeni olmadığını belirten Kiriakou, CIA'deki ilk gününde yaşadığı bir anıyı aktardı:

"CIA'deki ilk günümde güvenlik direktörü tarafından bilgilendirildik. Yemin ettikten sonra güvenlik başkanı bize CIA'den ayrıldığınızda iş hakkında konuşmamamız gerektiğini söyledi. Örneğin CIA'in hemen yanındaki ilk restorana asla gitmememiz gerektiği belirtildi, çünkü Ruslar hepimizin orada yemek yediğini düşünüyordu ve restoran tamamen KGB kontrolündeydi. İsrailliler de aynı şekilde. Washington'ın her yerinde yüzlerce İsrail ajanı var. Üç hafta önce Savunma İstihbarat Teşkilatı (DIA), her bir çalışanına genel bir e-posta göndererek İsrail'in ABD hükümetine yönelik casusluk faaliyetlerinin şu anda tüm zamanların en yüksek seviyesinde olduğunu bildirdi ve bina dışında iş hakkında konuşulmaması uyarısında bulundu."

Görevdeki altıncı ayında yaşanan bir telefon dinleme olayını da paylaşan Kiriakou, "Ofisimizdeki bir çalışma arkadaşım yurt dışındaki mevkidaşıyla şifreli bir telefon görüşmesi yapıyordu. Hat kesildi. Arkadaşım hattın geri gelmesini beklerken ahizeden bir sesin 'Moşe, kapattılar mı?' dediğini duydu. Diğer ses ise 'Bilmiyorum David, belki hat düşmüştür. Önemliyse tekrar ararlar' yanıtını verdi. Bundan çıkarmamız gereken ders şudur: İsrailliler onlarca yıldır şifreli haberleşmelerimiz dahil tüm telefon görüşmelerimizi dinliyor" dedi.

Kongre'nin ve siyasi mekanizmanın bu duruma tepkisiz kaldığını anımsatan Kiriakou, "Kongre'nin buna yanıtı nedir? Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası ile onlara Pentagon'da ve CIA'de birer ofis vermek oldu. Politika ve Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi'nin (AIPAC) Amerikan siyasetine harcadığı devasa paralar nedeniyle hiçbir siyasetçi İsrail hükümetine meydan okumaya cesaret edemiyor. Aday olursanız ön seçimde karşı aday çıkarıp sizi yenilgiye uğratırlar. Hayatta kalmak isteyen bir Amerikan siyasetçisi tamamen İsrail yanlısı olmak zorunda kalıyor" ifadelerini kullandı.

"Müttefik ülke ajanlarının casusluk faaliyetleri cezasız kalıyor"

ABD bürokrasisinin yabancı istihbarat faaliyetlerine karşı takındığı tavrı da eleştiren Kiriakou, CIA Karşı İstihbarat Merkezi'nin FBI ile ortak çalışarak hükümet içine sızan yabancı ajanları tespit etmeye çalıştığını bildirdi.

Rusya, Çin, Küba veya İran ajanlarının yanı sıra ABD genelinde yüzlerce İsrail ajanı bulunduğunu belirten Kiriakou, teftiş süreçlerinin siyasi engellere takıldığını belirtti:

"CIA bu bilgileri geliştirip FBI'a sevk eder. FBI ise 'Ne yapabiliriz? Bu insanları tutuklamak veya faaliyetlerini engellemek için siyasi yetkimiz yok. İsraillilerin bunu şehirlerimizi bombalamak için kullanmayacağını biliyoruz' der ve görmezden gelir. Başka bir ülke için böyle bir durum yaşansaydı, örneğin Hollanda karşı istihbarat açısından kritik tehdit ilan edilseydi, CIA çalışanlarının Amsterdam'daki Schiphol Havalimanı'ndan transit geçiş yapması yasaklanırdı. Bilgi paylaşımı askıya alınırdı. Ancak İsrailliler söz konusu olduğunda kelimenin tam anlamıyla hiçbir şey yapmıyoruz."

Kiriakou ayrıca şahsen maruz kaldığı tehditleri ve takipleri de anlattı. Kendisini ve ailesini adres göstererek tehdit eden bir kişinin izini FBI vasıtasıyla sürdüklerini, söz konusu kişinin New York'ta yaşayan ve parasal destek aldığını belirten bir İran Yahudisi olduğunu tespit ettiklerini aktardı.

Ancak Adalet Bakanlığı'nın olayla ilgili dava açmaktan vazgeçtiğini ifade etti.

Benzer şekilde bir haham tarafından gönderilen ve fırın görseli içeren tehdit mesajını FBI'a ilettiğini, ancak etkin bir hukuki süreç yürütülmediğini, bunun üzerine ilgili kişinin yönetici kuruluna bu tehditleri göndererek mücadele ettiğini beyan etti.

"Körfez ülkeleri son derece gelişmiş istihbarat servislerine sahip"

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin istihbarat ve güvenlik kapasitelerine ilişkin soruları yanıtlayan Kiriakou, bölge ülkelerinin son derece yetkin yapılara sahip olduğunu kaydetti.

Yaklaşık 22 yıl önce CIA'den ayrıldığını hatırlatan Kiriakou, "Körfez ülkelerinin çok iyi istihbarat servisleri var. Çok kabiliyetli, iyi eğitilmiş, çok dilli ve dünya genelinde geniş tecrübeye sahip personelleri bulunuyor. Bu servislerin hemen hepsiyle çok yakın çalıştım ve hepsi mükemmeldi. En iyileri ise Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar servisleridir. BAE bu alanda en iyinin de iyisidir" değerlendirmesini yaptı.

Nawfal ise Körfez ülkelerindeki güvenlik bürokrasisinin bireysel düzeydeki veri toplama kapasitesine ilişkin kişisel bir tecrübesini paylaştı.

Kendi ekibinin Körfez ülkelerinden birinin güvenlik yetkilileriyle yaptığı görüşmede, kendisinin koruma ekibine verdiği özel talimatların (içeceklerinin zehirlenmesine karşı aldığı tedbirler) dahi bilindiğini öğrendiğini belirtti.

Nawfal, güvenlik şirketlerine veya özel kanallara başvurularak en ince detaylara kadar bilgi toplanabildiğini, bu durumun sivil alandaki kişiler için şaşırtıcı boyutlarda olduğunu ifade etti.

"Savaşın nasıl biteceğini bir sabah verilecek tek bir mesaj belirleyecek"

Bölgedeki krizin ve ABD'nin askeri angajmanının nasıl sonlanacağına dair öngörüsünü paylaşan Kiriakou, sürecin diplomatik veya askeri bir müzakereden ziyade siyasi bir ilanla biteceğini kaydetti.

Kiriakou, "Savaşın nasıl biteceğine dair başından beri söylediğim bir şey var: Bir sabah uyanacağız ve Donald Trump gece saat 03.00'te kendi sosyal medya platformunda 'Her şey bitti. Biz kazandık. Boyun eğdiler. Herkesi geri getiriyorum, onları tamamen yok ettik' diye yazacak. Zafer ilan edilecek ve süreç bu şekilde kapanacak. Çünkü belirttiğiniz gibi, artık İsraillilerin askeri eylemlerini duymuyoruz, onlar kenara çekildi" dedi.

Mülakatın sonunda bölgedeki durumun karmaşıklığına işaret eden konuşmacılar, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının geleceği ve Kuveyt, BAE, Suudi Arabistan gibi ülkelerin güvenlik politikalarındaki değişimi tartışmaya devam edeceklerini belirterek yayını tamamladı.



Makaleler

Güncel