NYT: Hürmüz pazarlığı İran'a stratejik üstünlük sağlayabilir

img
NYT: Hürmüz pazarlığı İran'a stratejik üstünlük sağlayabilir YDH

İran ile Umman arasında Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması için yürütülen görüşmelerin, deniz trafiğini yeniden başlatırken Tahran'ın boğaz üzerindeki fiili kontrolünü uluslararası düzeyde pekiştirebileceği değerlendirildi.




YDH- New York Times'ta David E. Sanger, Fernaz Fasihi ve Eric Schmitt imzasıyla yayımlanan analizde, İran ile Umman'ın Hürmüz Boğazı'nda deniz trafiğini yeniden başlatacak bir anlaşmaya yaklaştığı belirtildi.

Analizde, üzerinde çalışılan düzenlemenin İran'ın boğaz üzerindeki fiili kontrolünü uluslararası düzeyde “meşrulaştırabileceği” değerlendirmesi yapıldı.

İranlı ve Amerikalı yetkililere dayandırılan habere göre, müzakerelerde Fars Körfezi'ne giriş yapan gemilerin İran kıyılarına yakın ve Tahran'ın kontrolündeki rotayı, Körfez'den çıkan gemilerin ise Umman kıyılarına yakın güzergâhı kullanması öngörülüyor.

İranlı yetkililer, doğrudan geçiş ücreti alınmayacağını ancak çevresel etkiler, güvenlik hizmetleri ve işletme giderleri için "hizmet bedeli" tahsil edileceğini, bu gelirlerin de İran ile Umman arasında eşit paylaşılacağını belirtiyor.

Amerikalı bir yetkili ise bu anlatımın gerçeği yansıtmadığını, oluşturulacak geçici rotaların İran'ın onayına tabi olmayacağını ve herhangi bir ücret öngörmediğini savunuyor.

Trump rejimi açısından böyle bir anlaşma, küresel enerji sevkiyatını yeniden başlatarak piyasalardaki baskıyı hafifletme ve iç siyasi maliyeti azaltma fırsatı sunuyor. Buna karşılık İran, ABD'nin İran limanlarına uyguladığı deniz ablukasını kaldırmaması ve tarafların İslamabad mutabakatında yer alan 14 maddelik plana dönmemesi halinde Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağını vurguluyor.

İran, Hürmüz'deki kazanımını kalıcılaştırmak istiyor

İran tarafı, hazırlanan düzenlemeyi yalnızca gemi trafiğini yeniden başlatacak teknik bir mekanizma olarak değil, Hürmüz üzerindeki stratejik nüfuzunu kalıcı hale getirecek siyasi bir çerçeve olarak görüyor.

Tahran, savaş öncesinde kullanmadığı bu baskı aracını artık elinde tutmayı ve gelecekte de bölgesel pazarlıklarda kullanabileceği bir koz haline getirmeyi hedefliyor.

Böyle bir sonucun, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun aylardır savunduğu "Hürmüz'ün savaş öncesindeki gibi tamamen açık uluslararası su yolu haline dönmesi" hedefiyle açık biçimde çeliştiği belirtiliyor.

Rubio son aylarda yaptığı açıklamalarda, herhangi bir devletin uluslararası bir deniz yolunu kontrol ederek gemilerin geçişini kendi şartlarına bağlamasının yalnızca Ortadoğu için değil, küresel ticaret düzeni açısından da “tehlikeli bir emsal” oluşturacağını iddia etti.

Rubio, Güneydoğu Asya ülkeleriyle yaptığı son toplantıda, "Bir devlet uluslararası bir su yolunu kontrol edip ücret talep edebiliyor ve ödeme yapılmadığında gemileri vurabiliyorsa bu dünyanın başka bölgelerinde de tekrar edecek çok tehlikeli bir emsal yaratır." ifadelerini kullandı.

ABD'li bakana göre, Hürmüz'de yaşanan tartışma yalnızca bölgesel bir kriz değil, yaklaşık 150 yıldır uluslararası ticaret sisteminin temelini oluşturan seyrüsefer serbestisi ilkesinin geleceğiyle ilgili.

Hürmüz anlaşması nükleer görüşmelere bağlanıyor

Trump ise üzerinde çalışılan anlaşmaya ilişkin kamuoyu önünde ayrıntılı değerlendirmeler yapmaktan kaçındı. Ancak anlaşma taslağının, hafta sonu İran'a yönelik yeni bombardımanı durdurmasının ardından yeniden başlayan diplomatik sürecin önemli başlıklarından biri olduğu belirtiliyor.

Taslak, İran ile Umman'a Hürmüz'ün yeniden açılması konusunda 60 günlük müzakere süresi tanırken, aynı dönemde Washington ile Tahran arasında İran'ın yaklaşık 11 ton zenginleştirilmiş uranyum stokunun geleceğine ilişkin görüşmelerin yeniden başlamasını da öngörüyor.

ABD rejimi, yaklaşık yarım tonu silah yapımına yakın saflıkta olduğu belirtilen uranyumun seyreltilmesini ve daha sonra ABD'ye ya da üçüncü bir ülkeye gönderilmesini talep ediyor. Böylece malzemenin nükleer silaha dönüştürülmesinin önüne geçilmesi hedefleniyor.

Haziran ortasında Başkan Yardımcısı JD Vance ve daha sonra Donald Trump tarafından onaylanan plana göre tarafların 60 gün içinde nükleer anlaşmaya ulaşması öngörülüyordu. Ancak bu sürenin dolmasına iki hafta kala Amerikalı yetkililer artık görüşmelerin sonbahara, hatta daha ileri bir tarihe sarkacağını kabul ediyor.

ABD yönetimindeki bazı isimler ise özel değerlendirmelerinde yeni bir nükleer anlaşmanın hiç gerçekleşmeyebileceğini düşünüyor. Bu çevrelere göre Trump, daha önce de dile getirdiği gibi İran'ın 2025 Haziran'ındaki hava saldırılarında hasar gören nükleer tesislerinin enkazı altında kalan uranyum stoklarının olduğu yerde bırakılmasını yeterli görebilir.

Buna rağmen Trump açısından Hürmüz'ün yeniden açılması siyasi bakımdan acil öncelik olmayı sürdürüyor.

Analize göre, bu nedenle Washington yönetimi, İran'ın günlük deniz trafiği üzerinde belirli ölçüde kontrol sahibi olduğu bir açılış modelini uluslararası kamuoyuna kabul ettirmeye hazırlanıyor.

Trump da pazartesi günü Beyaz Saray'da yaptığı açıklamada anlaşmanın çok kısa süre içinde netleşeceğini belirterek, "Bugün ya da yarın göreceksiniz. Bir yöne ya da diğerine hızla gidecekler. Çok karmaşık bir konu değil." dedi.

ABD Başkanı, Hürmüz'ün "kelimenin tam anlamıyla yarın" açılabileceğini öne sürerken, "İlk aşama boğazın açılması olacak. İkinci aşama ise nükleer silahlardan arındırma." ifadelerini kullandı.

Pentagon'da “İran'a taviz” kaygısı

Ancak Pentagon'da aynı iyimserliğin paylaşılmadığı belirtiliyor. Konu hakkında bilgilendirilen mevcut ve eski Amerikalı yetkililere göre bazı üst düzey askeri isimler İran-Umman düzenlemesini fiilen İran karşısında verilmiş bir “taviz” olarak değerlendiriyor.

Bu çevreler, Umman kıyılarına yakın alternatif rotada hâlâ çok sayıda deniz mayını bulunduğunu, bu nedenle gemilerin güvenli geçiş için fiilen İran'la koordinasyon kurmak zorunda kalabileceğini belirtiyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bugüne kadar bu güzergahta gemilere refakat etmeyi sürdürdü. Ancak gemilerin hâlâ İran füzelerinin menzili içinde bulunduğu ve “tehdidin” devam ettiği ifade ediliyor.

Trump'ın son iki hafta içinde CENTCOM Komutanı Oramiral Brad Cooper'ın İran'daki füze üsleri ve diğer askeri hedeflere yönelik kısa süreli ancak yoğun bombardıman planını iki kez durdurduğu da belirtiliyor.

İran'ın baş müzakerecisinin kıdemli danışmanı Mehdi Muhammedi ise pazartesi akşamı devlet televizyonuna yaptığı açıklamada, İran ile Umman'ın Hürmüz Boğazı'nın nasıl yönetileceğine ilişkin görüşmeler yürüttüğünü doğruladı. Muhammedi, bu müzakerelerin ABD ile yaşanan savaş sürecinden ayrı yürütüldüğünü söyledi.

İran, ABD'nin gemileri Hürmüz'ün güneyinde Umman kıyılarına yakın rotaya yönlendirerek barış planını ihlal ettiğini savunuyor. Tahran'a göre, anlaşmada boğazın kontrolüne ilişkin ifadeler muğlak bırakılmış olsa da Washington fiilen tek taraflı uygulamaya geçti.

Öte yandan İran'ın da kendi izni olmadan Hürmüz'den geçmeye çalışan gemilere ateş açarak aynı mutabakatın dışına çıktığı ileri sürülüyor.

Uluslararası Kriz Grubu Ortadoğu Programı Başkan Yardımcısı Ali Vaiz, İran'ın Hürmüz üzerindeki nüfuzunu savaşın en önemli stratejik kazanımı olarak gördüğünü ve bu nedenle bu kozdan vazgeçmeye niyetli olmadığını söyledi.

Vaiz'e göre, Umman ile varılacak olası anlaşma İran'ı savaş öncesine göre “daha avantajlı” bir konuma taşıyacak.

Analiz, Vaiz'in şu değerlendirmesiyle sona eriyor:

"İran'ın Hürmüz üzerindeki kontrolünü koruduğu herhangi bir çözüm Trump açısından siyasi olarak savunulması son derece güç olacaktır. Ancak İran'ın bu kontrolünü ortadan kaldırabilecek askeri bir çözüm de bulunmuyor. Trump'ın önünde kazanılamayacak bir savaş ile kabul edilmesi zor bir barış arasında seçim yapmaktan başka gerçekçi bir seçenek görünmüyor."



Makaleler

Güncel