Trump, İran'ı yeni bir anlaşmaya zorlamak isterken Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını sürdüren Tahran, askeri ve ekonomik kozlarıyla müzakerelerde inisiyatifi elinde tutuyor.
YDH- The Guardian'da Andrew Roth tarafından kaleme alınan analizde, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran karşısında kendi siyasi yöntemlerinin sınırlarıyla karşılaştığı, Tahran'ın ise Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını koruyarak diplomatik inisiyatifi elinde tuttuğu değerlendirildi.
Yazıda, Trump'ın çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya hızla ulaşmak istediği, ancak İran'ın askeri ve ekonomik kozlarını koruyarak Washington üzerindeki baskıyı artırdığı belirtildi.
Trump'ın siyaset anlayışı, gerçeklikle her zaman sorunlu bir ilişki üzerine kuruldu. Gençlik yıllarında akıl hocası olan New Yorklu avukat Roy Cohn'un ona öğrettiği temel kural, "her zaman zafer ilan etmek ve asla yenilgiyi kabul etmemek" oldu. Ancak İran karşısında Trump, “en az kendisi kadar inatçı” bir muhatapla karşı karşıya kaldı.
Trump, bu hafta İran'la yeni müzakerelerin başlayacağını öne sürerken Tahran, bölgedeki Amerikan üslerine balistik füze saldırıları düzenleyerek ve Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını sürdürerek çatışmayı yeniden tırmandırabileceğini gösterdi. Böylece barış sürecinde inisiyatifi elinde tuttuğu mesajını verdi.
Küresel enerji krizinin derinleşme ihtimali ve yaklaşan ara seçimler ise Beyaz Saray üzerindeki baskıyı giderek artırıyor.
Trump'ın yeni bir barış anlaşmasına ilişkin son açıklaması da kısa sürede Tahran tarafından yalanlandı.
ABD Başkanı, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda İran yönetiminin görüşme talep ettiğini ve müzakerelerin başladığını ileri sürerek, "İran yönetimi inanılmaz derecede ikiyüzlü." ifadelerini kullandı.
Trump, "İran'a ancak biz istersek bir şey ulaşabilir. Bir anlaşma ya da tam teslimiyet sağlanmadıkça hiçbir şey olmayacak." sözleriyle baskısını sürdürdü.
Savaşın başlamasından bu yana onlarca kez İran'la anlaşmanın yakın olduğunu öne süren Trump, son açıklamasında da yeni görüşmelerin birkaç gün içinde barış anlaşmasıyla sonuçlanabileceğini iddia etti.
Pazar günü İran'ı "çok sert vurmakla" tehdit eden Trump, kısa süre sonra tutumunu değiştirerek görüşmelerin süreceğini ve Hürmüz Boğazı'nın açılması ile "İran'ın nükleer silahlardan arındırılması" konusunda anlaşmanın ana hatlarının belirlendiğini savundu. Ancak Tahran bu değerlendirmeyi reddetti.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD ile herhangi bir barış müzakeresi yürütülmediğini söyledi.
Bekai, "Şu anda ABD ile müzakere etmiyoruz. Bizim görüşmelerimiz Hürmüz Boğazı'ndaki geçişin güvence altına alınması konusunda Umman'la yürütülüyor." dedi.
Hürmüz pazarlığı sürüyor
Bekai, Umman'la yürütülen görüşmelerin bir anlaşmayla sonuçlanabileceğini, ancak bunun Hürmüz Boğazı'nın savaş öncesindeki statüsüne döneceği anlamına gelmediğini vurguladı.
Tahran'ın önceliğinin, İran'a saldıran tarafların Hürmüz Boğazı'nı yeniden kendi çıkarları doğrultusunda kullanmasını engellemek olduğunu belirten Bekai, boğazın uzun süre daha siyasi pazarlığın merkezinde kalacağı mesajını verdi.
Son müzakere turundan bu yana sahadaki güç dengesi ise önemli ölçüde değişmedi.
İran, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı kapatabilecek ve deniz ticaretini sekteye uğratabilecek kapasitesini koruyor.
ABD ise İran'a ağır askeri saldırılar düzenleyebilecek güce sahip olmayı sürdürüyor. Buna karşın hem Çin'le yaşanabilecek olası bir savaş için ihtiyaç duyduğu kritik mühimmat stoklarının azalması hem de İran'ı politika değişikliğine zorlayabilecek etkili hedeflerin sınırlı olması Washington'un askeri seçeneklerini daraltıyor.
Zaman Trump'ın aleyhine işliyor
Trump rejimi nisan ayından bu yana çatışmayı sona erdirme isteği verdi. Bu süreçte ilan edilen üç ayrı ateşkes ise kısa süre içinde çöktü.
ABD'de ara seçimlere üç aydan biraz fazla süre kalırken Cumhuriyetçilerin Temsilciler Meclisi çoğunluğunu, hatta Senato'daki üstünlüğünü kaybetme ihtimali giderek güçleniyor.
Geçen hafta yayımlanan Reuters/Ipsos anketine göre, Amerikalıların üçte birinden daha azı İran savaşını destekliyor.
Katılımcıların yüzde 69'u ise Trump'ın ABD'nin İran'daki askeri saldırısının amaçlarını kamuoyuna açık biçimde anlatamadığını düşünüyor.
İran açısından ise belirsizlik yeni bir “stratejik silaha” dönüşmüş durumda.
Savaş, ilk bakışta beklenenin aksine Tahran'ın müzakere pozisyonunu güçlendirdi. İran hem küresel petrol akışını yavaşlatabilecek araçlar elde etti hem de Körfez'deki Amerikan müttefiklerine baskı kurma kapasitesini korudu.
Ortadoğu Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Alex Vatanka'ya göre, İran'ın temel stratejisi, ABD ile bölgedeki ortaklarına mümkün olan en yüksek maliyeti yüklemek.
Vatanka, Trump'ın henüz İran'ın kabul edebileceği şartlarda bir anlaşmaya hazır olmadığı sonucuna varıldığını belirterek, Tahran'ın yalnızca diplomatik görüşmelerle zaman kazanmanın yeterli olmadığı kanaatine ulaştığını söyledi.
ABD'nin uyguladığı deniz ablukası İran'ın dış ticaretini büyük ölçüde durdurmuş olsa da Tahran, sahadaki baskıyı artırarak Trump'ın dikkatini çekmeye ve Washington'u farklı şartlarda bir anlaşmaya zorlamaya çalışıyor.