Filistinli yazar: İran, gerçek anti-emperyalist direnişin son kalesidir
Filistinli-Amerikalı yazar Suzan Ebulheva, The Guardian'da yayımlanan açık mektubu eleştirerek İran ile ABD ve İsrail'in aynı siyasi düzlemde değerlendirilemeyeceğini söyledi.
YDH- Filistinli-Amerikalı yazar ve aktivist Suzan Ebulheva, İran'ı eleştiren ve The Guardian gazetesinde yayımlanan açık mektubu reddederek, İran İslam Cumhuriyeti'nin “gerçek anti-emperyalist direnişin son kalesi” olduğunu söyledi.
Ebulheva, Press TV'ye verdiği röportajda, açık mektubu ve imzacılarını eleştirerek, İran'a yönelik ABD-İsrail saldırılarının boyutunun küçümsendiğini ve yanlış bir denklem kurulduğunu vurguladı.
The Guardian gazetesinde perşembe günü yayımlanan açık mektupta, İran'daki siyasi tutukluların İran yönetimi ile ABD ve İsrail'in saldırıları arasında sıkıştığı savunulmuştu. Mektupta ayrıca İran'daki siyasi tutuklamalar, İsrail'in Filistinlilere yönelik gözaltıları ve ABD'nin göçmen gözaltı sistemi, farklı koşullardaki baskı ve alıkoyma uygulamaları olarak ele alınmıştı. İmzacılar, emperyalizmin yanı sıra “içi boş anti-emperyalizm” olarak nitelendirdikleri yaklaşıma da karşı çıktıklarını belirtmişti.
Ebulheva'ya göre ise mektuptaki bu yaklaşım, İran İslam Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu gerçekliği temelden yanlış yansıtıyor.
İran'ın yoğun ABD-İsrail saldırıları altında bulunduğu bir dönemde ülkenin iç siyasi sistemine yönelik eleştirilerin, İran'ın karşı karşıya olduğu son derece eşitsiz güç dengelerinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini belirten Ebulheva, onlarca yıllık tek taraflı ve hukuka aykırı yaptırımların yanı sıra “rejim değişikliği” girişimleri, gizli operasyonlar, suikastlar ve diğer Batı ile İsrail müdahalelerine dikkat çekti.
Ebulheva özellikle mektupta İranlı siyasi tutukluların “makasın iki ağzı arasında” kaldığı yönündeki ifadeye tepki gösterdi. Bu benzetmenin, İran ile kendisine karşı savaş yürüten güçler arasındaki derin güç asimetrisini gizlediğini söyledi.
Ayrıca İran hapishaneleri, İsrail'in Filistinlileri alıkoyma uygulamaları ve ABD'nin göçmen gözaltı sisteminin aynı kefeye konulmasını reddeden Ebulheva, bu üç durumun siyasi, hukuki ve tarihsel açıdan temelde farklı koşullara dayandığını belirtti.
Ebulheva, İran'ın Batı baskısına karşı direnişinin ve egemenlik ısrarının neden “içi boş anti-emperyalizm” olarak nitelendirildiğini de sorguladı.
Yazar, askeri saldırı altındaki anti-emperyalist bir devlet ile bu devlete saldıran emperyal güçleri aynı siyasi ve ahlaki düzlemde değerlendiren bir yaklaşımın, İran'ın mücadelesini anlayamayacağını belirtti.
“İki taraf aynı makasın iki ağzı mı?”
Ebulheva, açık mektuba yönelik ilk tepkisi ile imzacıların birçoğuna duyduğu saygı arasında kaldığını belirtti. İmzacıların önemli bölümünü “siyahilerin özgürlüğü ve sömürgecilik karşıtı mücadelelere hayatlarını adamış” kişiler olarak nitelendiren Ebulheva, şu değerlendirmede bulundu:
“Emperyalist merkezin önde gelen aydınları, tam da bu dönemde seslerini esas olarak saldırı altında bulunan bir hükümeti eleştirmek için kullanıyor. Hiçbir hükümetin eleştiriden muaf olmadığına inansam da bu açık mektup konusunda birçok soru ve çekincem var.”
Ebulheva'nın temel itirazlarından biri, mektupta İranlı siyasi tutukluların bir tarafta İran İslam Cumhuriyeti, diğer tarafta ise ABD ve İsrail olmak üzere “makasın iki ağzı arasında” sıkışmış şekilde tanımlanması oldu.
Bu ifadenin iki tarafı birbirine denk göstermesine karşı çıkan Ebulheva, aralarındaki siyasi, askeri ve ekonomik güç farkının göz ardı edildiğini söyledi.
Ebulheva, “Genel çerçeve, birbirine eşit iki karşıt tarafı, aynı makasın iki ağzını gösteriyor. Oysa gerçeklikte derin bir güç asimetrisi bulunuyor ve bu son derece adaletsiz bir tasvir” dedi.
Bir tarafta “on yıllardır yıkıcı ekonomik yaptırımlara maruz kalan ve şimdi fiilen varoluşsal bir anti-emperyalist mücadele yürüten” bir ülkenin bulunduğunu belirten Ebulheva, diğer tarafta ise “nükleer güce sahip, yapay zeka kapasitesini kullanan, sınırsız mali kaynaklara, mühimmata, ikmal hatlarına ve ittifaklara sahip; uluslararası siyasi, hukuki, enformasyonel ve ekonomik altyapı üzerinde neredeyse tam hakimiyet kurmuş bir imparatorluğun” bulunduğunu söyledi.
Ebulheva, açık mektubun İran'a yönelik savaşın boyutlarını da küçümsediğini vurguladı.
Mektupta ABD ve İsrail'in “mevcut ayrım gözetmeyen askeri saldırı dalgaları”ndan söz edildiğini hatırlatan Ebulheva, bu ifadenin yaşananların gerçek boyutunu yansıtmadığını söyledi.
Ebulheva, İran'ın Minab kentindeki Şecere-i Tayyibe İlkokulu'nu hedef alan Tomahawk füzeleri ve B-2 bombardıman uçaklarının kullanıldığı saldırıda 180 çocuk ve öğretmenin hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Ayrıca İran İslam Devrimi Lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamenei ve ailesinin yanı sıra ülkenin siyasi, askeri ve bilimsel kadrolarının üçte birinden fazlasının öldürüldüğünü belirtti.
Ebulheva, su sistemleri, tarım arazileri, elektrik şebekeleri ve enerji santralleri gibi sivil altyapının da hedef alındığını söyledi. Uluslararası sularda barışçıl bir deniz tatbikatından dönen genç öğrencileri taşıyan silahsız İran donanma gemisi Dena'nın hedef alınmasını da bu saldırıların bir parçası olarak gösterdi.
Bu gelişmelerin, Tahran'ın yıllarca karşılıksız bıraktığı saldırılarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ebulheva; İsrail'in İranlı bilim insanlarına yönelik suikastlarını, Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani'nin öldürülmesini, Suriye'deki İranlı askeri generallere yönelik saldırıları, İran'ın Şam Büyükelçiliği'ne düzenlenen saldırıyı ve Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye'nin İran topraklarında öldürülmesini hatırlattı.
Ebulheva ayrıca, 1988'de ABD tarafından İran Hava Yolları'na ait 655 sefer sayılı uçağın düşürülmesi sonucu 290 yolcu ve mürettebatın, aralarında 66 çocuğun da bulunduğu, hayatını kaybetmesine ve İran'a yönelik sayısız siber saldırı ile gizli ve açık deniz sabotajlarına dikkat çekti.
“Bütün bunlar Tahran'dan herhangi bir karşılık gelmeden yaşandı” dedi.
“Yanlış bir denklem kuruluyor”
Ünlü yazar ve şair, İran, ABD ve İsrail'deki cezaevi sistemlerinin aynı “ceza devletleri” çerçevesinde değerlendirilmesinin, aralarındaki siyasi, tarihsel ve hukuki farklılıkları gizleme riski taşıdığını söyledi.
ABD'de yaklaşık 2 milyon kişinin cezaevlerinde bulunduğunu ve ülkenin dünyadaki en büyük cezaevi nüfusuna sahip olduğunu belirten Ebulheva, bu kişilerin yüzde 4 ila 6'sının masum olabileceğine ilişkin tahminlere dikkat çekti.
Bu oranın 80 bin ila 120 bin kişiye karşılık geldiğini belirten Ebulheva, bunun “iki NFL stadyumunu dolduracak kadar masum insanın parmaklıklar ardında olması” anlamına geldiğini söyledi.
Ebulheva, İran hapishaneleri ile İsrail'in Filistinlilere yönelik onlarca yıllık sistematik gözaltı uygulamalarının karşılaştırılmasına da karşı çıktı.
“İran hapishanelerini İsrail'in Filistinlileri onlarca yıldır sistematik ve sömürgeci biçimde alıkoymasıyla karşılaştırmanın da başka bir yanlış denklik biçimi olduğunu düşünüyorum”. dedi.
Aynı durumun ABD'nin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Birimi (ICE) tarafından yürütülen gözaltılar, ailelerin birbirinden ayrılması ve bu süreçte kaybolan çocuklarla yapılan karşılaştırmalar için de geçerli olduğunu söyledi.
Ebulheva, İran'ın, Batı destekli sömürge yönetiminden kurtulmasının üzerinden yalnızca birkaç on yıl geçmiş ve halen yaptırımlara maruz kalan “devrimci bir hükümet” olduğunu belirterek, İran'ın “iki yerleşimci-sömürgeci devlet” ile aynı “ceza devleti” kategorisine konulmasının doğru olmadığını vurguladı.
“Siyasi, askeri ve tarihsel koşullar arasındaki büyük farklılık göz ardı edilemez.” dedi.
Ebulheva ayrıca, üç ülkedeki tutukluların hukuki statülerinin de birbirinden farklı olduğunu vurguladı.
İran'da cezaevinde bulunanların büyük bölümünün İran vatandaşı olduğunu ve devletin kendi ceza ve ulusal güvenlik yasaları kapsamında yargılandığını belirten Ebulheva, İsrail'in idari gözaltında tuttuğu Filistinlilerin ise askeri işgal altındaki vatandaş olmayan kişiler olduğunu söyledi.
Filistinlilerin askeri kararnameler kapsamında suçlama veya yargılama olmaksızın süresiz şekilde gözaltında tutulabildiğini belirtti.
ABD'nin göçmen gözaltı sistemindeki kişilerin ise sınır dışı edilme süreçleri devam eden vatandaş olmayan kişiler olduğunu ve her ne kadar sistemin “ne kadar yozlaşmış olursa olsun” göçmenlik mahkemelerine erişim imkanı sunduğunu ifade etti.
Ebulheva, “Bunlar üç farklı hukuki ilişki: Birincisi devlet ile kendi vatandaşları arasındaki ilişki; ikincisi devlet ile sınırlarından geçen göçmenler arasındaki ilişki; üçüncüsü ise işgalci güç ile devletsiz ve işgal altındaki yerli halk arasındaki ilişki” dedi.
Ona göre açık mektup, bu farklılıkları “her yerdeki ceza devletleri” şeklindeki tek bir kavram altında birleştirerek, siyasi gerçeklikle örtüşmeyen bir “retorik denklik” oluşturuyor.
Ebulheva, “idari gözaltı”, “siyasi tutukluluk” ve “göçmen gözaltısı” kavramlarının, siyasi sonuçları aynıymış gibi ele alındığını ve egemenlik, vatandaşlık ve kendi kaderini tayin hakkı arasındaki temel farklılıkların göz ardı edildiğini söyledi.
Güvenlik tehditleri ve yabancı müdahale
Ebulheva'nın eleştirdiği bir diğer nokta ise açık mektupta tutuklanan kişilerin kim olduğuna veya neden gözaltına alındıklarına yer verilmemesi oldu.
Bu bilgiler olmadan mektubun, İran makamlarının bazı tutuklama ve yargılamalar için gerekçe gösterdiği güvenlik tehditleri, yabancı müdahale, terör ve casusluk iddialarını ele almadığını belirtti.
“Mektup, tutukluların kim olduğunu veya neden tutuklandıklarını belirtmiyor.” diyen Ebulheva, İran makamlarının bazı tutuklama ve yargılamaların gerekçesi olarak gösterdiği “gerçek güvenlik tehditleri, kanıtlanmış yabancı müdahale, terör ve casusluk” konularının bu nedenle değerlendirme dışında bırakıldığını söyledi.
Ebulheva, İran makamlarınca gözaltına alınan bazı kişilerin İsrail istihbarat servisi Mossad adına çalıştıklarını itiraf ettiklerini hatırlattı.
Ayrıca, yakın zamanda bir Kur'an okuyucusunu öldürerek cesedini parçalamaları nedeniyle hapse atılan kişilerin bulunduğu bir davaya da atıfta bulundu.
“İçi boş anti-emperyalizm ne anlama geliyor?”
Açık mektupta kullanılan “içi boş anti-emperyalizm” ifadesi de Ebulheva'nın eleştirilerinin odağında yer aldı.
Mektupta imzacılar, “emperyalizm ve içi boş anti-emperyalizm arasındaki yanlış ikiliği” reddettiklerini belirtiyordu.
Ebulheva, “Beni asıl sarsan ifade şuydu: ‘...emperyalizm ve içi boş anti-emperyalizm arasındaki yanlış ikiliği reddediyoruz’” dedi.
Anti-emperyalist yazar Carlos Martinez'in de söz konusu ifadeyi yakın zamanda ele aldığını ve mektubun temelini oluşturan ifade olarak nitelendirdiğini belirten Ebulheva, “Gerçekten de bütün yükü bu ifade taşıyor. ‘İçi boş’ kelimesi neden eklendi? Bunun kasıtlı olduğu açık, ama neden?” diye sordu.
Ebulheva'ya göre İran'ın uzun süren Batı baskısı karşısında egemenlik konusunda ısrar etmesi düşünüldüğünde “içi boş” ifadesinin kullanılması özellikle sorunlu.
“İran'ın egemenlik ve onur konusundaki ısrarı, bunun kendileri için ağır ve korkunç bir bedeli olmasına rağmen nasıl ‘içi boş’ olarak nitelendirilebilir?” diye soran Ebulheva, İran'ın isterse daha az çatışmacı bir yol izleyerek bölgedeki hakim güç düzenine katılabileceğini söyledi.
“Uzun zaman önce kolay yolu seçip, bazı Arap komşularının yaptığı gibi imparatorluğa boyun eğebilirlerdi” diyen Ebulheva, İran'ın bunun yerine “kendi varlığına sahip çıkmayı ve atalarına ve çocuklarına sadakati” seçtiğini ifade etti.
Ebulheva, “Buna pek çok isim verilebilir ama ‘içi boş’ bunlardan biri değil” dedi.
İran'ın dış güçlere karşı direnişini açıklamak zorunda olmadığını belirten Ebulheva, sözlerini şöyle tamamladı:
“İran kimseye açıklama borçlu değil. İran İslam Cumhuriyeti, gerçek anti-emperyalist direnişin son kalesidir ve bütün dünya onların yanında.”
İlgili Haberler
İran Merkez Bankası: Döviz temininde sorun yaşamıyoruz
24 Ağustos 2026
İran'a Mekke Anlaşması daveti İsrail'de alarm yarattı
24 Ağustos 2026
İran'dan Hürmüz Boğazı kararı: Geçişler ücretlendirilecek
24 Ağustos 2026
Arakçi: ABD’nin ekonomik operasyonları tekrarlanan bir senaryodan ibar…
24 Ağustos 2026
