Bin Selman’ın Washington çıkmazı
Yemen’deki yenilgi ve İran savaşı veliaht prensi köşeye sıkıştırırken, güvenlik için dayandığı ABD çözüm üretemiyor; Washington’a bağımlılığı ise kendi çıkış yolunu seçmesini engelliyor.
YDH- El-Ahbar yazarı Hüseyin İbrahim, Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz’in uzun bir aradan sonra Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etmesini, Yemen’deki son yenilginin ardından Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın babasının “siyasi meşruiyetine” duyduğu ihtiyaçla ilişkilendirdi.
İbrahim, Kral Selman’ın 2015’te Yemen’e karşı başlatılan “Kararlılık Fırtınası” harekâtına da siyasi zemin sağladığını hatırlattı. Savaş kararı, o dönem savunma bakanı olan bin Selman’la koordinasyon içinde ABD tarafından alınmış görünüyordu. Bin Selman henüz veliaht prens değildi; dolayısıyla bugünkü Yemen çıkmazının sorumluluğu yalnızca ona değil, Suudi yönetiminin bütününe ait. O tarihte veliaht prens olan ve bugün tutuklu bulunan Muhammed bin Nayif de bu sorumluluktan tümüyle ayrı tutulamaz.
Son yenilgi, bin Selman’ın 2015’ten bu yana giriştiği başarısız dış politika hamlelerini yeniden gündeme getirdi. BAE yanlısı grupları bu yıl Yemen’in güneyi ve doğusundan uzaklaştırmadaki görece başarısı, son harekâta girişmesini teşvik etmiş olabilir.
Bin Selman önceki deneyimlerinin ardından müzakere ve uzlaşıya yönelmiş, Suudi rejimini çatışmalardan uzak tutarak “siyasi meşruiyetini” dayandırdığı büyük projelere odaklanmaya çalışmıştı. Yemen’deki gelişmeler bu hesabı bozarak ülkeyi yeniden çatışmanın içine çekti.
İran savaşı çıkmazı ağırlaştırdı
ABD ve İsrail’in İran’a saldırılarının hedeflerine ulaşamaması, bin Selman’ı zaten zor bir konuma sokmuştu. Veliaht prens savaşın durması için etkili bir baskı kuramadığı gibi Suudi yönetimini savaşın sonuçlarından da bütünüyle uzak tutamadı.
İran’ın Suudi topraklarındaki ABD güçlerini Bahreyn, Kuveyt, BAE, Ürdün ve Katar’daki Amerikan üsleriyle aynı yoğunlukta hedef almaması, bin Selman’ı daha ağır sorunlardan korudu. Ancak Tahran’la diyaloğu sürdürmesine rağmen veliaht prensin İran, ABD veya İsrail üzerinde savaşı sona erdirecek bir etkisi bulunmuyor.
Yemen’de dış destek arayışı da sonuçsuz kaldı. Bin Selman, geçen hafta yaptığı telefon görüşmesinde ABD Başkanı Donald Trump’tan Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusuna doğrudan saldırmasını istedi; Trump talebi reddetti. Suudi gemilerinin Babülmendep ve Kızıldeniz’den geçişine izin verilmemesine rağmen Washington, Sanaa ile arasındaki ateşkesi koruma yönünde tutum aldı.
Bin Selman, “Mekke İttifakı” kapsamındaki Türkiye ve Pakistan’ı da savaşa çekemedi. Suriye’den savaşçı getirme seçeneği ise bu grupların ileride Suudi yönetimi için tehdit oluşturabileceği kaygısıyla geniş ölçekte uygulanamadı.
Asıl çıkmaz Washington’la ilişkide
Suudi rejimi, Sanaa ile anlaşarak Yemen savaşını bitirebilir; İran’la anlaşarak da topraklarının bu ülkeye yönelik saldırılarda kullanılmasını önleyebilir. Ancak bin Selman’ın ABD’ye bağımlılığı bu seçenekleri uygulamasını engelliyor.
Washington, Suudi yönetiminin varlığını destekleyerek ona siyasi koruma sağlıyor, fakat ülkeyi saldırılara karşı fiilen koruyamıyor. Dışarıdan yönetimin varlığını tehdit eden bir saldırı karşısında müdahale etmesi gerekebilir; ancak bugün böyle bir durum söz konusu değil. ABD, Fars Körfezi’ndeki kendi üslerini ve askerlerini korumakta da zorlanıyor.
Buna karşılık ABD’nin Suudi yönetim ailesi, güvenlik kurumları, ekonomi çevreleri, aşiret liderleri ve muhalifler üzerindeki nüfuzu, ülkenin tercihlerini büyük ölçüde yönlendirmesine imkân veriyor. Bin Selman’ın iktidarı elinde toplaması ona sınırlı bir hareket alanı sağlıyor. Washington da ittifakın bedelini taşımasını daha fazla zorlaştıracak ölçüde veliaht prense baskı yapmaktan kaçınıyor; Biden döneminde Suudi rejimiyle ilişkinin biçimini değiştirme girişimi sonuçsuz kalmıştı.
Yemen ve İran savaşlarının aynı dönemde yarattığı baskı, bin Selman’ın bugüne kadarki en ağır sınavı. Bu süreç, veliaht prensin sınırlı hareket alanını kullanarak ülkeyi istediği yöne götürüp götüremeyeceğini gösterecek.




