İran'a karşı yeni savaşın faturası ABD-İsrail'i düşündürüyor
İran, ABD ve İsrail arasında yeni bir savaş ihtimali tartışılırken, Hürmüz Boğazı, yaklaşan seçimler ve 40 günlük savaşın ağır bilançosu tarafların askeri kararlarını belirleyen başlıca unsurlar olarak öne çıkıyor.
YDH ― İran merkezli Nur Haber Ajansı’na göre, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, Ortadoğu'da İran, ABD ve İsrail ekseninde yeniden alevlenme potansiyeli taşıyan savaş senaryolarına dair derin bir belirsizlikle sona erdi.
Taraflar arasında nihai bir barış anlaşması ufukta görünmezken, doğrudan bir çatışmaya dönüleceğine dair kesin bir işaret de bulunmuyor.
Krizin merkezinde ise uluslararası deniz ticaretini ve enerji güvenliğini felç eden Hürmüz Boğazı düğümü yer alıyor.
Reuters'ın 24 Eylül'de geçtiği habere göre, Washington rejimi ve Tahran yönetimi savaşı bitirmek ve boğazı yeniden ulaşıma açmak için kademeli bir plan üzerinde dolaylı görüşmeler yürütüyor.
ABD Başkanı Donald Trump, bu haberden kısa süre sonra yaptığı açıklamada, İran'ın “çatışmaların 7 gün içinde son bulması” ve boğazın açılması karşılığında masaya koyduğu yedi şartı reddettiğini duyurdu.
Ancak Trump, ilginç bir diplomatik manevrayla müzakerelerin bu hafta yeniden başlayabileceğinin de sinyalini verdi.
Tahran cephesi ise diplomasi kanalını açık tutmanın önemini vurgulasa da kendi şartlarından kesinlikle taviz vermiyor.
40 günlük savaşın ağır bilançosu
Tarafları yeni bir savaşın eşiğinde askeri seçenekleri bekletmeye iten temel faktör, yakın geçmişte tecrübe edilen 40 günlük savaşın sonuçları oldu.
Başlangıçta ABD ve İsrail'in askeri üstünlüğüne duyulan sarsılmaz inançla başlayan ve sınırlarının kolayca yönetilebileceği varsayılan bu çatışma, kısa sürede bölgesel bir yangına evrildi.
Süreç, İran'ın klasik “saldır, karşılık ver ve bitir” şablonuyla hareket eden sıradan bir aktör olmadığını ortaya koydu.
Çatışmaların İsrail-İran hattını aşarak bölgedeki Amerikan üslerine sıçraması, çevre bölgelerdeki saldırıların şiddetlenmesi ve Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin bıçak gibi kesilmesi, başlangıçtaki savaş denklemini altüst etti.
Enerji hatları, deniz ticareti ve müttefiklerin de hedef tahtasına oturmasıyla birlikte, Washington ve Tel Aviv yeni bir askeri kararın nerede duracağı kestirilemeyen bir sonuçlar zincirini tetikleyeceğini acı bir tecrübeyle görmüş oldu.
İsrail'de 27 Ekim çıkmazı
Askeri operasyon seçeneği, İsrail ve ABD için artık salt bir güvenlik stratejisi olmaktan çıkarak, iç siyasetteki kaderlerini belirleyecek bir riske dönüştü.
İsrail'de 27 Ekim'de yapılacak kritik seçimler öncesinde siyasi tablo bıçak sırtında ilerliyor.
Times of Israel gazetesinin 23-24 Eylül tarihlerinde yayımladığı ankete göre, ülkedeki iki ana siyasi blok 53'er sandalyede kalıyor. Her iki taraf da hükümeti kurmak için gereken 61 sandalyelik çoğunluğun sekiz vekil gerisinde bulunuyor.
Böylesine kırılgan bir siyasi iklimde, işgal varlığının başlatacağı olası bir harekat, yalnızca sandık sonuçlarını değil, toplumun güvenlik algısını ve ülke ekonomisini eşzamanlı olarak sarsma potansiyeli taşıyor.
Washington'da 3 Kasım endişesi
Okyanusun ötesinde ise Washington rejimini 3 Kasım'daki ara seçimler bekliyor.
Reuters/Ipsos'un 21 Eylül'de yayımladığı anket sonuçları, Beyaz Saray'daki tabloyu net bir şekilde özetliyor: Trump'ın genel performansına verilen halk desteği yüzde 32'de kalırken, İran krizini ve saldırıları yönetme biçimi yalnızca yüzde 34 oranında onay alıyor.
Daha da önemlisi, Amerikan kamuoyu olası bir savaş ihtimalini doğrudan artan yaşam maliyetleri ve enerji fiyatlarıyla ilişkilendiriyor.
Washington cephesi için İran'la girilecek yeni bir çatışma; petrol ve akaryakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar, tırmanan enflasyon ve Hazine piyasalarının artan maliyeti nedeniyle ABD ekonomisinde yaratacağı sarsıntı üzerinden okunuyor.
Sahadaki takvimi İran belirliyor
Gelinen noktada temel sorun, yeni savaşı Washington'ın mı yoksa Tel Aviv'in mi başlatacağı değil, ABD ve İsrail'in, sıradaki savaşın kendi çizdikleri takvime ve maliyet hesaplarına göre ilerleyeceğinden emin olamamalarıdır.
İsrail'in siyasi takvimi 27 Ekim'i, Amerika'nınki ise 3 Kasım'ı işaret ediyor olabilir. Ancak savaşın süresini, çapını ve faturasını belirleyecek olan asıl değişken, “zamanı karşı tarafın zararına işletme” kapasitesiyle hareket eden İran'ın tepkisidir.
40 günlük savaş, Tahran'ın misilleme dozunu anlık değiştirerek, cepheyi genişleterek ve masaya sürekli yeni bedeller sürerek "sınırlı operasyon" beklentilerini nasıl çok katmanlı bir krize dönüştürebildiğini kanıtladı.
Nur’a göre, gelecekte bir savaş patlak verirse, sürecin gidişatını masa başında belirlenen siyasi takvimler değil, tarafların rakibin hesabını bozma ve birbirine bedel ödetme kapasitesi tayin edecek.
İlgili Haberler
Ayetullah Hamenei: Seyyid Nasrallah, tarih içinde yolunu kaybedenlerin…
28 Eylül 2026 14:33
Arakçi: ABD planı reddederse sonuçlarından kendisi sorumlu
28 Eylül 2026 03:36
Devrim Muhafızları: Seyyid Nasrallah'ın direniş üzerindeki stratejik e…
28 Eylül 2026 02:55
İran’dan Şehit Seyyid Nasrallah mesajı: 'Lübnan’a desteğimiz sürecek'
28 Eylül 2026 02:22
