İsrail’in güvenlik kalkanı büyüdükçe sürdürülebilirlik sorunu derinleşiyor
İsrail’in coğrafi dezavantajlarını aşmak için geliştirdiği önleyici ve bölgesel güç kullanımına dayalı güvenlik stratejisinin, ülkeyi çok cepheli savaş, ekonomik yük ve yedek asker kriziyle karşı karşıya bıraktığı öne sürülüyor.
YDH — El-Khanadeq yazarı Muhammed İbrahim’in analizine göre, coğrafi dezavantajlarını aşmak için geleneksel caydırıcılık politikasını terk eden İsrail, gücünü bölgesel çapta kullanmak zorunda kaldığı ve faturası giderek ağırlaşan yıkıcı bir “sürekli savaş” sarmalına sürüklendi.
Analize göre, İsrail'in kuruluşundan bu yana temel varoluş sorunu olan coğrafi sığlık ve stratejik derinlik eksikliği, gelişen yeni bölgesel tehditler karşısında Tel Aviv'in geleneksel güvenlik doktrinini tamamen çökertti.
Analiz; sınır güvenliği yerine kaba kuvvete dayalı "bölgesel bir güvenlik ağı" kurmaya çalışan İsrail'in, taktiksel başarılar elde etse de ekonomik, demografik ve askeri açıdan sürdürülemez bir döngüye hapsolduğunu öne sürüyor.
Caydırıcılığın çöküşü ve yeni tehdit algısı
İbrahim'in değerlendirmesine göre, yüzölçümünün küçüklüğü ile nüfus ve askeri merkezlerin sınırlara tehlikeli biçimde yakın olması, İsrail'i başından beri askeri üstünlüğe dayalı bir caydırıcılık mekanizması kurmaya itti.
Eski caydırıcılık denklemi, düşmana “güç kullanmanın bedelinin elde edilecek kazançtan ağır olacağı” mesajını vererek, savaşı istisnai bir duruma dönüştürmeyi ve uzun sükûnet dönemleri yaratmayı amaçlıyordu.
Ancak balistik füzeler, insansız hava araçları (İHA), hassas mühimmatlar, siber kapasiteler ve Batı Asya'ya yayılan direniş ağları, sınırların koruyucu kalkanını ortadan kaldırdı.
Makalede, direniş güçlerinin kritik İsrail altyapılarını vurmak için artık sınırları kara birlikleriyle aşmak zorunda kalmadığı, bu durumun da İsrail'in mutlak hava üstünlüğü tekelini kırdığı vurgulanıyor.
Önleyici imha: Doktrinde köklü değişim
Bu yeni gerçeklik, son 20 yılda İsrail'in güvenlik stratejisinde köklü bir kırılma yarattı. Analizde aktarıldığına göre Tel Aviv rejimi, “düşmanın gücünü kullanmasını engellemek” şeklindeki geleneksel stratejiyi terk ederek, “düşmanın bu gücü elde etmesini kökten önlemeye” odaklandı.
Yazar bu kritik değişimi, “Geleneksel caydırıcılığa duyulan güven sarsıldığında, düşmanın o silahları sadece elinde tutması bile tek başına varoluşsal bir tehdide dönüşür,” sözleriyle özetliyor.
Bu nedenle İsrail ordusunun temel hedefi artık; Lübnan veya Gazze'deki grupların gelişmiş silahlar edinmesini baştan önlemek, cephanelikleri vurmak ve yeniden toparlanma süreçlerini geciktirmek üzerine kurulu proaktif bir imha stratejisine dönüştü.
Mesele bir savaşı kazanmaktan çıkıp, gelecekteki savaşların zeminini sürekli olarak yok etme zorunluluğuna evrildi.
Yeni stratejik derinlik ve Sina Modeli
İran tehdidinin binlerce kilometre öteden Filistin'in kalbine kadar uzanma kapasitesi, Tel Aviv'in eski "güvenli sınırlar" anlayışını bütünüyle işlevsiz bıraktı. İbrahim'e göre İsrail, Güney Lübnan, Gazze veya Suriye içlerine yönelik fiili işgal hamleleri yapsa da asıl olarak doğrudan coğrafi genişlemeye değil, uzaktan müdahaleye dayalı yeni bir vizyon geliştiriyor.
Hedeflenen yeni yapıda, tıpkı Mısır'daki Sina Yarımadası modelinde olduğu gibi (ortada bir barış antlaşması dahi yokken) fiili bir işgal olmadan, uzun menzilli ateş gücü ve sıkı bir denetim mekanizmasıyla karşı tarafa ağır güvenlik kısıtlamaları dayatılması amaçlanıyor. Bu mantıkla İsrail'in yüzleştiği tehdit çemberi; sınır komşularını aşarak Irak, Yemen, İran ve Kızıldeniz'e kadar genişledi.
Yazara göre modern stratejik derinlik artık sınır ötesindeki birkaç kilometrelik şeridi tutmakla değil; çok katmanlı hava savunma sistemleri, derin istihbarat, siber güç ve koşulsuz Amerikan desteğinden oluşan karmaşık bir kalkanla ölçülüyor.
Çok cepheli savaş kâbusu
Analizde öne çıkarılan en büyük kırılganlık ise bu yeni hibrit modelin getirdiği sürdürülebilirlik krizi. İsrail'in karşılaştığı en büyük kâbusun, devasa ve ezici bir düşman ordusu değil, farklı cephelerden eşzamanlı olarak tetiklenen tehdit fırtınası olduğu belirtiliyor.
İbrahim, orta şiddetteki birkaç tehdidin Yemen, Irak, Lübnan ve diğer cephelerden aynı anda gelmesinin bambaşka bir yıkım doğuracağına; hava savunma sistemlerinin, istihbarat ağının ve lojistik hatların bu bölünmüşlük sendromu karşısında çaresiz kalacağına dikkat çekiyor.
Yazar, bu eşzamanlılığın tek başına meşhur "stratejik sürpriz" etkisini yaratmaya yeteceğini savunuyor.
Ekonomik çöküş ve yedek asker açmazı
Güvenlik çemberi genişledikçe ve müdahale sıklığı arttıkça, bu kalkanın ekonomik ve sosyal faturası da katlanıyor. El-Khanadeq'teki analize göre, askeri gücün sürdürülebilirliğindeki en hassas nokta yedek asker sistemi.
Üniforma giyen askerlerin sivil hayattaki doktorlar, mühendisler, işçiler ve üreticiler olduğuna dikkat çeken yazar, seferberlik uzadıkça cephe ile ekonomi arasındaki çizginin kaybolduğunu vurguluyor.
Asıl meselenin kâğıt üzerindeki asker sayısı değil, ülkeyi sosyal ve ekonomik bir çöküşe sürüklemeden o askerlerin ne kadar süre cephede tutulabileceği olduğu ifade ediliyor.
Amerika'nın limitleri ve ertesi gün sınavı
Bu ağır tablonun maliyeti, İsrail'in can damarı olan ABD için de günden güne kabarıyor.
Analiz, 7 Ekim sonrası Amerikan müdahalesinin daha da derinleştiğini teslim etmekle birlikte, stratejik bir soru yöneltiyor: Batı Asya'daki krizler, ABD'nin Avrupa ve Doğu Asya'daki taahhütleriyle çakışmaya başlarsa Washington aynı cömertliği sürdürebilecek mi?
Muhammed İbrahim, makalesini çarpıcı bir ertesi gün değerlendirmesiyle noktalıyor. Direniş güçlerinin her ilk saldırıdan ders çıkararak yeni taktikler, savunma kalkanları ve sızma yöntemleri geliştirdiği, İsrail'i ise sürekli sıfırdan istihbarat toplamaya ittiği belirtiliyor.
Yazar, düşman liderlerine suikast düzenlenmesi veya füze sistemlerinin vurulmasını “parlak taktiksel başarılar” olarak nitelendirirken, bunların stratejik zafer anlamına gelmediğinin altını çiziyor.
Analizin nihai tespiti şu soru etrafında şekilleniyor:
“Eğer kazanılan bu taktiksel zaferler gelecekteki tehditleri azaltmak yerine, tıpkı bugün olduğu gibi bitmek bilmeyen askeri operasyonları şart koşuyorsa; İsrail sürdürülebilir bir iklim yaratamamış demektir.”
Bu durumda Siyonist varlığın elde ettiği üstünlüğü korumak için, iç dinamiklerini iflasa sürükleyecek kadar ucu açık ve sonu gelmez bir zorbalık ile askeri şiddet sarmalına mahkûm kaldığı ifade ediliyor.
İlgili Haberler
İsrail'de 'kâbus senaryosu': Stratejik hava üsleri içeriden felç edile…
28 Eylül 2026 19:36
Netanyahu, BAE liderinden 7 Ekim uyarısını yalanlamasını istedi
28 Eylül 2026 16:49
NYT: İsrail, ateşkes altında Gazze’deki işgalini genişletiyor
28 Eylül 2026 14:19
İsrail, Hollandalı diplomatların belgelerini iptal etti
28 Eylül 2026 14:03
