Devrim Muhafızları Danışmanı: Menzilimiz 3 bin kilometreye ulaştı, hata payı 5 metrenin altında
Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Danışmanı Tuğgeneral Ali Bilali, İran'ın füze, hava savunma ve insansız hava aracı kapasitesinin Kutsal Savunma dönemindeki sınırlı imkânlardan yerli üretim ve teknoloji geliştirme yoluyla bugünkü seviyeye ulaştığını söyledi.
YDH — Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Komutanı Danışmanı Tuğgeneral Ali Bilali, İran'ın savunma ve taarruz kapasitesindeki son duruma ilişkin açıklamalarda bulundu.
Füze isabet hassasiyetini nokta atışı seviyesine getirdiklerini bildiren Bilali, “Yaklaşık 300 kilometre menzile sahip ilk füzelerimizden bugün 2 bin kilometre menzile sahip sistemlere geçtik. İsabetlilik alanında da geçmişteki koşullardan uzaklaşarak beş metreden daha düşük bir hata payına ulaştık,” dedi.
Balistik ve seyir füzesi programının yanı sıra insansız hava aracı filosunun da aynı ivmeyle geliştiğine dikkat çeken Bilali, İHA'larda başka ülkelere bağımlı kalmadan 3 bin kilometre menzile ve uzun uçuş sürelerine ulaştıklarını aktardı.
Tuğgeneral Bilali, füzelerdeki isabet oranının artırılmasında "Devrim Lideri"nin talimatlarının kritik rol oynadığını, çalışmaların nokta atışı hedefine ulaşılana dek aralıksız sürdürüldüğünü vurguladı.
"2019'da ABD İHA'sının düşürülmesi bir kırılma noktasıydı"
Ülkenin hava savunma kapasitesindeki dönüşümü de örneklendiren Bilali, geçmişte düşman unsurlarının yüksek irtifadan İran mevzilerini rahatlıkla hedef alabildiğini hatırlattı.
Yerli sistemlerin devreye girmesiyle bu zafiyetin aşıldığını belirten Danışman, 2019 yılında yüksek irtifada uçan bir Amerikan insansız hava aracının yerli üretim 3. Hordad hava savunma sistemiyle düşürülmesinin, İran'ın bu alandaki bağımlılık aşamasını geride bıraktığının en net kanıtı olduğunu ifade etti.
Suriye ve Libya'da başlayan füze programı
Bilali, bugünkü askerî teknolojinin temellerinin “Kutsal Savunma” olarak adlandırılan İran-Irak Savaşı döneminde atıldığını kaydetti.
Savaşın ilk yıllarında İran'ın füze kapasitesinin son derece sınırlı olduğunu hatırlatan Bilali, o dönemde Irak'ın çeşitli ülkelerden geniş destek alarak her türlü teçhizat ve füzeye erişebildiğini, bunun da cephede ciddi bir eşitsizlik yarattığını belirtti.
Irak'ın şehir savaşlarını ve füze saldırılarını yoğunlaştırması üzerine İran'ın kendi kapasitesini kurmak için harekete geçtiğini aktaran Bilali, süreci şöyle anlattı:
"Şehit Hasan Tahrani Mukaddem ve bir grup komutan, füze teknolojisi eğitimi almak üzere Suriye ve Libya'ya gitti. Kısa süre içinde bir grup genç İranlı asker gerekli eğitimi tamamladı."
Dışa bağımlılığı reddeden vizyon
Tahrani Mukaddem'in, dışarıdan füze tedarik edildiği ilk günlerden itibaren tersine mühendislik ve yerli üretime odaklandığını vurgulayan Bilali, bu vizyonun başkalarına bağımlı kalmamayı esas aldığını dile getirdi.
Savaşın sona ermesiyle birlikte İran'ın dışarıdan füze satın alma ihtiyacından kademeli olarak kurtulduğunu ifade eden Tuğgeneral Bilali, gelinen noktayı şu sözlerle özetledi:
"Eğer ülkenin gençleri bunu başarabileceklerine inanmasaydı ve en başından itibaren içe dönük bir yaklaşım benimsenmeseydi, tamamen yerli imkânlara dayanan bugünkü ilerlemeler asla elde edilemezdi."




