ABD ve İsrail’i kurtarma savaşı Suudi rejimini yenilgiye götürüyor
Suudi rejiminin desteklediği gruplar arasındaki rekabet ve ABD-İsrail hedefleri doğrultusunda yürütülen savaş, Yemen’de yeni bir stratejik yenilgiye zemin hazırlıyor.
YDH- El-Ahbar yazarı Hüseyin İbrahim, Suudi rejiminin Yemen’e karşı yürüttüğü yeni savaşta ABD ve İsrail’in de yer aldığını, ancak iki ülkenin bunu görünür kılmamaya çalıştığını yazdı.
İbrahim, ABD ve İsrail’in desteklediği cephe yenilirse yeni bir yenilginin sorumluluğunu üstlenmek istemediklerini belirtti. Katılımlarını açıklamanın savaşın gerçek hedeflerini ortaya çıkaracağını ve savaşa katılan devletler ile grupların anlatısını zayıflatacağını da vurguladı.
İbrahim, savaşı ABD ve müttefikleriyle İran ve müttefikleri arasındaki daha geniş çatışmanın parçası olarak değerlendirdi. Yazara göre bu savaş, askerî ve siyasi çıkış yolu tıkanmış görünen ABD öncülüğündeki cephe için bu çatışmadan çıkış arayışında kalan neredeyse tek imkân. Suudi rejiminin yeni harekâtı ise önceki Yemen savaşlarından farklı bir ittifak yapısına dayanmıyor.
Sanaa’ya karşı ABD stratejik bombardıman uçaklarının, İsrail savaş uçaklarının ve ABD uçak gemilerinin katıldığı çok sayıda doğrudan hava harekâtı sonuç vermedi. Suudi rejimi de sekiz yıl boyunca yürüttüğü savaşta hedeflerine ulaşamadı; o dönemde savaşın siyasi çözüm ihtimali bugünkünden daha elverişliydi. Bu tablo karşısında, Suudi rejiminin başlattığı yeni hava harekâtının neyi değiştirebileceği sorgulanıyor.
Türkiye ve Pakistan’ın olası rolü
“Mekke İttifakı” hükümlerinin devreye sokulmasıyla Türkiye ve Pakistan’ın savaşa katılması da Suudi rejimine fazla bir katkı sağlamayabilir. Savaşın esas alanı Suudi toprakları değil Yemen.
Yemen ordusunun Suudi topraklarındaki petrol tesislerine, askerî üslere, havaalanlarına ve gemilere yönelik füze ve İHA saldırıları, Suudi bombardımanı ve kuşatmasına doğrudan karşılık veriyor. Bu nedenle bir Mekke İttifakı üyesine yönelik saldırıyı diğer üyelerine yapılmış sayan ortak savunma hükmünü devreye sokmayı haklı çıkaracak bir Yemen saldırısı bulunmuyor.
İbrahim, Türkiye ve Pakistan’ın olası katılımının Suudi topraklarının savunulmasıyla sınırlı kalabileceğini değerlendiriyor. Yemen’de doğrudan askerî rol üstlenmenin iki ülkenin bölgedeki gemi ve çıkarları açısından güvenlik riskleri doğurabileceğini belirten yazar, Türkiye’de Yemen’e müdahil olmaya karşı güçlü bir muhalefet bulunduğunu da aktarıyor.
Pakistan’da da ülkenin böyle bir savaşa sürüklenmesinin kabul görmesi zor. Pakistan parlamentosu, 2015’te Suudi rejiminin öncülük ettiği Yemen savaşına asker gönderilmesine oybirliğiyle karşı çıkmıştı. Türkiye ve Pakistan’ın savaşa tam katılımı halinde İran ve müttefiklerinin nasıl karşılık vereceği de gündemdeki sorular arasında.
Karşı cephede parçalı yapı
Yemen’de Suudi rejimini destekleyen ittifakın çözülmemiş sorunlarından biri, sahadaki güçlerin birleşik bir yapı oluşturmaması. Bazı gruplar Sanaa hükümetine bağlı Yemen ordusuna karşı savaşmaktan çok birbirleriyle mücadele ediyor. Bu güçlerin kolayca sızmalara açık olduğu da görüldü.
Sanaa yönetimi, kabilelerle ilişkilerinde bu hassasiyeti gözetiyor; aralarındaki dengeyi kurmayı ve savaşların gerekçelerini onlara anlatmayı biliyor. Yemen ordusu geçmiş savaşlarda çoğunlukla kendini savunmak ya da haklı gördüğü davalar için mücadele etmesi, bu savaşlardan kendine özel kazanımlar çıkarmaması da savaşçıların moralini, hareketin güvenilirliğini ve kabileler nezdindeki konumunu güçlendiriyor.
Karşı cephe, farklı bağlılıkları ve çıkarları bulunan, birbirleriyle rekabet eden gruplardan oluşuyor. Bu gruplar savaşçıları bir avuç riyal ya da dirhem karşılığında saflarına çekiyor. Aralarında bazı davaları savunanlar bulunsa da güney davası yeni savaşta görünmez hale geldi. Bunun nedeni, Suudi rejiminin ülkenin güneyinde ve doğusunda Güney Geçiş Konseyi’ne yönelik politikaları. Konseyin BAE’ye bağlılığı da güneyin ayrılması hedefindeki ortaklığa dayanıyordu.
“Vatan Kalkanı” güçleri ile Selefi “Devler Tugayları”, analizde uzun sakalların ardına gizlenmiş paralı savaşçılar olarak niteleniyor. İhvan’ın Yemen kolu olan Islah Partisi’ni Suudi rejimiyle bir araya getiren başlıca unsurlar BAE’yle rekabet ve Sanaa’ya düşmanlık. Islah, Selefi gruplarla da rekabet içinde.
Farklı bağlılıkları ve hedefleri bulunan bu yapıların, daha bütünlüklü bir güç olan Yemen ordusunu yenmesi mümkün görünmüyor. Savaşa katılan devletlerin ve grupların yalnızca ABD ile İsrail’in istediği hedefler doğrultusunda hareket ettiği algısı da savaşın toplumsal desteğini zayıflatıyor.
Yeni Suudi saldırısı öncesinde ve saldırı sürerken yürütülen medya propagandasına rağmen, harekâtın Suudi rejimini hedeflerine ulaştırmayacağı bir gün içinde anlaşıldı. Bu kez yaşanacak başarısızlığın sonuçları yalnızca Suudi rejiminin imajını etkilemeyecek; bölgedeki daha geniş savaşın seyrine de yansıyacak.
İlgili Haberler
Yemen ordusu Riyad’daki Kral Halid Havalimanı’nı vurdu
08 Ekim 2026 12:20
Suudi destekli gruplar Yemen cephelerinde ağır kayıplar veriyor
08 Ekim 2026 08:54
Trump, Yemen'e karşı doğrudan askeri müdahaleden neden kaçınıyor?
08 Ekim 2026 08:32
Seyyid el-Husi: Aksa Tufanı, ümmetin sorumluluk alması için tarihî bir…
08 Ekim 2026 01:25
