Washington, İran’a saldırının zeminini hazırlıyor
Washington, nükleer dosyayı öne çıkararak Tahran’dan hızlı taviz koparmaya çalışırken, İran’ı hedef alan propaganda kampanyası da yeni bir askerî tırmanışın önünü açıyor.
YDH- El-Ahbar yazarı Muhammed Hacavi, Katar’ın ABD ile İran arasında yürüttüğü arabuluculuk çabalarına rağmen taraflar arasındaki görüş ayrılıklarının azalmadığını ve anlaşmaya yaklaşıldığına dair işaret bulunmadığını yazdı. Hacavi’ye göre nükleer program, diplomatik sürecin önündeki başlıca engel olmayı sürdürüyor.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “ABD için kabul edilebilir anlaşma, İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmamasını garanti eden anlaşmadır” açıklaması ile Başkan Yardımcısı JD Vance’in Tahran’dan belirli nükleer tavizler ve uranyum zenginleştirme kapasitesinde kayda değer bir düşüş talep etmesi, Washington’ın İran’ın “yedi günlük planına” verdiği yanıt olarak değerlendiriliyor.
Tahran ise dosyaları birbirinden ayrı tutarak nükleer konunun savaşın sona erdirilmesi, petrol ablukasının kaldırılması ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasının ardından ele alınmasında ısrar ediyor.
Washington nükleer dosyayı öne çıkarıyor
Savaşın yüksek maliyeti nedeniyle ABD Başkanı Donald Trump’ın iç baskıyla karşı karşıya olduğu belirtiliyor.
Hacavi, Trump’ın bu baskı altında oyunun kurallarını değiştirmeye çalıştığını ve İran’ın “nükleer tehdidini” kamuoyuna savaşı gerekçelendirmek için öne çıkardığını savunuyor.
Washington’ın özellikle zenginleştirme düzeyi ve yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş uranyum stokunun akıbeti konusunda Tahran’dan hemen ve doğrudan taviz istemesi, analize göre İslamabad Mutabakatı’nın ruhundan uzaklaşıyor.
Bu taleplerin öncelikli amacı, Trump’ın kamuoyuna somut bir başarı olarak sunabileceği hızlı bir siyasi kazanım elde etmek. Ancak İran’ın tutumunda taleplere karşılık vermeye hazır olduğuna dair işaret görülmüyor. Diplomatik tıkanma, Trump’ın bir başarı elde etme ihtiyacı ve İsrail’in çatışmayı sürdürme ısrarı, bölgede daha ağır bir tırmanma ihtimalini artırıyor.
Bu sırada İran’ı “nükleer tehdit” olarak sunan bir psikolojik ve propaganda kampanyasının, ülkeye geniş çaplı bir askerî saldırının zeminini hazırlamayı amaçladığı ileri sürülüyor.
İsrail lobisine yakın Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü’nün, son savaşta İsrail’in saldırdığı Tahran’ın kuzeydoğusundaki “gizli nükleer sahada” faaliyetlerin yeniden başladığını öne süren uydu görüntüleri yayımlaması bu gelişmeler arasında sayılıyor.
Natanz yakınlarındaki tesiste “gizli nükleer faaliyetler” yürütüldüğüne ilişkin haberlerin artması da aynı çerçevede değerlendiriliyor.
Analizde ayrıca FlyDubai uçağıyla ilgili olayın siyasi amaçlarla kullanıldığı, Trump’ın İran’ı olayla ilişkilendirdiği ve İran’ın İngiltere’deki Fairford Hava Üssü’nü hedef almaya çalıştığı yönündeki suçlamaların da bu kampanyaya eklendiği belirtiliyor.
Hürmüz ve Rusya’nın arabuluculuk girişimi
Hürmüz Boğazı üzerindeki İran-ABD gerilimi sürerken, son günlerde İran’ın su yolu üzerindeki denetiminin gerilediği ve petrol tankerlerinin geçişlerinin arttığı izlenimi verilmeye çalışılıyor.
ABD’li yetkililer, bu gelişmeleri İran’ın kontrolünün sona erdiğinin göstergesi olarak sunuyor. Tahran ise boğazdaki nüfuzunu, Washington’la yürüttüğü mücadelede vazgeçemeyeceği stratejik bir baskı aracı olarak korumaya çalışıyor.
Devrim Muhafızları Ordusu Başkomutanı’nın başdanışmanı Muhammed Rıza Nakdi, İran’ın yasa dışı saydığı geçiş güzergâhlarının yakında kapatılabileceği uyarısında bulundu.
Bu gelişmeler sürerken Rusya, nükleer dosyanın çözümü için arabulucu rolünü öne çıkarıyor. Moskova’nın sunduğu öneriler arasında İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stokunun Rusya’ya taşınması da bulunuyor; ancak Tahran, nükleer malzemenin ülke dışına çıkarılması fikrini kesin biçimde reddediyor.
Moskova ayrıca zirve öncesinde, İran’a verilecek 20 milyar dolarlık Rus kredisinin ilk 1 milyar dolarlık diliminin ödenmesine ilişkin hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.
ABD baskısının ve İran’a yönelik deniz ablukasının yoğunlaştığı bir dönemde başlatılan ödeme, analizde Moskova’nın Tahran’a stratejik desteği ve İran’ın ekonomik direncini güçlendirecek bir adım olarak değerlendiriliyor.




