Netanyahu gitse de İsrail’in işgal ve saldırı siyaseti sürecek
Eisenkot’un zaferi yargı ve kamu kurumlarının bağımsızlığını güçlendirebilir; ancak Filistin devletine karşı çıkan İsrail partileri, Gazze savaşı ve bölgesel saldırılar konusunda ortak tutumda buluşuyor.
YDH- Haaretz Genel Yayın Yönetmeni Aluf Benn, Foreign Affairs’te yayımlanan analizinde, İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçimlerin iç siyasette önemli sonuçlar doğurabileceğini, ancak Filistinlilere ve bölge ülkelerine yönelik politikayı köklü biçimde değiştirmesinin beklenmediğini yazdı.
Benn’e göre Gadi Eisenkot’un kazanması yargı, basın ve kamu hizmetlerinin bağımsızlığını güçlendirebilir; buna karşılık Filistin devletine karşı çıkan ve Gazze savaşını savunan İsrail’deki Yahudi partiler dış politikada ortak bir çizgide buluşuyor.
Seçim kampanyasının merkezinde Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki operasyonunu engelleyememenin sorumluluğu yer alıyor. Muhalefet, 1.200 İsraillinin öldüğü ve 251 kişinin esir alındığı saldırıdan Netanyahu’yu sorumlu tutuyor. Netanyahu’nun Hamas’a Katar’dan para aktarılmasına izin verdiğini, istihbarat uyarılarını dikkate almadığını ve bağımsız soruşturmayı engellediğini savunuyor. Netanyahu ve destekçileri ise sorumluluğu askerî ve güvenlik kurumlarına yüklüyor; ayrıca saldırının içeriden desteklendiğine dair komplo iddialarını gündeme getiriyor.
İç siyasette farklılık, Filistin politikasında ortaklık
Netanyahu ile Eisenkot’un ayrıştığı başlıca alan, yargı ve kamu kurumlarının bağımsızlığı. Eisenkot bağımsız yargıyı, özgür basını ve profesyonel kamu hizmetini savunurken Netanyahu ve müttefikleri mahkemelerin yetkilerini sınırlayacak düzenlemeler öneriyor. Ancak iki siyasetçi de Filistin devletine karşı çıkıyor; İsrail’in Gazze’deki savaşını “gerekli ve meşru” görüyor, İran’a yönelik saldırıları ve Lübnan ile Suriye’deki askerî varlığı destekliyor.
İki lider arasındaki fark, savaşların yürütülme biçimi ve alınan kararların sonuçları üzerinden belirginleşiyor. Eisenkot, Netanyahu’yu Gazze’de ateşkesi reddederek İsrailli esirlerin daha erken serbest bırakılmasının önüne geçmekle eleştiriyor. Buna karşılık kendisi de Gazze’de daha geniş çaplı bir işgalden yana olduğunu söylemiş ve seçilmesi halinde 18 ay içinde Hamas yönetimini sona erdirme sözü vermişti. İran konusunda Netanyahu’nun rejimi devirme hedefini gerçekçi bulmayan Eisenkot, “Bir hükümeti havadan deviremezsiniz; bu bir yanılsama” demişti. Buna rağmen İran’ın askerî ve nükleer kapasitesini zayıflatmaya yönelik saldırıları destekliyor.
Batı Şeria’daki yerleşimci saldırıları da iki siyasetçi arasındaki önemli ayrımlardan biri. Netanyahu, aşırı sağcı ortaklarının etkisiyle Filistinlileri topraklarından çıkarmaya yönelik saldırıları görmezden gelirken Eisenkot bu eylemleri “Yahudi terörü” olarak nitelendiriyor. Eisenkot, Batı Şeria’da kanlı bir patlama yaşanabileceği ve İsrail’in uluslararası tepkilerle daha fazla karşılaşacağı kaygısını taşıyor.
İşgal politikası İsrail’i uluslararası baskıyla karşı karşıya bırakıyor
7 Ekim sonrasında İsrail’in Gazze’yi yıkıma uğratan, Lübnan ve Suriye’de toprakları işgal eden ve İran’a karşı savaş başlatan politikaları ülkenin uluslararası itibarını daha da zayıflattı. Batı Şeria’daki yerleşimlerin genişletilmesi de 7 Ekim’e karşılık olarak gösterilemeyeceği için dış tepkileri artırıyor. İngiltere, 8 Eylül’de Batı Şeria’daki yerleşimleri ve bunların finansmanına ya da inşasına katılan şirketleri hedef alan yaptırımlar açıklamıştı. Londra’nın önemli bir finans merkezi olması, yerleşim projelerini finanse eden İsrail bankalarını da baskı altında bırakabilir.
ABD Başkanı Donald Trump Netanyahu’yu desteklemeyi sürdürürken Demokratların çoğu ve bazı Cumhuriyetçiler, Gazze’deki yıkımda ABD mühimmatının kullanılmasını gerekçe göstererek İsrail ordusuna yapılan yardımların ve teknoloji transferlerinin durdurulmasını ya da sınırlandırılmasını istiyor. Demokratların Kongre’nin en az bir kanadında çoğunluğu kazanması halinde İsrail’e verilen koşulsuz desteğin sürdürülmesi zorlaşabilir.
İsrail’de dış tepkiler çoğunlukla Filistinlilerin haklarına ve bölgesel istikrara ilişkin kaygılar yerine “antisemitizmle” açıklanıyor. Buna rağmen ülkede artan “uluslararası yalnızlaşma” endişesi büyüyor. Netanyahu, yalnızca kendisinin iyi İngilizcesi ve siyasi deneyimi sayesinde İsrail’i yaklaşan bir “diplomatik tsunamiden” koruyabileceğini savunuyor. Eisenkot ise uluslararası ortakların desteğini yeniden kazanmak için daha açık bir tutum ve müzakere yürütmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım İsrail’e en azından bir süre diplomatik alan açabilir; Eisenkot yerleşim inşasını yavaşlatabilir ve yerleşimci şiddetine karşı adım atabilir.
Ancak Eisenkot’un koalisyon ortakları Filistin devletine karşı çıkıyor. Ortaklardan Avigdor Lieberman, Filistin Yönetimi’nin dağıtılmasını ve Batı Şeria’daki Filistinlilerin Ürdün tarafından yönetilmesini savunuyor. Eisenkot’un iki devletli çözümü desteklemesi, böyle bir koalisyonun dağılmasına yol açabilir.
Seçim sonucu ne olursa olsun çıkmaz sürebilir
Anketler, Netanyahu ya da Eisenkot’un seçimden tek başına çoğunlukla çıkamayabileceğine işaret ediyor. Bu durumda taraflar koalisyon görüşmelerine yönelebilir. Netanyahu, yargı düzenlemesini veya kültür savaşı başlıklarını askıya alma karşılığında Eisenkot’a birlik hükümeti önerebilir. Eisenkot, Netanyahu liderliğinde görev almayı reddetse de İsrail siyasetinde bu tür geri dönüşler yaşanabiliyor. Görüşmelerin sonuçsuz kalması halinde ülkenin yeniden seçime gitmesi de olasılıklar arasında. İsrail, 2019-2022 arasında beş kez genel seçim yapmıştı.
Netanyahu’nun görevde kalması ya da Eisenkot liderliğinde yeni bir hükümet kurulması, Filistinlilere yönelik baskı ve komşu ülkelerdeki işgal politikasını tek başına değiştirmeyecek. Bu çizginin sürmesi diplomatik ve ekonomik maliyetleri artırabilir. İsrail, ABD’nin finanse ettiği silah sistemlerinin yerine kendi üretimini genişletmeye ve askerî ya da çift kullanımlı ürünlere yönelik ihracat kısıtlamalarını aşmaya çalışabilir. İsrail’in karşı karşıya kalabileceği en ağır sonuçlardan biri ise 1967’den bu yana işgal politikasını uluslararası kınamalara karşı koruyan ABD vetosunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde zayıflaması.
Seçim sonucundan bağımsız olarak İsrail’in uluslararası yalnızlaşması sürebilir; Netanyahu ve aşırı sağcı ortaklarının iktidarda kalması halinde bu süreç hızlanabilir. Daha liberal İsraillilerin bir bölümü de dış baskıların sonuçlarını beklemek yerine ülkeden ayrılmayı tercih edebilir.




