Zeydi Suriye’de: Çetrefilli işbirliği
❝Bağdat, ulusal güvenlik alanında bütünlüklü bir sistem kurmak yerine krizleri diplomasi yoluyla yönetme eğilimini sürdürüyor.❞
YDH — El-Ahbar gazetesi Irak editörü Fakır Fadıl, bu yazısında Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin Şam ziyaretini ve Bağdat’ın Colani rejimiyle yakınlaşma politikasını sorguluyor. Irak’ın bu açılımdan elde edeceği somut kazanımların henüz belirsiz olduğuna dikkat çeken Fadıl, Suriye’deki silahlı grupların varlığı, IŞİD tehdidi, kaçakçılık ağları ve yabancı ülkelerin Suriye üzerindeki etkisini Irak’ın ulusal güvenliği açısından risk unsurları olarak öne çıkarıyor.
▪️▪️▪️
Irak Başbakanı Ali Zeydi’nin Şam ziyareti, Irak’ın Suriye’ye açılımının sınırları ve Bağdat’ın bölgesel çalkantıların yaşandığı bu dönemde bu yakınlaşmadan elde etmeyi amaçladığı çıkarlar konusunda kapsamlı soru işaretlerini beraberinde getiriyor.
Hükümet ziyareti ekonomik, ticari ve güvenlik alanlarında işbirliğini güçlendirecek bir adım olarak sunarken, özellikle bu işbirliğinin hangi güvencelere dayanacağı ve nasıl hayata geçirileceği konusundaki sorular gündemdeki yerini koruyor.
Irak’ın silahlı gruplar ve kaçakçılık şebekelerine ilişkin kaygılarının sürmesi ve doğrudan ekonomik getiriyi ortaya koyan somut göstergelerin bulunmaması da bu soru işaretlerini artırıyor.
2024’ün sonlarında eski rejimin devrilmesinden bu yana bir Irak hükümet başkanının Şam’a gerçekleştirdiği ilk ziyaret olma özelliğini taşıyan bu temas, Zeydi’nin Ürdün durağının ardından ve hükümetin komşu ülkelerle ilişkilerini genişletmeye yönelik girişimleri kapsamında gerçekleşiyor.
El-Gad Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Ali Abdürrezzak, El-Ahbar gazetesine yaptığı açıklamada, hız kazanan siyasi açılımın “Irak’ın ulusal güvenliği açısından riskleri hesaplanmamış stratejik bir macera” olduğunu belirtiyor. Aşırılıkçı gündemlerle ve bölgesel istihbarat nüfuzuyla, özellikle de NATO üyesi ülkelerin etkisiyle bağlantılı taraflar ve şahsiyetlerle ortaklık kurulmasının tehlikelerine dikkat çeken Abdürrezzak, bu ziyaretlerin geçmişleri ve bölgesel rolleri hakkındaki soru işaretleri henüz giderilmemiş aktörlere siyasi meşruiyet kazandırabileceğini düşünüyor.
Abdürrezzak’a göre diplomatik protokolü egemenlik kaygılarının önüne koymak yerine, öncelik katı güvenlik koşullarının dayatılmasına ve silahlı örgütlerin faaliyetlerinin sınır bölgelerinde yaratabileceği tehditlere karşı sınır güvenliğinin sağlanmasına verilmeli.
El-Ahbar gazetesine konuşan siyasi araştırmacı Yunus Alvan da benzer bir değerlendirmede bulunarak, “Ziyaret stratejik derinlikten yoksun. Bağdat, ulusal güvenlik alanında bütünlüklü bir sistem kurmak yerine krizleri diplomasi yoluyla yönetme eğilimini sürdürüyor.” diyor.
Alvan, “Sınırların kontrol altına alınması, kaçakçılıkla mücadele edilmesi ve sınır hattındaki kayıt dışı varlığın ele alınması, genel ifadeler içeren mutabakat zaptlarıyla sağlanamaz. Bunun için sahada uygulanacak açık mekanizmalara, bilgi paylaşımına ve sonuçları ölçülebilir, net biçimde tanımlanmış sorumluluklara ihtiyaç var.” ifadelerini kullanıyor.
Alvan, “Irak’ın, iç mutabakat ve ortak bir egemenlik perspektifi bulunmaksızın karmaşık bölgesel meselelerde arabulucu ya da garantör rolü üstlenmeye çalışması, ülkeyi müzakere kapasitesini aşan yükümlülüklerle karşı karşıya bırakabilir.” uyarısında bulunuyor.
Ayrıca ziyaretin zamanlamasının, Bağdat’ın bölgesel konumlanışına ilişkin farklı yorumlara yol açabileceğini belirterek, Irak’ın hesaplanmamış ittifaklara girmek yerine dengeli hareket alanını koruması gerektiğini vurguluyor.
Bütün bunlar, IŞİD terör örgütünün oluşturduğu tehdidin devam ettiği bir dönemde yaşanıyor. Suriye’deki geçiş yönetimi lideri Colani’nin ziyaretten önce verdiği bir televizyon röportajında tehditlerin azaldığını ve iki ülke arasında güvenlik koordinasyonu bulunduğunu söylemesi de Irak’ın kaygılarını gidermiş değil.
Suriye’den gelen güvencelerin, sahadaki fiilî hazırlık düzeyinin doğrulanmasının yerini tutması veya silahlı militanların sızmasını ve son dönemde yeniden canlanan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini önlemek için gerekli düzenlemeleri tek başına netleştirmesi şu aşamada mümkün görünmüyor.
Ekonomik açıdan ise Kerkük-Hadise-Banyas petrol boru hattının yeniden faaliyete geçirilmesi, gündemdeki en önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Colani, Irak’a Akdeniz’e açılan ek bir kapı sağlayabilecek ve Körfez ile Hürmüz Boğazı’ndaki istikrarsızlığa açık ihracat güzergâhlarına bağımlılığı kısmen azaltabilecek söz konusu hatla ilgili görüşmeler yapıldığını doğruladı.
Ancak projenin önem taşıması, hayata geçirilmeye hazır olduğu veya sağlayacağı getirilerin garanti edildiği anlamına gelmiyor. Projenin uygulanabilmesi için teknik ve mali değerlendirmelerin yapılması, güvenlik güvencelerinin sağlanması, hattın yenilenme maliyetinin belirlenmesi ve işletme ile ihracat koşullarının netleştirilmesi gerekiyor.
Bu çerçevede Alvan, “Ekonomik mutabakat zabıtları; takvim, uygulama mekanizmaları ve açık mali güvenceler içermediği sürece sınırlı bir fayda sağlayacaktır.” değerlendirmesinde bulunuyor. Irak’ın petrol gelirlerine yüksek bağımlılığı nedeniyle mali baskılar ve yapısal dengesizliklerle karşı karşıya olduğuna dikkat çeken Alvan, “Anlaşmaların bütçeye veya istihdam olanaklarına yansımayan medya başlıklarına dönüşmesi” tehlikesine karşı uyarıyor.
Buna karşılık Bağdat Ticaret Odaları Birliği Danışmanı Akil Muhammedavi, Zeydi’nin bölgesel turunu savunarak bu girişimin dengeli bir ekonomik ve siyasi diplomasi örneği olduğunu düşünüyor. Muhammedavi’ye göre bu ziyaretler petrol ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesine, yatırım ortaklıklarının genişletilmesine ve Kalkınma Yolu Projesi'nin ilerletilmesine katkı sağlayabilir.
Ancak bu iyimser beklentilerin karşılık bulması, ziyaret takviminin genişletilmesinden ziyade, belirlenen hedeflerin yürürlüğe giren sözleşmelere ve somut projelere dönüştürülmesine bağlı.
Çeviri: YDH




