İsrailli istihbaratçının 'İran'ı Balkanlaştırma' tehdidine İranlı akademisyenden yanıt
İranlı siyaset bilimci Mehdi Harratiyan, İsrailli emekli albay Mordekay Kedar'ın İran'ı etnik temelde parçalama çağrılarının münferit olmadığını, İsrail destekli düşünce kuruluşlarının yıllardır bu yönde planlar geliştirdiğini söyledi.
YDH — İranlı siyaset bilimci Mehdi Harratiyan, İsrail askeri istihbarat teşkilatı Aman'dan emekli albay Mordekay Kedar'ın İran'ın toprak bütünlüğünü hedef alan açıklamalarını değerlendirdi.
Harratiyan, emekli istihbarat subayı Kedar'ın “İran kavramına ve Pers uygarlığına karşı biriktirdiği nefretin boyutlarını gösteren bu İran karşıtı söylemlerin bazı kesimleri şaşırtmış olabileceğini, ancak konuyu yakından takip edenler için bu ifadelerin hiç de yeni olmadığını” belirtti.
https://x.com/MehdiKharratya/status/2116782433076982265
Kedar'ın sözlerinin, ABD Başkanı Donald Trump ile eski Dışişleri Bakanı (DB) Mike Pompeo'nun ayrılıkçı söylemlerinin ve rejimin mevcut DB Marco Rubio'nun Atina'da dile getirdiği İran karşıtı ifadelerin basit birer dil sürçmesi ya da tesadüf olmadığını vurgulayan Harratiyan, ”bütün bu adımların İsrail finansmanıyla yıllar süren araştırmalar ve lobi faaliyetleri sonucunda dikkatle teorileştirildiğini” ifade etti.
Kedar’ın İran ve Pers uygarlığına yönelik sözleri
İsrail askeri istihbarat teşkilatı Aman'dan emekli albay Mordekay Kedar, yaptığı açıklamada şu kelimeleri kullandı:
İran'daki uluslar... İran bir ulus değildir. İran, kendilerini diğer herkese dayatan Farsların diktatörlüğüdür. İran'da yaklaşık 80 etnik grup vardır. İran yapay bir devlettir. Ve İran'a olacak olan şey, tıpkı Sovyetler Birliği'ne, Yugoslavya'ya ve Çekoslovakya'ya olan şeyin aynısıdır. Onun kaderi parçalanmak, en başından beri olması gerektiği gibi paramparça olmaktır. Pers hegemonyası sona ermelidir çünkü bu hegemonya binlerce, binlerce İranlının hayatına mal olmuştur. Ve o, atalarımızın topraklarında yaşayan bizlerden bahsediyor. Sizin atalarınız şarap içerken, domuz eti yerken, kızlarını diri diri gömerken ve putlara taparken... Kudüs 3 bin yıl önce Yahudilerin başkentiydi.
İranlı siyaset bilimci Harratiyan, Kedar'ın bu görüşlerinin daha önce İsrail'in aşırı sağcı gazetesi Israel Hayom'da 18 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan röportajında çok daha çarpıcı bir biçimde dile getirildiğini hatırlattı.
Suriye’nin yok edilmesinin İran üzerindeki etkilerini değerlendiren Kedar, söz konusu röportajda sosyal medya ağlarını kullanarak İran'daki fay hatlarını harekete geçirme ve ülkeyi parçalama planını açıkça ortaya koyuyordu.
Kedar, ”Suriye'deki gelişmelerin her yerde Sünnilerin moralini gerçekten yükselttiğini ve onları İran'ın bölgedeki varlığına karşı örgütlenmeye teşvik ettiğini” belirterek şöyle dedi:
Bu dalga etkisi, özellikle sosyal medya ağlarının ülkedeki faaliyetleri ve mevcut durumun bölünme ve ayrışma yaratma potansiyeli nedeniyle İran'ın içinde de etkili olabilir.
Israel Hayom muhabirinin “Çizdiğiniz tabloda bizim yerimiz neresi?” sorusunu yanıtlayan Kedar, başkalarıyla birlikte İran'daki azınlıkları Perslerin hegemonik hâkimiyetine karşı ayaklanmaya teşvik etmeleri gerektiğini söylemiş.
Bu ayaklanmanın hem mollaların yönetimi altındaki dinî liderliğe hem de kökleri İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi dönemine uzanan laik yönetime karşı olması gerektiğini vurgulayan Kedar, sözlerini şöyle sürdürmüş:
Gerçekte İran milleti diye bir şey yoktur. Persler ve Beluçlar, Araplar, Kürtler, Azeriler ve Türkmenler gibi büyük gruplar vardır. Bunların yanı sıra yaklaşık 40 küçük grup daha bulunmaktadır. Aslında İran milleti diye bir şey yoktur ve çok sayıda ayrılıkçı grup, yıllardır İran devletini parçalamaya çalışmaktadır. Yugoslavya, Çekoslovakya ve eski Sovyetler Birliği'nde yaşananlara benzer bir süreci teşvik etmeye çalışmalıyız. Bu ülkeler etnik temelde parçalandı. Bugün İran'da, 90 milyonluk nüfusun en az 80 milyonunun Suriye'de yaşananlardan büyük memnuniyet duyduğuna inanıyorum. Çünkü bu gelişmeler, İran devletine ve onun Orta Doğu genelinde nüfuzunu genişletme planlarına darbe vuruyor. Azınlıkları, Perslerin hegemonik hâkimiyetine karşı ayaklanmaya teşvik etmeliyiz."
İranlı akademisyen Harratiyan, Kedar'ın bu bakış açısına göre “İran'ın bölgesel nüfuzunun çökertilmesinin, bizzat İran'ın parçalanmasının ön aşamasını oluşturduğunu” vurguladı.
Yukarıdaki görüşlerin tamamının farklı biçimlerde çok sayıda makale ve kitapta daha önce dile getirilip tekrarlandığını belirten Harratiyan, bu çalışmaların öne çıkan örneklerinden birinin İsrailli düşünce kuruluşlarının desteğini alan Brenda Shaffer'a ait olduğunu aktardı.
Shaffer, 8-9 Ocak olaylarından kısa süre önce yayımladığı bir makalede İran için açıkça “Gorbaçov anı” ifadesini kullanmış ve İran'ın parçalanması senaryosunu teorik bir çerçeveye oturtmuştu.
Bir diğer örneğin Cumhuriyetçi çevrelerde etkili bir düşünce kuruluşu ismi olan Michael Doran'a ait olduğunu kaydeden Harratiyan, Doran'ın Washington Post'ta yayımlanan makalesinde İran'ın parçalanması ihtimalinden açıkça söz ettiğini hatırlattı.
Mossad ajanları ve değişen haritalar
ABD'li siyasetçilerin açıklamalarına da değinen Harratiyan, Pompeo'nun çok bilinen bir paylaşımında Mossad ajanlarının İran sokaklarında bulunduğunu kabul ettikten sonra, Tahran ve Meşhed'in ardından sıranın Beluçistan'a geleceğini açıkça ilan ettiğini belirtti.
ABD Başkanı Donald Trump'ın ise savaşın ardından İran haritasının değişebileceği ihtimalinden açıkça söz ettiğini aktaran İranlı siyaset bilimci, şimdi de İsrail'in silahlı Kürt ayrılıkçı grupları donatma ve İran'ı parçalamak amacıyla bu gruplardan yararlanma planına ilişkin haberlerin artık kamuoyunda bilinen bir konu hâline geldiğini ifade etti.
Bölge ülkelerini hedef alan planlar
Geliştirilen bu teoriler temelinde “İran'ı parçalamaya ve yok etmeye yönelik çok sayıda plan hazırlandığını” vurgulayan Harratiyan; “tıpkı Sudan, Suriye, Libya, Mısır, Türkiye, Irak ve hatta Suudi Arabistan için geliştirilen planlar gibi bu projelerin de bazılarının uygulamaya konulduğunu, bazılarının ise hayata geçirilmeyi beklediğini” kaydetti.
İranlı siyaset bilimcinin açıklaması şu sözlerle sona erdi:
Kuşkusuz Vance'in İsrail'in İran'ı Libya'ya dönüştürmeye çalıştığı yönündeki son uyarısı da bazılarını gaflet uykusundan uyandırmadı; bu açıklamalar da uyandırmayacak. Düşünmek yerine dillerini konuşturan ve hakaret dolu dillerini, kendi ülkesinin yıkılması için herkese ve her kapıya başvuran değersiz bir soytarının emrine veren bir kesim için hiçbir haber ve uyarı uyandırıcı olmayacaktır. Ancak düşünen insanlar açısından şu sorunun sorulması gerekiyor: Sağa kayışının ve farklılıklara tahammülsüzlüğünün, Dünya Yahudi Kongresi Başkanı Ronald Lauder gibi Siyonist sağın isimlerini bile rahatsız ettiği; INSS düşünce kuruluşunun başkanı Tamir Hayman'ın çarpıcı makalesinde de ortaya koyduğu üzere barıştan ziyade savaşı esas alan ve bölgedeki bütün halklar için parçalanma planları geliştiren bir İsrail karşısında ne yapılmalı?



