Devrim Lideri Ayetullah Mücteba Hamenei'nin 'Emperyalizmle Mücadele Günü' mesajı
❝Bugün Amerika’nın Müslüman İran milletine yönelik köklü düşmanlığının ve tüm İranlıların bu düşman karşısındaki onurlu direnişinin hikâyesi öyle bir noktaya ulaştı ki, sadece 4 Kasım değil, tüm günler ve saatler Büyük Şeytan ile mücadele ve direniş gününe dönüştü.❞
YDH ― İslam Devrimi’nin Lideri Ayetullah Seyyid Mücteba Hamenei, 4 Kasım “Kürsesel Emperyalizmle Mücadele Günü” dolayısıyla bir mesaj yayımladı.
▪️▪️▪️
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla,
Bugün, Küresel Emperyalizmle Ulusal Mücadele Günü’dür; hakkın batıl, mazlumun ise zalim karşısında saf tuttuğu tarihi dönüm noktalarını bağrında toplayan müstesna bir gündür.
İranlılar, bu 4 Kasım’da katil Amerika karşısında nasıl bir duruş sergileyeceğini ve üzerine düşen vazifeyi geçmiş yılların tamamından çok daha net ve berrak bir biçimde idrak etmiştir.
Bununla birlikte, Amerika’nın günden güne artan husumetinin köklerini, sebeplerini ve kırılma noktalarını; İran milletinin ise bu düşmanlık karşısındaki sarsılmaz duruşunu yeniden gözden geçirmek, bu yürüyüşün geleceğini aydınlatan bir meşale niteliğindedir.
Amerika’nın İran milletine yönelik zulmünün başlangıç noktası, yetmiş yılı aşkın bir süre öncesine, ulusal kaynakların ve servetlerin, bilhassa petrolün yağmalanmasını sürdürmek amacıyla 1953 Darbesi’ni tertiplediği döneme uzanıyor.
İslam Devrimi’nin zaferine kadar geçen sonraki on yıllar da Amerikan yöneticilerinin İran milletinin varlıklarını gasp etmek için yoğun çaba sarf ettiği bir dönem olmuştur.
Bu süreçte SAVAK’ı teşkilatlandırıp toplum üzerinde ağır bir güvenlik ve istibdat havası estirmek suretiyle, dönemin gayrimeşru yönetiminin her türlü toplumsal itirazı şiddetle bastırmasının önünü açmışlardır.
Görkemli İslam Devrimi’nin zaferi arifesinde de kukla yönetimlerini ayakta tutabilmek için her türlü hile ve desiseye başvurmuşlardır.
İslam Devrimi’nin büyük zaferinden sonraki dönemlerde sergiledikleri düşmanca tutumlar ise halk karşıtı eylemlerden oluşan uzun bir liste hâlinde sunulabilir:
- Bilimsel, siyasi ve toplumsal seçkinlerin yanı sıra pek çok sade vatandaşı da acımasızca şehit eden ayrılıkçı grupların, darbecilerin ve kalpleri mühürlenmiş münafıkların (Halkın Mücahitleri Örgütü) desteklenmesi,
- Birinci Dayatılan Savaş’ta (İran-Irak Savaşı) Baas Partisi’ne doğrudan ve kapsamlı destek verilmesi,
- Yolcu uçağının düşürülmesi ve sivillerin katledilmesi,
- Geniş çaplı, uzun süreli ve ağır ekonomik yaptırımlar uygulanması,
- Muhtelif kargaşa ve fitnelerin planlanıp desteklenmesi ve hatta bunlara silah yardımı yapılması,
- İran’ın ve İslam dünyasının ulusal kahramanı General Süleymani’ye suikast düzenlenmesi,
- İran milletinin çeşitli ülkelerdeki mal ve varlıklarının çalınması,
- İkinci ve Üçüncü Dayatılan Savaşlarda doğrudan askeri saldırıya geçilerek çok sayıda seçkin şahsiyetin, bilim insanının, komutanın, yenidoğan bebeklerden ve çocuklardan yaşlılara kadar pek çok mazlum İran halkının ve tüm bunların başında İslam Devrimi’nin yüce Lideri’nin (Allah onun pak ruhunu takdis etsin) şehit edilmesi.
Bütün bu süreç boyunca, Amerika’nın kibirli yöneticileri ve uyduları, kendi hegemonyalarını dayatmak ve İran’ı teslim almak için uğraşmışlardır.
Hatta bu zorbalığın son perdesinde, o sahte ve aldatıcı uluslararası teamül ve nezaket maskesini tamamen çıkarıp atarak; küstahça ülkeyi parçalamanın, millete diz çöktürmenin, rejimi çökertmenin ve İran’ın köklü ve kadim medeniyetini yok etmenin peşine düşmüşlerdir.
Ne var ki her defasında sahadaki gerçeklerin aşılması güç duvarına ve onurlu İran milletinin çelikten iradesine çarpmışlar; yanlış hesaplarının ve emperyalist kuruntularının ağır faturasını da Amerikan halkının ve ABD güdümündeki kukla hükümetlerin sırtına yüklemişlerdir.
Bugün Amerika’nın Müslüman İran milletine yönelik köklü düşmanlığının ve tüm İranlıların bu düşman karşısındaki onurlu direnişinin hikâyesi öyle bir noktaya ulaştı ki, sadece 4 Kasım değil, tüm günler ve saatler Büyük Şeytan ile mücadele ve direniş gününe dönüştü.
Bugün Fars Körfezi’nde, bilhassa Hürmüz Boğazı’nda yaşananlar, Amerika’nın o sahte ‘yenilmezlik’ mitini tarihin çöplüğüne gömerken, kendi milletinden başkasına bel bağlayan iktidarların içine düştüğü zilleti ve sefaleti, aynı zamanda süper güç geçinenlerin kendi kuklalarını bile korumaktan ne denli aciz ve vefasız olduğunu tüm çıplaklığıyla dünyaya ilan etmektedir!
İran’ın Hürmüz Boğazı’nda mutlak iradesini hâkim kılması ve bölge ülkelerindeki Amerikan askeri üslerini yerle bir etmesi; görünürde Amerika’nın Dayatılan Üçüncü Savaş’taki küstah saldırganlığına ve katliamlarına verilmiş bir karşılık olsa da, hakikatte bölgesel ölçekte emperyalizmin kalbine yönelmiş saldırıya dönük bir cihadın ilk adımıdır.
Ve bilinmelidir ki düşmanın en ufak bir cüretkârlığında, bu ateş çok daha devasa ve yıkıcı boyutlara ulaşacaktır.
Ortaya konan bu güç, hak cephesinin tüm sahalardaki kenetlenmesi ve Filistin ile Lübnan’dan Irak ve Yemen’e kadar Direniş Cephesi’nin yazdığı basiret ve güç dolu kahramanlık destanlarıyla birleştiğinde, hak sancağının yücelişini ve yeni bir dünya düzeninin ayak seslerini müjdeleyen aydınlık bir fecrin habercisidir.
Şurası muhakkaktır ki, hak safında olanlar tevekkül, sebat ve fedakârlıktan ayrılmadığı sürece; batıl cephesi tüm ordularını ve imkânlarını seferber etse de, kimlerden oluşursa oluşsun bu irade karşısında eriyip gidecektir. Geri çekilmek ve hezimete uğramak onun kesin akıbetidir; şüphesiz ki batıl yok olmaya mahkûmdur. (İsra, 81)
Binlerce hamd olsun ki İran milleti; asil Muhammedî (s.a.a.) İslam'ın öğretilerinden, devrimin engin irfanından ve onun önderleri Büyük Humeyni ile Şehit Hamanei’nin (Allah makamlarını yüceltsin) o sarsılmaz mektebinden sapsağlam bir şuurla beslenmiştir.
Zamanın akışında tecelli eden ilahi vaatlerle birlikte, bu hakikate olan inançları artık sarsılmaz birer iman kalesine dönüşmüştür.
Bugün müstekbirlerin kendi elleriyle yol açtığı rezaletler sonucunda, Amerika’nın zevale yönelen gücü ve hegemonyası hem askeri “sert güç” hem de uluslararası “yumuşak güç” boyutunda geri dönülemez bir çöküşe geçmiş ve dağılma süreci hızlanmıştır.
Eğer hâlâ tahakküm düzeni içerisindeki parti ve fraksiyon değişikliklerine veya davranış farklılıklarına en ufak bir ümit bağlayanlar yahut Amerika’ya taviz vererek onu İran milletine düşmanlık etmekten vazgeçirebileceklerini sananlar varsa, büyük bir yanılgı içerisindedirler.
Bu yanlış tasavvur, Müslüman İran milletinin tevekkül, istikamet ve mücahede sayesinde elde ettiği muazzam zaferlere karşı bir nankörlüktür.
Büyük Şeytan’ın arzusu, İran milletinin kayıtsız şartsız teslimiyetidir. Tahakkümcü düşmana yönelik en ufak bir teslimiyetçi eğilim, şehitlerin kanının bereketiyle ve milletin tüm fertlerinin fedakârlığıyla kazanılan muazzam sermayeyi heba edecek; kibirli düşmanı daha fazla açgözlülük yapma, yeni savaşlar çıkarma ve müteakip küstahlıklara girişme konusunda daha da cüretkâr kılacaktır.
Mutlak caydırıcılık noktasına ulaşmanın yegâne yolu, çok yönlü ilerleme rotasında “Daha Güçlü İran” stratejisini sürdürmektir.
Toplumsal bütünlük, birlik ve beraberlik ise bu yoldaki başarının temel unsuru olup milletin ve yetkililerin her türlü bireysel ve toplumsal söz ve eylemine hâkim olmalıdır.
Bu bağlamda, milletin yetkililere verdiği destek ne denli elzemse; yetkililerin de çabalarını ikiye katlayarak cihat ruhuyla hizmet etmeye, halkla samimi olmaya, onların geçimini, refahını, maddi ve manevi gelişimini temin etmeye ve izzet ile bağımsızlıklarını korumaya yönelik ilgilerini sürdürmeleri ve artırmaları bir o kadar önem arz etmektedir.
Aziz İran’ın parlak ve görkemli geleceğini inşa edecek öncü kesim; gençlerimiz, üniversite öğrencilerimiz ve okul çağındaki evlatlarımızdır.
Onlar, ”Ümitsizlik, karamsarlık ve biz yapamayız” anlayışının karanlık yuvasını sürekli olarak kuşatıp yıkmak ve “ümit ve başarabiliriz” düşüncesinin aydınlık hanesini fethetmek peşinde olmalıdırlar.
Bu vazifenin gereği; olağanüstü bir donanıma sahip olmak, ilim, takva, maharet, ahlak, irade ve üstün gayret silahlarının her türlüsüyle kuşanmak ve yüce hedeflere ulaşmak adına “ahitleşmek”tir.
Ümit edilir ki İlahi lütuf ve Efendimizin (İmam Mehdi - Allah onun şerefli zuhurunu çabuklaştırsın) duasıyla, İran milleti çok yönlü zaferi, saadeti ve ilerlemeyi en kısa sürede tecrübe edecek; Büyük Şeytan’ın saltanatının daha büyük ve daha hızlı bir şekilde çöküşünün sebepleri hazırlanacaktır.
“Şüphesiz onlar bunu uzak görüyorlar, biz ise yakın görüyoruz.” (Meâric, 6-7)
Seyyid Mücteba Hüseyni Hamenei
4 Kasım 2026
Çeviri: YDH




