‘Rejim sorunu’ söylemi ve zayıf İran tasvirinin hedefi

Birkaç gün içerisinde başlayabileceği tahmin edilen savaş gerçekten başlarsa bu sadece İran açısından değil, ABD’nin bölgedeki varlığı ve İsrail açısından da varoluşsal bir savaş olacak gibi gözüküyor.

İsrail Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü (INSS) Amerika’nın İran’a yönelik askeri seçenekleri ve İran'ın muhtemel tepkilerine ilişkin bir rapor yayımladı.

Raporda, İran’da ekonomik sorunlar nedeniyle başlayan halk gösterilerine ve ardından da MOSSAD tarafından silahlandırılan grupların yarattığı şiddet olaylarına dikkat çekiliyor. 

İran halkının ekonomi yönetimine gösterdiği tepki ile ABD ve İsrail destekli silahlı militanların şiddet eylemleri bir bütünmüş gibi gösteriliyor. Bu protestolarda hedefin İran’da rejim değişikliği olduğu ve İran’daki devletin de çok zayıf ve kırılgan olduğu iddia ediliyor. 

Rejimin eski askeri ve istihbarat yetkilileri ile diplomatlarının yönettiği INSS’nin raporunda en dikkat çekici nokta, ABD'yi İran'a saldırmaya teşvik edici dil.

Rapor, İran'daki iç siyasi sorunları bir ‘fırsat’ olarak sunuyor. 

ABD'nin İran'a yönelik saldırısının ‘düşük riskli’ ve ‘yüksek getirili’ bir operasyon olacağını iddia ediyor ve bu iddiayı destekleyen stratejik argümanlar geliştiriyor. 

Yazının teması şu: "İran zaten güçsüz ve sıkışmış durumda, eğer kapsamlı bir saldırı yaparsa bu saldırının Amerika’ya bedeli ağır olmaz." 

‘ABD için risksiz saldırı’ senaryosunun dayanakları

1. İran'ın iç zayıflığı iddiası: Raporda, İran'ın protestolar ve ekonomik krizle ‘kronik bir zayıflık’ içinde olduğu sürekli tekrarlanıyor. Bu tasvir, ABD'ye ‘şu an tam zamanı’ mesajı veriyor. İran’ın ‘sadece kötü seçenekleri’ olduğu iddiası, bir saldırı karşısında etkili bir direniş gösteremeyeceği algısını pekiştiriyor. 

Aslında gerçekten de İsrail açısından Amerika’nın İran’a saldırısının ‘tam zamanı’; zira Amerika, İsrail’in vekil gücü olarak savaşa girebilecek bir başkan tarafından yönetiliyor.

Epstein bağlantısı sebebiyle MOSSAD’ın avcunun içinde olan Trump, Kongre çoğunluğuna da sahip; dolayısıyla İsrail’le ABD arasındaki vekalet ilişkisini tersine çevirecek bir savaş için tam zamanı. 

2. İran'ın tepkilerinin ‘sınırlı ve etkisiz’ kalacağı iddiası: Rapor, İran'ın dört muhtemel karşı saldırısını sıralarken, her birinin ‘yetersiz veya İran'a zararlı’ olacağını öne sürüyor. INSS’nin raporunda İran’ın bölgedeki ABD üslerine saldırısının Amerikan canı kaybına yol açarak daha sert bir ABD misillemesini tetikleyeceği ve İran’ın da bundan korkacağı iddia ediliyor. Bir başka deyişle İran'ın aslında ciddi bir karşılık vermeye cesaret edemeyeceği ima ediliyor.

Bununla birlikte İran’ın 12 günlük savaş sırasında Amerika’nın bölgedeki en büyük üssü olan Katar’ın el-Udeyd üssünü vurmaktan neden korkmadığına ve Amerika’nın da neden daha büyük bir misilleme yapmak yerine ateşkes istediğine açıklık getirmiyor.

İran’ın İsrail'e saldırısının İsrail'in İran'daki tesislerini vuracağı daha büyük bir misillemeyi tetikleyeceği öne sürülüyor. Dolayısıyla İran'ın bu yolu seçmesinin kendisine daha fazla zarar getireceği iddia ediliyor. Ayrıca, İran'ın müttefiki Hizbullah'ın da artık yeterince güçlü olmadığı ima ediliyor ve İran'ın bu kozunun da zayıfladığı söyleniyor.

Halbuki aynı motivasyon ve hevesle başlatılan 12 günlük savaşın altıncı gününden itibaren ateşkes isteyen tarafın İsrail olduğu biliniyor. İsrail rejiminin Amerika’daki uzantısı JINSA da ateşkes dilenciliğinin arka planını açıklamıştı. 

ABD ve İsrail rejimi İran’dan ateşkes dilendi; çünkü JINSA’nın 21 Temmuz 2025’teki raporuna göre İsrail, Arrow-2 ve Arrow-3 önleyicileriyle İran'ın 574 füzesinden 201'ini engelleyebildi. Öte yandan ABD’nin anti balistik füze stoku, 12 gün içinde stratejik risk oluşturacak düzeyde eridi. Stokların tamamen yenilenmesi ise üç ila sekiz yıl alabilir.[1]     

12 günlük savaşta yeni nesil füzelerinin çoğunu kullanmamasına rağmen İsrail’i ve ABD’yi ateşkese mecbur eden İran’ın varoluşsal bir savaşta misillemeden çekinerek İsrail’e saldırmaması bir tespit değil sadece bir beklenti olabilir. 

İran’ın Hürmüz Boğazı'nı kapatmasının ‘başarı şansı düşük’ ve ‘ek uluslararası müdahaleyi davet edecek’ bir hamle olduğu söyleniyor. Yani İran'ın en büyük kozu bile ‘etkisiz ve geri tepecek’ bir hamle olarak gösteriliyor.

Halbuki İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin gibi müttefiklerin ihtiyacı da düşünüldüğü için sadece varoluşsal bir savaşta gündeme getirilebilecek bir araç. Dolayısıyla böylesi bir savaşta İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması halinde o uluslararası müdahalenin İsrail’in beklentisinin aksine İran’a değil, Çin’in stratejik çıkarlarını tehdit eden saldırganlara yönelmeyeceğinin de garantisi yok.   

3. ABD'nin güvenli ve aşamalı saldırı seçenekleri: Rapor, ABD'ye ‘sembolik’ bir saldırıdan, ‘rejimi devirmeyi hedef alan’ bir saldırıya kadar esnek seçenekler sunuyor. Hatta protestolar devam ederse ABD'nin zaman kazanıp ‘askeri yığınak yapabileceği’ söyleniyor ve bunun da zaten başlamış olduğuna dikkat çekiliyor. 

Böylece ABD'nin riski daha da minimize ederek hareket edebileceği mesajı veriliyor. Venezuela modeline atıfla, “kan dökmeden bir lider değişikliğinin bile mümkün olabileceği” ima edilerek, operasyonun insani maliyetinin de düşük tutulabileceği fikri işleniyor.

Sonuç 

Rejimin en etkili düşünce merkezlerinden biri olan INSS’nin ABD’nin İran’a saldırısı konusunda son derece kışkırtıcı ve saldırıyı özendirici bir dil kullandığı dikkat çekiyor.

INSS raporunun temel argümanı şu: "ABD, İran'ın en zayıf anında, aşamalı ve kontrollü bir saldırıyla büyük kazançlar elde edebilir. Çünkü İran'ın elinde etkili bir karşılık verebilecek hiçbir koz kalmamıştır; her tepkisi ya kendisine zarar verecek ya da yetersiz kalacaktır." 

Bu söylem, bir çatışmayı değil, ‘risksiz bir av’ senaryosunu pazarlıyor. Rejimin güvenlik enstitüsü, Amerika’ya İran'ı stratejik bir hamlede ‘yenilgiye mahkum’ bir rakip olarak göstermeye ve saldırı fikrini cazip hale getirmeye çalışıyor. 

İsrail, “İran’da halk desteği yok, rejim devrilmek üzere” anlatısıyla Trump’a ABD’yi İran’la savaşa sürükleyecek açıklamalar yaptırmayı başardı. 

Trump, sosyal medya hesabından, “devlet kurumlarını ele geçirin yardım geliyor” diyerek İran’la savaş sözü verirken, Amerikan rejimi de Ürdün, Girit, Diego Garcia adası ve bölgeye sevk ettiği uçak gemileriyle savaş hazırlığı yapıyor. 

En geç birkaç hafta hatta birkaç gün içerisinde başlayabileceği tahmin edilen savaş gerçekten başlarsa bu sadece İran açısından değil, ABD’nin bölgedeki varlığı ve İsrail açısından da varoluşsal bir savaş olacak gibi gözüküyor.  

 


[1] JINSA, 21 Temuz 2025, Burn Rate: Missile and Interceptor Cost Estimates During the U.S.-Israel-Iran War  



Makaleler

Güncel