İran'a yönelik hibrit savaş ve olaylarının hukuki-diplomatik analizi

8-9 Ocak olayları, gerçek ile anlatı inşası arasındaki ayrım için ciddi bir testti. Bu olayların hukuki ve medya analizi, yaşananların halk protestosu değil, organize şiddet ve medyada sahtecilik üzerine kurulu başarısız bir hibrit operasyon olduğunu göstermektedir.

İran'daki 8-9 Ocak olayları, sadece bir güvenlik olayı veya sokak kargaşası değil, aynı zamanda psikolojik operasyonlar, sahada kışkırtma ve medyada anlatı inşası odaklı klasik bir hibrit savaş örneğidir. 

Bu olayları birçok benzer krizden ayıran şey, organize bir şekilde eş zamanlı gerçekleşen sokak eylemleri, eğitilmiş unsurların şebeke bazlı yönlendirilmesi ve uluslararası düzeyde anında üretilen sahte medya anlatılarıdır; bu durum titiz bir hukuki, diplomatik ve medya incelemesini gerektirir.

Bu makale, analitik ve belgeli bir yaklaşımla, 8-9 Ocak olaylarının gerçek anlatısını yeniden inşa etmeyi ve bunun hukuki boyutlarını, medyanın sorumluluğunu ve uluslararası sonuçlarını incelemeyi amaçlamaktadır.

1. Teorik Çerçeve: Protestodan hibrit savaşa

Güvenlik ve uluslararası hukuk literatüründe, meşru sivil protesto ile organize şiddet eylemleri arasında temel bir fark vardır. 

Sivil protesto, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi de dahil olmak üzere uluslararası belgelere göre, şiddet, silah içermediği ve kamu güvenliğini tehdit etmediği sürece meşrudur.

Ancak 8-9 Ocak olaylarında, aşağıdaki özellikleri aynı anda barındıran bir modelle karşı karşıyayız:

- Yurtdışından merkezi çağrı,

- Eğitilmiş liderler tarafından sahada yönlendirme,

- Askeri ve güvenlik merkezlerine hedefli odaklanma,

- Ateşli veya ateşli olmayan silah kullanımı,

- Saha incelemeleri tamamlanmadan anında ‘kanlı bastırma’ anlatısı üretilmesi,

Bu unsurlar, NATO'nun bilinen doktrinlerine ve güvenlik çalışmalarına göre, hibrit savaş ve hedefli istikrarsızlaştırma çerçevesinde tanımlanır.

2. 8-9 Ocak olaylarının aşama aşama yeniden inşası

Saha verileri, resmi raporlar ve yayınlanan görsel kanıtlara dayanarak, olayların süreci şu şekilde özetlenebilir:

ABD ve İsrail rejiminin siyasi ve medya yönlendirmesiyle, Rıza Pehlevi saat 18:00'de kargaşa ve darbe çağrısı yapar.

Saat 20:00'ye kadar, bu çağrıya anlamlı bir halk katılımı gözlemlenmez.

İlk aşamanın başarısızlığından sonra, şiddetin şiddetlendirilmesi ve kargaşa yaratılması emri verilir.

Eğitilmiş liderler, heyecanlı ve maceracı gençleri askeri merkezlere yönlendirir.

Polise ve askeri merkezlere ateş açılmaya başlanır.

Güvenlik ve askeri güçler maksimum öz kontrolle hareket eder.

Dağınık şiddet aşamasının başarısızlığıyla, doğrudan saldırı ve fiziksel olarak merkezleri ele geçirme emri verilir.

Silahlı kuvvetler, onaylanmış güvenlik ve hukuki protokollere uygun olarak harekete geçer.

Çatışma sahnesinde 690 silahlı terör unsuru hedef alınır.

Kaçmakta olan kalan unsurlar, ateşli ve ateşli olmayan silahları kullanarak sıradan vatandaşlara ve hatta aldatılmış kişileri vurmaya başlar.

Toplamda, 2426 polis, güvenlik gücü ve sıradan vatandaş, terör unsurları tarafından öldürülür.

Operasyonun başarısızlığının hemen ardından, darbeyi destekleyen medya ağları ‘devlet katliamı’ anlatısını uydurma görevi alır.

3. Hukuki analiz: Güvenlik güçlerinin eylemlerinin meşruiyeti

Uluslararası hukuka göre, devletlerin vatandaşlarının canını ve toprak bütünlüğünü savunma hakkı değil, aynı zamanda görevi vardır. Bu alandaki temel ilkeler şunlardır:

- Ulusal egemenlik ilkesi,

- Meşru müdafaa hakkı,

- Devletin kamu güvenliğini sağlama sorumluluğu.

Silahlı unsurlar askeri merkezlere saldırdığında, konu ‘protesto’ alanından çıkar ve silahlı terör eylemleri alanına girer. Bu koşullarda, güvenlik güçlerinin tepkisi baskı değil, yasal bir görevin yerine getirilmesi olarak kabul edilir.

4. Anlatı inşasında medyanın hukuki sorumluluğu

8-9 Ocak olaylarının en tehlikeli boyutlarından biri, yurtdışı medyası ve yönlendirilmiş sosyal medya ağlarının gerçeği çarpıtmasındaki rolüdür. 

Medya hukukunda, ‘doğruluk, kesinlik ve tarafsızlık’ ilkesi mesleki bir zorunluluktur.

Seçici görüntü yayınlama, şiddet bağlamını çıkarma ve terör eylemlerinden kaynaklanan kayıpları devlet güçlerine atfetmek şunun örneğidir:

- Yanıltıcı bilgi yayma,

- Dolaylı olarak şiddete teşvik,

- Psikolojik operasyonlarda medya katılımı,

Ve uluslararası hukuki sorumluluğa tabi olabilir.

5. Diplomatik boyutlar ve uluslararası sonuçlar

Saha gerçeğini görmezden gelmek ve sahte anlatıları kabul etmek, sadece hedef ülkenin iç istikrarsızlığını artırmakla kalmaz, aynı zamanda insan hakları kurumlarının ve uluslararası medyanın itibarını da zayıflatır.

İslam Cumhuriyeti İran'ın medya diplomasisi bu bağlamda üç eksene dayanmalıdır:

- Olayların hukuki olarak belgelenmesi,

- Veri ve kanıta dayalı anlatı sunma,

- Mesleki ilkeleri ihlal eden medyadan hesap sorma talebi.

Sonuç

8-9 Ocak olayları, gerçek ile anlatı inşası arasındaki ayrım için ciddi bir testti. Bu olayların hukuki ve medya analizi, yaşananların halk protestosu değil, organize şiddet ve medyada sahtecilik üzerine kurulu başarısız bir hibrit operasyon olduğunu göstermektedir.

Savaşların artık sahada değil, zihinlerde ve medyada yaşandığı bir dünyada, gerçeği savunmak, ulusal savunmanın bir biçimidir.