İran ve Türkiye’nin Irak Üzerinden Yaylım Ateşi
Dr. Sami MOUBAYED - Suriyeli bir siyaset analizcisidir. ‘Damascus Between Democracy and Dictatorship’ adlı bir eseri de olan Moubayed’in bu yazısını arkadaşımız Sümeyye YILDIZ çevirdi.
Türkiye ve İran Kuzey Irak’ta bulunan ve hem Irak’ın hem de bölgenin istikrarını tehdit eden askeri nitelikli bir Kürt grubuna karşı askeri baskın hazırlığında...
Amerika, İngiltere ve Avrupa Birliği tarafından terörist ilan edilen Irak merkezli Kürdistan İşçi Partisi PKK, özellikle Türkiye’de Kürt milliyetçiliğini öğütleyen ve ülkedeki 12 milyon Kürt için siyasi hak ve daha iyi yaşama koşulu talep eden askeri nitelikli bir grup.
Türkiye, PKK’ya karşı yakın zamanda 250 binden fazla askerle -ki bu Irak’taki ABD güçlerini neredeyse ikiye katlıyor- İran ve Irak sınırındaki dağlarda geniş çaplı askeri bir operasyon başlattı. PKK’nın kuzey Irak’taki kamplarından Türkiye’ye tedarikini kesmeyi amaçlayan büyük çaplı baskınlar rapor edildi. Ayrıca, Türkiye PKK’nın son zamanlarda faaliyetlerini artırdığını ve Irak’tan silah sağladığını iddia ediyor.
Bu arada İran, İran orijinli PKK birliklerine karşı saldırıya başladı. İran ordusu PKK militanlarının yakın takibinde Irak sınırlarına girdi. Bu, Türkiye’nin Tahran’ı İran’daki PKK’ya karşı gözü kapalı olmakla suçladığı son yıllardan farklı bir yaklaşıma işaret ediyor.
Bağdat hükümeti bağımsızlıklarını tehdit ettiği gerekçesiyle bu durama itiraz etse de her iki ülke de meşru müdafaa çerçevesinde hareket ettiklerinde ısrar ediyorlar.
PKK Türkiye’nin güneydoğusunda, Irak ve Suriye’nin kuzeydoğusunda ve İran’ın kuzeybatısında bir Kürt devleti kurmak istiyor. PKK yayın kuruluşları 2006 yılının Kürt milliyetçiliği açısından ‘kader yılı’ olacağını iddia ediyorlar. En çok Türkiye’yi vuran PKK isyanı 5 bini asker 35 bin Türk’ün ölmesine neden oldu ve Türkiye’ye milyar dolarlara mal oldu.
PKK’nın uzun süren ve otoriteler tarafından da kullanılan vahşeti, 1998’de liderleri Abdullah Öcalan’ın yakalanmasıyla kesilmişti; ancak PKK, Türk ordusunun saldırılara devam ettiğini ileri sürerek 2004 Haziranında faaliyetlerine tekrar başladı.
Türkiye, Irak’a gönderdiği mesajında, “Onlar (PKK) içeri sızan kimseler ve biz sadece sınırlarımızı koruyoruz. Bu terör ağının sizin topraklarınızı kullanmasına izin vermeyin. Gelecekte sizi de tehdit edecek olan teröristlere karşı savaşın.” dedi. Türkiye tarafından yayımlanan ve Iraklılara yönelik diğer bir bildiride de “PKK Irak’ta hâlihazırda ve aktif bir şekilde durduğu sürece oradaki faaliyetlerimizi sona erdirmemiz söz konusu değildir.” denildi.
Türkiye, 4 binin üzerinde PKK üyesinin Türkiye’ye saldırı başlatmak amacıyla Irak’ı kullandığını iddia ediyor.
Türk ordusu komutanı orgeneral Hilmi ÖZKÖK, Türkiye Irak’a ileriki baskınlar için Amerika’dan izin gözetmeyi planlıyor mu diye sorulması üzerine verdiği cevapta; “ABD eksenli bir karar almayız. Her ülke bağımsızdır, Her ülke kendi kararını kendi verir. Durum değişirse siz de buna uygun davranırsınız.” dedi.
Bir karşılaştırmadan kaçınmak için Türkiye’de telaşlı bir diplomasi trafiği yaşandı. Geçtiğimiz hafta ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Ankara’yı ziyaret etti. Ayrıca, ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi üyeleri ile İran Ulusal Güvenlik Konseyi genel sekreteri ve nükleer programı baş müzakerecisi, Ali LARİCANİ, Türkiye’ye geldi.
En ilginci Ankara’da şerefle karşılanan LARİCANİ’nin ziyaretiydi. LARİCANİ altı saat boyunca MGK genel sekreteri Yiğit ALPOGAN, Dışişleri Bakanı Abdullah GÜL ve Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN ile görüştü.
LARİCANİ Türkleri PKK sızmalarına ve Irak’ta hâkim olan kaosa karşı uyardı ve“ Biz bu bölgedeki bir ülke olarak endişe içindeyiz. Eğer ipler koparsa ki bu yönde ilerliyor, tamir edilemez hale gelir. Şimdi bunu size acı olsa da söylüyoruz. İleride bize gelip de sizi uyarmadığımızı söylemeyin.” dedi.
“Şu an ülkenizde dayanışma var. Ancak koas zuhur ettiğinde bu birlik de bozulur. Irak gibi olmayın.” diyerek devam etti.
Türkler, özellikle Erdoğan, Irak’tan gelen PKK tehdidini yok etmekte kararlı. Amerika’yla ilişkilerine önem verdikleri kadar, sınırlarındaki Kürt varlığına tahammül edemezler.
Amerikalılar, geçmişte PKK’yla mücadelede yardım etmiş olmalarına rağmen, şu anda İran ve Türkiye’deki faaliyetlerine karşı pasifler. Avrupa Birliği de öyle. ABD ve AB Türkiye’deki PKK saldırılarına karşı çıksa da, Türkiye’nin askerileşmesine de karşılar.
Türkiye, PKK’yla mücadelede Türklere destek veren, bu yönde isteğini ve ordusunu gösteren İran başbakanı Mahmud Ahmenijad’ı müttefik olarak buldu.
İran 50 PKK mensubunu tutukladı. PKK’nın eski müttefiki ve ev sahibi, şu sıralar İran’ın yakın arkadaşı Suriye’de de benzer bir engelleme yaşandı.
Ahmedinejad’ın, Türkiye’nin Irak’ta PKK’ya saldırısına verdiği destek, doğal olarak İran’ın kendi yararına, ancak aynı zamanda nükleer programı yüzünden uluslararası toplumla karşı karşıya gelen Tahran yeni ve güçlü bir müttefik elde etmeyi amaçlıyor. Hatta söylentilere göre Ahmedinejad Türklere nükleer programını onlarla paylaşacağını söyledi.
Erdoğan da LARİCANİ’nin Tahran’ı ziyaretinden hemen önce 5 Mayısta 9. Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (EKO) zirvesi için gittiği Bakû’de Ahmedinejad ile görüştü.
Bu buluşma, İran’ın üst düzey yetkilisinin Türkiye’yi ziyaretinin yanında Amerika’yı kızdırdı. Türk medyası, PKK saldırılarına Amerika’nın ve iki önemli Irak liderinin - Kürt bölgesi başbakanı Mesut Barzani ve ülkenin Amerika destekli başbakanı Celal Talabani – izin verdiğini iddia etmekle suçlandı.
Bu arada Ankara’da Laricani, ABD’nin geçen ay, Musul ve Kerkük’te terörist grup olarak nitelendirdiği PKK’yla temasa geçtiğiyle ilgili belgeleri olduğunu ileri sürerek Amerikalıları tedirgin etti. Bu buluşmanın ordu komutanları düzeyinde olduğunu söyledi. “Eğer Amerika terörizmle savaşıyorsa, neden PKK’yla buluşuyor?” diye sordu.
Talabani, Rice ve Savunma Bakanı Donald Rumsfeld ile son buluşmalarında Türklerin Irak’a girmeyeceklerine dair garanti aldığını; çünkü Amerika’nın buna izin vermeyeceğini söyledi.
Bir Zamanlama Meselesi
PKK’nın Türkiye ve İran’daki faaliyetlerini çoğaltması akıllara şu soruyu getiriyor: özellikle de Irak’taki bu karışık durum göze alındığında, amaçlanan ne?
Keyfi hareket edilirse, kıdemli Kürt liderlere danışmadan, Irak’ın Tahran ve Ankara’yla ilişkilerinde problemler gösteren tehlikeli bir işaret olabilir.
Eğer Talabani dâhil Kürt liderler Amerika desteği olsun ya da olmasın saldırıyı onaylarsa aynı şey hatta daha fazlası geçerli.
Analizciler, Amerika’dan cesaret alan PKK’nın 2003’ten beri Irak’ta sorun çıkardığına ve Irak’taki ABD birliklerinin, PKK liderlerinin serbestçe dolaşmasına ve Irak geneline yayılan cephane stoklarına ulaşmasına müsaade ettiklerine dikkat çekiyorlar.
Bu durum Türkiye’yi ve Amerika’yı ileride devre dışı bırakma potansiyeline sahip. 1 Mart 2003’te Amerikalıların Irak’a kuzeyden ikinci bir cephe açması için Türkiye topraklarını kullanmasına izin veren yasa tasarısı Türk parlamentosu tarafından veto edilince ABD’nin Ankara’yla ilişkileri sıkıntıya girdi.
İki yıl sonra, 21 Mart 2005’te Rumsfeld, Fox News’e yakınarak “ Açıkçası, 4. piyade tümenini Türkiye üzerinden kuzeyden sokabilseydik, Saddam Hüseyin rejiminin çoğu yakalanmış ya da öldürülmüş olurdu.” şeklinde konuştu. Eğer Türkiye daha fazla işbirliği yapsaydı “Bugün, Irak’taki isyan çok daha az olacaktı” diye ekledi.
Türkler, geçen yıl Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in Şam’da Başbakan Beşşar ESAD’ı ziyaret etmesiyle Suriye’yle aradaki buzları erittiler. Amerikalılar gitmemesi konusunda uyardılar ancak Sezer gitmekte ısrar etti.
Şubat ayında, Ankara, Filistin direniş hareketinin Ocak seçimlerinde zafer elde etmesinden sonra Hamas siyasi lideri Halit Meşal’i kabul ederek Amerika’ya yine başkaldırdı.
Erdoğan yine Amerika’nın öfkesini harekete geçirerek önceki Başbakan Ariel Şaron’un 2004’te İsrail’i ziyaret etme davetini geri çevirmişti ve 2004 Temmuzunda Türkiye’yi ziyaret eden o zamanki Ticaret Bakanı Ehud Olmert ile görüşmemişti.
Kısacası, Sezer’in Suriye’yi ziyareti, Erdoğan’ın Hamas’ı içtenlikle karşılaması ve Ahmedinejad’la şu anki ittifakı, Amerikalıları eğer Kürt özerkliğini desteklemeye devam ederlerse kendilerine karşı bir eksen oluştuğu ve Tahran ve Ankara’da ayrılıkçı hareketler meydana geldiği konusunda uyardı.
Onlar açısından bakıldığında, Kürtler kafa kafaya çarpışmayı önlemek için Türkleri yatıştırmaya çalışıyorlar. Bunun, güvenli ve hızla ilerleyen Kürdistan bölgesi için kötü sonuçlar doğuracağını, güvenliği ve yabancı yatırımı felç edeceğini biliyorlar.
Geçen Pazar, Türkiye yeni Kürt parlamentosunun açılış törenine davet edildi; ancak büyükelçi göndermekte başarısız oldu. Öte yandan İran oyunu daha akıllı oynayarak Erbil’e büyükelçisini gönderdi. Neçirvan Barzani başkanlığındaki yeni Kürt kabinesi İran elçisi nezdinde doğrulandı.
Diğer büyükelçiler, Amerika’dan Zalmay Khalilzad ve İngiltere, Fransa ve Çin de dâhil, hazır bulundular, Birleşmiş Milletler Sekreteri General Kofi Annan’ın temsilcisi bile oradaydı.
Kürtler bir Türkmen olan Vedat Arslan’ı Kürdistan Endüstri Bakanı, diğer bir Türkmen Abdul Latif Benderoğlu’nu Devlet Bakanı olarak atadı. Bunlar Irak’ta Türkmenlere verilen en önemli iki görev.
Türk – İran – Kürt çatışması kendi gidişatını alacak. Açık olan şu ki, sadece İran ve Amerika’nın değil aynı zamanda Türkiye’nin de Irak ve Orta Doğu’yla ilgili planları var.
Üzülerek söylemek gerekirse, Irak hakkında planları olmayanlar kendilerini Tahran, Washington, Ankara, Şam ve Bağdat arasında âdete tehlikeli bir savaşta bulan Iraklıların ta kendileri.
