Direniş’in Silahı
ABD, Lübnan ordusunu İsrail’e karşı koyacak kadar güçlendirme konusunda ciddi değildir.
ABD, Lübnan ordusunu İsrail’e karşı koyacak kadar güçlendirme konusunda ciddi değildir. Eğer bu konuda ciddi olsaydı Lübnan ordusuyla birlikte hareket eden “Direniş”in (Hizbullah’ın Askeri Kanadı) silahsızlandırılmasını nasıl isteyebilirdik?
İsrail’e karşı koyan ve Lübnan ordusuyla da ilişki içerisinde olan bir direniş olgusunun silahsızlandırılmasının Lübnan tarafından ortaya konmasına nasıl yaklaşabiliriz? Kendisine saygılı hangi devlet böyle bir düşünceye kapılabilir?
Oysa sorulması gereken gerçek soru şudur: İsrail, Lübnan’a saldırsa Lübnan ordusu karşı koyacak bir güce sahip midir?
Gündemde “Direniş’in silahı” konusunda dolaşan tartışmaları biliyoruz. Bu silah gücünün içeride kullanılmasına ilişkin dile getirilen korkulardan da haberdarız. Hatta bu silah gücünü İran’ın nükleer projesiyle ilişkilendirenler de var!
İran, “en yüksek dinî merciinin nükleer silah üretimine izin vermediğine” dair fetvası olduğunu söylüyor; bu projeyi barışçıl olarak yürüttüğünü dile getiriyor. Öte yandan Hindistan nükleer silah gücüne sahip ve barışçıl nükleer enerji projesi noktasında ABD ile anlaşma yapmış durumda.
İran ise barışçıl nükleer projenin peşinde olduğunu vurguluyor ve bu noktada her türlü garantiyi veriyor. Ancak ötekiler İran’ın bu noktada nükleer tecrübesi olmasını istemediği gibi ekonomisini ve çıkarlarını gözetmesi noktasında özgür olmasına da karşı!
Direniş’in silahı meselesine gelince; bu noktada Direniş, siyasi güçler ve devlet arasında gerçekleştirilen müzakerelerde Direniş’ten ne tür garantiler beklediklerini görüşebilirler. Direniş’in Lübnan’a ve Lübnanlılara zarar vermeyeceğine dair verebileceği garantileri görüşebilirler.
Bize göre verilecek garantiler çerçevesinde bir müzakerenin yürütülmesi gerekiyor; bir gerekçesi olmadığı öne sürülerek Direniş olgusunun sona erdirilmesi yahut silahının orduya teslim edilmesi noktasında değil! Güvenlik Konseyinin 1559 sayılı kararı almasının arkasında da Direniş’in silahı konusu olabilir.
Nitekim İsrail dışişleri bakanı Şalom da “1559 kararının arkasında biz vardık” diye açıkça beyanat vermişti. Bu da ABD ve Fransa’nın bu karar noktasında İsrail’in çıkarları doğrultusunda hareket ettiği anlamına geliyor. Zira onlar İsrail’e karşı “hayır” diyebilecek bir Arap gücünün olmasını istemiyorlar.
Nihayetinde bize göre Direniş’in silahı meselesinin tartışılma tarzı; yapılan açıklamalar vb. böylesi bir problemi çözmek için örnek teşkil edecek nitelikte değildir.
