Çin, Rusya ve İran’ı Bağlayan İpler
SAAF-Jephraim P Gundzik’in Asia Times’ta yayımlanan “The ties that bind China, Russia and Iran” başlıklı yazısını arkadaşımız Tuba Karasu çevirdi.
George W. Bush yönetiminin uyguladığı tek taraflı dış ilişkiler siyasetinin askeri adımı dünyadaki jeostratejik ortaklıklarda muazzam değişikliklere sebep oldu. Bu değişikliklerin en önemli olanı yeni oluşan Çin, İran ve Rusya üçgenidir.
Moskova ve Pekin arasında son 18 ayda gelişen ilişkiler, pratikte fark edilmese de çok önemli bir jeopolitik özelliğe sahiptir. Çin Başbakanı Wen Jiabo, Eylül 2004’te Rusya’yı ziyaret etmiştir. 2004 Ekim’inde de Cumhurbaşkanı Vlademir Putin, Çin’e bir ziyaret düzenlemiştir. Çin ve Rusya Ekim ayında gerçekleşen ziyaret sırasında, bir toplantıda Çin-Rus ilişkilerinin “paralel olmayan bir pozisyona” ulaştığını belirtmiştir. Moskova ve Pekin uzak sınırlar arasında ilişkileri geliştirme mevzusuna ek olarak, 2005’te ortak askeri tatbikatlar düzenlemeyi kabul etmişlerdir. Bu karar, Rusya ve Çin arasında 1958’den bu yana yapılan en uzun dönemli askeri tatbikatların ilki olmuştur.
Bu ortak tatbikatlar, Moskova ve Pekin arasındaki silah ticaretinin çok hızlı bir şekilde artmasını sağlamıştır. Raporlara göre Çin, 2004’te Rusya ile iki milyar dolardan daha fazla bir değere sahip olan bir anlaşma imzalamıştır (silah ticareti ile ilgili). Bu silahlara savaş gemileri, denizaltılar, füze sistemleri ve uçaklar da dâhildir. Rus Kara Kuvvetleri Komutanı Anatoliy Kvashin’e göre Rus savunma endüstrisi çoğunlukla Çin için çalışmakta ve bu ülkeye askeri ekipmanlar ve hiç kimsede (Rusya’da bile) bulunmayan yepyeni silahlar üretmektedir. Aslında Rusya’nın Çin ile olan ilişkileri sadece askeri ticaretle sınırlı değildir. Son beş yıl içerisinde, Rusya ve Çin arasındaki askeri olamayan ticaret oranı yıllık yüzde yirminin üzerinde seyretmektedir. Moskova ve Pekin 2004’te yirmi milyar dolar olan bu miktarı, 2010’da 60 milyar dolara ulaştırmayı hedeflemiştir. Bu ticaretin en büyük ve önemli öğesi Rusya’dan Çin’e ihraç edilen enerjidir.
2005’in ilk aylarında Moskova, elektrik ihracatını iki katından daha da fazla bir miktara çıkarmaya karar vererek, 2006’da 800 milyon kilovat saat elektrik ihraç etmeyi kabul etmiştir. Rusya’nın elektrik tekeli Unified Energy Systems’in yetkilileri Çinli yatırımcıları, Rus elektrik sisteminin yenilenmesi ve gelişimine yardımcı olmaları için davet etmişlerdir. Çin Ulusal Petrol Şirketti (China National Petroleum Corporation-NPC) ve Rus Gazprom, Ekim 2004’te Rusya’dan Çin’e daha verimli bir şekilde gaz sağlamanın yollarını kararlaştıran bir takım anlaşmalar imzalamışlardır. Bu arada, Rusya petrol ihracatı konusunda Çin ile özel anlaşmalar da yapmıştır.
Rusya’nın petrol ihracatının 2005’te 10 milyon, 2006’da ise 15 milyon ton civarına ulaşması beklenmektedir. Bu ihracatın hepsi tren yoluyla yapılmaktadır. Ancak bütün bu anlaşmalar, Sibirya’dan Çin’in kuzeyine kadar ulaşması planlanan bir boru hattı projesini yaklaşık on yıldır öngörmektedir. Rusya 2002 yılında, bir Sibirya şehri olan Angarsk’dan Çin’in kuzeyindeki Daqing’e uzanan bir boru hattı için 2 milyar dolar yatıracağına söz vermiş ve böylece bu hatla ilgili planlar yürürlüğe girmiştir.
Ancak Rus yetkilileri 2004’ün sonunda, bu hattın Çin yerine Rusya’nın Pasifik Limanı Nadokha’da sonlanacağını duyurdular. Bunun üzerine Japonya, Moskova’yla görüşerek projenin geri kalanı için gereken 10 milyar doların üzerindeki finansal desteği sağlamayı teklif etti. Hâlihazırdaki bu finansal desteğe rağmen Rus topraklarındaki Nadokha, gelecekte Moskova’nın petrol akışını kontrol edebilmesine imkân sağlayacaktır.
Birçok analist Moskova’nın bu kararını Çin ile ilişkilerine vurduğu bir darbe olarak görüyor. Bu boru hattı Çin’de sonlanmasa bile,
Rusya’nın Çin ile enerji ilişkilerini geliştirmek istemesinin en önemli sebebi, Rus petrol devi Yukos’un tekrar kamulaştırılmasıdır. Yukos, Çin’e petrol ihraç eden tek Rus şirketidir. Rus hükümeti şirketin ana üretim birimi olan Yuganskneftegaz’a el koyup, bu şirketi açık arttırmayla en yüksek teklif sahibine sattığında; Yukos’u uygun bir şekilde kamulaştırmak istedi. (Sibirya’da bulunan Yuganskneftegaz, Rusya’nın ikinci en büyük petrol üreticisidir.)
Bu arada, Rusya’nın devlete ait olan şirketi Rosneft, 9,3 milyar dolar ödeyerek Yuganskneftegaz’a sahip oldu. Rus Endüstri ve Enerji Kaynakları Bakanı Viktor Khristenko, Aralık 2004’te CNPY’e Yuganskneftegaz’dan yüzde 20 hisse teklif etti. Rus Ekonomi Bakanı Alexei Kudrin de, Şubat 2005’te Rosneft’in Yuganskneftegaz’ı alırken ödediği paranın altı milyar dolarının Çin bankaları tarafından temin edildiğini ortaya çıkardı. Ve bu yardım, Rosneft ve CNPC arasında imzalanan uzun dönemli bir petrol dağıtım anlaşmasıyla güvence altına alındı.
CNPC’nin Yuganskneftegaz’da bir hissesinin olup olmadığı tam olarak bilinememektedir. Ancak Rus yetkilileri, Mart ayında Gazprom ve Rosneft’in birleşme projesini kabul etmişlerdir. Ancak bu birleşme kamulaştırılan Yuganskneftegaz’ı kapsamamaktadır. Bu şirketin, Çin yatırımlarının devamını sağlamak için tek başına bırakılması da olasıdır.
Yukos’un kamulaştırılmasındaki Çin katkısı, Rusya’nın oldukça korunaklı olan petrol sektörüne yabancı bir katılımın gerçekleştiğini de ortaya koymaktadır. CNPC şirketi de Rusya’nın Gazprom’u ile birçok ortak girişime imza atmıştır. Bu ortak girişimlerin hedefleri, Çin’in en büyük enerji yatırımını yaptığı İran’daki enerji rezervlerini de kapsamaktadır.
Pekin ve Moskova Tahran’a Isınıyor
Çin’in petrol ticareti firması Zhuhai Zhenrong, 2004 Mart’ında İran ile 25 yıllık sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) ihraç anlaşması yapmıştır. Bu anlaşmayı Çin’in Sinopec petrol şirketinin İran ile Ekim 2004’te yaptığı diğer bir anlaşma takip etmiştir. 100 milyar dolar değerindeki bu anlaşma Çin’e, İran’ın Yadavaran kaynağında 25 yılın üzerinde bir periyot için 250 milyon tonluk sıvılaştırılmış doğal gaz ithal etme şansı vermektedir. Yadavaran anlaşması Çin’e, yine aynı dönemde günlük 150,000 varil ham petrol alma hakkı da vermektedir.
Bu büyük anlaşma sayesinde Çin de, İran’daki enerjileri inceleme, bulma ve üretme konularında yatırımlar yapacaktır. 25 yıl içinde Çin, İran’ın enerji sektöründe 100 milyar doların üzerinde yatırımlar yapmayı amaçlamaktadır. 2004’ün sonunda Çin, İran’ın en büyük ihraç pazarı olacaktır. Petrol ve doğal gaz anlaşmalarının dışında, Çin’in petrol şirketleri tarafından İran enerji sektörüne yapılan en büyük yatırımlar, ABD İran-Libya Yaptırım Kanunu tarafından engellenmektedir. Bu kanuna göre, İran ya da Libya’da 20 milyon dolardan fazla yatırım yapan yabancı şirketler para cezasına çarptırılmaktadır.
Taraflı ABD kanunları, Çin için yeni değildir. Moskova gibi Pekin de 1980’lerin ortalarından bu yana Tahran’a gelişmiş füze ve füze teknolojileri satmaktadır. Silkworm füze sistemleri gibi Çin’de İran’a cruise füzeleri satmış ve Rusya ile birlikte ülkede uzun menzilli balistik füzelerin geliştirilmesine yardım etmiştir.Bu yardım sayesinde İran,
2004’ün sonlarına doğru Colin Powell, İran’ın uzun menzilli füzelerine nükleer başlıklar takmak için çalıştıklarını öne sürdü. Aynı yıl Çin’in de İran için gemi savar füzeleri ürettiğine inanıldı. Çin ve Rusya’nın füze yardım sistemleri ve füze satışı aslında 2000’de imzalanan ABD- İran Sınırlama kanunlarına aykırıdır. Buna göre “İran’ın kitle imha silahları ve füze sistemleri edinmesine yardım eden şirketlerin ülkelerine” yaptırımlar uygulanacaktı.
Geçtiğimiz yıllarda birçok Çin ve Rus şirketi, İran’a füze ve füze teknolojisi sattıkları için ABD’nin bu yaptırımlarıyla karşılaştı. Ancak bu kanunla satışlar yavaşlayacağına, daha da artmıştır. Çin-Rusya ve Çin-İran ilişkileri gibi, Rusya-İran ilişkileri de son 18 ayda oldukça ilerlemiştir. Rusya’nın İran’da artan yatırımları ve iki ülke arasındaki silah ticaretine ek olarak, Rusya İran’ın gelişmeye başlayan nükleer enerji endüstrisine de dahil olmuştur.
Birçok münakaşaya ve ABD’nin engellemesine rağmen, Rusya ve İran Şubat ayında bir anlaşma imzalamıştır. Bu anlaşma Rusya’nın, İran’ın güç kaynağı Bushehr’den yapılacak nükleer yakıt naklini hangi yollarla gerçekleştireceğini belirlemiştir. Washington’un en büyük endişelerinden biri de Bushehr’deki kaynağın nükleer yakıtla kullanılmasıdır. Bu yakıt atılabilir, tekrar işlenebilir ya da plutonyum içeren silahların üretiminde kullanılabilir. Washington’un bu üç olasılığın da gerçekleşmeyeceğinden emin olması için Moskova, harcanan bütün yakıtların Bushehr’den Rusya’ya geri getirileceğine dair söz vermiştir.
Bütün bunlara rağmen Washington, hala Bushehr’in Tahran’ın planladığı olası nükleer silah programının en önemli noktası olduğuna inanıyor. İran’ın silah programına dair kanıtlar oldukça az olsa da ABD, İran’ın Rus desteği ile nükleer silah üretmeyi amaçladığına inanmaktadır.
Yeni Jeostratejik Ortaklıklar
Çin- İran- Rusya ittifakı enerji ticareti, yatırımlar, ekonomik gelişmeler ve uyumlu dış siyaset politikalarıyla gelişmektedir. İran, Çin ve Rusya; Tayvan ve Çeçenistan hakkında aynı politik duruşu sergilemektedir. Çin ve (kendini bir “İslam Cumhuriyeti” olarak tanımlamasına rağmen) İran, Putin hükümetinin Çeçen ayrılıkçılara karşı açtığı savaşı desteklemektedir. Rusya ve İran da, Pekin’in tek-Çin politikalarına destek vermektedir. Çin’de yürürlüğe konulan ve Tayvan’ın özgürlüğüne açıkça karşı çıkan birleşme kanunu, Moskova ve Tahran tarafından destek görmüştür.
Bu ittifakın en zor aşaması Çin ve Rusya’nın İran’daki nükleer enerji programını desteklemesidir. Putin hükümeti büyük bir kararlılıkla Rusya’nın, BM Güvenlik Konseyi’nde bu programı yasaklayacak çözümlerini ve ekonomik yaptırım uygulamalarının hiçbirini kabul etmeyeceğini belirtmiştir. Putin Şubat ayında Bush’la yapacağı toplantıdan hemen önce, İran’ı nükleer silahlar geliştirmeyi bırakma konusunda ikna ettiklerini ve Tahran’ın de desteğiyle ülkeyi ziyaret edeceklerini duyurdu.
Moskova gibi Pekin de İran’a karşı yapılan tüm BM eylem ve kararlarına karşı olduğunu açıkladı. 2004’ün Ocak ayında Çin ve İran arasındaki tarihi gaz ve petrol anlaşması sona erdiğinde, Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing, Çin’in BM Güvenlik Konseyi’nin İran’daki nükleer enerji programına karşı aldığı kararları desteklemeyeceğini duyurdu. Bu iki ülkenin İran hakkında alınacak kararlara karşı çıkması çok önemlidir, çünkü her iki ülke de BM Güvenlik Konseyi’nde veto hakkına sahiptir.
Moskova ve Pekin’in, Tahran’ın nükleer enerji programını onaylaması aslında bir uyarı olarak algılanabilir. Çin- İran- Rusya eksenli bu uyarı da ABD’nin tek taraflı politikalarına ve küresel hegemonyasına karşı çıkmayı hedefler. Moskova ve Pekin’e göre tüm bu bunlar ABD’nin Asya, Orta Asya ve Ortadoğu’daki etkisinin azaltılması anlamına geliyor. İran’a göre ise, ABD’yi kendinden uzakta tutmak manasını taşıyor.
Putin’in Ekim 2004’te gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde, Moskova ve Pekin’in uzlaştığı ortak düşünce, her iki ülkenin de Bush’un tek taraflı dış politikalarından nefret ettikleriydi. Çin ve Rusya ayrıca “uluslar arası tartışmaların BM gözetiminde çözülmesi gerektiği ve krizlerin uluslararası kanunların ışığında sonlandırılmasının zorunlu olduğundan” bahsetmişlerdir. Ayrıca bu iki ülke herhangi bir zorlama eyleminin yalnızca BM Güvenlik Konseyi’nin onayı ile yapılması ve yine bu konseyin gözetimi altında sürdürülmesi gerektiğini de açıklamıştır.
Bu açıklamalardan iki hafta sonra (ABD başkanlık seçimlerinden hemen önce) Pekin’in, ABD’nin tek taraflı dış politikalarına karşı olduğu, Çin’in eski Dışişleri Bakanı Qian Qichen tarafından belirtilmiştir.
Çin’in resmi gazetesi China Daily’de yayınlanan bir habere göre Qian Washington’un taraflılığı hakkında şunları söylemiştir: “ ABD Orta Doğu, Orta Asya ile Güneydoğu ve Kuzeydoğu Asya üzerindeki kontrolünü daha da sıkılaştırmıştır. Bu kontrol de, Washington’un terörizm karşıtı kampanyalarının, nefsi müdafaadan çok daha ayrı bir mecrada seyrettiğini kanıtlamaktadır. Irak’taki ABD varlığı, Müslüman Dünyası ve Arap ülkelerinin süper güç tarafından, demokratik reform bahanesiyle hedef haline getirildikleri inancını sağlamlaştırmaktadır.
Çin ve Rusya’ya göre Washington’un “demokratik reform programı”, ABD’nin kendi süper gücünün tek olduğunu kanıtlamak için, düşman rejimleri yok etmede kullandığı başarısız bir bahanedir. Çin-İran-Rusya ittifakı, Pekin ve Moskova’nın Washington’un küresel hırslarına karşı oluşturdukları karşı güç olarak da düşünülebilir. Bu açıdan İran, Bush yönetiminin dış ilişkiler politikasında gerçekleştirmek istediği hedefleri engellemek için çok önemli bir konuma sahiptir. Bu yüzden Pekin ve Moskova’nın, Tahran’la ekonomik ve diplomatik bağlarını güçlendirmek istemesi hiç de şaşırtıcı değildir. Bu aslında Pekin ve Moskova’nın neden Tahran’a gelişmiş silahlar tedarik ettiğinin de cevabı olabilir.
Çeviren Tuba Karasu
