HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
04-11-2012 tarihinde, 17:34 saatinde eklendi
Haftanın Raporu: Türkiye’nin sınırlanan rolü
Alptekin Dursunoğlu

YDH- Suriye’ye yönelik vekalet savaşının en önemli taraflarından biri olan Türkiye’yi etkileyen bölgesel gelişmelerden derlediğimiz Haftanın Raporunu sunuyoruz.

 

YDH-Suriye’ye yönelik vekalet savaşının en önemli taraflarından biri olan Türkiye’yi etkileyen bölgesel gelişmelerden derlediğimiz Haftanın Raporunu sunuyoruz.

Ankara’nın sorgulanan iyilik meleği rolü

En başından beri Suriye’ye yönelik müdahaleci tutumunu “kan dökülmesini önlemeye çalışmakla” izah eden Türkiye, artık Suriye’de akan kanın sorumlularından biri olarak nitelendiriliyor.

BM İnsan Hakları Komiserliği Ortadoğu Elçisi Heysem Ebu Said, Suriye’de dökülen kandan Türkiye, Katar ve Suudi Arabistan’ın sorumlu olduğunu söylerken[1] Suriye Dışişleri Bakanı Yardımcısı Faysal Mikdad da Ankara’nın el-Kaide’yi desteklediğini savunarak “Ankara yönetiminin teröristlere destek verdiği için terörü destekleyen ülkelerin listesine alınması gerektiğini” öne sürdü.[2]

Uluslar arası toplumun Suriye’de vekalet savaşıyla sonuca varılamayacağına kanaat getirip siyasi çözüme yönelmesi durumunda Suriye’deki silahlı grupları destekleyen Ankara’nın özellikle 18 Temmuz’dan sonra oynadığı rolün Türkiye’nin önüne bir suç dosyası olarak konulabileceği ihtimalini barındırıyor.  

Ankara: Cenevre bildirisini destekliyoruz Şam’la diyaloga karşıyız

Ancak geçtiğimiz yılın argümanlarına dayalı “Esed sivil katliamlar yapıyor” tarzındaki açıklamalar, Ankara’nın uluslar arası toplumun Suriye konusunda bir tutum değişikliğine gitmeyeceği konusunda abartılı bir güven içinde olduğunu gösteriyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin öncülük ettiği ateşkesin sürdürülememesinden üzüntü duyduklarını belirterek bundan tek merkezli bir emir komutaya sahip olmayan ve ateşkes süresince bombalı saldırılarını sürdüren silahlı grupları değil, her zaman olduğu gibi Suriye yönetimini sorumlu tuttu.

Davutoğlu’nun Rusya’nın Türkiye’yi Şam yönetimiyle diyaloga çağıran açıklamalarıyla ilgili olarak yaptığı değerlendirme ise ilginçti. Davutoğlu, hem Türkiye’nin Suriye’de Cenevre mutabakatı çerçevesinde bir geçiş hükümeti kurulmasını desteklediğini hem de Suriye yönetimiyle diyalog kurmanın anlamı olmadığını söyledi.[3]

Halbuki Rusya’nın sürekli olarak vurguladığı ve Şam yönetiminin de kabul ettiği Cenevre mutabakatı, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’i devre dışı bırakan bir geçiş hükümeti öngörmüyor ve Cenevre mutabakatını destekleyen Ankara’nın asıl Şam’la diyalog içinde olmaması anlamsız gözüküyor.

Suriye uçağındaki malzemeler yasal, ama Türkiye iade etmeyebilir

Suriye konusunda zıt tutumlar içerisinde olan Ankara ve Moskova, Türkiye’nin Rusya’dan havalanan bir Suriye yolcu uçağını inişe zorlayıp taşıdığı bazı araçlara el koymasıyla doğrudan karşı karşıya gelmişti.

Rusya’da yayımlanan Kommersant gazetesi, ismini açıklamadığı Rus hükümet kaynaklarına dayandırdığı haberinde Türkiye’nin inişe zorladığı Suriye uçağıyla ilgili önemli ayrıntılara yer verdi.

Habere göre, Ankara’nın el koyduğu yüklerin iadesi ihtimali “yüksek” gözükmüyor. Gazeteye konuşan bir diplomatik kaynak, “Görüşmeler sürüyor ama yüklerin iade edilmemesi de ihtimaller içinde. Hangi yüklere el konduğuna dair Suriyeli pilota, talep etmesine rağmen bir liste (tutanak) verilmemiş” dedi.

Aynı kaynaklar daha sonra özetle şu bilgileri aktardılar: “Uçaktaki yük kesinlikle legaldi. Radar sistemleri için elektronik parçalardı. Kuşku yaratan, sadece yükün taşınma şekliydi.

KBP devlet şirketi tarafından üretilen “Pantsir-C1” radar sisteminin parçaları bir taşeron lojistik şirketi tarafından yollandı. Bunun için devlet telekomünikasyon şirketi Rostehnologi’ye bağlı şirketlerden RT-Logistika kullanıldı.

Yükün hacmi fazla olmadığından Şam’a ayrı bir uçakla yollanmasına gerek olmadığına karar verildi. Bu çok fazla dikkat çekerdi. Yük Suriye’ye insani yardım malzemeleri arasında da yollanmadı. 
Çünkü bu durumda yükün niteliği çok geniş bir çevrenin malumu olurdu. Bu nedenle lojistik şirketi Rusya havayolları Areoflot’u kullanmayı önerdi.”

Ancak ağustos başında Aeroflot Moskova-Şam uçuşlarını durdurduğu için bu opsiyon ortadan kalktı. Sonuçta Suriye Havayolları uçağına karar kılındı.

Sivil bir uçağın kullanılmasında bir sorun yoktu. Çünkü birincisi yük yolcu ve mürettebat için tehlike yaratacak bir yük değildi. İkincisi yük gizli tutuluyordu. Ancak ikinci öngörü doğru çıkmadı. Türk hava sahasında uçak inişe zorlandı. Türkler herhalde yükle ilgili bilgi sahibi olmasalar indirme riskini göze almazlardı.” Kommersant muhabirleri, Rus istihbarat örgütü FSB’nin, yükle ilgili bilginin nasıl sızdığına dair soruşturmasının hemen hemen tamamlandığını yazdı. Buna göre Rus tarafı “sızıntı”nın Suriye tarafından olduğunu düşünüyor.[4]

Bu haberle ilgili ayrıntıları 20 Ekim’de Washington Post gazetesinde yer alan ayrıntılarla[5] birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye’nin inişe zorladığı Suriye uçağıyla ilgili olarak ortaya çıkan tablo şöyle:

1- Uçakta yasadışı bir yük bulunmuyordu

2- Ancak yükün bir yolcu uçağıyla gönderilmesi Türkiye’ye el koyduğu bu yükü iade etmeme hakkı veriyor.

3- Uçağın yüküyle ilgili istihbarat, Suriye’den Amerikan istihbaratına, oradan da Türkiye’ye iletiliyor.

Silivri’de Katar toplantısına hazırlık

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un merkezi İstanbul’da bulunan Ulusal Konsey adlı örgütün Suriye muhalefetini temsil etmediğini belirten açıklamasından iki gün önce Suriyeli muhalifler, ülkede yaşanan olayları ve gelişmeleri değerlendirmek üzere İstanbul'da bir araya geldi.

Suriye Siyasi ve Strateji Araştırma Merkezi'nin ''Gelecek Vizyonu ve Değişim'' adı altında Silivri'de bir otelde düzenlediği toplantı, bağımsız hareket eden muhalif grupları buluşturdu. Araştırma Merkezi Başkanı Usame Kadi, açılış konuşmasında yeni Suriye için farklı kesimlerin görüşlerini almak amacıyla toplantıyı düzenlediklerini söyledi. ''Yeni Suriye'' için ilk adım niteliği taşıyan toplantı vesilesiyle, bağımsız hareket eden muhalifler bir araya gelmiş oldu. Toplantıya, Suriye Ulusal Konseyi Başkanı (SUK) Abdulbasid Seyda, Kürt Ulusal Konseyi Başkanı Abdulhakim Beşar, Suriye Demokratik Türkmen Hareketi Başkanı Abdulkerim Ağa, bazı muhalif liderleri ile yaklaşık 200 kişi katıldı.[6]

Silivri’de yapılan toplantı, Clinton’un muhaliflerin birleştirilememesinden şikayet ettiği açıklamasından 2 gün önce yapılmış olması dikkat çekici bulunurken, toplantıdan sızan haberlere göre Silivri’deki toplantıda, Suriye Ulusal Konseyi’nin Katar’da yapacağı toplantıya ve muhaliflerin yeniden yapılandırılmasına ilişkin konular da görüşüldü.

Toplantıya başkanlık eden Usame Kadi, açılış konuşmasında yeni Suriye için farklı kesimlerin görüşlerini almak amacıyla toplantıyı düzenlediklerini söylese de bu toplantıda ne Ulusal Koordinasyon Kurulu gibi sivil demokratik değişimden ne de Özgür Suriye Ordusu gibi silahlı örgütlerden herhangi bir temsilci bulunmuyordu.

Suriye krizinin Türkiye’ye ekonomik faturası ağırlaşıyor

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği'nden yapılan açıklamaya göre, Suriye'den gelenler için kurulan 13 çadır kent, 1 geçici kabul merkezi ve 1 adet konteynır kentte  30 Ekim itibariyle 107 bin 769 Suriye vatandaşı bulunuyor.

Açıklamada Suriye’den gelen mülteciler için Hatay'da 5, Şanlıurfa'da 2, Gaziantep'te 3, Kahramanmaraş, Osmaniye ve Adıyaman'da 1'er olmak üzere toplam 13 çadır kent ile Kilis'te 12 bin kişilik 1 adet konteynır kent kurulduğu[7] ifade edildi.

Suriye’den Türkiye’ye gelen mültecilerin oluşturduğu ekonomik yük bir yana, Ankara’nın Suriye’ye yönelik politikası sebebiyle Türkiye’nin sadece Suriye ile ticareti değil oradan ulaşılan 11 ülkeyle ticareti de olumsuz etkileniyor.

İzmir’in en büyük organize sanayi bölgelerinden İAOSB’nin Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Uğurtaş, “Suriye riski, iç ve dış pazarda coğrafi bir daralmaya neden olmaktadır. Özellikle Suriye konusu sadece Suriye’ye yapılan ihracatı engellememiştir, oradan ulaşılan 11 ülkeye ihracatımızda ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Suriye ile yaşanan sıkıntılar ekonomik anlamda 11 ülkeye yansımıştır. Sınır ticaretine dayalı ekonomisi olan illerimiz durumdan olumsuz etkilenmiştir. Savaş riski de ticaret ve yatırıma bakışı olumsuza çevirmiştir"[8] dedi.

Suriye iç savaşında Kürt cephesi

Suriye’nin Kürt bölgelerinde son derece etkin bir konumu olan PYD’nin, hem PKK’ya olan yakınlığı hem de Suriye’deki vekalet savaşında Kürt çıkarlarını gözeten tarafsız bir tutum sergilemesi, Türkiye’nin bu partiye yönelik kaygılarını arttırıyor.

Türkiye tarafından desteklenen Özgür Suriye Ordusu ile PYD’nin askeri kanadı olan YPG arasında önce Halep’in Eşrefiye semtinde daha sonra da Afrin bölgesinde yaşanan çatışmalar. Suriye iç savaşında yeni bir cephenin açılmış olması şeklinde yorumlandı.[9]

Washington Post gazetesi ise yeni açılan Kürt cephesinin Türkiye’yi de etkileyeceğini[10] savundu.

PYD Lideri Salih Müslim, Lübnan’da yayımlanan es-Sefir gazetesine verdiği demecinde yaşanan son çatışmalardan dolayı Türkiye’yi suçladı ve “Türkler dahil herkesin duymasını istiyoruz, bize yönelik herhangi bir saldırıya cevabımız çok şiddetli olacaktır”[11] tehdidinde bulundu.

El Alem televizyonunun, el-Menar televizyonundan naklen yayımladığı bir haberde ise Türkiye’nin Mesud Barzani aracılığıyla Suriyeli bazı Kürtlerle yaptığı 4 maddelik bir anlaşmadan söz edildi.

PKK kaynaklarına dayandırılan habere göre “İki ay önce Mesud Barzani aracılığıyla Suriyeli bazı Kürtlerle imzalanan anlaşma taslağında Türkiye Irak’ta olduğu gibi Suriye’de de bir Kürt bölgesi kurulmasına karşılık şu dört şartı ileri sürmüştü:

1- Afrin yakınlarındaki Kürtçe adı Kobin olan Ayn Arab’da,

2- Kamışlı’da,

3- Afrin’de Türkiye’ye askeri üs verilmesi

4- Suriyeli Kürtlerin tıpkı Mesud Barzani liderliğindeki Irak Kürdistanı gibi Türkiye ile ticari ilişkiler içinde olması.[12]

Çin’den Suriye için çözüm önerisi Rusya’dan Türkiye’ye uyarı

Suriye sorununun çözümü konusunda başından beri siyasi yolları öneren Çin ve Rus yönetimleri, BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin ateşkes çabalarına destek verdi. Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi, İbrahimi ile görüşmesinde siyasi yolun Suriye sorununu çözebilecek tek çıkış yolu olduğunu belirterek dört maddelik bir öneride bulundu.

Habere göre Çin’in dört maddelik önerisi şöyle:

1- Suriye'de ilgili tarafların, aşamalı olarak ateşkes yapması ve sonunda tüm silahlı çatışmalara son verilmesi.

2- Suriye’de ilgili tarafların, kendi baş müzakerecisini bir an önce belirleyerek, İbrahimi ve uluslararası toplumun yardımıyla, geniş tabanlı bir geçiş yönetimi oluşturarak, krize en kısa süre içinde son vermesi.

3- Uluslararası toplumun; sorumluluk duygusuyla ve daha ivedi bir biçimde İbrahimi'nin arabuluculuk çalışmalarını var gücüyle destekleyerek, Kofi Annan'ın "altı maddelik önerisi" ile  Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarının yerine getirilmesini sağlaması.

4- İlgili tarafların, Suriye'de insani krizin yumuşatılması için etkili tedbirler alması.[13]

Çin’den siyasi çözümle ilgili bu öneriler gelirken, Rusya da Suriye’ye sürekli olarak askeri müdahale talebinde bulunan Türkiye’ye uyarıda bulundu.

Rusya parlamentosu alt kanadı Duma Uluslararası İlişkiler Komisyonu Başkanı Aleksey Puşkov ise Suriye ile askeri gerilimler yaşayan Türkiye’ye  "Suriye'ye girmek kolay, çıkmak çok zor." uyarısında bulundu.

Puşkov, “Türk yönetimi eğer Suriye’ye girerse bunun Türkiye için de tehlikeli olabileceğinin farkında. Suriye’de çok sayıda Kürt yaşıyor. Türkiye Kürtlerinin bazısı ise ayrılmak ve bağımsız bir Kürdistan devleti kurmak istiyor. Dolayısıyla çoğu yönden Türkiye’nin Suriye ihtilafına dahil olması Ankara için bir tuzağa dönüşebilir. Türkiye’nin henüz sınırı geçip Suriye’ye birliklerini sokmaması da tesadüf değil. Çünkü Suriye’ye girmek kolay, fakat geri dönüşü zor. Bölgede yaşanan diğer savaşlar gösteriyor ki; bir ülkeye askeri birliklerin sokulmasına ilişkin karar iki günde alınır, fakat o birliklerin oradan çıkarılması için ise yıllar gerekir”[14] dedi.

Türk uçakları Suriye sınırında, Amerikalı askerler Türkiye’de

Diyarbakır'dan kalkan 4 F-16 uçağının bomba yüklü olarak Suriye sınırında keşif uçuşu yaptığına[15] ilişkin haberlerin geldiği sırada Amerika’nın Avrupa Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Mark Hertling'in Türkiye'ye gönderildiğini açıkladığı ABD askerlerinden 20'sinin Diyarbakır'a geldiği[16] öne sürüldü.

Amerikan askerlerinin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un İstanbul ziyareti sırasında kararlaştırılan “Operasyonel mekanizma” çerçevesinde geldiği öne sürülürken Dışişleri kaynaklarına göre, ABD ve Türkiye'nin Suriye konusunda oluşturdukları "operasyonel mekanizma" çerçevesinde şu konuların masaya yatırılıp, olası harekat planları hazırlandığı bildirildi.

1- Suriye'ye acil müdahale planları

2- Suriye muhalefetine verilecek lojistik desteğe ilişkin eşgüdüm

3- Suriye'deki olası kimyasal silahların etkisiz hale getirilmesi

4- Suriye'nin İran ve Hizbullah bağlantısının kesilmesi

5- Suriye'de yaşanan kaosta, PKK ve El Kaide unsurlarının bu ülkede yuvalanmasının önüne geçilmesi.[17]

Genelkurmay yalanladı

Ancak bu haberler üzerine Genelkurmay Başkanlığı "Bazı basın yayın organlarında, Amerika Birleşik Devletleri Silahlı Kuvvetlerine mensup 20 kişilik bir askerî heyetin 2'nci Hava Kuvveti Komutanlığı (Diyarbakır)na intikal ederek, incelemelerde bulunduğuna yönelik haberler yer almıştır. Söz konusu haberlerde yer alan iddiaların tamamı gerçek dışıdır."[18] Şeklinde bir açıklama yaparak haberleri yalanladı. Genelkurmay’dan yapılan bu yalanlama üzerine Doğan Haber Ajansı da ilgili haberini çekti.

İncirlik’te savaş hazırlığı

Amerikan askerlerinin geldiği yalanlanmış olsa da Türkiye’nin Suriye’ye yönelik ciddi bir askeri hazırlık içinde olduğu inkar edilemiyor. Milli Savunma Bakanlığı, NATO’nun amaçlarına uygun olarak ABD’nin kullanımına da tahsis edilen ve Suriye ile muhtemel bir savaş durumunda kritik önem taşıyacak olan Adana’daki İncirlik Hava Üssü’nde, inşaat hazırlıklarına başladığı ve bu üsteki uçakların alarm durumunda beklediği[19] biliniyor.

Amerika’dan Suriye muhalefetine operasyon

Türkiye, başkanlık seçimleri sonrasında Amerika’dan Suriye konusunda kendi tezlerini destekleyecek bir tutum değişikliği beklerken, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ankara’nın nüfuzu altındaki Ulusal Konseyi’nin feshedilmesi gerektiğini söyledi.

Ulusal Konsey’i, tüm muhalifleri bir araya getirmeyi başaramamakla suçlayan Clinton, "Suriye Ulusal Konseyi'nin uzun zamandan beri muhaliflerin lider kadrosunu temsil etmediğini açıklıkla ortaya koymalıyız"[20] dedi.

Clinton’un bu açıklamasıyla sadece Suriye muhalefetine değil Türkiye’nin Suriye konusundaki rolüne de bir ayar verdiği[21] söylenebilir.

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Yalan, provokasyon, bombardıman: Yugoslavya’nın yok edilişinin kısa tarihi 30-03-2019 tarihinde eklendi
Rusya: Sermaye ve iktidar arasındaki açı 09-03-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım