HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
25-11-2012 tarihinde, 18:13 saatinde eklendi
Haftanın Raporu: Türkiye, Suriye savaşının ileri hattı
Alptekin Dursunoğlu

Erdoğan hükümeti, Patriotlar aracılığıyla NATO’yu sürece katmaya çalışarak Türkiye’yi muhtemel bir bölgesel savaşın ileri hattı haline getiriyor.

 

Bu haftanın Türk dış politikasını ilgilendiren en önemli konularından biri, Gazze’de sağlanan ateşkes oldu.

İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırısı 8 gün sürdü. Filistinliler, İsrail’in havadan yaptıkları saldırılara füzelerle misillemede bulundu. Amerika ve Batılı müttefikleri 170 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırıları “İsrail’in kendini savunma hakkı” olarak niteledi. Birleşmiş Milletler saldırıların durması için somut bir girişimde bulunmadı. İran ve Hizbullah, Filistin direnişine destek çağrısında bulundu.

Bunlar İsrail’le Filistin arasında yaşanan her çatışmada dünyanın alışık olduğu klasik gelişmelerdi son 8 günlük savaşta da bu konuda bir farklılık olmadı.

Ancak 8 günlük savaşla ilgili alışık olunmayan gelişmeler de oldu. Örneğin İsrail’in havadan yaptığı saldırılara karşı Filistin direnişi uçaksavar füzeleri kullandı. Hamas’ın üst düzey liderlerinden Mahmud Zahhar’ın iddiasına göre Filistin direnişi bu savaşta 7 İsrail uçağını düşürdü.[1] Daha önce el yapımı roketler kullanan Filistinli direnişçiler, bu kez Tel Aviv’i ve Kudüs’ü vurabilen İran yapımı Fecr-5 füzeleri kullandı.

2008’de savaşın dördüncü gününde 10 kişilik yedek güçle kara harekatı düzenleyen[2] İsrail, bu kez 75 bin yedek askerini göreve çağırmasına rağmen kara harekatına cesaret edemedi.

2008 yılındaki 22 günlük saldırı sırasında toplanmayı başaramayan Arap Birliği, bu kez saldırıdan 4 gün sonra dışişleri bakanları düzeyinde “acilen” toplanmayı başardı.[3]

2008’deki 22 günlük savaş sırasında sadece Tel Aviv’deki elçisini çeken; ancak saldırıların durdurulması konusunda hiçbir şey yapamayan Mısır, bu kez Başbakan Hişam Kandil’i saldırılar devam ederken Gazze’ye gönderdi[4] ve hem ateşkesin koordinatörü hem de garantörü olmayı başardı.[5]

Başbakan Erdoğan, Mısır’daki konuşmasında bölge şartlarının 2008 yılındakinden farklı olduğunu belirterek “artık bu bölgede hamdolsun Türkiye gibi, Mısır gibi, Suud gibi, Katar gibi Körfez ülkelerinin olduğunu bilmek durumundadırlar”[6] diyerek Türkiye’nin bölgedeki konumunu vurguladı. Yurda döndükten sonra da İsrail’e karşı savaş seçeneğini gündeme getirir tarzda "Hala tribünden mi izleyeceğiz? Ya elimizle ya dilimizle müdahale edeceğiz. Öleceksek adam gibi ölelim"[7] dedi.

Erdoğan’ın Mısır, Suud, Katar ve Körfez ülkelerinden oluşan yeni müttefiklerinin yarattığı “caydırıcılığın” ya da “öleceksek adam gibi ölelim” ifadesiyle dile getirdiği “savaş tehdidi”nin İsrail’in ateşkesi kabul etmesinde ne kadar etkili olduğu bilinmiyor.

Ancak ateşkesin Mısır’ın öncülüğünde ve garantörlüğünde gerçekleştiği biliniyor ve bu bilgi Ortadoğu’daki değişimi yönetme iddiasındaki[8] Türkiye’nin “bölgedeki liderlik rolünü” Mısır’a kaptırdığına ilişkin yorumlara sebep oluyor.

Bu yorumlara katılmayan Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ise “Saldırının Gazze halkı üzerinde olumsuz etkisi vardı ama, başbakanımız burada asıl zor durumda bırakılanın Mısır olduğu değerlendirmesini yaptı. Türkiye burada Mısır’ın pozisyonuna destek verecek bir tutum aldı. O anlaşma metinde aslında Mısır olarak yer alan ifade fiiliyatta Mısır artı Türkiye’dir.”[9] diyerek Mısır’a bu rolün Erdoğan tarafından verildiğini ima etti.

Ankara’nın sebep olduğu güvenlik sorunları ve NATO’dan Patriot talebi

Gazze’de yaşanan gelişmelere rağmen Suriye sorunu Türk dış politikasının en önemli gündemi olmaya devam ediyor.

Suriye sorununa başlangıçta reform ve demokratik değişim talepleriyle müdahil olan Erdoğan hükümeti, Suriye’de 18 Temmuz’dan sonra açıklık kazanan vekalet savaşının “asıllarından” biri olarak Türkiye’yi bu savaştan kaynaklanan güvenlik sorunlarının da hedefi haline getirdi.

Sınır bölgelerine Patriot füzeleri yerleştirilmesi için NATO’dan talepte bulunulması[10], Suriye’de yaşanan savaştan kaynaklanan güvenlik sorunlarıyla gerekçelendirilse[11] de bu meselenin Suriye’deki iç savaşı bölgesel bir savaşa dönüştürebilecek potansiyeller taşıdığı da görülüyor.

Suriye, Türkiye’nin Patriot talebini provokasyon[12] olarak nitelerken bu tehlikeye dikkat çeken Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Türkiye’nin sınırında yaşadığı güvenlik kaygısını anladıklarını; ancak bölgedeki çatışmaların yeniden başlamasına neden olacak provokasyonlara karşı da uyarıda bulunmak istediklerini”[13] söyledi ve Türkiye ile Suriye arasında diyalogun yeniden kurulmasına yardım edebileceklerini belirterek Erdoğan hükümetini savaş seçeneğinden uzaklaştırmaya çalıştı.

Patriotların Suriye’deki iç sorunu BM kararı olmaksızın yapılacak bir uluslar arası müdahale ile bölgesel savaşa dönüştürme kaygısı sadece Şam ve Moskova’da yoktu.  

Türkiye’nin Patriot talebini Hollanda’yla birlikte karşılaması beklenen Almanya’da da bu talebe itirazlar söz konusuydu.

Alman Yeşiller partisinin güvenlik politikaları sözcüsü Omid Nouripour, Patriotların Suriye içindeki savaşı, bölgesel bir savaşa dönüştürme potansiyeline dikkat çekerek “BM Güvenlik Konseyi kararı olmadan Suriye’deki çatışmaların içine sürüklenmenin delilik olduğunu; Yeşiller partisi olarak Almanya’nın devletler hukukuna aykırı bir Suriye savaşının içine sürüklenmesini engellemek için mecliste mümkün olan her tür araca başvuracaklarını açıkladı.”[14]

Erdoğan hükümetinin Patriot talebine gerekçe olarak söz konusu ettiği güvenlik sorunlarının temelinde Şam yönetiminin sınır bölgelerinde otoritesini kaybetmesinden dolayı PKK’ya yakınlığıyla bilinen Kürt grupların sınır bölgelerinde hakim olmaya başlaması bulunuyordu.[15]

Hatta ulaşan bazı haberlere göre PKK Kandil’den bölgeye silahlı militan göndermişti ve bölgede gümrük noktaları kurmuştu.[16]

El Menar televizyonunda yayımlanan bir haber analize göre Türkiye, Resu’l- Ayn ile Amuda arasında 100 kilometre uzunluğunda ve 5 kilometre derinliğinde Kürtlerden arındırılmış bir tampon bölge oluşturmak istiyordu ve bunu gerçekleştirmek üzere desteklediği silahlı gruplarla 4 ay önce bir plan hazırlamıştı.[17]

Yani Türkiye’nin şimdi NATO’dan Patriot talebinde bulunmasına gerekçe teşkil eden güvenlik sorunu şikayeti, aslında sınır bölgelerini Kürtlerden arındırmayı öngören Türk planının Kürtlerin direnişi sebebiyle gerçekleşememesinden kaynaklanıyordu.

Halep’te İslam Devleti

Suriyeli muhaliflerin Amerika’nın müdahalesiyle Katar’da yeni bir siyasi örgüt kurması ve ardından silahlı grupların liderlerini Suudi Arabistan’da toplayarak[18] sahadaki inisiyatifin İslamcı gruplardan alınmasını sağlamaya çalışması, Şam yönetiminin devrilmesini bekleyenlerde yeni bir heyecan yarattı.

Ancak Suriye içerisindeki İslamcı silahlı grupların Amerikan müdahalesiyle oluşturulan yeni siyasi ve askeri yapıya kolayca boyun eğmeyeceği anlaşılıyordu.

Halep’te toplanan İslamcı silahlı grupların temsilcileri Katar’da kurulan yeni koalisyonu ve kendini yeniden yapılandıran Ulusal Konsey’i “dışarıdan dayatılan bir komplo projesi” olarak niteledi ve İslam Devleti kurduklarını açıkladı.[19]

Ankara’nın tanıyıp ofis açmasına izin verdiği[20] yeni koalisyonun başta Tevhit Tugayları olmak üzere Türkiye’nin nüfuzu altında bulunan İslamcı gruplar tarafından tanınmaması, şaşkınlık yaratmıştı.

Halep’teki İslamcı militanların Türkiye’nin nüfuzu altında olduğu salt bir söylentiden ibaret değildi. New York Times’e konuşan Özgür Suriye Ordusu Komutanı Ebu Halil’in “Biz kendimizden emir alıyoruz. Türkiye’den emir alan Halep savaşçıları gibi değiliz”[21] sözü son derece dikkat çekiciydi.

Muhtemelen Türk istihbaratının müdahalesi etkili oldu ve İslam Devleti kuran gruplardan bazıları İslam devletine katıldığını yalanlarken bazıları devlet ilanından birkaç gün sonra dini devlet değil, sivil devlet istediğini açıklayan Tevhit Tugayları Lideri Abdulkadir Salih’in safına geçti.[22]

Tevhit Tugayı’nın 18 Kasım’da İslam Devleti ilan ettikten hemen sonra çark etmesinde Türk istihbaratının rolünün ne olduğu bilinmiyor; ancak İslam devletinin bir pazarlık kozu olarak masaya sürüldüğü görülüyor.

Abdulkadir Salih’in, 20 Kasım’da yaptığı “Halep'teki etkin olan ve kurtuluş mücadelesi veren bazı tugayların "İslam Devleti" ilanının sebebinin, yok sayılmaları olduğunun farkındayız. Biz, Suriye halkının isteklerine ve hedeflerine bağlı kaldığı sürece Doha'da kurulan Ulusal Koalisyon'u tanıyoruz. Biz, alanda etkin olan devrimcilerin Koalisyon'daki temsil hakkının artırılmasını istiyoruz" şeklindeki açıklama, İslamcı grupların İslam devletinden vazgeçme karşılığında yeni koalisyonda daha fazla temsil hakkı istediğini gösterdi.

Gözüken o ki, Koalisyona karşı çıkarak İslam devleti ilan eden İslamcı gruplar, koalisyona destek veren uluslar arası güçleri karşılarına almama konusunda ikna edilmişti nitekim “Ahrar Suriye” adlı silahlı grubun komutanı Ahmed Bello, “İslam devleti kurarsak dışarıdan gelen yardımlar kesilir”[23] diyerek bu gerçeğe işaret etmişti.

Suriye konusunda dönüm noktası Fas toplantısı

Amerika’nın Suriyeli muhaliflerin önce siyasi kanadına ardından da askeri kanadına çekidüzen verme çabasının meyvelerinin 12 Aralık’ta Fas’ta yapılması beklenen Dostlar toplantısında[24] alınacağı görülüyor.

Çünkü bu toplantıda yeni kurulan örgütün tanınması ve ardından da yeni örgüte bir geçiş hükümeti kurdurulması ve nihayet bu geçiş hükümeti üzerinden sahadaki silahlı grupların ağır silahlarla silahlandırılması bekleniyor.

Bu beklentiler, 2013 yılının Suriye’de çok daha kanlı geçeceğinin işareti olarak gözükürken, Erdoğan hükümeti, bir yandan silahlı gruplara verdiği lojistik desteği sürdürerek[25] bir yandan sınırda ciddi savaş hazırlığı[26] yaparak ve Patriotlar aracılığıyla NATO’yu sürece katmaya çalışarak Türkiye’yi muhtemel bir bölgesel savaşın ileri hattı haline getiriyor.

Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın Suriye’de yaşanan sıkıntılar bittiğinde ülkede yeniden bir imar ve inşa dönemi başlayacağını belirterek, ‘‘Suriye adeta yeniden inşa edilecek, hem siyasi hem de ekonomik olarak. O duruma şimdiden zihinsel olarak hazırlanmakta fayda var. Suriye’nin yeniden inşa edileceği o dönemlerin ekonomik olarak da kalkınma anlamında da bu bölgelerimize çok önemli faydaları olacak”[27] şeklindeki açıklaması, Erdoğan hükümetinin Suriye’deki devrim yatırımının kazancını toplamaya hazırlandığını gösteriyor.



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Yalan, provokasyon, bombardıman: Yugoslavya’nın yok edilişinin kısa tarihi 30-03-2019 tarihinde eklendi
Rusya: Sermaye ve iktidar arasındaki açı 09-03-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım