HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
10-12-2012 tarihinde, 19:48 saatinde eklendi
Haftanın Raporu: Gizli vekalet savaşından açık Soğuk Savaşa
Alptekin Dursunoğlu

Ankara, Dostları aracılığıyla Suriye’de sürdürdüğü vekalet savaşının, uluslar arası alanda ilan edilmiş Soğuk Savaşa dönüşmesine ne kadar tahammül edebilir?

 

Önceki Hafta’nın Raporu’nda, “Türkiye’nin güvenliğini” gerekçe göstererek Patriot talebinde bulunan Erdoğan hükümetinin NATO’yu Suriye’deki vekalet savaşına fiilen ortak etmeye yönelik bir hedef gözettiğine dikkat çekilmişti.

NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen, Erdoğan hükümetinin zahiri gerekçesine atıf yaparak “uçuşa yasak bölge uygulamasını ya da herhangi bir saldırı operasyonunu destekleyici yönde kullanılmayacağını belirttiği Patriot füzelerinin” Türkiye’ye yerleştirilmesinin onaylandığını açıkladı.[1]

NATO’nun Türkiye’nin güvenliği konusunda pek cömert davranmadığı ve Erdoğan hükümetinin talep ettiğinden daha az sayıda Patriot göndereceği yönünde tartışmalar olurken, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Patriot talebinin asli hedefine işaret eden açıklamalarda bulundu.

Türkiye’ye tehdit ihtimali ve Patriot talebi

Davutoğlu’na göre Türkiye, talep ettiği Patriot sayısı konusunda müttefikleriyle anlaşmazlık içinde değildi. “Önemli olan Türkiye’nin alandaki ihtiyaçlarıyla NATO’nun kapasitesinin optimum düzeyde buluşması” idi. NATO’nun Patriot imkanları da Türkiye’nin ihtiyaçları da sınırlıydı. Dolayısıyla Türkiye’nin taleplerinin Batılı müttefikleri tarafından karşılanmadığı iddiaları doğru değildi.

Suriye ile Türkiye arasında savaş varmış gibi karşılaştırmaların yapılmasını da doğru bulmadığını söyleyen Davutoğlu, Türkiye’nin Suriye’nin tehdidi altında olmadığını bir bakıma itiraf ederek “kendisine yönelik bir tehdit olursa Türkiye, kendi ulusal kapasitesini ve ittifak kapasitesini sonsuza kadar kullanır.”[2] dedi.

Bu açıklamalardan da anlaşıldığı üzere Türkiye ile Suriye arasında bir savaş olmadığı gibi Suriye’den Türkiye’ye yönelik herhangi bir tehdit de bulunmuyordu. Kaldı ki herhangi bir tehdit olması durumunda Türkiye’nin “sonsuza kadar kullanabileceği ulusal kapasitesi” de vardı. Ancak Erdoğan hükümeti işi şansa bırakmadan önlem alıp NATO’nun kendisine göndereceği 6 Patriot füzesiyle[3] Türkiye’nin güvenliğini garanti altına almak istiyordu!

Türkiye NATO toprağı

Erdoğan hükümetinin “Patriotların tetiğinin Türkiye’de olacağı”[4] yönündeki iddiaları, Rasmussenin’in Patriotların komutasının NATO’da olacağına dair açıklamasıyla yalanlanmıştı.[5] Patriotlarla birlikte gelecek olan yabancı askerlerin Türkiye’yi mi yoksa Türkiye’deki NATO üslerini mi koruyacağına ilişkin belirsizliklere ise Başbakan Erdoğan, “Türkiye, aynı zamanda NATO toprağıdır”[6] diyerek açıklık getirmiş oldu.

Şam’ın kimyasal silah kullanma ihtimali

Türkiye’nin güvenliğine yönelik “muhtemel bir tehdit” ile gerekçelendirilen Partiot talebinin NATO tarafından kabul edilmesiyle eş zamanlı olarak Amerikan Savunma Bakanlığı da “Suriye’de kimyasal silah hareketliliği”[7] keşfetti.

ABD Savunma Bakanı Leon Panetta, “Suriye hükümetinin isyancı güçlere karşı kimyasal silah kullanmayı düşündüğüne dair delil bulunduğunu”[8] belirterek Suriye’yi uyardı.

Türkiye’ye gönderilecek Patriot sayısı konusunda cimri davransa da NATO’nun, “ihtimaliyet çalışmaları” konusunda pek cömert olduğu ve Patriotların Türkiye’ye gönderilmesi sürecinin aşamalı olarak Suriye’ye askeri müdahaleye dönüşebileceği anlaşıldı.

İhtimallere dayalı müdahale planı

Basında yer alan haberlere göre “Türkiye’nin talebi sonrası NATO’nun askeri kanadı SACEUR’ün hazırladığı planın ilk ayağında Patriot'lar, ikinci ayağında ise havadan erken uyarı sistemine sahip AWACS’ların Türkiye Hava Sahası’nı korumak için yeniden Konya’ya konuşlandırılması da bulunuyor.

AWACS’ların gönderilmesi halinde NATO, Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterinde olmasına rağmen havada yakıt ikmali için takviye bir tanker uçağı da gönderecek. Havada yakıt ikmali sırasında AWACS ve tanker uçağının güvenliği için NATO’nun diğer müttefiklerden savaş uçağı talep etme ihtimali de bulunuyor.

Planın üçüncü ayağını ise Suriye’nin Türkiye’ye kimyasal başlık taşıyan füze atması, bu füzenin Patriot'lar tarafından yakalanamama ihtimali üzerine Türkiye topraklarına veya sınıra yakın bir yere düşmesi oluşturuyor. Bu duruma anında müdahale edilebilmesi için NATO’nun sınır bölgesine “Nükleer Müdahale Gücü” göndermesi plan içinde yer alıyor.

Planın dördüncü aşaması ise Acil Mukabele Gücü’nü kapsıyor. Bu güç, Suriye ordusuna ait askerlerin Türkiye topraklarına giriş yapması ile çok yoğun şekilde toplu göç olması halinde, müdahale etme görevine sahip olacak.”[9]

Putin, İstanbul’da doğru yolu buldu, Şam yönetiminin 3 ay ömrü kaldı

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Erdoğan’la görüşmesinden sonra “Suriye yönetiminin avukatı olmadıklarını”[10] söylemesi, Ankara’da Rusya’nın Suriye politikasını değiştirdiği şeklinde algılandı.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir üst düzey yetkiliye göre Ankara ve Moskova, “Suriye’de değişim” odaklı yeni bir plan üzerinde çalışma konusunda anlaşmaya varmıştı. Gerçi Rus ve Türk yetkililerin “anlaşmaya vardıkları” bu konu üzerinde ne zaman bir toplantı yapacağı belirsizdi; ama Rusya’daki bu değişim, Putin’in Erdoğan’la görüşmesinden sonra gerçekleşmişti.[11]

Hükümet yanlısı basına göre de Putin’in Erdoğan’la görüşmesinden sonra “Suriye konusunda artık farklı bir Rusya ve farklı bir Batı var”dı ve Esed’in üç ay ömrü kalmıştı.[12] Putin’in Erdoğan’la görüşmesinden sonra Rusya artık “Esad’sız bir geçiş dönemine yeşil ışık yakabilecek”[13] kıvama gelmişti. 

Türkiye’deki resmi çevreler, Rusya’nın Suriye konusundaki politikasını neden değiştirdiğine ilişkin olarak Putin’in Erdoğan’la görüşmesinden başka bir delil sunma ihtiyacı duymadı.

Resmi yetkililer tarafından bilgilendirilen gazeteciler de, örneğin şu soruları sormadı:

1- Kilis nüfusuna ulaşan[14] Suriyeli mültecilerin bakımı, Moskova’nın sorunu mu? Ankara’nın sorunu mu?

2- Otorite boşluğundan ve sürdürülen vekalet savaşından dolayı sınır bölgelerinde yaşanan güvenlik sorunları, Moskova’nın sorunu mu? Ankara’nın sorunu mu?

3- Sınır bölgelerinde oluşan PKK uzantılı silahlı gruplar Moskova’nın sorunu mu? Ankara’nın sorunu mu?

4- Suriye ile yaşanan güvenlik sorunlarına önlem almak için NATO’dan yardım istemek de dahil olmak üzere başvurulan milyonlarca Dolarlık askeri önlemler, Moskova’nın sorunu mu? Ankara’nın sorunu mu?

5- Bütün bu sorunlardan kurtulmak ve normalleşmek için acelesi olan Moskova mı Ankara mı?

Bu sorulara resmi yetkililerin bilgilendirmesine gerek kalmadan da cevap bulunabilecekken Putin’in Erdoğan’la görüşmesinden sonra Türkiye’yi bu acıklı durumdan kurtarmak için Suriye politikasını değiştirdiğine inanmak elbette hiç de gerçekçi gözükmüyor.

Rusya: Suriye politikamızda değişme yok

Nitekim Rusya’nın Suriye politikasını değiştirdiğine dair Türkiye’de dile getirilen bu resmi ve gayri resmi iddialar, Moskova tarafından bir gün sonra yalanlandı. Rusya’nın “Esed’siz bir geçişe” hazır olduğu iddialarının aksine Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, “Esed’in kaderiyle ilgili bir müzakerede yer almayız”[15] dedi.

Lavrov’un bu açıklamasından bir gün sonra da Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada “Suriye’nin içişlerine dışarıdan müdahaleye müsaade edilemeyeceği, bu ülkedeki krizin çözümünün ulusal diyaloğa dayanması gerektiği ifade edildi.”[16] Dolayısıyla da Moskova’nın tutumunda hiçbir değişikliğin olmadığı ortaya kondu.

Dostlar toplantısı öncesi psikolojik savaş manevraları

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un müdahalesiyle Katar’da kurulan yeni muhalif örgütün 12 Aralık’ta Fas’ta yapılması beklenen Dostlar toplantısına kadar izlemesi gereken şöyle bir yol haritası bulunuyor.

1- Katar’da kurulan yeni örgütün emrinde hareket edecek bir askeri komuta mekanizması oluşturmak.

2- Sahadaki nüfuzun el-Kaide vb. radikal İslamcı silahlı gruplarda değil, oluşturulan bu askeri komuta mekanizmasında olduğunu kanıtlamak.

3- Geçiş hükümeti kurmak

Yeni örgüt, Antalya’da ABD, İngiltere,Fransa,Körfez ülkeleri ve Ürdün'den güvenlik yetkililerinin de katıldığı bir toplantıyla bu yol haritasının ilk aşamasını gerçekleştirmiş oldu.

Antalya’da kurulan Ulusal Koalisyon’a bağlı bu askeri örgütün başkanlığına Suriye Ordusu’ndan firar eden Tuğgeneral Selim İdris seçilirken Yüksek Askeri Konsey adı verilen ve çoğu Müslüman Kardeşler ile Selefi bağlantılı 30 isimden oluşan yeni askeri örgütte Özgür Suriye Ordusu’nun kurucusu Riyad Esad ile iktidara geldiklerinde ilk savaşlarının İslamcılara karşı olacağını[17] söyleyerek Batılılara olumlu mesajlar veren Mustafa Şeyh yer alamadı.[18]

Yeni askeri örgütün Türkiye ve Katar’ın müdahalesiyle “İhvancılardan ve selefi bağlantılı 30 kişiden” oluşturulması, sahadaki radikal İslamcı grupların marjinalleştirilmesine yönelik akıllıca bir tedbir olarak dikkat çekerken yol haritasının geçiş hükümeti kurulması aşaması ise Fas’taki Dostlar toplantısı sonrasına ertelendi.[19]

“Dostların” savaş seçeneğindeki son aşaması ve psikolojik savaş manevraları

Dostlar grubuna mensup ülkelerin Katar’da kurulan yeni muhalif örgüte verdiği destek ve yeni örgütün de yol haritasının ilk aşamasını tamamlamış olduğu göz önünde bulundurulduğunda Batılı ülkelerin Tunus’ta yapılan ilk toplantının aksine Fas’taki toplantıda muhalifleri silahlandırma yönünde bir karara evet demesi beklenebilir.

Ankara’nın Suriye’de iş bitmişçesine “Suriye ordusunun dağıtılmaması”[20] kararını vermesi, ABD, İngiltere, İsrail ve Ürdün’ün Suriye’deki kimyasal silahlarla ilgili operasyonel tedbirler aldığının belirtilmesi,[21] Batı donanmasının Suriye’ye müdahalesinin an meselesi[22] olduğunu düşündürten gelişmelerin[23] servis edilmesi ve elbette Patriotların yerleştirilmesinin 4. aşamasında NATO’nun Suriye müdahalesine aktif bir şekilde katılabileceği ihtimallerinin dile getirilmesi, 12 Aralık öncesi Suriye ve müttefiklerine yönelik büyük bir psikolojik savaş manevrası olarak okunabilir.

“Dostlar”ın Soğuk Savaşı ilan resti

Son iki haftada sahada çok etkili operasyonlar yapan Suriye’nin ve ABD donanmasına karşı hamlede gecikmeyen Rusya’nın[24] bu psikolojik savaş operasyonundan pek de etkilenmediği görülüyor.

Yeni örgütün yol haritası, “Dostların” Suriye’de kullandıkları savaş seçeneğinin son aşamasını oluşturuyor. “Dostlar”, bu aşamaya kadar kullandıkları savaş seçeneğinde Suriye’ye karşı sıcak, Suriye’nin müttefiklerine karşı ise ilan edilmemiş bir Soğuk Savaş içinde oldu.

Ancak Fas’taki “Dostlar” toplantısında muhaliflerin silahlandırılması yönünde bir karar alınır ve Rusya, İran ve Çin’de buna karşı Suriye’deki yönetimle eskiye dayanan savunma işbirliği anlaşmalarını gerekçe göstererek örtülü olarak verdikleri silah desteğini açıkça gerçekleştirmeye başlarsa yaklaşık iki yıldır süren örtülü Soğuk Savaşın fiilen ilan edilmiş olacağı söylenebilir.

Ankara, Dostları aracılığıyla Suriye’de sürdürdüğü vekalet savaşının, uluslar arası alanda ilan edilmiş Soğuk Savaşa dönüşmesine ne kadar tahammül edebilir?

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Yalan, provokasyon, bombardıman: Yugoslavya’nın yok edilişinin kısa tarihi 30-03-2019 tarihinde eklendi
Rusya: Sermaye ve iktidar arasındaki açı 09-03-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım