HABERLER    ANALİZLER
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
20-01-2013 tarihinde, 18:59 saatinde eklendi
Haftanın raporu: Seyirci kalamayız tehdidi üzerinden tribün siyaseti
Haftanın raporu: Seyirci kalamayız tehdidi üzerinden tribün siyaseti
Alptekin Dursunoğlu

Erdoğan, Irak işgali göndermesiyle “seyirci kalamayız” diyerek Suriye’yi askeri müdahaleyle tehdit etse de, Şam bunu gerçekleşmesi mümkün olmayan bir Ankara fantezisi olarak algılıyor.

 

Dış politikayla ilgili bir meselede “seyirci kalamayız” düzeyindeki bir açıklama, istenen sonuca ulaşma konusunda siyaset ve diplomasinin tüm yumuşak araçlarının tükendiğinin ve sert araçların uygulamaya konacağının ilanı olarak okunur.

“Son uyarı” anlamına gelen bu tehdidin muhatapta beklenen tavır değişikliğini yaratmamasına rağmen “seyirciliğe” devam edilerek tekrarlanması, tehdidin blöf olarak algılanmasına ve blöfü bir dış politika aracı olarak kullanmayı sürdüren devletlerin ise itibarsızlaşmasına neden olur.

Bölgesel gelişmelerle ilgili kırmızıçizgiler ilan edip “seyirci kalamayız” şeklinde açıklamalar yapmayı pek seven Ankara’dan bu yöndeki son açıklama 19 Ocak’ta Başbakan Erdoğan tarafından Suriye ile ilgili olarak yapıldı.

Başbakan Erdoğan’ın “Suriye’ye seyirci kalamayız” şeklindeki açıklamasının Şam üzerinde nasıl bir etki yaratacağına ilişkin tahminlerde bulunmadan önce Ankara’nın kırmızıçizgi belirleyip “sahaya inme” tehditlerinin tarihçesine bakmakta yarar var.

Irak için kırmızıçizgilerimiz

2002 yılının ağustos ayında yapılan MGK toplantısında Irak’ın toprak bütünlüğünün korunmasının hayati önemine dikkat çekildi ve Irak’ta bir Kürt devletinin kurulması “savaş sebebi” olarak ilan edildi.[1]

Irak’ın işgalinden önce Amerika’ya bir hassasiyet mesajı olarak iletilen bu kırmızıçizgiye rağmen Irak’ta 30 Ocak 2005’te başlayan siyasi süreçler sonunda, ABD tarafından uçuşa yasak bölge ilan edilen 36 paralelin kuzeyindeki 12 yıllık “fiili Kürdistan”, yeni Irak anayasasıyla birlikte Kürdistan Bölgesi adıyla hukuksal bir nitelik kazandı.

Kerkük konusunda seyirci kalamayız

Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, 31 Ocak 2005’te “Eğer akrabalarımız bu bölgelerde huzur içinde olmazlarsa, onlara haksızlıklar yapılırsa demokratik bir ülkede yönetimler seyirci kalamaz”[2] diyerek Kerkük Konusunda seyirci kalamayacaklarını söyledi.

Dönemin Erdoğan hükümetinin “seyirci kalamayız” uyarısı, Irak’taki siyasi süreçler sonrasında Kerkük’teki demografik yapının Kürtlerin lehine bozulmaya çalışılmasını önlemeye yönelikti.

Ancak Ankara’nın “seyirci kalmayız” tehdidi, Saddam döneminde Kerkük’ten zorla çıkarılan Kürtlerin yerlerine döndüklerini gerekçe gösteren Kürt liderleri, Kerkük’ün demografik yapısını Kürtler lehine değiştirmekten caydıramadı.

Kerkük’e seyirci kalamayız, Kürdistan’la bağımsız devlet ilişkisi kurarız

Ankara’dan Kerkük meselesiyle ilgili olarak ikinci “seyirci kalamayız” açıklaması, Ocak 2007’de bizzat Erdoğan tarafından yapıldı.

“Irak bizim için AB sürecinden daha öncelikli hal aldı... Kerkük’te bir referandum ihtimaline tevessül edilmesi çok tehlikeli gelişmeler yaratabilir. Kerkük’teki gelişmelere bakınca demografinin değiştirilmesi gayretine seyirci kalamayız. Bu değişiklikten sonra referandum doğru olmaz. Bunlara seyirci kalınamaz”[3] diyen Erdoğan Irak anayasasının 140. Maddesinin uygulanarak Kerkük’ün Kürdistan Bölgesine dahil edilmesine seyirci kalmayacaklarını ifade etti.

Irak anayasasının 140. Maddesi, bölge dengelerinde yaratacağı ciddi sorunlardan kaygı duyan Amerika’nın çekinceleri ve teknik şartlardaki yetersizliklerden dolayı uygulanamadı.

Ancak Kürdistan Bölgesi ve Kerkük konularında “seyirci kalmama” hassasiyeti gösteren Erdoğan yönetimi, Irak merkezi yönetimiyle yaşadığı sorunlar sebebiyle Bağdat’ı bypass ederek Erbil’le petrol ticareti yaptı[4], yani Bağdat’ta oluşturduğu algıyla Kürdistan’la bağımsız devlet ilişkisi kurmaya başladı.[5]

Suriye konusunda seyirci kalamayız

Erdoğan’ın “seyirci kalmayacağız” tehdidinin son muhatabı, Suriye oldu. Gaziantep’teki parti toplantısında konuşan Erdoğan, “'Binlerce, on binlerce kilometre öteden gelip Irak'a girenler, bu dünyada haklı oluyorsa, biz 910 kilometre sınırımız olan Suriye'de eli bağlı, tribünde seyirci olamayız”[6] dedi.

“On binlerce kilometre öteden gelip Irak’a girenler” ifadesiyle Amerika’nın Irak’ı tek taraflı olarak işgal etmesini hatırlatan Erdoğan “seyirci kalamayız” ifadesiyle Suriye’yi işgal etmeyi meşru gördüğünü söylemiş oldu.

Bölgeden yana durup Amerika ve İsrail’e sert mesajlar göndermenin iyi bir PR getirisinin olduğu Türkiye’de Erdoğan’ın bu sözlerle Washington’u ve Şam’ı değil, iç kamuoyunu muhatap almış olabileceği elbette kuvvetle muhtemel.

Gazze konusunda seyirci kalamayız

Çünkü Erdoğan İsrail’in son Gazze savaşı sırasında da “Kimse İsrail savunma hakkını kullanıyor diyemez. İsrail terör estiriyor. Ben Birleşmiş Milletlerin adaletine inanmıyorum. Hala tribünden mi izleyeceğiz? Ya elimizle ya dilimizle müdahale edeceğiz. Öleceksek adam gibi ölelim”[7] demiş. ABD ve Birleşmiş Milletlere sert mesajlar vermiş, İsrail’i ise savaşla tehdit etmişti.

Gazze’de Mısır’ın arabuluculuğuyla Amerika ve İsrail’in onay verdiği şartlarda ateşkes sağlandı; Türkiye de Gazze için “adam gibi ölmek” söylemiyle savaş ilan etmek yerine Gazze’nin bombalandığı, Erdoğan’ın da bu konuşmayı yaptığı günlerde Hatay’la İsrail arasında ticari gemi seferleri başlattı.[8]

ABD ve İsrail, Erdoğan’ın ABD’yi, BM’yi hedef alan ve İsrail’e de savaş tehdidi içeren bu sözlerini söylemiyle değil sonuçlarıyla değerlendirdiğinden olsa gerek ki Türkiye’ye karşı alınganlık göstermemeyi tercih ediyor.

Tribün siyasetinin Şam’a etkisi

Peki Erdoğan’ın 19 Ocak’ta Şam’ı hedef alan “seyirci kalamayız” açıklaması, Şam’da nasıl bir etki yapabilir?

Ankara’nın “seyirci kalmamayız” sabıkasını ve Erdoğan’ın konuşmasının devamında ana muhalefet partisi CHP’yi hedef alan sözlerini dikkate alan Şam yönetiminin “seyirci kalamayız” tehdidinden dolayı paniğe kapılmayacağını söylemek mümkün.

Çünkü;

1- Ankara, Arap ve Batılı ortaklarıyla birlikte Suriye’ye ekonomik ve siyasi yaptırım uygulayarak,

2- BM Güvenlik Konseyi’nden askeri müdahale için zemin hazırlayarak,

3- Dostlar grubu kurup, BM dışında bir organizasyonla müdahale ihtimalini zorlayarak,

4- Barışçı çözüm çabalarını daha yürürlüğe bile girmeden “kadük” ilan edip baltalayarak,

5- Vekalet savaşının en önemli aktif tarafı olarak,

Erdoğan yönetimi zaten Suriye konusunda hiçbir zaman seyirci olmadı, yapabileceği her şeyi fazlasıyla yaptı.

Gerekeni yaparız

Erdoğan, son açıklamasında her ne kadar ABD’nin Irak işgaline göndermede bulunup “seyirci kalamayız” diyerek Suriye’ye yönelik bir askeri işgal ima etse de, Şam yönetiminin bu imayı gerçekleşmesi mümkün olmayan bir Ankara fantezisi olarak değerlendirmesi için yukarıda sıralanan sebepler yeterli gözüküyor.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 28 milyar açık veren 2012 yılı bütçesinde sapmaya neden olan en önemli faktörün Suriyeli mülteciler için AFAD’a yapılan 5 milyarlık aktarım olduğuna ilişkin açıklaması,[9] Suriye’nin işgalle tehdit edilmesinin psikolojik arka planını yansıtıyor.

Başbakan Erdoğan, “gereğini yaparız” dese de Suriye için atadığı “koordinatör vali” aracılığıyla Suriye’de savaşan silahlı unsurları koordine etmeye çalışmakla,[10] sahadaki silahlı unsurlara her türlü lojistik yardımı ve kolaylığı sağlamakla, Suriye’nin sanayi altyapısını Türkiye’ye kaçırtmakla[11] zaten gereğini fazlasıyla yapıyor.

Ama tüm bunlara rağmen daha önce Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in 2013 yılının ilk üç ayı içerisinde gidişini öngören Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu[12] bile artık “Suriye meselesinin kısa dönemde çözüme kavuşturulacağını ya da kolay bir mesele olduğuna ilişkin iddiada bulunmadığını”[13] söyleme ihtiyacı duyuyor. 

Gözüken o ki “seyirci kalamayız” ve “gereğini yaparız” söylemi, sonuçları bakımından Erdoğan yönetiminin dış politikadaki etkisini değil, iç politikadaki reklam ve propaganda başarısını yansıtıyor.  



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
a.fuad tarafından 22-01-2013 22:24:59 Tarihinde yazıldı.
Gözlere perdemi indi?
Alptekin bey kardeşimiz, Suriye olayları başladığından beri yaptığı tarafsız, basiretli, tamamen belgelere dayalı, usulune uygun asil analizleriyle Ankara'yı adeta madara etti. İstisnai uyarı niteliğindeki bu analizlere kulak tıkayan Ankara ve sessiz kalan her kesim;hem bölgenin hem de ülkemiz ve milletimizin uğradığı zararların sorumluluğunda ne yazık ki pay sahibidir ortaktır.Bilmiyorum, bir şekilde Ankara kurmayları bu analizlerden haberdar oluyormu olmuyormu ? Eğer haberdar değillerse; adabı muaşeret kurallarına uygun, belgelere dayalı bu eleştiri ve harika analizlerden onları haberdar etmeyen ilgili basın müşavirleri, korkunç bir cinayete imza atmaktadır diye düşünüyorum.Eğer bu böyleyse bu vurdumduymazlık karşısında sözün bittiği yerdeyiz demektir.Padişahlık dönemini hatırlatan kapıkulu mollalık ve müşavirlik benzeri bu yapıyı sistemi kınıyoruz.Kuran-ı kerimde helak olan kavimlerin kıssalarına çok benzeyen bu ilginç durumu görmemekte ısrar edenlerin, güya islami duyarlılık adına "müslüman kardeşlerin" yanında yer aldıkları argümanı, çocukları bile güldürecek derecede bir tiyatro oyunununa döndü adeta.Zira ortada, müslüman kardeşlerin bu oyunda akan kanların ve tahrip olan beldelerin müsebbibi olmanın dışında zerre kadar öne çıkan hiç bir belirleyici,yönlendirici olma özelliği yok. Bütün iplerin, sionist güdümlü dostların (!) elinde olduğu bu kadar açıkken, anti emperyalist duruşun temsilcileri olması gerektiği halde üç kuruşluk dünya menfeatlerinden dolayı 180 derecelik dönüş pozisyonu alan birçok islamcı(!) stk'yıda şiddetle kınıyoruz.Güya aman "Esad gitmesinmiş" diyen israil'e nazire olsun diye, "Esad gitsinde nasıl giderse gitsin ve kim gelirse gelsin" diyen dahiyane bir zekaya bu kadar kısa bir sürede ulaşmak, herhalde ancak böyle islamcılara nasip olabilirdi.Hal böyle olunca şu soruyu sorma hakkımızın olduğunu da düşünüyorum; ülkemizdeki nato ve abd üslerinde konuşlandırılan mühimmat,teçhizat ve silahların kullanılmasında bölgeyi iyi bilmeyen dost misafir askerler bu muhterem islamcı(!)Stk'lardan yardım isterlerse nasıl bir cevap verecekler acaba ? Zira önceki işgalleri saymaz isek,bu güzide stk'larımızın Irak'ın işgali,Libyadaki çark ediş, Malatya kürecik'te konuşlandırılan füze kalkanı ve son olarak patriotların davetine hayır demedikleri ve suspus oldukları gerçeğini neredeyse bilmeyen yok.Ayrıca adeta küresel güçlerin emireri rolünü üstlenen bu ucube iktidar treninde yer almadığı halde, hiç bir mazereti olmaksızın geri planda durarak küresel güçlerin daha bir cesaretlenmesine vesile olan ve suskunluğu tercih eden her kim var ise onlarıda kınıyor ve Adl-i İlahiye havele ediyoruz.Her şeyi yerli yerinde bilen, gören,duyan ve mühlet veren Vacib-ul Vucud, Kadir-i Mutlak'ın merhamet ve adeletiyle teselli buluyor ve o'na tevekkul ediyoruz. VELA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL ALİYYİL AZİM
Diğer İlgili Başlıklar
ABD-İran sessiz savaşı Irak isyanına dönüştürüldü 06-10-2019 tarihinde eklendi
Rusya ve İran nasıl rakiplerinin stratejilerini yeniyor 24-09-2019 tarihinde eklendi
Arhangelsk’te patlama. Gerçekte ne oldu? 19-08-2019 tarihinde eklendi
İran ve Amerika arasında savaş çıkarsa… 16-06-2019 tarihinde eklendi
Türkiye ve Rusya: İdlib’de neler oluyor? 14-06-2019 tarihinde eklendi
Geçen hafta Balkanlar: Kosova’da neler oldu? 04-06-2019 tarihinde eklendi
Bızov’un makalesi için okuma notları ve bazı değiniler 08-05-2019 tarihinde eklendi
Putin dönemine dair bir analiz 08-05-2019 tarihinde eklendi
Yalan, provokasyon, bombardıman: Yugoslavya’nın yok edilişinin kısa tarihi 30-03-2019 tarihinde eklendi
Rusya: Sermaye ve iktidar arasındaki açı 09-03-2019 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım