MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
12/05/2008 - 00:29 tarihinde eklendi
Lübnan’daki gelişmeler ve çarpık mezhebi bakış
Alptekin DURSUNOĞLU
Suriye yanlılığı veya karşıtlığı biçimindeki bir tanımlamanın tercih edilmesi, bunun Lübnanlı muhalifleri güdümlü, 14 Martçıları ise bağımsızlıkçı olarak göstermeye yönelik bir propaganda dili olmasından dolayıdır.

Ortadoğu ile ilgili gelişmeleri, Batılı haber ajanslarının verili tanımlamalarıyla “dışarıdan” izleyen büyük medya kuruluşlarının da, bu gelişmeleri bölgenin kendi diliyle izleyebilecek ve bölgeyle her an temas halinde olabilecek kadar “içeriden” izleyen gazeteci-yazarların da Lübnan’da yaşanan son gelişmelere ilişkin analizlerine bakıldığında sergilenen cehalet veya mezhebi şaşılığın, öncelikle tanımlamalarda ortaya çıktığı görülüyor.

 

Onlara göre Lübnan’da çatışan taraflar;

 

1-Şiilerle Sünniler,

2-Suriye yanlılarıyla, Suriye karşıtları,

3-“Devlet içinde devlet” olma konumunu korumak isteyenlerle devleti normalleştirmeye çalışanlar.

 

Şii-Sünni çatışması

Lübnan’da yaşanan çatışmanın sebebinin dini veya mezhebi ihtilaflardan değil; iki yıla yaklaşan bir süre boyunca ulusal birlik hükümeti, erken seçimler, cumhurbaşkanlığı seçimleri ve nihayet Hizbullah’a ait telefon şebekesi ile Beyrut havaalanı Güvenlik Müdürü Vefik Şukayr’ın görevden alınması gibi tamamen siyasi konularda yaşanan anlaşmazlıktan kaynaklandığı biliniyor.

 

Bu bilgiye rağmen olayın bir Şii-Sünni çatışması şeklinde ortaya konması güya çatışan tarafların mezhebi mensubiyetlerine dayandırılarak gerekçelendiriliyor. Halbuki bu siyasal temelli çatışmanın tarafları ve onların mezhebi mensubiyetleri yapılan “Şii-Sünni çatışması” tanımını geçersiz kılıyor.

 

Zira iktidardaki el-Mustakbel Partisi’nin Sünnilerden oluşan bir parti olmasından dolayı “Sünniler” olarak nitelendirilen hükümet yanlısı kesim, şu siyasi gruplardan oluşuyor:

 

1-Sa’ad Hariri liderliğindeki el-Mustakbel Partisi (Sünni)

2-Emin Cumeyyil liderliğindeki Ketaib Partisi (Maruni Hıristiyan)

3-Semir Ca’ca Liderliğindeki Lübnan Güçleri (Hıristiyan)

4-Velid Canbolat liderliğindeki İlerici Sosyalist Parti (Dürzi)

 

Bu siyasi gruplara destek veren dini liderler veya kanaat önderleri veya kesimler de şunlar:

 

1-Lübnan Müftüsü Muhammed Reşid Kabbani (Sünni)

2-Maruni Kilisesi Patriği Kardinal Nasrullah Sufeyr

3-Cemaat-i İslami Lideri Faysal Mevlevi (Müslüman Kardeşler Örgütü’nün Lübnan uzantısı-Sünni)

4-Selefiler

 

Hizbullah’ın muhalefetin öncülüğünü yapmasından dolayı Şii olmakla suçlanan kesimde ise şu siyasi partiler bulunuyor:

 

1-Seyyid Hasan Nasrullah’ın Genel Sekreterliğini yaptığı Hizbullah (Şii)

2-Nebih Berri liderliğindeki Emel, (Şii)

3-Mişel Aun Liderliğindeki Ulusal Özgürlük Hareketi (Maruni Hıristiyan)

4-Viam Vehhab liderliğindeki Lübnan’ın Birliği Partisi (Dürzi)

 

Hizbullah önderliğindeki muhalifleri destekleyen dini ve kültürel gruplarla kanaat önderlerinden belli başlıları da şunlar:

1-Lübnan İslami Amel Cephesi (Fethi Yeken-Sünni)

2-Lübnan Tevhid Hareketi (Bilal Şaban-Sünni)

3-Lübnan Yüksek Şii Meclisi (Abdulemir Kabalan-Şii)

4-Muhammed Hüseyin Fadlullah (Şii taklit merci)

5-Ömer Kerame (Eski Başbakan- Sünni)

6-Selim el-Hıss (Eski Başbakan-Süni)

7-Emil Lahud (Eski Cumhurbaşkanı)

  

Çatışmanın tarafları olan hükümet yanlılarıyla muhaliflerin etnik ve mezhebi çeşitliliğine rağmen bunun bir Şii-Sünni çatışması olarak ortaya konması salt cehalete dayalı bir niteleme değil elbette. Başta Lübnan hükümeti olmak üzere hükümeti destekleyen Lübnan’daki medya kuruluşlarıyla Suudi Arabistan sermayeli el-Arabiya televizyonu açısından bu niteleme bir propaganda ve psikolojik savaş malzemesi olarak kullanılıyor.

 

Irak’ta siyasi süreci başarısız kılmak isteyen güçlerle bu süreci devam ettirmek isteyen güçlerin mücadelesinin, bu sürecin başladığı 2005-2006 yılları arasında “Irak’ta mezhep savaşı” diye nitelemesinin elbette aslında Irak’ta da nesnel bir gerçekliği bulunmuyordu.

 

Bununla birlikte Arap ülkelerinin tutumu, Arap medyasının yaşanan durumu tanımlayış ve yansıtış biçimi Irak’taki iktidar çatışmasının “mezhep savaşı” olarak yansıtılmasına ve buna yönelik adımlar atılmasına yetti. Halen benzer yanılsama, Lübnan konusunda da yaratılmak isteniyor ve söz konusu psikolojik savaşın operatörlüğünü yine benzer çevreler yürütüyor.

 

Suriye yanlılığı-Suriye karşıtlığı

Lübnan’da yaşanan çatışmanın taraflarıyla ilgili olarak yapılan ikinci tanımlama, “Suriye yanlıları ile Suriye karşıtları” şeklinde karşımıza çıkıyor.

 

Lübnan’ın bir İsrail ve ABD üssü haline getirilmesinin yaratacağı jeopolitik tehlikeden dolayı Şam’ın Lübnan’daki İsrail ve ABD karşıtı güçlere destek vermesi, bu ülkedeki Hizbullah, Emel ve “kısmen” Mişel Aun’un Suriye yanlısı, iktidardaki 14 Martçıların ise Suriye karşıtı olarak nitelenmesine gerekçe olarak sunuluyor.

 

Belli bir siyasi bakış açısına dayalı bir psikolojik savaş argümanı olarak kullanılan bu tanımlama, Lübnan fotoğrafını çarpıtarak yansıtıyor. Zira “yanlı” olmak güdümlülüğü, “karşıt” olmak ise bağımsız bir tavır alışı ifade ediyor ve Hizbullah liderliğindeki muhalif güçler, Suriye güdümlüsü; Suriye karşıtı olan hükümet kanadı ise bu güdüme karşı çıkan “bağımsızlıkçılar” olarak nitelenmiş oluyor.

 

Lübnan’daki kesimler, eğer kendilerine verilen uluslar arası ve bölgesel destekler çerçevesinde tanımlanacaksa o halde Suriye yanlılığı veya karşıtlığı bağlamında kurulan isim tamlaması, Suriye tamlayanının yerine başka isimler getirerek neden kurulmuyor?

 

Yani örneğin Lübnan’daki kesimler, “ABD yanlıları” , “ABD karşıtları”, “İsrail yanlıları”, “İsrail karşıtları”, “Fransa yanlıları” , “Fransa karşıtları”, “Suudi Arabistan yanlıları”, “Suudi Arabistan karşıtları” biçimlerindeki isim tamlamalarıyla neden ifade edilmiyor?

 

Halbuki Suriye karşıtlığı ve yanlılığı temelinde kurulan tamlamalar, Lübnanlı tarafların siyasi gerçekliğini ne ölçüde gerçekçi ifade ediyorsa yukarıda söz konusu edilen ülkelerle birlikte kurulan tamlamalar da o ölçüde gerçekçi olacak, hangi tarafın güdümlü, hangi tarafın bağımsızlıkçı olduğu belki daha da net olarak ortaya çıkacaktır.        

 

Binaenaleyh, Suriye yanlılığı veya karşıtlığı biçimindeki bir tanımlamanın tercih edilmesi, bunun Lübnanlı muhalifleri güdümlü, 14 Martçıları ise bağımsızlıkçı olarak göstermeye yönelik bir propaganda dili olmasından dolayıdır.

 

Çünkü başta Lübnan’daki hükümet yanlıları olmak üzere ABD, Fransa ve Arap rejimleri, Suriye ve İran’ı “uzantıları” aracılığıyla Lübnan’ın istikrarını bozmaya çalışmakla ve kendi politikalarını Lübnan’a dayatmakla suçluyorlar.

 

Peki tanımlamayı bir de “ABD/İsrail/Fransa/Suudi Arabistan yanlıları” ve "karşıtları” şeklinde yaparsak Lübnan’da hangi kesimin güdümlü, hangi kesimin bağımsızlıkçı olduğu, Lübnan’a kimlerin kendi politikalarını kendi uzantıları aracılığıyla dayatmaya çalıştığı ve Lübnan’da hakimiyet kurmayı hedeflediği değişmez mi?

 

Devlet içinde devlet olmak ve devleti normalleştirmek

Lübnan’daki siyasi kesimleri tanımlama ve Hizbullah’ı yasadışı ve tek taraflı davranmakla suçlama bağlamında öne sürülen argümanlardan biri de Hizbullah’ın “devlet içinde devlet” gibi davrandığı, hükümetin ise bu duruma son vererek Lübnan’ı normal bir devlet haline getirmeye çalıştığıdır.

 

Buna göre devletten bağımsız bir silahlı güce sahip olan ve devletten bağımsız olarak savaş ya da barış kararı alan Hizbullah, tüm Lübnan’a hakim olmak istemektedir. Halbuki normal bir devlette devletin ordusundan ve polisinden başka bir silahlı gücün bulunmaması, savaş veya barış kararını sadece devletin alması gerekiyor.

 

Hükümet, aslında siyasi bir grup olarak Hizbullah’a karşı değildir; sadece Lübnan’ı normal bir devlet haline getirmeye çalışmaktadır; ancak hükümetin bu yönde attığı her adımın karşısına Hizbullah, "kutsallaştırdığı" Direniş ve ülke bağımsızlığı kavramlarını çıkarmaktadır. Halbuki aslında Lübnan’a yönelik İsrail tehdidinin sebebi geçmişte Filistinliler, bugün ise bizatihi Hizbullah’ın kendisidir; çünkü eğer geçmişte Filistinliler ve bugün de Hizbullah olmasa İsrail kendisini tehdit altında görmeyecek ve Lübnan’a yönelik herhangi bir saldırısı da söz konusu olmayacaktır.

 

Elbette Hizbullah’ın devletten bağımsız bir silahlı güce sahip olması konusunda öne sürülen görüş ve normal bir ülkede devletten başkasının silahlı bir güce sahip olmaması gerektiğine ilişkin tespit doğru bir tespittir. Şu ya da bu şekilde güçlenen bir grubun devletten bağımsız olarak silahlanması, en iyimser ifadeyle “milis” olarak nitelendirilmeyi hak eder ki bu da normal bir devletin kabul edemeyeceği bir durumdur.

 

Peki, Fransız sömürgeciliğinden kalma bir yasa ile demografik yapısına ve demokratik tercihlere bakılmaksızın cumhurbaşkanının ve ordu komutanının Hıristiyan, başbakanının Sünni Müslüman, meclis başkanının Şii Müslüman olması gereken Lübnan normal bir devlet midir?

 

128 sandalyeli parlamentosu Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında 64’er şekilde bölüştürülen ve bu her iki 64’lük bölümü de de bu dinlerin mezhepleri arasında çeşitli oranlarda paylaştıran bir siyasi yapı nasıl normal bir demokratik devlet idare edebilecektir?

 

Nüfus ve seçmen çoğunluğuna sahip olmasına rağmen, cumhurbaşkanlığında, başbakanlıkta, ordu komutanlığında -yasalar gereği- temsil hakkı elde edemeyecek olan bir kesimin işgal altındaki topraklarını kurtarmak için hangi normal devletten medet beklemesi gerekecektir?

 

Normal bir devlet, işgal altındaki güney Lübnan topraklarını işgalden kurtarmadığı, halen işgal altında bulunan Şeba Çiftlikleri ile Kefer Şuba’nın işgalden kurtarılmasını gündemine bile almadığı (Çünkü hükümet yanlıları buraları Suriye toprağı olarak görüyor), İsrail’in hava veya kara sahasını ihlallerine ses çıkarmadığı için Hizbullah silaha sahip bulunuyor.

 

Kaldı ki Hizbullah’ın silahının meşruluğu sadece yukarıda sözü edilen ve tek taraflılıkla itham edilebilecek bir fiili duruma da dayanmıyor. Hizbullah’ın silahı, hukuki meşruiyetini iç savaşa son veren ve siyasal yapıyı tadil eden Taif Anlaşması’ndan, maşeri meşruiyetini ise 14 Martçı grubun dışındaki tüm Sünni, Şii, Hıristiyan ve Dürzi kesimlerin verdiği destekten alıyor.

 

Hizbullah’ın silahı yukarıda söz konusu edilen siyasal, hukuki ve maşeri dayanaklardan dolayı Irak’taki Mehdi Ordusu ile kıyaslanmayacak bir yasallığa ve meşruiyete sahiptir.

 

Zira, Lübnan’da  cari yasalar sebebiyle Hizbullah’a kapalı olan siyasal zeminler, (başbakanlık, meclis çoğunluğu, cumhurbaşkanlığı ordu komutanlığı vs.) Sadr grubuna açıktır. Mehdi Ordusu’nun silahının, tıpkı Hizbullah’ın silahı gibi korunmasını öngören Taif Anlaşması benzeri bir hukuki zemin mevcut değildir ve Sadr grubu dışında herkes, Mehdi Ordusu’nu ülkeyi işgalcilerden kurtaran değil, ülkede güvenlik sorunlarına sebep olan bir milis güç olarak görmektedir.

 

Hizbullah’ın silahının bir parçası olan muhabere şebekesinin hükümet tarafından yasadışı ilan edilmesiyle başlayan ve muhaliflerin 9 Mayıs’taki operasyonunu ile devam eden süreç, Hizbullah’ın silahının meşruluğunu eskisinden bir kat daha vurgulu bir şekilde tescil edilmesiyle sonlandı.

 

Çünkü Ordu Komutanı Mişel Süleyman, hükümetin telefon şebekesinin Hizbullah’ın meşru silahının bir parçası olduğunu belirtti, General Vefik Şukayr’ın görevden alınması konusunun ise “Kamu yararı ve Direniş’in güvenliği göz önünde bulundurularak inceleneceğini” açıkladı.

 

Bu ise hükümetin ulusal güvenlikle ilgili bir meselede aldığı kararın ulusal güvenliğin en önemli organı olan ordu tarafından iptal edilmesi, hükümetin gayrimeşruluğunun Hizbullah’ın silahının ise meşruluğunun tescil edilmesi anlamına geliyor.

 

Hükümet kanadı, Hizbullah’ın 9 Mayıs operasyonunu “Hizbullah darbesi”; Suudi Arabistan sermayeli el-Arabiya televizyonu ise “Hizbullah Devrimi” diye niteleyerek Hizbullah’ı güç kullanarak ülkeye hakim olmakla suçladı.

 

Halbuki Hizbullah, iki yılına yaklaşan siyasi bunalım boyunca hiçbir zaman tek taraflı bir hükümet talebinde bulunmamıştı, Hizbullah’ın iki yıl boyunca ülkedeki siyasi bunalımla ilgili tek çağrısı ulusal birlik hükümetinin kurulması, erken seçimlere gidilmesi ve cumhurbaşkanının uzlaşmayla seçilmesi oldu.  

 

Eğer salt güçle bir ülkeye hakim olmak meşru olsaydı ve Hizbullah böyle bir şey isteseydi, geçen iki yıl zarfında bunu yapabilirdi; nitekim 9 Mayıs tecrübesi, Hizbullah’ın bunu birkaç saat içerisinde başarabilecek gücünün olduğunu da gösterdi.

 

Bu, Hizbullah Genel Sekreteri Seyyid Hasan Nasrullah’ın 8 Mayıs’ta yaptığı açıklamalarda da bir kez daha ifade edildi: “Yüz kere söyledim, yine söylüyorum. Biz burada hükümet, otorite veya bakanlık için savaşmıyoruz. Arap ve Müslüman halkların duyduğu, otoritenin değişimi için mücadele edildiği haberlerinin hiçbir değeri yoktur ve asılsızdır. Buradaki mücadelenin temel nedeni, 2005 senesinden bu yana, Amerika ve İsrail'in aldığı kararları gerçekleştirememesi nedeniyle, onlar adına bu kararları gerçekleştirmeye çalışan Amerikan uşağı işbirlikçi bir yönetimin bulunmasıdır ve bu yönetimin, direnişin silahsızlandırılması için uğraşmasıdır.”[1]

 

Sonuç olarak 9 Mayıs’ta gerçekten Lübnan’da bir devrim oldu; ancak bu, yönetimin güç kullanılarak ele geçirildiği geleneksel Ortadoğu devrimlerinden değildi. Lübnan hükümeti şahsında Ortadoğu halklarının kaderlerine tasallut eden rejimlerin gayri meşruluğunun ve bilge bir liderlik etrafında örgütlü bir vatansever hareketin resmi ve maşeri olarak tescil edilmesinin devrimiydi.

 

Son Not: Yeni Asya gazetesi yazarı Mustafa Özcan, Lübnan’daki son gelişmelerle ilgili bir yazısında şu ifadelere yer veriyor:

 

“Aslında, 1994 yılında yaşanan Yemen iç savaşı 'Ali'ler savaşı' olarak da anılıyordu. Bir tarafta Kuzey Yemen'in Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih diğer tarafta da Güney Yemen'in Cumhurbaşkanı Ali Nasır yer alıyordu. İç savaş onların çekişmesi şeklinde gelişti. Sudan'da da Hasan'lar taht kavgasına tutuşmuştu. Bir tarafta Ömer Hasan el-Beşir diğer tarafta Hasan Turabi. Lübnan'da da Nasrallah Sufeyr ile Hasan Nasrallah...

 

2006 Temmuz savaşından itibaren aslında Lübnan'da bir iç savaş bekleniyordu. Zaten Hariri'nin öldürülmesinden sonra Lübnan derin bir boşluğa yuvarlanmıştı. Onun boşluğunu kimse dolduramadı ve gerçekte Lübnan başbakansız kaldı. Dolayısıyla Lübnan'ın bugünkü hâli kimin işine geliyorsa güçlü Başbakan Refik Hariri'yi öldüren taraf da odur. Temmuz savaşında İsrail karşısında almış olduğu manevî moralle elini güçlendiren Hizbullah bundan yararlanarak içerideki mevkiini de güçlendirmek istedi. Bunun için Taif anlaşmasının tadilini istiyordu. Bu da ister istemez Sünnîlerin siyasî müktesebatını yok ediyor ve altlarındaki halıyı çekiyordu. Yaşananlar aslında, Hariri operasyonunun uzantısından başka bir şey değil. Hariri ile birlikte fiilî pozisyonları zayıflayan Sünnîlerin Taif anlaşmasının tadiliyle teorik zeminleri de zayıflatılmak isteniyordu. İsrail meselesi burada tahterevalliden başka bir şey değil. İmamı Ali'nin dediği gibi burada doğru gerekçe yanlış amaç için kullanılıyordu.”[2]

 

Önce bir düzeltme yapalım: “Lübnan Marunilerinin Ruhani Lideri” gibi bir unvan taşıyor olsa da Kardinal Nasrullah Sufeyr’in Maruniler üzerindeki ağırlığı, Sünni Müftü Muhammed Reşid Kabbani’nin Sünniler üzerindeki ağırlığıyla dolayısıyla da ülke siyasetindeki gücüyle kıyaslanabilecek niteliktedir.

 

Lübnan’ı biraz izleyen herkes, M. Reşid Kabbani’nin müftülük makamının da Nasrullah Sufeyr’in Kardinallik makamının da seramonik olmaktan ve siyasi güç ve nüfuz sahiplerine dinsel çeşniler sunmaktan başka bir anlam taşımadığını bilir. Kabbani’nin müftülüğünden değil, içeride Hariri’ye, dışarıda da Suudi Arabistan’a; Sufeyr’in ise Kardinalliğinden değil, içeride Emin Cumeyyil’e, dışarıda da Fransa’ya memuriyet görevi ifa etmesi sebebiyle bir figür olarak değerlendirildiği herkesin malumudur.

 

Binaenaleyh, iki ülkede iktidar savaşı verenler arasındaki isim benzerliğini üçe çıkarmak adına yapılan Hasan Nasrullah’la Nasrullah Sufeyr kıyaslamasının sadece gülünç bir malumatfuruşluk olduğu söylenebilir.

 

İkinci olarak Şii Hizbullah’ın tek derdi, “İsrail meselesini tahterevalli yapmak” böylece “Taif Anlaşmasını tadil ederek Sünnilerin siyasi müktesebatını zayıflatmak” , “onların altındaki halıyı çekmek” dolayısıyla da İmam Ali’nin Hariciler için söylediği “hakkı söyleyip batılı murat ediyorlar” sözüne muhatap olmaktı da neden Sünniler, Taif Anlaşmasıyla sahip oldukları o dokunulmaz siyasi müktesebatla İsrail’i tahterevalli yapıp güney Lübnan’ı işgalden kurtarmadı.

 

Böylece Sünniler hem o “siyasi müktesebatlarını” güçlendirmiş hem de Şiilerin altındaki hasırı çekerek iki şerden de halas olmuş olmaz mıydı!?

 

Yoksa Lübnanlı Sünniler en az “Hakkı söyleyip batılı murat ediyorlar” sözünün sahibi İmam Ali’ye duydukları hürmet kadar mızrakların ucuna taktığı Kur’an’ı bile siyasetin aracı yapmaktan çekinmeyen Muaviye bin Ebu Süfyan’a hürmet duymuyor mu?

 



[1] http://www.yakindoguhaber.com/haber_detay.php?haber_id=4941

[2] http://www.dunyabulteni.net/author_article_detail.php?id=5304

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
tatar tarafından 12-05-2008 02:31:05 Tarihinde yazıldı.
Enfes bir yazi!
Şu son olaylarda ben batidan zaten gecmisim onlarin hedefi daima fitne yaratmak ama sözüm ona Islami yayin organlarinda bile söyle olaylarin icerigine inebilen yazilar makaleler görememekteydim. Yine sizin siteniz sayesinde olaylari bu bölgenin bu topraklarin insaninin anlayisindan ve hissedisinden anlatmissiniz. dipnot: Lütfen bölge veyahut yer isimlerinde mesela "GOLAN" yerine "Culan" ismini kullanalim ki bu isimle biz oralari biliriz ve hervakit de öyle kalacak
ali tarafından 12-05-2008 15:00:38 Tarihinde yazıldı.
Çarpıtma ve Korku
Yazıda iç içe geçmiş bir korkular silsilesi,bir telaş ve bir çarpıtma hemen göze çarpıyor. Sitenizin nerdeyse şimdiye kadar göklere çıkardığı Mehdi Ordusu'na bu denli bir 160 derece ters yönde haber yapması; bunun karşısında Bedr Tugayları veya Dava Partisinden söz etmemesi, oluk oluk kan akıtılırken siyoniste tek kurşun sıkmayan Hizbullah'a tek eleştiri yöneltilmemesi, İran karşısındaki küçücük bir haber karşısında feveran ederek atağa geçmeniz; son olaylarda haberi selefi, vahhabi ve bilindik klişelerle argümanlar ileri sürmeniz...Acaba sizce sizler bu sözde analitik-stratejik ve sözde ayağı yere basan son derece önemli (hepsi çeviriden ibaret)analizlerinizle kamuoyuna ve okuyucularına olanın aslını mı yansıtıyorsunuz? Hiç sanmam.Keşke ülkemiz, bölgemiz ve tüm dünya için samimi, içten, mezhepçi ve meşrepçi güdülerle hareket etmediğinize inansak! Keşke Irak'ta işgalciye değil de Iraklıya kan kusturan oluşumları eğiten Muğniye ile ilgili tek kelime etseydiniz..Keşke mehdi ordusunun nasıl işkenceler, katliamlar,toplu soykırım yaptığına dair binlerce haberden sadece bir tanesine dolaylı olarak yer verebilseydiniz...İşte o zaman sanırız adalete, hakkaniyete dayalı bir siteniz ve yazılarınız var cümlesini hak ederdiniz. Hemen korkuyla karışık dehşetle insanların bazı şeyleri bilmemesi için Mustafa Özcan'a veya bazı sitelere saldırmakla yukardaki hususlarda hakkı gizleyemeyeceğinizi, yaşanan acı ve kötü işleri meşru kılamayacağınızı da bilmelisiniz.Saygılar
mustafa çamran tarafından 12-05-2008 23:19:24 Tarihinde yazıldı.
ALLAHIM BASİRET
kimin kimden korktuyu kimin hangi hesaplarla yazdığı hesap gününde alenileşecek kimin işkenceci kimin yezidin kimin ALİ nin yolunda olduğu kimin mossad ve cıa nın bölge menfaatlarına çalıştığı kimin mezhepçi lik yaptığı mezhepçilik adına fıransız istihbaratının adamına çanak tuttuğu müminlerin yüz akı HİZBULLAHI siyonist israel ile savaşırken kafir ilan eden abd bölge devleti suud uleması ile aynı safta yer aldığı her vicdan sahibi insanın malumudur
kiyam tarafından 13-05-2008 02:06:21 Tarihinde yazıldı.
Basiret hepimize gerek elbette
Dikkat ediyorum ne vakit müslümanlar bir zafer elde etse mutlaka bazi tipler cikiyor ve mezhepsel kiskancliklarini ortaya koyuyorlar oysa onlar bilmiyorlarmi Günes balcikla sivanmaz sen ne kadar günesi kapamaya calissan günesin aydinligi inadina daha bir parlaklasir! Allah bugün Hizbullahi Müslümanlara her yerde galibiyet veriyor dün Filistinde bunu Hamasli kardeslerimiz yapti bugün ise Lübnan da gerceklesiyor. Anlamadigim neden müslümana bu kadar nefretin var Ali arkadasim? Inan ki müslümana ortaya koydugun bu nefretin binde birini siyoniste koysan Rahmetli Imamin dedigi gibi Israili sel alip götürürdü. Onun icin istemesekte Allah nurunu tamamlayacak
RAMAZAN tarafından 13-05-2008 10:52:33 Tarihinde yazıldı.
Ön yargız okuyalım
selam ile Lübnan'ı ve Lübnan'daki grubları net bir şekilde ortaya koyan aydınlatıcı ve bilgilendirici enfes bir yazı kaleminize ve yüreğinize sağlık. lübnan olaylarını mezhebçi bir çatışma gibi göstermeye çalışıp dünya müslümanları arasına fitne sokmaya çalışanların maskelerinide ortaya koyan güzel bir değerlendirme. yazıyı ön yargısız okuyanlar bu hassasiyeti göreceklerdir. Varlığını siyonistlerle mucadeleye borçlu ve siyonistlerle mücadele tarihi zaferlerle dolu islam ümmetinin yüz akı bir harekete Hizbullah'a siyonistlere kurşun sıkmadı diye eleştiri yönelten ali kardeşime yazıyı yeniden önyargısız okumasını ve doğru değerlendirmeye çalışmasını tavsiye ediyorum selam ve dua ile.
Yüksel Coşkun tarafından 19-05-2008 11:19:55 Tarihinde yazıldı.
MUAVİYE İLE BİTİRİRKEN
Sayın Dursunoğlunun yazısı oldukça bilgilendirici. Konuyu yakınan takip etmeyenler için faydalı ayrıntılı bilgiler bile var. Ancak bu salt bilgilerin üzerine bina edilen yorumlar için aynı olumlu şeyleri söylemek hayli zor. Niçin Suriye yanlıları ve karşıtları deniyorda, ABD veya S.Arabistan yanlıları karşıtları denmiyor diyerek oldukça haklı bir soru sormuş. Lübnanı 30 yıl denetimi altında tutan ve gazaplandığı herkesin canına okuyan Suriye değil midir? Suriyenin yakın zamana kadar Lübnandaki askeri ve siyasi gücü başka hiç bir ülkeyele mukayese edilemeyeck ölçüde yüksekti. Bunun içinde neden Suriye yanlıları ve karşıtları deniliyor sorusu Lübnan gerçeğinde yersizdir hükümsüzdür. Belli başlı her ülkenin Lübnan'da etkisi ve uzantısı bulunabilir ama Suriyenin ki etkiden çok öteye fiili bir işgaldi ve yakın bir zamanda ABD tehdidi ile sona erdi. Lübnandaki ittifaklara bakarak tümüyle dini/mezhebi bir sınır çizmek inandırıcı olmayacaktır. Çünkü herkesin bildiği gibi Lübnan'da iç ve dış zorlamalara bağlı olarak ittifaklarda değişir. Dün Suriyenin iflah olmaz bir fanatik taraftarı gibi davranan Velid Canbulat liderliğindeki Dürziler bu gün Suriyenin tam karşısındadır ve 14 Mart hareketinin içindedir. Ama Velid Canbulat2ın da ilanihaye bu ittifak içinde kalacağının da mutlak garantisi yoktur. Ancak Suriye eli kanlı katil/Firavun Hafız Esad diktası ile birlikte İsrail saldırıları bahanesi ile Lübnanı fiilen işgal edip bunu 30 yıla yakın bir süre devam ettirmiştir. Bu 30 yıllık süre içinde Suriyeli katilller çetesi ile Emel ve Hizbüllah hep yan yana olmamış mıdır? Bu kadar cehennemi olaylara rağmen bu mübarek ittifakın sarsılmayışının makul bir açıklaması var mıdır? Lübnan şartlarına bağlı olarak Emel ve Hizbüllah Kafir/Katil Esad ailesi ile kirli/Şaibeli ilişki kurabilir lakin benzeri ilişkileri Lübnandaki başka bir grup mesela S.Arabistan'ın Katil/Kafir dikatsı ile kuramaz ayıp olur yanlış olur anlamındaki analizler insan aklını hafife almak gibidir. Yanlış herkes içindir. Doğruların herkes için olması gibi. Mazeretleri sebebiyle Emel ve Hizbüllah Suriyeli katillerle iş tutup ittifak edebilir ama başkaları S.Arabistanlı katillerle iş tutamaz gibi yaklaşaımlar külliyen yanlıştır. Lübananda ırk farkına göre, mezhep farkına göre, din farkına göre oluşan gruplar vardır. Bu grupların yardım aldığı yabancı ülkelerde vardır. Gruplar dışardan aldıkları yardımlarla belki de telkinlerle zaman biribirlerine karşı kanlı iktidar mücadelelerine de girşirler. Grupların kanlı iktidar mücadeleleri de dışardan belki hak ederek çoğu kere de hak etmeyerek bir din savaşı gibi bir mezhep savaşı gibi takdim edilebilemketdir. Önceleri Emel şimdi ise daha çok onun yerini alan Hizbüllah ta Lübnandaki gruplardan birisidir. Diğer gruplarla zaman zaman iktidar savaşlarına girebildiği gibi 2006 Temmuznda olduğu gibi İsraie karşı direnmek gibi oldukça hayırlı ve onurlu işlerde yapmıştır. Bir insanıın bir hayırlı işi sebebiyle bütün amellerinin hayırlı olmasının mümkün olmaması gibi, Hizbüllahında İsraile karşı savaşmak gibi hayırlı ve onurlu işinin yanında Suriye ile kirl/şaibeli içli dışılılığı gibi yanlış işleri de vardır. Fanatik taraftar havası ile bir gruba duyduğumuz yakınlık veya uzaklık onun yaptığı yanlışları görmemize engel olmamalıdır. Başka bir grubun yakınlık duymadığımız bir grubun da varsa hayırlı bir işi onuda yok saymamalıyız. Bu biz müslümanlara yakışmaz. Unutmamalıyızki mezhebimizden önce bizler müslümanız. İsraile karşı savaşmak bir kişi veya grubu bütünüyle ibra etmeye yeter mi? Mesela George Habbaş'tan daha çok İsraille savaşan mı var? Ömrünü İsraille savaşarak geçirmiştir. iyi de yapmıştır. Lakin kendisi bir Hıristiyandır. İsraile karşı yaptığı bu onurlu savaş sebebiyle bizim onun dinine ve mezhebine bir üstünlük tanımamızı ve buradan hareketle bir yakınlık duymamızı gerektirmez. Bu durum Hizbüllah içinde geçerlidir. Hizbüllah İsraille savaş konusunda öne çıkmış, müslümanların göğüslerini kabartacak onurlu işler yapmış ise, ki bu konuda öyledir, kendilerinde Allah razı olsun, Allah işlerini rast getirsin. Ama buradan hareketle Hizbüllahın mensubu olduğu mezhebe bir üstünlük ve ayrıcalık çıkarmak son derece yanlıştır, gerçek dışıdır. Çünkü başka bir ülkede de mesela Irak'tada Şiilerin kahir ekseriyeti işgalci ABD işbirlikçisidir. Irak'taki işbirlikçi Şiilere bakarakta onların mezhebi hakkında olumsuz sonuçlar çıkarmak, mezheplerini sorumlu ve suçlu saymakta yanlıştır ve haksızlıktır. Lübnan'daki Sünni Müslümanlarda başta İsraille savaş olmak üzere temel konularda yeterince görevlerini yapmıyorlarsa bu onların ayıbıdır ve hatta günahıdır. Buradan hareketle de onların mezheplerini de sorumlu ve suçlu saymak kör bir bağnazlık olacaktır. Sayın Dursunoğlunu yaptığı gibi, Hz. Ali atfedilen bir sözden yola çıkarak, Lübnandaki Sünnilerinde Hem Hz. Aliye hemde Muaviyeye hürmet ettikleri iddiasını öne çıkararak buradan siyasal bir hasılat elde etmeye çalışmak tek kelimeyle ayıptır. Biz hala M. 656'da ve onun şartlarında yaşıyor değiliz ki illede bu konuda bir görüş açıklama ve taraf belirlemek yükümlülüğü altında olalım. Bazıları niçin 656'dan bu tarafa bir türlü gelmezler anlamak çok zor. Anlatıldığı kadarıyla, Yeniçerilere sohbet eden birisi, Yahudilerin Hz. İsayı çarmıha gererek öldürdüklerini söyler. Bundan çok etkilenen bir Yeniçeri bir süre sonra yakaladığı bir Yahudiye saldırıp yıkar altına alır ve çekip kılıcını öldürmeye yeltenir. Çaresi kalan Yahudi ise; Yahu ben sana ne yaptım ki sen şimdi beni öldürmeye çalşıyorsun diye sorar. Yeniçeri ise yine kızgın ve öfkeli olarak: Siz Hz. İsa efendimizi çarmıha gerip öldürmediniz mi der. Bunun üzerine Yahudi: iyide o olay 1500 yıl önceydi der. Bu fıkradaki olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini bilmiyoruz ama burada anlatılmak istenenen daha doğrusu Fıkranın kahramanı olan Yeniçeri gibi bazılarının davrandığı şüphe götürmez. Hala 656'daymışız gibi çevreelrindeki Müslümanlardan Muaviye vb. şahıslar hakkındaki görüşlerini sormaya sorgulamaya devam ediyorlar. Bir dönem yol kesen Haricierinde, yol geçenlere, gel bakalım Aliyi nasıl bilirsin Muaviyeyi nasıl bilirsin diye esip savurmaları gibi. Halbuki Sayın Dursunoğlunun, zımnen Muaviye taraftarlığı ile sçladığı Lübnanlı Sünni Müslümanlar aslında bütün Sünni Müslümanlar yaptığı gibi, çocuklarına asla Muaviye ve Yezid adı vermezler buna karşılık Ali ve evladının adları neredeyse Sünni nüfusun yarısının ismini oluşturmaktadır. Camilerine mutalaka Hz. Alinin de adını yazarlar. Buradan her halde bir Hz. Aliye muhalefet edildiği gibi bir sonuç çıkarılamaz. Kaldı ki, eğer sayın Dursunoğlu izin versinde bütün sahabeler konusunda herkes kendileri gibi düşünmek ve inanmak zorunda değildir. Son olarak Lübnan'da ABD taraftarları ve karşıtları diye niye sorulmuyor diye çok haklı bir soru sormuş Sayın Dursunoğlu kendisini kutlamak gerekir. Kimdir ABD taraftarları? Muhtemelen Saad Haririnin öncülük ettiği 14 Mart Hareketi demek istiyor. Dediğide kısmen doğrudur. übnan'da ABD karşıtları kimlerdir? Her halde Saadhariri grubuyla mücadele edenler olmalıdır. Hizbüllah ve müttefikleri. Suriyede Hizbüllahın destek alıp ittifak ettiklerinden birisidir. Ama her nedense aynı ABD son bir yıldır Suriyeye saldırmaktanda, Katil/Kafir Esad diktasını devirmektende vaz geçti. Niçin vazgeçti de Esad ailesinin diktasının devamına dolayısı ile Hizbüllaha Suriye yardımlarının devamına da izin vermiş oldu? Lübnanda kimin eli kimin cebindedir, her zaman her olayda anında bunu görmek oldukça zordur. Daha çok Lübnan'da iç iktidar için vuruşan grupların birisini sütten akkaşık gibi görürken onun dışındakileri ise yoldan çıkmış, düşmanların adamları olarak görmek yanlıştır, ayıptır, haksızlıktır...Vesselam....
Editörün Notu : Sayın Coşkun, "Suriye eli kanlı katil/Firavun Hafız Esad diktası ile birlikte İsrail saldırıları bahanesi ile Lübnanı fiilen işgal edip bunu 30 yıla yakın bir süre devam ettirmiştir." cümleniz, değerlendirmenizdeki niteliği ortadan kaldıran bir bilgi yanlışı içeriyor. Zira Suriye'nin Lübnan'daki askeri varlığı Arap Birliği kararına dayanmaktadır ve Lübnan'daki 14 Martçılar da dahil olmak üzere hiç kimse Suriye'nin Lübnan'daki varlığını işgal olarak nitelendirmemiştir. Söz konusu yazıda işlenen ana tema Lübnan'da yaşanan bunalımın mezhebi değil, siyasi olduğu ve bu bunalımı mezhebi argümanlarla izah etmeye çalışmanın belli bir psikolojik savaş ve propaganda amacı taşıdığıdır. Hal böyleyken, yazıyı tamamen uzak bulunduğu mezhebi tartışmalar bağlamında eleştirmenizi şaşırtıcı bulduğumu belirtir saygılar sunarım. ALPTEKİN DURSUNOĞLU
YÜKSEL COŞKUN tarafından 21-05-2008 12:44:42 Tarihinde yazıldı.
SİZİN ÜSLUBUNUZDA MEZHEPÇİLİK DEĞİLSE MEZHEPÇİLİK NEDİR?
Sayın Dursunoğlu Suriyenin Lübnandaki askeri varlığı Arap Birliği kararına bağlı olduğu için ve siz bunu atladığınız için Suriye/Lübnan hakkındaki nitelendirmeniz geçersizdir benim yazımı da Mezhebi bağlamda tartışmanıza da bir mana veremedim... diyorsunuz. Yazılan bu tür yazılar takdir edersiniz ki, matematik problemlerinin çözümünde görüldüğü gibi sayıların - veya + dan birisinin yer değiştirdiğinde işlemin külliyen yanlış sayılmasına benzer bir durum değildir. Arap Birliği kararını bilmemek, Suriyenin Lübnanda işlediği cinayetleri meşru eder mi? Yahuttta Arap Birliği kararı bu cinayetleri meşru eder mi? Etmez elbette. Lübnan'da müttefiklerin sık sık saf değiştirmesi çoğunlukla vakayi adiyeden sayılmaz mı? Dürzi Lider Kemal Canulatın oğlunun Suriyenin karşısında mevzileneceğini kim düşünebilirdi? Yahutta Şekip Arslanın mirasına rağmen Tallal Arslanın hala Suriye ile birlikte saf tutabileceğine kim iananabilirdi? Bu yüzden günümüzde 14 Mart hareketi içinde olanların geçmişte bir dönem Suriye ile aynı safta olmalarının da çok fazla kıymeti harbiyesi yoktur. 1975/1990 iç savaş döneminde Suriyenin Lübnanda bulunmasını kendieleri için çare olarak düşünenlerin yaşadıkları büyük dıram ve hayal kırıklığına bağlı olarak Suriye adı geçince yaka silkmeleri doğal değil midir? Geçmişte sizin belirttiğiniz çerçevede 14 Mart hareketi içindeki bazı grupların Suriye ile ittifak etmiş olmaları, Suriyenin Lübnanda işlediği cinayetler sebebiyle ahlaken sorumlu olsalar bile, artık Suriye ittifakından vazgeçmelerini engelleyecek ahlaki bir kural mı vardır? Suriye ile ittifak bir çeşit katol,ik nikahı gibi ömür boyu sürdürülecek bir bağlılığı gerektirmez. Suriyenin bir suikastına uğramadıkça. 14 Mart hareketinin geçmişte Suriye ile ittifakını ve Arap Birliği kararını benim yok saymam veya bilmemem Suriyenin Lübnanadaki durumunu meşru ve mazur eder mi? Suriyeye göre Lübnan uyduruk bir ülkedir. Aslında Suriyenin bir parçasıdır. Lakin Fransızlar gider ayak Suriyeyi bölüp Lbnan diye ayrı bir ülke ihdas ederek gitmişlerdir. Eninde sonunda Suriyenin bölünmüşlüğü ortadan kalkacaktır. Tıpkı Hatay hakkındaki görüş ve tutumlarının aynısı. Lübnanı yok sayan bir anlayışa göre Arap Birliğinin kararı varmış yokmuş ne yazar? Kendi ülkesinde katliamlar yapan Suriyenin Baas iktidarı acaba Lübnan'da 30 yılda neler yapmıştır? Hatırlamak gerekir ki, Suriyedede Baas Partisi iktidardadır. Baas Irakta, kafir ve zalim oluyorda Suriyede adil ve kurtarıcı oluyor değildir umarım. Böyle bir iddianızın/görüşünüzün olmamasını dilerim. Bu dileğime rağmen yer yer Suriyeyi mazur görme ve gösterme çabanızın da makul ve ahlaki bir açıklaması var mdırı bilemiyorum. Yazınızın mezhep tartışması bağlamında ele alınmasını da yadırgadığınızı ihsas etmişsiniz. Hiç bir münasebeti yokken Muaviyenin adını zikrederek Lübnandaki Sünnilerin onada saygı duyduklarını söyleyerek yazınızı bu yersiz vurgu ile bitirmeniz mezhebi bir bağnazlık ve takıntı değil mi? Bunun ayıp karşılanmasına niye itiraz ediyorsunuz? Tarihin akışı içinde Sünni geleneğe arız olan bir takım yanlışlardan ilahi iradenin Şiiliği koruduğu iddianız yoktur umarım. Çünkü Allah'ın vaadi arasında şunu bunun mezhebi anlayışının korunması gibi hususlar Vahyi metluvda yer almaz. ama gizli bir takım gayri metluvlarda yer almış mıdır onu ayrıca ele almak gerekir. Sünnilerin ve Şiilerin en acil ve hayati sorunları mezhepleri değil kendilerine, dinlerine, düşmanlarına bakışlarıdır. Birinin dost bildiğini bir diğerinin düşman bilmesidir. Mezhep farklılığını zaman zaman din farklılığ gibi en azından bazılarının algılamasıdır. 2000 yıl önce Hz. İsanın çarmıha gerildiği haberi üzerine yakaladığı ilk Yahudiden bunun hesabını sormaya kalkışması gibi sizde hala M. 656 yılı şartlarında kendinizi hissediyor olmalısınız ki hiç münasebeti yokken Lübnandaki Sünnilerin Muaviyeye duydukları saygıdan yakınıyorsunuz. Lütfen artık kabul ediniz ki, 656 şartlarında değil 2008 yılı şartlarındayız. Ayrıca şunuda hatılamalı düşünmeli ve bir sonuca varmalıyız: ABD güya Esad ailesinin diktasını devirmekten son anda niye vaz geçti? Dolaytısı ile Esad diktasının ömrünü niye uzattı? her halde Bush, Müslümanlara iyilik olsun diye böyle bir şey yapmış değildir? Böylece ABD nin verdiği uzatmaları oynayan Esad ailesi aracılığı ile ABD kime destek sunmuş olmaktadır. Lübnandaki olaylar ve taraflar tek bir kalıpla, b,iz ve onlar-doğru yanlış vs açıklanamaz. Selamlar.
Editörün Notu : Sayın Coşkun, 1-Matematikle mantık arasında doğal ve zorunlu bir ilişki mevcuttur ve yapılan bir siyasi analizin tutarlılığı ve geçerliliği onun sahip olduğu mantık örgüsünün tutarlılığı ve geçerliliği ile doğru orantılıdır. Binaenaleyh öne sürülen bir tez, ancak dayandığı delilin doğruluğu nispetinde doğruluğa sahip olabilir. 2-Siyasal gelişmelerle ilgili tutumlar sadece din, mezhep veya ideoloji parametrelerine göre belirlenemeyecek kadar karmaşık süreçler sonunda şekillenir. Bu durum Suriye’nin Lübnan’la ilgili politikaları için de Lübnan içindeki siyasi kesimlerin Suriye ile olan ilişkileri için de geçerlidir. 3-Konunun, -asla yer almak istemediğim- din ve mezhep zeminine sürüklenmemesi için ilk yorumunuza yaptığım açıklamada mezhep bağlamındaki suçlamalarınıza cevap vermek istememiştim. “Hiçbir münasebet yokken Muaviyenin adını zikrederek” cümleniz, meselenin sadece bu kısmına takıldığınızı gösteriyor. Muaviyenin ismi, Lübnan’da yaşanan siyasi bir olayı salt mezhep bağlamında ele alan bir yazının “hiçbir münasebet yokken” Hz. Ali’ye ait bir söze atıf yapmasının saçmalığına işaret etmek münasebetiyle zikredilmiştir. Daha önceki yazınızda son derece haklı olarak hiç kimsenin sahabe konusunda bir başkası gibi düşünmek zorunda olmadığını belirtip ardından da bundan alınganlık göstermenizin anlaşılır bir tarafı bulunmamaktadır. 4-ABD’nin Suriye’deki rejimi değiştirmekten sizin tabirinizle “son anda” vazgeçip geçmediğini bilmiyorum. Ancak eğer Suriye’ye açıkça -askeri ya da başka bir şekilde- müdahalede bulunmayışından dolayı bu yargıya varıyorsanız, öyleyse bu sorunuza şunları da ekleyip cevap aramalısınız: ABD İran rejimini neden değiştirmekten vazgeçti, Kuzey Kore rejimini değiştirmekten neden vazgeçti, yanı başındaki Küba ve Venezüella rejimlerini değiştirmekten neden vazgeçti, Gazze’deki Hamas rejimini devirmekten neden vazgeçti vs… Saygılar
aytekin atış tarafından 22-05-2008 17:20:56 Tarihinde yazıldı.
HEDEF SAPTIRMA
Sayın Alptekin Dursunoğlu, analizleriniz fevkalede ,Allah kaleminize kuvvet versin.Yazınıza ali beyin yaptığı yorumlar ilginç nüanslar içeriyor. Bunlardan birkaç tanesine değineceğim. 1)Ali bey"Yazıda iç içe geçmiş bir korkular silsilesi,bir telaş ve bir çarpıtma hemen göze çarpıyor."Diyor. Bence de bir korku içeriyor.Fakat bu korku "takva=çekinmek"anlamında bir korkudur.Siyasi bir buhran ve buhrandan fitne devşirmek isteyenler var, devşirilmek istenen bu fiteneden müslüman olan veya fıtratı temiz temiz olan herkesin korması gerekir.Böyle bir fitneden korkmayanlar ancak kendi menfaatleri doğrultusunda müslüman kanı heder etmekten çekinmeyen fitnecilerdir. 2) Ali bey "Sitenizin nerdeyse şimdiye kadar göklere çıkardığı Mehdi Ordusu'na bu denli bir 160 derece ters yönde haber yapması; bunun karşısında Bedr Tugayları veya Dava Partisinden söz etmemesi, oluk oluk kan akıtılırken siyoniste tek kurşun sıkmayan Hizbullah'a tek eleştiri yöneltilmemesi.....demiş. Öncelikle Allah kendisine basiret ve tutarlılık nasip etsin.Kardeşimiz , hata ve günah ister tarihte işlensin istese günümüzde onurlu insanların hakikatin onuru adına ona karşı durması gerektiğini,tassupla hareket edenlerin hem bu dünyada bedbaht hem de ahirette zelil olacağını biliyordur.Fark bu ,yanlış yapan kim olusa olsun ondan beri olduğumuzu haykırabilmek, bu kardeşlerimizin ashab hakındaki çıkmazları da bu noktada düğümlenmiştir. Hizbullah hakındaki değerlendirmesi ise en hafif deyimle "İNSAFSIZLIK"tır. 3) Ali bey "....Keşke ülkemiz, bölgemiz ve tüm dünya için samimi, içten, mezhepçi ve meşrepçi güdülerle hareket etmediğinize inansak! Keşke Irak'ta işgalciye değil de Iraklıya kan kusturan oluşumları eğiten Muğniye ile ilgili tek kelime etseydiniz..Keşke mehdi ordusunun nasıl işkenceler, katliamlar,toplu soykırım yaptığına dair binlerce haberden sadece bir tanesine dolaylı olarak yer verebilseydiniz..." demiş. Allah size insaf versin... Irak'ı kan gölüne çevirenler "Tüm şiiler öldürülse de sünni kardeşlerini öldürmeleri için şiilere fetva vermem,sünnilerin malına ,canına ,camilerin saldıranlar ; şiilerin malına canına ,camisine saldırmış gibidir.."diyen Ayetullah Sistani ve şii uleması mı;yoksa " Şiiler namaz kılsa ,zekat verse ...kısaca tüm şer'i farizaları yerine getirse de kafirdir, öldürülmeleri caizdir " diyen ve böylece empeyalistlerin ,işgalcilerin ekmeğine yağ süren ,mezhebi fitneyi körükleyen Vahhabi üleması(?) mı? El insaf .... Keşke Şehid İmad Mugniye' nin siyresi hakkında biraz bilgi sahibi olsaydınız da hakikatin onuru adına bu cümleleri sarfetmeseydiniz.Allah'ın amellerimize ve hatta kalemlerimize şahit olduğunu unutmasaydınız.
selman tarafından 23-05-2008 23:42:44 Tarihinde yazıldı.
vefa
muhterem alptekin ağabey ,büyük bir emek vererek hazırlamış olduğunuz yorum ve haberleri ,ilgiyle severek takip ediyoruz .özellikle ortadoğuda olup biten olayları objektif olarak bizlere aktarıyorsunuz sizi tebrik ederim .
Ali tarafından 30-05-2008 11:18:04 Tarihinde yazıldı.
Yorumlar ve Karşı Ataklar
Yazılan yorumlara hemen cevap yetiştirmeye çalışmak ve tongaya basmak... Yüksel Çoşkun'a isabetli yorumlarından dolayı teşekkürler..Dursunoğlu ise halen kırdığı potları tamir etmek yerine "dediğim dedik" tarzında klasik cümleler serdediyor.. Hizbullah'ın kimin lehine çalıştığı, Lübnan'ın birliğinden ziyade velayet-i fakih anlayışı çerçevesinde hareket ettiği, Şii kitleyi temsil etmediğini kim söylüyor bilin bakalım??? el Arabiye kanalına demeç veren Suver ve Cebel-i Amr Müftüsü Şii alimin dediklerine bakınız bakalım! Tabi işine gelir veya Arapça bilirseniz...(23 dakikalık, arayan hemen bulabilir.) Ancak sadece türkçe çeviri haberlerden beslenip slogan atmaya pek hevesli Aytekin Ateş gibiler oldukça komedinin alasını yaparlar. Sözünü ettiği Sistani Allah için ırzı, namusu ayaklar altına alınan, bebeklerin, kadınların katledildiği, Irak ordusu ve işgalcilerin işlediği katliamlar karşısında tek kelime mi etmiştir? Yüzlerce ehl-i Sünnete ait camiler mehdi ordusu tarafından işgal edilip, yıkılırken, youtube de bu zulümler seri seri belgesel olarak yayımlanırken bir şey mi yapmıştır? Havadan üfürüp bir iki çeviri haberden alıntı yaparak slogan atınız başka bir şey yok??? bunun dışında ırak'ta şii alimlerin nasıl korkunç fetvalar verildiği, sünni alimlerin sokak ortasında nasıl sürüklenip, dövülüp katledildiğini video görüntüleri eşliğine bakınız da ondan sonra zıplayınız lüften. işgalci ve işbirlikçi arasında bir fark olmadığını anlayınız artık. Tarihin derinliklerinde kalmış, ravisi çürütülmüş, hakikatten eser kalmamış bir hakem olayı üzerine, eski fars felsefesi, biraz helen, biraz zerdüştlük, biraz ezoterik unsurlar ile al sana siyasal bir anlayışın din haline getirildiği Şii anlayışı. Ondan sonra bugün Peygamberi bile haşa rahatlıkla itham edecek, sadece Kur'anı kabul ettiğini (keşke cidden öyle olsa), tarihselci bir okumayla günümüzde palazlanan ve reklamı yapan uyduruk Abdulkerim Suruş vs.... Ne İslam Medeniyetinin içerisinde ne Doğu Medeniyeti...Ortada kalmış bir ucube...Afganistan ve Irak'ın işgalinde bal gibi ABD ve küresel güçlerle maslahat çerçevesinde iş yap, Talibanı, Saddamı her karşısında kim varsa devir, tarihin derinliklerindeki kin ve nefreti kusarak bir halkın soykırıma tabi tutulmasına göz yum! Bu mudur cidden insanlık, vahdet vs? Slogancı ekip ve haberleri yamultan kesimler nerde duruyor? Hz. Ayşe, Ömer, Ebubekir'e küfret, akidenin parçası olarak kabul et, ondan sonra kalk de ki ben Peygamber aşığıyım! Amma komedi. Adam ana-baba-sülale hiçbir değer tanımadan küfredecek sana ve gelip diyecek ki : Yok Alptekin ben seni çok seviyorum, senin etrafındakilere hakaret ediyorum. Senin söylediklerin doğru ama bu insanlar anlamamış." diyor. Oysa aslında mevzu gayet açık da ikrara yanaşmıyorlar... Muaviye ve sahabe üzerinden hadislere, oradan Peygambere oradan zaten itikadın temeline vuruyorlar kazmayı... Ya hu inanç meselesi felsefi bir oyun veya stratejik analiz unsuru değildir. İman ediyorsan edeceksin, etmiyorsan rafızi, kafir, yahudi, ehl-i kitap, zerdüşt, laik ne olarak kalmak istiyorsan kal özgürsün.... Bugün artık mızrak çuvala sığmıyor. Her ne kadar Alptekin bey bazı yorumlara nezaket gereği yer veriyorsa da sanırım engellenen, konulmayan ve yer verilmeyen birçok hoşlarına gitmeyen yorumlar da mevcuttur. (benimki yayımlanırsa tabiii) İran ve desteklediği Şii oluşumlara bugüne kadar özellikle Türkiye müslümanları sonuna kadar destek verdi, vermeye devam ediyor. Ancak son hadiseler Irak'taki acı olaylar, Lübnan'daki tatsız hadiseler ve burada İran'ın tahripkar rolü tüm dünya müslümanlarını ve bizleri elbette derinden sarstı ve güvenimiz zedelendi. Mailimize gelen bazı lübnan kaynaklı rapor ve haberlerde gerçekten dehşete düştük ve birçok şeyi sorgulamaya başladık. Acizane tüm okuyuculara sadece bir site veya kaynaktan değil özellikle Arapça bir çok kaynaktan beslenerek değerlendirme yapmaları tavsiyesinde bulunuyoruz. saygılarımla
kiyam tarafından 31-05-2008 01:42:50 Tarihinde yazıldı.
Daha cok el harab bak ki....
Daha cok el harab pardon daha cok el arabiya bak ki iranin nasilda müslüman düsmani oldugunu göresin. Evet müslümanlarda yedi! Tongaya geldi! Evet evet Allah icin mücahid Türkiyemiz var iken, evet evet Allah icin mücahid Suud varken evet evet Allahin Arslani Ürdünlü Kralimiz varken evet evet Allah icin yigitler yigidi Misirli Hüsnü müz varken hele birde Allah icin yasayip Allah icin Sii müslümanlari kitir kitir kesen birde SEhid Saddamimiz varken.... Iranlilarda ney oluyormus onlara ne oluyormus Israilin oyununu bozan onlarmiymis yok canim olurmu öyle seyler onlar ancak takkiye yapar onlar hep fitnecidir onlar hep müslümani arkadan vurur hele birde su Hizbullah yokmu ah o kaka cocuklar nasilda Siyonistlerin ve Amerikalilarin oyununu bozarlar hic olurmu Arslan yavrusu Sinyoramiza nasilda karsi cikar! Yok yok iyisimi bu Siiler cok oluyor hepsinin köküne kibriti cak olsun bitsin taabi sikiyorsa.... Evet 80 yillik bir gayri Islami rejimin cocugu seksen yildir yaptigini yapiyor ve sanalda yine Arslanlar gibi üfürüyor ama gercek hayatta Islamin bütün degerlerini kendi cikarlari icin ayaklar altina almaya utanmiyorlar.... Siz gercekten müslümanlari size inaniyormu saniyorsunuz acaba? saygilarimla
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım