MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
21/07/2009 - 02:13 tarihinde eklendi
İslam Cumhuriyeti, makbuliyet ve meşruiyet
Alptekin DURSUNOĞLU
İslami olsun ya da olmasın herhangi bir devlet organizasyonunun içerideki makbuliyeti, onun işlevselliği ve bekası açısından kendisini dayandırdığı meşruiyetten daha önemli gözükmektedir. Binaenaleyh, işlevselliğini ya da bekasını kaybeden bir siyasi organizasyonun meşruiyeti ile kimsenin ilgilenmeyeceği de ortadadır.

Halifeliğin, aslında hakimiyeti altındaki müslüman toplumları modern çağın dini, kültürel, siyasi ve askeri tehditlerine karşı koruyabilecek bir savunma mekanizması üretememesi ve içerinin çağın gerekleri (mukteziyat-ı zaman) doğrultusundaki ihtiyaç ve taleplerini karşılayamaması yüzünden içinin çoktan boşaldığı için kolayca kaldırılabildiği söylenebilir.

 

Hakimiyeti altındaki toplumları, dışarıdan gelen askeri tehditlere karşı koruyacak gücü ve imkanı olmasaydı bile içerinin ihtiyaç ve taleplerine cevap verebilen, içerinin siyasal ekseni ve umudu olmayı sürdürebilen bir hilafetin, Osmanlı hanedanına tahsis edilecek bütçenin görüşüldüğü 3 Mart 1924 tarihli meclis oturumunda bir yasayla kaldırılması mümkün olabilir miydi?

 

İslami olsun ya da olmasın herhangi bir devlet organizasyonunun içerideki makbuliyeti, onun işlevselliği ve bekası açısından kendisini dayandırdığı meşruiyetten daha önemli gözükmektedir. Binaenaleyh, işlevselliğini ya da bekasını kaybeden bir siyasi organizasyonun meşruiyeti ile kimsenin ilgilenmeyeceği de ortadadır.

 

Peygamber’in “bir ülke küfürle ayakta kalabilir; ancak zulümle ayakta kalamaz” mealindeki hadisi; halkının ihtiyaç ve taleplerini karşılayan, halkının inandığı değerler doğrultusunda “adil” davranan seküler bir yönetimin ayakta kalabileceği; ancak iktidarını güçle ve uyguladığı zulümle sürdürmeye çalışan “İslami” dahi olsa bir yönetimin yıkılacağı şeklinde tefsir edilebilir. Nitekim tarih bunun örnekleriyle doludur.

 

Osmanlı hilafetinin kolayca ortadan kaldırılabilmesinin ve halihazırda Ortadoğu’daki meşruiyetini İslam’a dayandıran birçok ülkenin rejim krizi yaşıyor olmasının temelinde makbuliyet ve işlevsellik sorunu bulunduğu söylenebilir.

 

Meşruiyetini 2 bin yıllık bir ulusal geleneğe dayandıran Şah rejimini, tarihin şahit olduğu en kitlesel devrimle ortadan kaldıran İran halkı, meşruiyetini İslam’a dayandırdığı son derece özgün bir devlet kurdu.

 

İran İslam Cumhuriyeti, Müslümanların geleneksel siyasi modeli olan hilafetin kaldırılmasından sonra İslam’ın kendine özgü bir siyasi modelinin bulunup bulunmadığının tartışıldığı; hatta İslam’ın günümüzde toplumsal veya siyasi bir model ortaya koyma imkan ve hakkının olamayacağına dair kanaatlerin açıklandığı bir dönemde kuruldu.

 

Elbette hilafetin kaldırılmasından sonra da geçmişe hilafetin egemen olduğu bölgelerde ya da farklı coğrafyalarda adı İslam cumhuriyeti olsun veya olmasın egemenliğinin meşruiyetini İslam’a dayandıran bazı devletler kuruldu; ancak modern çağda kurulan bu ulus devletlerin İslamiliği salt hukuk sistemlerinin İslami referanslara göre tedvin edilmiş olmasından kaynaklanan bir İslamilikti. Binaenaleyh bu devletler ne geleneksel İslami siyasi model olan hilafeti ihya etme iddiasında oldu ne de siyasal yapı anlamında yeni ve özgün bir model ortaya koyabildi.  

 

İran İslam Cumhuriyeti, sadece hukuk sistemini İslami referanslara dayandıran ve siyasal yapıyı meşruti monarşiden parlamenter sisteme veya başkanlık sistemine dönüştürerek öylece bırakan bir İslam devleti ortaya koymadı.

 

Şii/İslami siyasi fıkıhtaki velayet-i fakih kavramını teoriden pratiğe aktararak devletin siyasal sistemini de İslamileştirdi.

 

 Şii siyaset fıkhına göre topluma velayet yetkisi ancak sağlıkları döneminde peygamberlerde ve onun 12 masum vasisinde olabilirdi. Dünyada mutlak adaletin hakim olması için zuhuru beklenen 12. İmam’ın gaybet döneminde ise bu velayet yetkisi, peygamberin varisleri olarak nitelediği gerekli şartları taşıyan İslam alimlerinde olabilirdi.

 

İslam Devrimi’nin önderi ve İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeyni, 12. İmam’ın gaybeti döneminde dini mercilerle toplum arasında var olan geleneksel içtihat-taklit ilişkisini, bu siyasi yapıyı kurarak bir imam-ümmet ilişkisi boyutuna yükseltmiş oluyordu.

 

Buraya kadar olanlar söz konusu siyasi düzenin İslami boyutuna tekabül ediyor. Bu düzenin yine İslami kaynaklara ve çağın gereklerine (mukteziyat-ı zamana) ilişkin boyutunda ise halkın yönetime katılımı, seçimler ve demokratik süreçler söz konusu oluyor.

 

Anayasayı referandumla halka teyit ettiren İran İslam Cumhuriyeti, siyasal sistemine İslamilik boyutu katan veli-yi fakihten (rehber) yürütme organına, yasama organından yerel idarelerine varıncaya kadar tüm siyasal yapısında demokratik süreçler öngörüyor.

 

İran’daki siyasal sistem yerel idarelerin, yasama ve yürütme organının doğrudan halk tarafından seçilmesini; 12. Masum imama niyabeten halka velayet edecek olan veli-yi fakihin de halk tarafından seçilen Uzmanlar Meclisi’nin aracılığıyla yani dolaylı olarak yine halk tarafından seçilmesini öngörüyor.

 

Onuncu dönem cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hile yapıldı mı yapılmadı mı tartışması aktüel bir gündem olarak izlense de tartışmaya taraf olan iç aktörlerin temel çelişkisinin sistemin “İslamiyet”le “cumhuriyet”i kaynaştıran yapısı üzerinde yaşanan bir tartışmadan kaynaklandığı ifade ediliyor.

 

Düzenin “cumhuriyet” boyutunu “İslamiyet” boyutuna yabancı, gerekirse iktidar gücüyle askıya alınabilir, tali bir boyut olarak gören; “İslam Cumhuriyeti” yerine “İslam Devleti” kavramını ikame etmeye çalışan ve “meşruiyeti”, “makbuliyetin” önüne geçiren bir cenaha karşın bu iki boyutu birbirinden ayrılmaz gören ve düzene meşruiyet veren “İslamiyet”in ancak “cumhuriyet”in kazandıracağı bir makbuliyetle korunabileceğini savunan bir cenah söz konusu.

 

İran’la ilgili cenahları tanımlamakta kullanılan “reformcu” ya da “muhafazakar” nitelemeleri, halen yaşanmakta olan tartışmayı anlaşılır kılmaktan oldukça uzak olduğu için Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın mensup olduğu cenahın Ayetullah Cevadi Amuli gibi bir dini otoriteye neden şiddetle saldırdığı, Kum Cuma İmamı Ayetullah Ustadi, Taklit Mercilerinden Ayetullah Mekarim Şirazi, Sanii ve Erdebili gibi dini otoritelerin bu cenaha niçin karşı çıktığı, Ahmedinejad’ın neden Natık Nuri gibi muhafazakar kesimin önde gelen liderlerinden birini hedef aldığı ve Ayetullah Rafsancani gibi bir Mecme-yi Ruhaniyet üyesi muhafazakarın, Muhammed Hatemi gibi bir Mecme-yi Ruhaniyun üyesi bir reformcuyla aynı safta neden yer aldığı, Ali Laricani, Ahmed Tevekkuli ve M. Rıza Bahoner gibi önde gelen muhafazakar siyasetçilerin Ahmedinejad’la neden anlaşamadığı anlaşılamıyor.

 

Binaenaleyh seçimlerde hile yapıldı mı yapılmadı mı tartışması, giderek yerini yönetim anlayışları çerçevesinde bir tartışmaya bırakıyor. Rejimin “İslamiyet” boyutunu “cumhuriyet” boyutunun önüne geçiren iktidardaki cenah, şeffaf davranarak seçime ilişkin itirazları, itiraz edenleri de tatmin edecek bir kurulun incelemesiyle boşa çıkarmak yerine yapılan (haklı ya da haksız) itirazı, bir ulusal güvenlik meselesi olarak tanımlıyor; sansür, tutuklama ve sindirme yoluyla itirazları bastırmayı tercih ediyor.

 

İslam İnkılabı Rehberi’nin inceleme süresini uzatmasına ve itirazların tarafsızlığı konusunda tartışmalar bulunan Anayasayı Koruyucular Kurulu yerine her kesimin razı olacağı bir “akil adamlar” kurulu tarafından incelenmesinin önerilmesine rağmen, iktidardaki cenah bu konudaki yasal merciinin Anayasayı Koruyucular Kurulu olduğunu öne sürerek “itiraz edenlere itirazlarında haksız olduklarını ispat etme” yoluna gitmiyor.

 

Seçim sonrasında yaşanan tartışmalar sırasında Muhsin Rızai gibi son derece yapıcı ve mutedil davranan birine bile Anayasayı Koruyucular Kurulu’na yasal itirazını yapabilmesi için talep ettiği sandık sonuçlarına ilişkin dökümleri vermeyen iktidar cenahı, on milyonluk oy farkından dolayı hile ihtimalinin olmadığını düşünenlerin zihinlerinde de şüphe oluşturmayı başarıyor.

 

Sistemin onayıyla seçime giren kişileri kadife devrim hazırlığında olmakla suçlayan, aykırı gördüğü her yayın organını susturan, geniş çaplı tutuklamalarla demir yumruğunu gösteren, rakip liderleri ulusal güvenliği zedeleyen adımlar attıkları gerekçesiyle tutuklamakla tehdit eden iktidar cenahının kendince dayandığı meşruiyetle, makbuliyeti pek de önemsemediği görülüyor.

 

Ayetullah Haşimi Rafsancani, 17 Temmuz’da verdiği cuma hutbesinde yaşanan bunalımdan çıkılması ve halkın düzene sarsılan güveninin yeniden kazanılması için son derece rasyonel öneriler getirdi.

 

Uzmanlar Meclisi ile Düzenin Yararını Belirleme Kurulu üyelerinden kişilerin teyidiyle açıklanan bu öneriler tutukluların serbest bırakılması, olaylardan zarar görenlerin ailelerinin gönlünün alınması, yasal süreçler sonucu izin alıp faaliyet gösteren basının susturulmaması, dolayısıyla da halkın yabancı medyaya mahkum edilmemesi ve dini mercilerin incitilmemesinden ibaret.

 

Ayetullah Haşimi’yi cuma hutbesinde dile getirdiği önerilerden dolayı “zihinlere şüphe tohumları ekmek”le suçlayan Anayasayı Koruyucular Kurulu üyesi Ayetullah Yezdi’nin çıkışı, iktidar cenahının en azından 13 milyonluk bir kitleyi hala çer çöp olarak gördüğünü ve bunalımı çözmek yerine meselenin kapandığını ispata çalıştığını gösteriyor.

 

Halkın önemli bir kısmı nezdindeki makbuliyeti önemsemeyerek düzeni işlevsizleştirmeyi göze alan iktidar seçkinlerinin düzenin bekasını, dayandığı İslami meşruiyetle daha ne kadar sağlayabileceğini zaman gösterecek.

 

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Serkan Karslı tarafından 24-07-2009 06:32:59 Tarihinde yazıldı.
Maruf olmak için cami duvarına işemene gerek yok alptekin Hoca, bırak bu velayet düşmanlığını. İlkeli olmaya çalış. Aksi takdirde hergün birilerini medhetmek zorunda kalacaksın. İnsanları değil ilkeleri savunsan daha iyi edersin, yoksa başkalarından bir farkın olmaz. Laik de olsa, sosyalist de olsa ilkeli insan devrimce de olsa Şii de olsa bir müslümandan daha değerlidir. Bundan daha çok kendini harap etme!
ali h. tarafından 25-07-2009 12:18:00 Tarihinde yazıldı.
bu zihniyet zamanında da ırakta direniş yok diyordu...
Enes Seyfullah tarafından 25-07-2009 12:46:19 Tarihinde yazıldı.
Edepten melekler pak ve temiz olmuşlardır(Hz.Mevlana)
Aziz kardeşim Serkan, ilkeli olmak herşeyin evvlidir, bunu bu topraklarda yaşayan ve kendi medeniyetine yabancılaşmayan herkes bilir.Elbette Alpteki Dursunoğlu'nun ilkeli mi yoksa degil mi, oldugu tartışılabilir ki bence şimdiye kadar gördügüm ilkeli bir kaç adamdan biridir.Ancak bu topraklarda, bu medeniyetin mensuplarınca ilkeli olmak ne kadar önemli ise, edepli olmak da o kadar önemlidir.Bu nedenle eleştiri yaparken edep sınırlarına riayet etmek lazım.Zira atasözü maruf bir atasözüdür. ''Eceli gelen köpek, Camiduvarına işer imiş'' bu nedenle sen ''bırak cami duvarına işemeyi deyince'' müellife köpek demeye getirmiş oluyorsun.Bu edepsizligi edenlerin Alptekin beyin düşmanlık ettigini belirttiginiz velayet(ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu degildir) makamının sahiplerinin en son destegini isteyecegi kişiler oldugu akıl ve irfan sahiplerince maruftur.Bu nedenle o velayet makamına böyle br baglılıkla baglı olacagınıza evvelen irfan tahsil etmeniz yegdir.Sonra istediginiz kişiyi istediginiz ilkelere baglı olaak desteklersiniz, aksi takdirde ilkelerinize baglı olarak savundugunuz makamları küçük düşürmekten öteye gitmemiş olursunuz.
YASİR AY tarafından 28-07-2009 12:42:33 Tarihinde yazıldı.
eleştirim var size
değerli alptekin abi yani beni şaşırtıyorsunuz. sizin gibi ufuklu birinden bu sözleri duymak üzücü. böyle düşünmemin nedeni şunlar: 1-"İslami olsun ya da olmasın herhangi bir devlet organizasyonunun içerideki makbuliyeti, onun işlevselliği ve bekası açısından kendisini dayandırdığı meşruiyetten daha önemli gözükmektedir. " ifadesi ne sayaset bilimine ne de islami ilkelere uygun.bir kere ifade bütünlüğü bozup içeriye öncelik veriyor. ikincisi uygulama ve pratik durum ne zamandan beri meşruiyetten önemli hale geldi.ontolojik hiyerarşiyi gözardı eden reelpolitik bir açıklama olmuş. 2- içeriye öncelik verecekse iran'ın dünya ve onun islami yönünü destekleyenler açısından önemi nedir? bu insanlar bana ne irandan derler o zaman. yani iranı ya da oradaki rejimi birçok açıdan destekleyenler (önemli olan iranın içi ise) neden desteklesinlerki? isviçreyi desteklemek daha mantıklı. orada daha dünyevi ve refah içinde bir hayat var. 3- iran ile mücadele edenler dış güçler v.s. iranın içişlerini düzeltmek için mi mücadele veriyor? iranın bölgede ve dünyada oynadığı ve yarattığı psikolojik etki iranın içeride oynadığı rolden değil dışarıda oynadığı rolden dolayıdır. 4- siz diyorsunuz ki iran içeriye daha çok önem versin. önce içeriyi düzeltsin. bir evin babası önce kendini değil ev halkını düşünür ve düşünmelidir.iran dışarıya bu kadar önem ve destek vermeseydi, bosna savaşı,çeçenistan savaşı,lübnan savaşı,filistin cihadı yakaladığı başarıyı ve direnişi bu ölçüde sağlayabilirmiydi? ırakta eksiklik ve yanlışlıklarına rağmen islami bir devletin kurulması mümkün olurmuydu?lübnanda hizbullah, filistinde cihad bu aşamada mı olurdu? bölgede ve dünyada (venezuella,bolivya, v.s nin destek verdiği)bir direniş cephesi oluşabilirmiydi? 5- yazı ve haberlerinizde neden karşı tarafın görüşlerine hiç yer vermiyorsunuz? 6- iran cumhurbaşkanına yönelik avamdan biri , köylü türü ifadeleriniz (önceki yazılarınızda ve özel sohbetlerinizde bu tarz ifadeleriniz var) utanılacak değil övünülecek bir durumdur. çünkü bizim başımıza habeşli bir zenci de geçse biz ona itaat etmeli değilmiyiz? seçkincilik yerine halkçılık politikanız olmalı değil mi? 7- iranda olaylarda ölen sembol kızın neden kazara öldüğünü haber sitenizde yazmadınız. 8- neden seçim olaylarının, ve olayların bu şekilde ilerlemesinin devrime ve rehberliğe zarar verebileceğini hiç ama hiç yazmadınız? 9- rehberin , uzmanlar meclisinin, açıklamaları si,zin için hiç mi önemli değil. defalarca amerika ve israilin ve ingilterenin olaylara etki etmeye çalıştığını olayları kullandığını, velayetin korunması gerektiğinin önemini vurguladılar. bunlar boş ve önemsizmiydi ki siz bu konuları görmezden geldiniz ve haber yapmadınız? 10- halkın mücahidleri isimli münafıklar örgütünün olayları kullandığını, anarşi yarattığını bir çok olayın arkasında onların olduğunu yakalananların ÇOĞUNUN onlardan olduğunu neden vurgulamaıyorsunuz? 11- ifadeniz şu:" halihazırda Ortadoğu’daki meşruiyetini İslam’a dayandıran birçok ülkenin rejim krizi yaşıyor olmasının temelinde makbuliyet ve işlevsellik sorunu bulunduğu söylenebilir". halihazırda meşruiyetini islama dayandıran ülkeler yeni mi çıktı. bunlar hangi ülkeler? bu ülkelerin rejim ve benzeri krizler yaşamasında büyük şeytan ABD ve küçük şeytan İSRAİL' in ve daha önce 100 yıl dır ingiliz,alman v.s emperyalizminin kendilerinin ve uşaklarının, vahşi kapitalizmin, egosantrizmin yani bireyciliğin,sekülarizmin ve materyalizimin neden olduğu kokuşmuş dünya görüşlerinin ve yıllardır uygulanan politikaların asıl etkisini nasıl gözardı edersiniz? 12- varolan cumhurbaşkanı ve yönetimi tabii ki masum değildir. hataları vardır ve olacaktır. uslup açısından(dışarıya kullandığı üslubun aynısını içeriye kullanması), ekonomiyi rayına sokamamsı açısından(bunun temel nedeni islam dünyasına yapılan cihadi,sosyal ve kültürel yardımlardır), zaman zaman diyalog yollarını açmayı engelleyen tavrı v.s. eleştirilebilir. fakat yaşamıyla ,düğünüyle,halkçılığıyla, islami izzeti korumasıyla, direniş cephesine öncülük etmesiyle, tehdit dolu açıklamaları uygun çıkışlarla geçersiz ve işlevsiz bırakmasıyla, kompleksiz oluşuyla, fakir sofrasında yemesiyle, bizden biri oluşuyla da takdir edilebilir.. Olaylara fazla yakından baktığımızda bütünlüğü gözden kaçırıyoruz gibi geliyor. bu süreç iranın güçlenmesine neden olmuştur. öldürmeyen güçlendirir. tıpkı türkiyenin iki sert ekonomik kriz yaşadıktan sonra halihazırdaki krizi beklenenden daha hafif atlatması gibi. yazılacak şey çok.vesselam.
AYTEKİN tarafından 04-08-2009 10:32:18 Tarihinde yazıldı.
makbuliyet ve meşruiyet meselesi
İmam Hüseyin(as) buyuruyor ki:"Halkı razı etmek için Allah'ı gazaplandıran bir kimseyi Allah hidayet etmez." Meşru olmayanın makbul olması makul değildir.Akıl meşru olmayanı makbul bulmaz,aksine nefis makbul bulduğunu akla meşru göstermeğe çalışır.Yani akıl insanı hak-meşru olana uymaya yöneltirken nefis-i emmare hakkı insanlara uydurmaya çalışır.İmam Ali (as)'ın "Hakkı tanı haklıyı da tanırsın" cümlesinde ifadesini bulan evrensel hukuk ilkesi bahsimizi uzatmaya gerek bırakmayacak kadar sarihdir. Aslında insanlik tarihi bir anlamda basi geçen "meşruiyet ve makbuliyet" savaşımının tarihidir.ıı. Halife, ibn-i Abbas'a şöyle demişti: "Nübüvvet sizdeydi, hilafet de sizde olsaydı Araplar kıskançlığından çatlardı.Bunun için hilafeti Ali'ye bırakmadık." Yani Allah'ın ve peygamberinin meşru -hak halife olarak Ali'yi emretmesini biz makbul=kabul edilebilir bulmadık,böyle bir şey işlevsel değildi,nefsimize uygun değildi,bizi kıskançlıktan çatlatacak bir şeydi.Dollaysıyla biz makbul olanın peşinden gittik,maslahata uygun olanı yaptık. insanlık tarihine,peygamberler tarihine bakın şavaşım "ilahi meşruiyet" ile sizin kullandığınız anlamda "makuliyet" savaşımı değil midir? VESSELAMU ALEYKUM.
Abdullah Yorulmaz tarafından 08-08-2009 18:58:51 Tarihinde yazıldı.
Tebrikler A.Dursunoğlu!
Gerçekci ve bir o kadar da siyaset bilimi açısından değerli tespitler içeren bir analiz.İran daki siaysi gerilimin altında iki anlayış,iki farklı siyasi bakış olduğu bir gerçek.Meşruiyet bir rejimin olmazsa olmazıdır.Bir rejim meşruiyetini ;sadece kanun ve anayasasının Kur'an olmasından değil,Kıstı ayakta tutacak rejim mesullerinin/Bürokrasisinin icraatlarında İslami hükümlere ne kadar istinat ettiklerinden ( ki bu rejimin makbuliyeti sorunu ile ilgili yönüdür.) de almaktadır. Halkın oyu önemli değildir dediğiniz zaman Anayasanız Kur'an da olsa meşruiyetinizi kaybedersiniz.Zira Kur'anla kazanılan meşruiyet Halk /Nas desteği ile korunur.A.Dursunoğlu bey bunu söylüyor ve doğrudur.A.Necad hattı İslam Devleti esastır diyor,oysa Halk desteği olmadan İslam Devletini koruyamazsın.15 milyon oya çer çöp derseniz İslam Devletinin meşruluğunu tartışmaya açarsınız.İrandaki tartışmalar ciddi temelleri olan tartışmalardır. Ama İran'ın asil milleti her iki tarafı ile birlikte bu sorunu aşacak potansiyele sahiptir.Devrimin en buhranlı döneminde yani Tahmili Savaş boyunca 10 yıl Ülkeye sevk ve idare etmiş ve yüz akıyla Savaşı yönetmiş kadroların başında gelen Mir Hüseyin Musavi öyle yabana atılacak bir şahsiyet değildir.Yorumlarda lütfen Müslüman Ahlakı ile bağdaşmayan ifadeler yer vermeyelim.
AYTEKİN tarafından 09-08-2009 15:52:43 Tarihinde yazıldı.
HALK OLAMASI VE MAKBULİYET
Abdullah beyin yorumunu dikkatlice okudum.Halkın oyuna "çer çöp"diyen anlayış acaba Ahmedi Nejad'ın anlayışı mı yoksa muhaliflerin anlayışı mıdır, bu konuda insaflı olmak lazım. İran'da bir tartışma olduğu ,bu tartışmanın meşruiyet temelinde gerçekleşmesi herkesin kabul ettiği,temenni ettiği bir gerçek.İnsanların islami bir meşruiyet temelinde görüşlerini özgürce dile getirmeleri islamın ve beşeri tekamülün vazgeçilmez bir ilkesi olduğu da her kesin kabul ettiği temel bir ilkedir. Ancak süreç içinde gözlemlediğimiz olaylar bize şunları gösterdi: 1-Mir Hüseyin Musavi,Rafsancani,Hatemi döneminden sonra Rafsancani ile yarışan,hatırı sayılır üstünlükle Rafsancani'ye karşı 1. defa galip gelen Ahmedi Nejad bu 1. döneminde hem halka yakın duruyor hem de Rejimin temel meşruiyet kaynağı olan islamın değerlerinden taviz vemiyordu bu durum mezkur ittifakın gücünü ve etkisini kırıyordu. 2- ll. seçimlerde Ahmedi Nejad karsında yenilgiye uğrayacaklarını çok iyi bilen Rafsancani ve Hatemi ikilisi ismi daha temiz olan Mir hüseyin Musaviyi ön plana çıkardılar.Ancak onunda seçimlerde yenileceğini çok iyi biliyorlardı.Bu yüzden seçimlerde hile yapılacağı propagandasına seçimden çok önce başladılar.Bu duruma olayları takip eden herkes tanıktır. 3- Ahmedi Nejat kadar halka yakın durmayı başaramadıkları için onun halka yakınlğının riya ve gösterişten ibaret olduğu propagandasını yaptılar.Bu yaftalama kolaycılığı her an herkese karşı kulanılabilecek adi bir silahtır. 4-Bunlarla yetinmeyip yenilgilerini kapatmak için devletin temel kurumlarını ve rehberiyet makamını zan altında bırakacak sorumsuz açıklamalarda bulundular.İslami duyarlılığa sahip İran halkının tepkisiyle karsılaşınca da "hem nalına hem mıhına" türünden açıklamalarda bulunduklarını gördük. İmam Humeyni(r.a) buyuruyor ki "ulemayı tezif isalma ihanettir." biz bu yazdıklarımızı Rafsancani gibi değerli bir alimi tezif amacıyla yazmadık.ancak yapılan yanlışlara duyarsız kalmak gibi bir seçeneğimiz de yoktur.Burada İmam'ın şu sözünü de hatırlamak gerekir " islam nizamının korunması namazın korunmasından daha önemlidir." nizama ve rehberiyete yöneleltilen tezif edici yaklaşımlar karşısında duyarlı olmamız gerektiği de açıktır. VESSELAMU ALEYKUM.
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım