MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
18/06/2012 - 15:53 tarihinde eklendi
Rusya’yı Yemen formülüne zorlamak için Suriye’yi ateşe vermek
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerika ve müttefikleri yolun sonuna gelmiş bulunuyor; Rusya’nın Yemen formülüne ikna edilmesi “Dostlar” açısından Suriye'de devrim için “son bir şans” olarak gözüküyor.

 

Türkiye ve Arap Birliği’nin müdahaleleri sebebiyle bir iç sorun olmaktan çıkıp uluslar arası bir bunalıma dönüşen Suriye meselesinin mevcut şartlardaki en barışçı çözüm yolu Annan planı olarak gözüküyor.

Çünkü Annan planı, Amerika ve müttefiklerinin aksine Suriye sorunuyla ilgili gerçekçi bir tespite dayalı barışçı bir siyasi çözüm öneriyor.

Amerika’nın Suriye sorununda rol alan Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Fransa’dan oluşan uluslar arası ve bölgesel müttefiklerine göre, Suriye’deki sorun “Şam yönetiminin masum sivilleri öldürmesi”; çözüm ise “Suriye’de rejim değişikliği”dir.

Aslında Rusya’nın tezini yansıtan Annan planına göre ise Suriye’deki sorun “taraflar arasındaki çatışmadan” kaynaklanmaktadır, çözüm ise reform yaptığını söyleyen Şam yönetimi ile bu reformları yetersiz bulan muhaliflerin bir araya gelip müzakere başlatmasıyla mümkündür.

Amerika ve müttefikleri, “Suriye’de rejim değişikliği” hedefine ulaşmak için Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun kendi ifadesiyle “4 aşamalı bir stratejik plan”[1] doğrultusunda hareket etti. Bu aşamalar şunlardı:

1- “İkili angajman” aşaması: Bu aşamada Türkiye, Suriye ile olan iyi ilişkilerini kullanarak Şam yönetiminden iktidarını daha sonra “Suriye’nin Dostları” adını kullanacak olan müttefik güçlerin belirlediği muhaliflerle paylaşmasını istedi. Böylece Türkiye ve müttefikleri, Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e içeri alacağı “Truva atı” karşılığında iktidarının süresini uzatma teklifinde bulunmuş oldu. “Masum insan kanı akmasın”, “dış müdahale olmasın” gerekçeleriyle “reform telkini” adı altında yapılan bu teklif Şam yönetimi tarafından kabul edilseydi, muhtemelen Suriye sorunu bir uluslar arası mesele haline getirilmeden yumuşak bir geçişle Ankara ve müttefiklerinin istediği şekilde ve Beşşar Esed’in cumhurbaşkanlığı süresine yayılan bir periyod içerisinde çözülmüş olacaktı. Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in, bu teklifi kabul etmeyeceğini Davutoğlu’nun 9 Ağustos tarihli Şam ziyaretinde açık bir şekilde dile getirmesi sebebiyle “ikili angajman aşaması” sona erdi. Amerika ise bu aşamanın sona ermesinden bir hafta kadar sonra 18 Ağustos’ta Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’e çekilme çağrısı yaptı.[2]

2- Arap Birliği girişimi: Şam’ın Ankara’nın uydusu olmayı reddetmesi üzerine Suriye sorununu bir uluslar arası bir bunalıma dönüştürmeye yönelik ilk adım Arap Birliği girişimi oldu. Suriye’deki “sorunun çözümü için” Şam yönetimi ile 2 Kasım’da anlaşma yapan Katar’ın dönem başkanlığındaki Arap Birliği, 13 Kasım’da Suriye’yi üyelikten çıkarıp bu ülkeye karşı ekonomik yaptırımlar uyguladı.[3] Kendi gözlemcilerinin raporunu dikkate almadan[4] sorunu BM Güvenlik Konseyi’ne taşıdı.

3- BM Güvenlik Konseyi aşaması: Rusya ve Çin’in vetosu sebebiyle 4 Şubat’ta Suriye’de Libya modeline uygun bir çok uluslu devrim gerçekleştirilemedi; ancak Suriye sorunu, Arap Birliği ve Fransa’nın başını çektiği Avrupa ülkeleri tarafından Güvenlik Konseyi’ne taşınarak uluslar arası bir bunalım haline getirildi.

4- “Suriye’nin Dostları” aşaması: Rusya ve Çin vetosu sebebiyle BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmaması üzerine Türkiye ve Arap müttefiklerinin öncülüğünde, Suriye’de Libya modeline uygun bir devrim için tıpkı ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali sırasında yaptığı gibi Güvenlik Konseyi’ni bypass edecek bir formül üretilmeye çalışıldı ve “Suriye’nin Dostları” adlı bir koalisyon kuruldu. Ancak ABD ve Fransa’nın Rusya ve Çin muhalefetini çiğnemeyi ve Güvenlik Konseyi’ni tek taraflı olarak bypass etmeyi göze alamaması, Rusya’nın tezini yansıtan Annan planının bir çözüm olarak ortaya çıkmasına sebep oldu.

Annan planı, ABD ve müttefiklerinin Suriye’de gerçekleştirmeye çalıştıkları devrime ilişkin bir aşama değil, Rusya ve Çin direnci sebebiyle saplandıkları çıkmazın zorunlu bir sonucu olarak gündeme gelmişti. Bununla birlikte BM Başkanlık Bildirisiyle desteklenen, Irak’ın dönem başkanlığındaki Arap Birliği tarafından kabul edilen Annan planı “Suriye’nin Dostları”nın 1 Nisan’da İstanbul’da yaptığı toplantıda da zahiren kabul edilmişti.

Annan planı neden zahiren kabul edildi

Suriye’deki şiddetin ABD ve müttefiklerinin iddia ettiğinin aksine tek taraflı olmadığı tespitini yapan ve çözüm olarak da yine ABD ve müttefiklerinin aksine çok uluslu devrimi değil Şam ile muhaliflerin müzakerelerini öngören Annan planı, “Dostlar” tarafından çözüm olarak görüldüğünden değil, çaresizlikten dolayı kabul edilmişti.

“Suriye’nin Dostları” adlı grup içerisindeki ABD ve Fransa’dan oluşan büyük “dostlar”ın açıklamaları bu gerçeği ortaya koymuştu.

Örneğin Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 27 Şubat’ta yaptığı açıklamadakuruluşuna öncülük ettikleri “Suriye Ulusal Konseyi’nin yetkililerinin Suriye içinde olmamasının handikabını yaşadıklarını” vurgulayarak "Suriye, Libya gibi değil. Tüm muhalefetin temsil edildiği ve operasyonların yönetildiği bir Bingazi yok", "Bu yüzden Türkiye, Lübnan ve Ürdün sınırlarından tankları sokmayacağız. Böyle bir şey olmayacak. En iyi ihtimalle gizlice içeri otomatik silah sokarsınız. Ama kime, nereye?"[5] diyerek hem Libya’daki şartların Suriye’de oluşturulamadığını hem de Katar, Türkiye ve Suudi Arabistan’dan oluşan “küçük dostların” müdahale maceracılığını göze alamayacaklarını ifade etmişti.

17 Mart’ta Le Monde gazetesine demeç veren Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppe, de “biz Suriyeli muhalifleri Ulusal Konsey’in çatısı altında birleştirmek için elimizden geleni yaptık” dedikten sonra Suriyeli muhalifler içerisinde derin görüş ayrılıkları ve çekişmeler bulunduğuna dikkat çekmiş” geleceklerinden endişe duydukları “Hıristiyanların bile Esed yönetimini desteklediğini” ifade ederek Uluslar arası toplumun Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in gücünü ve hükümetinin dayanıklılığını hafife aldığını itiraf etmişti.[6]

Bu açıklamalar, “büyük dostların”, “küçük dostları” Annan planına neden sattıklarını açıklıyordu; ancak bu satışın Suriye’de dış destekli devrim hedefini geçersiz kılan Annan planına uyacakları anlamına da gelmiyordu.

Nitekim Beyaz Saray Sözcüsü Josh Earnest, “Suriye'deki Esad rejimi Kofi Annan'ın planına uymayı kabul etse dahi Amerika’nın, Beşar Esad'ın iktidardan ayrılması gerektiği yönündeki görüşünü değiştirmeyeceğini”[7] açıklamıştı.

Bu açıklama ile verilmek istenen mesaj şuydu: “Kurup desteklediğimiz örgütün Suriye içerisindeki yetersizliğinden ve Güvenlik Konseyi’nde karar çıkaramadığımızdan dolayı Annan planını kabul ediyor gibi gözüksek de Suriye’de devrim hedefimizden vazgeçmiş değiliz. Bu planı sabote edilinceye ve Rusya ile Suriye’de rejim değişikliği için pazarlıklar yapabileceğimiz yeni şartlar oluşuncaya kadar kabul etmiş gözüküyoruz.”

“Küçük dostlardan” yapılan açıklamalar da buna paraleldi. Annan planının kabul edildiği 1. Nisan’daki “Dostlar Toplantısı”nda açılış konuşması yapan Başbakan Erdoğan “Kendi halkına zulmeden bu rejimin iktidarda kalmasını sağlayacak hiçbir planı desteklememiz söz konusu olamaz ve olmamalıdır. Üzerimize düşen esas sorumluluk, söylem birlikteliğinin gereği olan eylem birlikteliğini de sağlamaktır”[8] derken, Dışişleri Bakanlığı ise 9 Nisan’da yani Annan planının yürürlüğe girmesinden bir gün önce planı “kadük” ilan etmişti.[9]

Yani gözüken o ki Annan planını, “sabote etmek için kabul etmek” konusunda “küçük dostlar”la “büyük dostlar” arasındaki tek fark “küçüklerin” biraz sabırsız olmasından ibaretti.

Annan planını baltaladık hiç değilse Yemen formülünü müzakere edelim

“Küçük Dostlar”dan Suudi Arabistan ve Katar’ın Suriyeli muhalifleri silahlandırma konusundaki açık ısrarı[10], Libya’dan ve Körfezden Suriye’ye Lübnan[11] ve Türkiye[12] üzerinden[13] silah ve militan sevkiyatı ve Suriye’ye silah gönderilmesine engel çıkaran Lübnan’ın istikrarsızlaştırılması[14] Hula’da ve Hama’da[15] meyvesini verdi. Suriyeli muhalifler, zaten hiç uymadıkları Annan planının başarısız olduğunu ve ateşkese uymayacaklarını açıkladı.[16]

Türkiye ve Katar’a “iki ülke de Suriye’deki krize uluslararası toplumunun yanıt vermesinde liderliği yürütüyor” diyerek teşekkür eden ABD Hazine Bakanı Tim Geithner, “sorumluluk sahibi ülkeleri, kısa zamanda Suriye rejimine karşı uygun şekilde harekete geçmeye çağırdı ve Suriye’ye karşı gerekirse BM ana sözleşmesinin 7’nci maddesi kapsamında müdahale edilebileceğini söyledi.[17]

ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton Annan planının çöküp çökmediğinin tartışıldığı 7 Haziran’da “Henüz başarılı olamadık. Kesinlikle birlikte olduğumuzun altını çizmek ve diğer uluslara mesaj vermek gerekmektedir. Esad’ı destekleyen ülkelere de mesaj vermeliyiz” dedikten sonra “Kofi Annan ve planına son desteğin” verildiğini belirtirken Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ise Suriye konusunda tekrarlayıp durduğu dört aşamalı plana atıf yaparak “14 Nisan’dan beri sürdürülen Annan Planı ihlal edilmiştir. Ateşkes ilanı sağlanamamıştır. 10 ay Suriye’ye telkinde bulunduk, sonra Arap Ligi’yle harekete geçtik. Daha sonra da BM Güvenlik Konseyi’ne gittik. Rusya’nın desteklediği bir Annan Planı devreye sokuldu. Ama sonuç alınamadı. Katliamlara sessiz kalınması uluslararası toplumda zaaf oluşturuyor. Esad’ın yöntemleri bölgesel istikrarı tehdit ediyor. Rusya’yla temaslarımızı sürdüreceğiz. Zulme karşı tek bir ses ve tek yöntem belirlenmesi elzemdir. Annan Planı konusunda bir takvimlendirme şarttır”[18] diye konuştu.

Rusya’nın Annan planın çöktüğü konusunda ikna edilememesi, planın en azından bir “takvime bağlanması” önerisini olduğu kadar Libya modelinin uygulanamadığı Suriye konusunda yine “en azından” Yemen formülünün uygulanması[19] tezini de gündeme getirdi.

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un 15 Haziran’da “Bugün bana, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland’ın ‘Washington ile Moskova, Beşşar Esed’in çekilmesinden sonra Suriye’deki siyasi değişimi görüşüyor’ dediği yönünde bir haber ulaştı. Nuland eğer gerçekten böyle bir şey demişse, bu gerçeği yansıtmıyor. Böylesi bir müzakere olmadı ve olamaz. Çünkü bu bizim tutumumuza tamamen terstir. Biz, böylesi bir meselenin bizim tarafımızdan kararlaştırılamayacağına inanıyoruz. Bu konuda karar verecek olan Suriye halkıdır”[20] şeklindeki açıklaması, Rusya’nın Suriye konusunda ABD ile Yemen formülünü müzakere etmeye pek de niyetli olmadığını gösteriyor.

Bununla birlikte şu gelişmeler de Amerika ve müttefiklerinin Rusya’yı Suriye konusunda hiç değilse Yemen formülüne zorlamaya devam edeceğini gösteriyor.

1- Körfez ülkelerinden Katar ve Suudi Arabistan’ın Suriyeli muhaliflerin silahlandırılması çabalarına Kuveyt de katıldı.[21]

2- Independent[22] gazetesi ile Reuters’in[23] haberlerine göre Türkiye de açıkça Körfez ülkelerinin safına geçti. Suriye’de silahlı eylemler yapan militanların silahlandırılmasını MİT aracılığıyla koordine eden Türkiye, Suriye’ye silah ve militan geçişinin de asli güzergahı haline geldi.

3- Amerika’nın eski Şam Büyükelçisi Roberd Ford ve Amerikan Dışişleri Bakanlığı Ortadoğu Koordinatörü Frederick Hoff, Özgür Suriye Ordusu adlı silahlı örgütün üst düzey liderleriyle görüştü.[24] ABD Başkanı Obama’ya ulusal güvenlik konularında danışmanlık yapan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin üst düzey yetkililerinin de katıldığı görüşmede Washington’daki Özgür Suriye Ordusu temsilcileri iki hafta içinde ABD hükümet yetkililerine sunmayı planladıkları, tanksavar roketleri ve ağır makineli tüfekler gibi ağır silahları da içeren bir liste oluşturdular.[25]

4- Amerikan Savunma Bakanlığı’nın Suriye’ye saldırı planını tamamladığı açıklandı.[26] Habere göre CNN International televizyonundan bir yetkiliye açıklamada bulunan Pentagon yetkilileri Suriye’ye saldırı için kullanılacak birliklerin türünden sayısına kadar her konunun belirlendiğini, yalnızca Amerikan Başkanı Barack Obama’nın saldırı talimatının beklendiğini bildirdi.[27]

5- Başından beri Suriye konusunda renk belli etmemeye çalışan ve çok özenli bir dil kullanan İsrailli yetkililer, en üst düzeyden Suriye’ye müdahale çağrıları yapmaya ve muhalifleri açıkça destekleyen bir söylem kullanmaya başladılar.[28]   

Sonuç

Ankara’nın akıl hocalarına göre “ABD'nin önümüzdeki süreçte açık bir şekilde tavır değiştirmesi de yine kanlı sürecin bir zorlamasıyla mümkün olacaktır” ve Suriye’ye müdahale ile “yaşanması muhtemel gelişmelerin bütün Ortadoğu'yu ateşe verecek gelişmeler olacağı tezi, çok abartılı bir kehanetten öteye gitmemektedir. Yüzyıllardır birbiriyle savaşmamış; daha önemlisi bütün jeopolitiklerini savaşmama üzerine kurmuş olan aktörlerin, Suriye üzerinden ilk adımlarının savaş olacağını söylemek sadece içi boş korkutma taktiğinden başka bir şey değildir.”[29]

Washington’un akıl hocalarına göre ise[30] “Suriye’de isyan şimdiye kadar bir yıldan fazla sürdü. Muhalefet pes etmiyor ve ne diplomatik baskının ne de ekonomik yaptırımların Esed’i krize dair uzlaşılmış bir çözümü kabul etmeye zorlayamayacağı son derece açık. Hayatıyla, ailesiyle, tehlikede olan aşiretinin geleceğiyle, yalnızca güç tehdidi veya kullanımı Suriye diktatörünün tutumunu değiştirebilir. Öyleyse, dış müdahalenin yokluğunda, radikaller kaosu sömürmek için oraya koşturur ve krizin Ürdün, Lübnan ve Türkiye’ye taşması yoğunlaşırken Suriye’de iç savaş daha da kötüleşmekten başka bir şey yapmayacak.

ABD Başkanı Barack Obama yönetimi, Suriye’de Libya’dakine benzer bir hava operasyonuna girmek konusunda, üç ana sebepten ötürü anlaşılabilir şekilde ihtiyatlı davrandı. Libyalı muhalif güçlerin aksine, Suriyeli isyancılar birlik içinde değiller ve kontrollerinde bir toprak yok. Arap Birliği, Libya’da yaptığı gibi dış askeri müdahale çağrısında bulunmuş değil ve Esed rejiminin eski hamileri olan Ruslar, müdahaleye kuvvetle karşı çıkıyorlar.” Ancak “Suriye’ye başarılı bir müdahale Amerika’dan gelecek azımsanamayacak bir diplomatik ve askeri liderlik gerektiriyor. Washington; Suriyeli isyancı kuvvetleri organize etmek, eğitmek ve silahlandırmak için Katar, Suudi Arabistan, Türkiye gibi bölgesel müttefiklerle birlikte çalışma gönüllülüğünü beyan ederek başlamalı. Böyle bir kararın ilanı, kendi başına, muhtemelen Suriye ordusundan azımsanamayacak ayrılmalara sebep olacaktır. Sonra, Türkiye ve belki Ürdün topraklarını kullanarak, ABD diplomatları ve Pentagon yetkilileri, muhalefeti güçlendirip birleştirmeye başlayabilir.” Çünkü bunun sonucunda “İran stratejik olarak tecrit edilerek Ortadoğu’da nüfuz kullanma yetisinden mahrum kalacak. Suriye’de başa geçecek rejim büyük ihtimalle Amerika’yı düşmandan ziyade dost sayacak. Washington Arap dünyasında yozlaşmış rejimler için değil, halk için savaşan bir ülke olarak hatırı sayılır bir itibar kazanacak.”[31]

Yukarıda sıralanan 5 maddelik gelişmeler yerli ve yabancı “neo-con” akılların “Amerika’yı Suriye’ye müdahalede liderliğe zorlamak için kanlı bir süreç gerekiyor. Suriye’de çıkacak savaşın Ortadoğu’yu yakacağı sadece bir korkutmadan ibarettir. O zaman Suriye’ye bir an önce askeri müdahalede bulunulmalıdır” sadedindeki tezleriyle son derece uyumlu gözüküyor.

Washington Institute Uzmanı Soner Çağaptay’ın “Ankara hükümeti de dahil olmak üzere, çoğu Sünni Türk’ler ülkeyi idare eden Aleviler tarafından yapılan baskıyı dehşet verici bir durum olarak gördükleri için göz yumamazlar. Bu tür dini hassasiyet temmuz ayı sonlarında başlayacak kutsal Müslüman ayı Ramazan süresinde yükselecektir”[32] öngörüsünü bu gelişmeler doğrultusunda okuduğumuzda Rusya’yı Yemen formülüne razı edebilmek için özellikle ramazan ayında şiddetin tırmandırılacağını söylemek mümkün.

Suriye’de rejim değişikliğini “masum insanlar ölmesin, kan dökülmesin” gerekçelerine dayandıranların yeni Suriye stratejisi işte bu.

Bu stratejiyle de Rusya’ya şu mesaj verilmek isteniyor: “Biz Suriye’de Libya modeline uygun bir devrim gerçekleştiremedik; ama eğer sen Yemen modeline razı olmazsan tüm bölgeyi ateşe verme pahasına iç savaşı kışkırtmaya devam ederiz.”

Esed ailesinin devre dışı bırakıldığı bir Yemen formülünün Rusya’nın Suriye’deki çıkarlarını garanti edebilmesi mümkün gözükmediği için Moskova’nın bu tehdide boyun eğmeyeceğini söylemek mümkün.

Öte yandan her ne kadar masa başındaki akıl hocaları “Suriye’de savaş çıkarmakla bölgeye bir şey olmaz” dese de Amerika’nın İsrail sınırında bir Somali veya Afganistan yaratmayı göze alacak kadar cahil ve cesur davranmayacağı söylenebilir.

Önce Türkiye’nin “ikili angajmanını”, sonra Arap Birliği girişimini, ardından da Annan planını Şam yönetimi için “son bir şans” olarak niteleyen Amerika ve müttefikleri aslında yolun sonuna gelmiş bulunuyor; dolayısıyla Rusya’nın Yemen formülüne ikna edilmesi “Dostlar” açısından “son bir şans” olarak gözüküyor.

Muhtemelen Suriye soğuk savaşından Rusya’nın mı yoksa ABD ve müttefiklerinin mi galip çıkacağı çok kanlı geçeceği anlaşılan ramazan ayı sonrasında belli olacak.

   



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım