MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
29/12/2012 - 15:26 tarihinde eklendi
Ahdar İbrahimi girişimi ve muhtemel sonuçlar
Alptekin DURSUNOĞLU
İbrahimi’nin girişiminin bir siyasi çözüm planı olarak hayata geçirilmesi, bir bakıma Annan planının yaklaşık bir yıllık gecikmeden ve on binlerce kişinin ölümünden sonra yeniden uygulanması anlamına gelecek.

 

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Amerikalı meslektaşı Hillary Clinton’la Dublin’de 6 Aralık’ta yaptığı görüşmenin ardından Suriye sorununun barışçı yollarla çözümüne ilişkin yeni bir umut doğdu.

Görüşmeye katılan BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi, “heyecan verici kararlar” almadıklarını; ancak sorunun çözümüne yönelik "yaratıcı yöntemler" bulmak için ortak çalışmanın sürdürüleceğini açıkladı.[1]

Suriye sorununun çözümünden yalnızca yönetimin devrilmesini anlayan Ankara ve Arap müttefikleri, Dublin toplantısından Rusya’nın tutum değiştirdiği sonucunu çıkarmaya çalıştı.  

Dublin görüşmesinden “Esed’in gidişine işaret” keşfedenler bunu New York Times’e açıklamada bulunan bir Türk diplomatın, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 3 Aralık'ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la İstanbul'da yaptığı görüşmenin ardından Esed'in gidişi konusunda ikna olduğuna[2] ilişkin demeciyle gerekçelendirdiler.

Ankara’daki diplomatlar da, onların açıklamasını ciddiye alan basın da Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Erdoğan’la görüşür görüşmez 21 aylık Rus politikasını neden bir anda değiştirdiğini açıklama gereği duymadı. Ancak onlara göre Moskova’nın Şam’ı “satması” an meselesiydi; hatta çoktan bitirmişti bile.[3]

Kim kandan, kim barışçı çözümden yana

Rusya, sürekli olarak 6 ay önce imzalanan Cenevre mutabakatını çözüm adresi gösterip Suriye’deki sorunun çözümü için ABD ve müttefiklerini imzaladıkları bu mutabakata uymaya çağırırken; ironik bir şekilde Suriye’de çözümsüzlüğün sebebi olarak suçlanıyor.

Halbuki ABD ve müttefikleri tarafından sabote edilen Annan planına Cenevre mutabakatındaki “geçiş hükümeti”ni ilave eden Rusya’nın barışçı çözüm planı da; bu planı “önce Esed gitsin” ön şartıyla çıkmaza sokup iç savaşı tırmandıranların ABD ve müttefikleri olduğu da aslında son derece açık.

Rusya’nın çözüm planı şu:

Annan planı, BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi aracılığıyla yeniden ihya edilsin ve bu çerçevede;

1- Çatışmalar dursun,

2- Şam’la muhalifler arsında müzakere başlatılsın,

3- ABD ve müttefiklerinin de imzaladığı Cenevre mutabakatı çerçevesinde muhaliflerin de yer aldığı bir geçiş hükümeti kurulsun,

4- Bu geçiş hükümeti ülkeyi uluslar arası denetime açık seçimlere taşısın ve rejimin geleceğine Suriye halkı karar versin.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in çekilmesini ön şart olarak koşup, Suriye’deki yeni siyasi süreci kendilerinin kurduğu muhalefet örgütü aracılığıyla tayin etmek isteyen Amerika ve müttefiklerinin çözüm planı ise şu iki maddeden ibaret:

1- Suriye yönetimi, ya BM Güvenlik Konseyi kararı ve müdahalesiyle devrilsin.

2- Ya da Suriye yönetimi iç savaşla devrilsin.

Uluslar arası pozisyonlar ve çözüm ihtimalleri

Suriye sorununun çözümü konusunda uluslar arası pozisyonlar bu kadar net ve denge bu kadar güçlüyken bu dengeyi taraflardan biri lehine bozabilecek üç ihtimal ve tüm taraflar açısından felaket anlamına gelecek bir dördüncü ihtimal söz konusu:

1- Suriye’de savaşan silahlı grupların galip gelmesi, Şam yönetiminin devrilmesi ve ülkenin geleceğinin “Dostlar’ın” Suriyeli müttefikleri tarafından belirlenmesi.

2- Suriye yönetiminin silahlı isyanı bastırması ve Şam’ın geleceğe ilişkin siyasi süreci kendi başına belirlemesi.

3- Uluslar arası bir anlaşmaya varılması, ABD’nin Doha Koalisyonunu, Rusya’nın da Şam’ı siyasi çözüme zorlaması ve ülkenin geleceğinin Suriye içindeki tarafların diyaloguyla ve seçimler yoluyla belirlenmesi.

4- Çözümsüzlük sebebiyle Suriye’nin bir Somali veya Afganistan haline gelerek istikrarsızlık odağı olması.

Suriye konusunda uluslar arası alanda oluşan denge, tarafların şu an için üçüncü ihtimali, ilk iki ihtimal konusundaki seyre ve dördüncü ihtimalin kazanabileceği ciddiyete göre planladıklarını gösteriyor.

Rusya, birinci ihtimali neredeyse imkansız gördüğünden, Suriye ve bölgedeki çıkarlarından ve üçüncü ihtimali de kendisi önerdiğinden dolayı pozisyonunu değiştirmemekte ve sürekli olarak üçüncü ihtimali vurgulamakta kararlı gözüküyor.

Amerika ise ikinci ihtimalin gerçekleşmesinin uzun zaman alacağını ve bu iç savaşın her şekilde Suriye’yi ağır ve sancılı bir çöküşe götürdüğünü, dolayısıyla da Suriye’yi İsrail karşısında bir tehdit olmaktan çıkardığını görüyor.

Bu sebeple de üçüncü ihtimal konusunda acele etmiyor ve “kontrol altında tutabildiği” ölçüde birinci ihtimalin gerçekleşmesi için ısrar ediyor.

Suriye’deki sürecin birinci ihtimal yönünde gelişmesi durumunda bile Rusya’yı birinci veya üçüncü ihtimale sürükleyebilecek bir anahtar kavram bulunmuyor. Çünkü birinci ihtimal Rusya’nın Suriye’yi kaybetmesi anlamına geliyor; üçüncü ihtimali ise Rusya’nın bizzat kendisi öneriyor.

 Ancak Amerika’yı üçüncü ihtimal yönünde bir tavır değiştirmeye zorlayacak bir anahtar kavram var. O da şu an İsrail karşısındaki tek Arap bariyeri olan Suriye’nin yıkımı için kullandığı vekalet savaşının “kontrolden çıkması.”

BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi’nin Dublin sonrası Şam’a somut bir planla değil tarafların görüşünü dinlemek için gittiği[4] ve henüz ortada bir Rus-ABD planının bulunmadığı[5] göz önünde bulundurulduğunda Washington’un Ahdar İbrahimi girişimi üzerinden üçüncü ihtimal doğrultusunda bir siyasi çözüme dümen kırdığını söyleyebilmek şimdilik zor.

Ancak ABD’nin Doha’da kurdurduğu yeni örgütün, Washington’un terör örgütleri listesine aldığı el-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’ni “devrimin bir parçası” olarak nitelemesini, vekalet savaşının “kontrolden çıkması” anahtar kavramıyla birlikte düşündüğümüzde ABD’nin üçüncü ihtimal yönünde siyasi çözüme çark edebileceğini söyleyebiliriz.

Ahdar İbrahimi girişimi, ABD ve Güvenlik Konseyi desteği

Dublin’de katıldığı Lavrov-Clinton görüşmesinden sonra Şam’a giden İbrahimi, henüz somut bir plan açıklamamış olsa da İbrahimi’nin temaslarında, “geçiş hükümeti” ve Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in normal görev süresi sona erinceye kadar (2014) koltuğunda kalması hususları öne çıkıyor.

Moskova’dan İbrahimi’nin girişimini bir plana dönüştürme yönünde ciddi bir çaba varsa da; şu an kabine değişiklikleri ile meşgul olan Washington’dan bir ara ABD-Rus planı diye söz edilen İbrahimi’nin girişimi konusunda herhangi bir açıklama yok.

İbrahimi’nin temasları sonrasında hem Suriye yönetiminden[6], hem de içerideki muhaliflerden[7]  gelen olumlu açıklamalar, Çin’in İbrahimi girişimine destek vermesi[8] hatta Suriye’deki vekalet savaşının en önemli taraflarından biri olan Ankara’nın bile sorundan bir an önce kurtulmak için “bu aslında bizim planımız”[9] demeye getirmesi, Annan planına benzer bir sürecin yeniden başlayabileceğini gösteriyor.

Elbette Washington’un Annan planına verdiği destek, bağlayıcılığı bulunmayan BM Başkanlık bildirisinden ibaret kalmıştı; ancak bu kez İbrahimi’nin temasları sonrasında Annan planının Cenevre mutabakatı çerçevesinde 2014’e kadar Esed’li bir geçiş süreci öngörecek şekilde ihya edilmesi, Güvenlik Konseyi kararına dönüştürülebilir.

 İbrahimi’nin "Uygulanışının kolay olması için tüm tarafların üzerinde ittifaka varacağı bir planı sunmayı tercih ediyorum. Eğer bunu sağlayamazsam Güvenlik Konseyi'ne gidilir ve herkes için bağlayıcı bir karar çıkartılır"[10] şeklindeki sözleri de bunu doğruluyor.

Muhtemel sonuçlar

Yukarıda sıralanan sebeplere ilaveten Suriye Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’le ilişkileri[11] gerekçe gösterilerek Suriye konusunda Clinton’dan farklı bir politika izleyebileceği öne sürülen John Kerry’nin dışişleri bakanlığı koltuğuna oturması, Washington’un politika değişikliğini anlaşılır kılacak en önemli etkenlerden biri olarak gözüküyor.  

Washington’daki yeni dış politika yöneticilerinin Ahdar İbrahimi girişimine destek vermesi, bunun BM Güvenlik Konseyi’nde bağlayıcı nitelikli bir karara dönüştürülmesi ve siyasi çözüm sürecinin başlatılması elbette Suriye üstündeki kara bulutların bir anda dağılacağı anlamına gelmiyor.

Başından beri siyasi çözümden ve sivil demokratik değişimden yana olan muhalifler, Ahdar İbrahimi planını desteklese de vekalet savaşının en önemli aktörü olan silahlı unsurlar[12] ve “Dostlar” tarafından yaratılan Doha Koalisyonu[13], girişimi başından reddetti.

ABD liderliğindeki “Dostlar grubunun” “Suriye halkının temsilcisi” olarak nitelediği muhalif örgütün siyasi çözümü baştan reddetmesi, hiç kuşkusuz planın baştan sakat doğması ihtimalini gündeme getiriyor.

Bununla birlikte İbrahimi girişiminin Güvenlik Konseyi ile desteklenen bir çözüm planına dönüşmesi, şu muhtemel sonuçların doğmasına sebep olabilir:

1- Siyasi çözüme açık olan Şam’ın geçiş sürecini iç muhalefetle belirlemesi,

2- Siyasi çözüm planını baştan reddeden Doha Koalisyonu’nun “Dostları”nın baskıları sebebiyle masaya oturmakla direnmek arasında ikilemde kalması ve parçalanması,

3- Koalisyondaki parçalanmanın sahadaki silahlı unsurlara yansıması,

4- Kısa vadede güç kazanan kontrol dışı silahlı unsurların, aşamalı olarak yalnızlaşması,

5- Şam’daki güvenlik eksenli çözüm çabalarının gerçek anlamda bir siyasi reform süreci haline, silahlı isyanın da terörle mücadelenin nesnesi haline dönüşmesi.

İbrahimi’nin girişiminin bir siyasi çözüm planı olarak hayata geçirilmesi, bir bakıma Annan planının yaklaşık bir yıllık gecikmeden ve on binlerce kişinin ölümünden sonra yeniden uygulanması anlamına geleceği kesin.

Dolayısıyla yürürlüğe girmesinden bir gün önce bu planı kadük ilan[14] eden Dostlar’ın bu gecikmeye ilişkin bir açıklaması olmalı.     

 



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
zehra tarafından 30-12-2012 02:23:01 Tarihinde yazıldı.
Hikaye
Yani 5 milyon insan muhacir olacak içeride ve dışarıda. Esedin nerdeyse ordusunun yarısı ayrılacak, askeri karargah ve üslerinin çok azı hariç direnişçilere geçecek ve sizin bu gerçekten cin ali hikayesinden öte geçmeyen yazınıza aklı başında biri itibar edecek öyle mi?
faruk tarafından 31-12-2012 00:52:05 Tarihinde yazıldı.
bu tür yorumlara izin verilmemeli
"Zehra" ismiyle yazan kişinin yorumunun bu sitede yayınlanmasını doğru bulmuyorum. Bu tür yorumlara zaten öteki sitelerde bolca şahit oluyoruz. "Zehra" hanımın bir fikri varsa söylemeli. Eleştirebilir. Ama bilgi ve fikir ile. Burası slogan atacağı bir yer olmamalı. YDH'nin bilgiye, veriye dayalı habercilik ve analiz anlayışına bu tür yorumlar gölge düşürür.
a.fuad tarafından 31-12-2012 23:49:42 Tarihinde yazıldı.
Farklı bir açı
Dünya ve türkiyedeki islami görüş sahiplerinin birçoğu,suriyedeki muhalifleri islamcı devrimciler olarak tanımlıyor ve destekliyorlar. Bunları batının desteklemesine ise çok net bir yorum getirmemekle birlikte esadın ve baasın makbul olmadığı, sicillerinin temiz olmadığı gibi argumanlarla alakasız bir kulvara geçiyorlar. Oysa bilinen siciline rağmen daha 2010 ların sonuna kadar esadı ve baası en çok seven ankara hükümeti olmasına rağmen birçok islamcı bu durumu abartılı bulup eleştiriyordu.Bugün gelinen durumda ankaranın 180 derecelik dönüşüne aynı islamcılar destek veriyor.İslamcıların ıskaladığı en can alıcı nokta şurası : Batı, suriyede islamcıların iktidarı elde etmesine neden yardımcı olsun? Böyle bir şey hilkata aykırı olduğuna göre, batının gayesi, kazananı olmayacak tahribat sürecini mütakiben iki tarafında bitap düşmesiyle zayıflayan bölgeyi rahatca işgal etme planından başka bir şey olabilirmi? Bu ise hem filistin direnişinin sonlanması hemde arzı mevudun gerçekleşmesinin önünün açılmasıdır.İran ve hizbullahın suriye politikasında bu oyunun bozulması dışında başkaca bir amaç aranabilirmi? Batının ve suudun desteğiyle nefes alan bir oluşumdan suriye islami devrimi diye bahisle kendimizi kandırmış olmuyormuyuz?Lütfen birde bu farklı bakış açısıyla suriyeyi değerlendirelim.Kim bilir belkide en azından akan kan ve göz yaşının dinmesine vesile olabiliriz.
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım