MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
21/04/2013 - 20:14 tarihinde eklendi
Suriye devriminin çekirdeği, finale doğru
Alptekin DURSUNOĞLU
Haziran’daki Obama-Putin görüşmesi, Suriye sorununun çözümü kadar Dostların çekirdeğinin kaderini de belirleyecek gibi gözüküyor.

 

Irak işgali için BM’den onay alamayan ABD’nin 2003 yılında oluşturduğu “uluslar arası koalisyon” model alınarak kurulan “Suriye Dostları grubu” toplantılarının altıncısı, 20 Nisan’da İstanbul’da yapıldı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile 7 Nisan tarihli Türkiye ziyaretinde kararlaştırdıkları dünkü toplantıyı “çekirdek grup toplantısı”[1] diye tanımladı.

“Çekirdek” tanımlamasından, son iki yıldır Suriye’deki yönetimi devirmek için ekonomik, siyasi, askeri her türlü aracı fiilen kullanan ve diğer ülkeleri de bu “devrim” projesine katmaya çalışan devletlerin kastedildiği anlaşılıyor. Zira dün ABD, Türkiye, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Ürdün ve Suudi Arabistan’ı[2] İstanbul’da bir araya getiren ortak özellik bu.

İtalya, Almanya, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır ve Ürdün’ü, ayrıntıları bağımsız bir yazı konusu olabilecek kendilerine özgü birtakım şartlardan ve çekincelerden dolayı aslında “çekirdek” değil, uluslar arası ittifak ilişkilerinden dolayı “çekirdek grubunun” destek üniteleri olarak nitelemek daha doğru.

Suriye’ye müdahale konusunda Rusya ve Çin’in vetosuyla karşılaştıkları BM Güvenlik Konseyi’ni bypass etmek için oluşturulan “Dostlar grubunun” asıl çekirdeğini oluşturan ülkelerin niteliği bu grubun hedefleri konusunda da “Suriye devriminin” niteliği konusunda da yeterli ölçüde fikir veriyor.

Suriye devriminin çekirdeği

1- İngiltere ve Fransa: Sykes-Picot anlaşmasıyla bölge haritasını kendi nüfuz alanlarına göre belirleyen tarihsel sömürgeciliğin en önemli iki Batılı ülkesi.

2- Amerika: Bölgedeki düzenle dünya liderliği arasında doğrudan ilişki gören çağımızın tek kutuplu dünya heveslisi süper gücü.

3- Katar ve Suudi Arabistan: Hiçbir yönetim kademesi seçimle belirlenmeyen tüm siyasi standartlar açısından dünyanın en gerici feodal rejimleri.

4- Türkiye: Tarihsel Osmanlı sınırları içerisinde kurmayı hedeflediği siyasi ve ekonomik nüfuzu, Batılı müttefikleriyle ilişkilerinde koz olarak kullanmaya çalışan Yeni Osmanlı rejimi.

5- Ulusal Koalisyon: Dostlar grubunun çekirdeğini oluşturan bu altı ülke tarafından kurulan, yönlendirilen ve desteklenen ve iktidara ulaşma konusunda da hiçbir kırmızıçizgisi bulunmayan diasporadaki heterojen muhalifler topluluğu.

Dostlar grubu toplantıları ve hedefleri

Dostlar grubu, Mısır ve Tunus’ta olduğu gibi kısa sürede kitlesel bir halk devrim yapmayı başaramayan muhalifler için BM Güvenlik Konseyi bypass edilerek Libya tarzı bir devrimin zemininin yaratılması için oluşturuldu.

Amerikan Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile birlikte bu oluşuma öncülük eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Birliği ile İngiltere ve Fransa tarafından hazırlanan karar taslağının 4 Şubat’ta Rusya ve Çin tarafından veto edilmesinden hemen sonra Washington’a giderken “İstiyoruz ki, bu konuya Birleşmiş Milletler dışında kapsayıcı bir platform içinde çözüm arayalım”[3] diyerek BM’yi bypass etme hedefini itiraf etmişti.

Uluslar arası yasalar bakımından dış müdahale kararı konusundaki tek meşru merci olan BM Güvenlik Konseyi’ni bypass etmek amacıyla oluşturulan “Dostlar grubu” şu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik adımlar attı.

1- Suriye yönetiminin ve müttefiklerinin yalnızlaştırılması,

2- Çekirdek grubu tarafından kurulup desteklenen muhalif örgüte uluslar arası saygınlık kazandırılması.

3- Suriye devrimi projesinin mali kaynaklarının çeşitlendirilmesi, başından beri bu yükü omuzlayan Körfez ülkeleriyle Türkiye’nin yükünün hafifletilmesi.

4- Muhalif örgütün “Dostların” belirlediği ölçülere göre siyasi ve askeri açıdan yapılandırılması ve Libya modeli bir devrim için gerekli olan kurtarılmış bölgenin yaratılabilmesi için muhaliflerin silahlandırılması.

5- Nihai aşamada BM Güvenlik Konseyi aracılığıyla gerçekleştirilemeyen dış müdahalenin Dostlar grubu tarafından desteklenecek NATO müdahalesiyle gerçekleştirilmesi.

Dostlar grubu, bu hedefler doğrultusunda şimdiye kadar 6 toplantı yaptı.

1- Tunus toplantısı:24 Şubat 2012’de yapılan bu toplantıda “Dostlar grubu” hem kendi meşruiyetini hem de örgütlediği muhalif grubun meşruiyetini ispata, Suriye yönetimi ile müttefiklerini ise yalnızlaştırmaya çalıştı.

Toplantının teması grubun oluşumuna öncülük eden Davutoğlu tarafından şu cümlelerle özetlendi: "Bu, yönetime yönelik bir mesajdır: Gittikçe yalnızlaşıyorsunuz, uluslararası toplumdan, insanlığın vicdanından kopuyorsunuz. Onu destekleyen taraflara da bir mesaj var burada: siz de bu rejimle birlikte bu yalnızlaşmayla karşı karşıya kalıyorsunuz, kalmamalısınız."[4]

Bu toplantı hem grubun kendisi hem de yönlendirdiği muhalif örgüt açısından bir “meşruiyet” ispatı niteliğinde olduğu için katılımın çok olmasına özen gösterilmiş, 68 ülke temsilcisinin toplantıya gelmesi sağlanmıştı.[5] Dolayısıyla da eyleme yönelik bir karar alınmamış, -gerçi Katar ve Türkiye, henüz Arap Birliği çözüm girişiminin sürdüğü 3 Ocak 2012’de Suriye’deki silahlı grupları silahlandırmaya başlamış[6] olsa da- örneğin Suudi Arabistan ve Katar tarafından gündeme getirilen muhaliflerin silahlandırılması önerisi kabul görmemişti.

2- İstanbul toplantısı:Tunus toplantısındaki kadar bir katılımla gerçekleşen1 Nisan (2012) toplantısı, “çekirdek”ler tarafından kurulan Ulusal Konsey adlı muhalif örgütü “Suriye halkının temsilcisi” olarak tanımaya ve ekonomik açıdan güçlendirmeye yönelikti.

Dostların çekirdek grubu içinde yer alan Körfez ülkeleri, başlattıkları Arap Birliği girişimi ile Şam’ı Yemen formülüne uygun “devrim”le teslim alamamıştı. 

4 Şubat’taki Rusya ve Çin vetosu da “Dostların çekirdeğine” Suriye’de Libya modeline uygun devrim şartlarını oluşturma imkanı vermemiş; aksine onları BM başkanlık bildirisiyle de desteklenen ve sorunun barışçı yollarla siyasi çözümünü öngören Annan Planı ile karşı karşıya getirmişti.

Dostlar grubu, 1. Nisan’daki İstanbul toplantısında, “Suriye yönetimini vaatleriyle değil, uygulamalarıyla muhakeme edeceğiz. Annan’a verilen taahhütlerin yerine getirilmesi için açılan fırsat penceresinin ucu açık değildir.” “Katliamlar” devam ederse Annan’ı Güvenlik Konseyi’ne dönmek de dahil olmak üzere bundan sonraki adımlar için bir zaman çizelgesi kararlaştırmaya davet ediyoruz.” “Suriye halkının korunması için bazı ek tedbirler üzerinde çalışmaya devam edeceğiz”[7] ifadeleriyle zahiren Annan planına destek vermekte ancak bunu gerekli gördükleri anda “Şam yönetimi siyasi çözümden yana değil, artık uluslar arası müdahale kaçınılmaz” argümanı ile sabote edeceklerini ortaya koymuştu.

3- Paris toplantısı:6 Temmuz’da (2012) yapılan bu toplantı, sabote edilen Annan planı sonrasında 18 Temmuz’da Şam’daki Ulusal Güvenlik binasını hedef alan saldırıyla resmen uygulamaya konacak vekalet savaşının hemen öncesinde yapılması bakımından dikkat çekiciydi. Bu toplantının başlatılacak vekalet savaşını adeta açıkça ilan eden teması da Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın “muhalifler kaderlerini ellerine aldılar. Birçoğu ülkesini terk etti ama yakında dönecek. Bugünkü toplantının tek amacı olmalı. BM Güvenlik Konseyi'nin bu krizde sorumluluk almasını sağlamalıyız"[8] cümlesiyle özetlendi.

Ancak 18 Temmuz sonrası başlatılan vekalet savaşı Hollande’ın öngördüğü gibi Şam yönetiminin yıkılmasıyla ve muhaliflerin Suriye’ye dönmesiyle sonuçlanmadığı gibi 2012 yılının sonlarına doğru bu savaşın radikal silahlı grupların etkisiyle kontrol dışına çıkabileceği görüldü.

4- Marakeş toplantısı:24 Aralık’ta Fas’ın Marakeş kentinde yapılan bu toplantı Amerika’nın 1 Nisan’da “Suriye halkının meşru temsilcisi” olarak kabul ettiği İstanbul merkezli Ulusal Konsey adlı örgütün üstünü çizip Katar’da Ulusal Koalisyon adlı yeni bir örgüt kurdurmasından sonra gerçekleşmesi bakımından önemliydi.

18 Temmuz’da yürürlüğe konan vekalet savaşının kontrolden çıkma endişesi muhalif örgütlerin hem siyasi hem de askeri kanatlarının yeniden biçimlendirilmesini zorunlu kılmıştı ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un 31 Ekim’deki müdahalesinin[9] ardından 11 Kasım’da Katar’da Ulusal Koalisyon, 5-7 Aralık’ta da Antalya’da bu örgütün askeri kanadı kuruldu.[10]

Marakeş toplantısı Amerika’nın Suriyeli muhaliflere verdiği yeni ayara destek toplama niteliğindeydi bu yüzden de önceki toplantıların aksine Marakeş’teki Dostlar toplantısına 105 ülke temsilcisi katılmış ve bir rekor kırılmıştı. 

Roma toplantısı:28 Şubat’ta (2013) yapılan bu toplantı, Ulusal Koalisyon adlı örgütün Amerikan müdahalesi sebebiyle şiddetli iç sorunlar yaşadığı bir dönemde yapılması bakımından önemliydi. ABD’nin el-Kaide bağlantılı Nusra Cephesi’ni terör örgütü listesine alıp, Antalya’da kurdurduğu Selim İdris başkanlığındaki askeri örgütten ve Ulusal Koalisyon’dan cihatçılarla arasına mesafe koymasını istemesi cihatçılarla baş etmeyi gözü kesmeyen bu örgütlerde rahatsızlık yaratmıştı.

Öte yandan Marakeş toplantısı öncesinde kendilerine vaat edilen “geçici hükümetin” sürekli ertelenmesi ve vaat edilen ekonomik yardımların yapılmaması da muhalif örgüt içerisinde Roma toplantısını boykot etme tehditleri savuracak kadar ciddi rahatsızlıklar yaratmıştı. Ulusal Koalisyon Başkanı Muaz el-Hatib’in ABD’nin desteği kesme tehdidine boyun eğerek katıldığı[11] ve yeni vaatler dinlediği Roma toplantısı da 20 Nisan’da yapılan Dostlar toplantısı gibi “çekirdek” düzeyinde gerçekleşti.

6- İstanbul toplantısı:20 Nisan’da yapılan bu toplantının Haziran’da yapılması beklenen Putin-Obama görüşmesi öncesi bir genel değerlendirme niteliğinde olduğu söylenebilir.

Marakeş toplantısının aksine “Dostların” “çekirdek” düzeyinde katıldığı bu toplantıda muhalif örgütü, istifası Amerika tarafından kabul edilmeyen[12] Muaz el-Hatib ile Koalisyon’un henüz kuramadığı geçici hükümetinin başbakanlığına seçilen Teksaslı İşadamı Gassan Hito temsil etti.[13]

Muhalif örgütün silah ve ekonomik destek talebinin, “Dostların çekirdeğinin” ise her zamanki gibi “insan hakları hassasiyeti”nin öne çıktığı bu toplantının sahadaki durum, muhalif grupların iç bütünlüğü ve uluslar arası konjonktür parametrelerine bağlı olarak hazirandaki finale yönelik istişare amaçlı bir toplantı olduğu görülüyor.

a) Sahadaki durum:2012 yılının ortalarına kadar en azından politik söylem düzeyinde muhaliflerin silahlandırılmasına çok sıcak bakmayan ABD, İngiltere ve Fransa’nın silahlandırma ve muhaliflerin eğitilmesi konularında somut adımlar attıkları görülüyor. İngiltere ve Fransa AB’nin Suriyeli muhaliflere silah ambargosunu kaldırması için ciddi çaba gösterirken[14]  ABD’nin de Batılı müttefikleriyle birlikte Ürdün’de muhaliflere askeri eğitim verdiği bildiriliyor.[15]

Batılıların sahadaki cihatçı ağırlığını dengelemek için attığı bu adımlar, “Dostlar” tarafından kurulup yönlendirilen muhaliflerin güçlendirilmesi gibi gözükse de bu durum, şimdiye kadar ortak düşmana karşı birbirini idare etmeye çalışan cihatçılarla Özgür Suriye Ordusu arasındaki çelişkilerin derinleşmesine neden oluyor.

Öte yandan marttan itibaren hazirana kadar “Dostlar” tarafından silahlandırılan grupların başta Şam olmak üzere büyük kentlere yoğun bir saldırı başlatacağının farkında olan Suriye yönetiminin mart ortalarından itibaren savunmada beklemeyip son derece nitelikli operasyonlarla ciddi kazanımlar elde ettiği haberleri geliyor.

Suriye ordusunun operasyonlarının Dera, Şam, Halep, İdlib ve Humus kırsallarında silahlı grupların lojistik ikmal hatlarını kesmeyi ve bu grupları çembere almayı hedeflediği bildiriliyor. Şam, Dere ve Humus kırsallarında silahlı grupların lojistik ikmal hatlarının oluşturulan çemberle kesildiği ve nihai temizlik için çemberin aşamalı olarak daraltılacağı öne sürülüyor.

Batılıların silahlı grupları karşı karşıya getiren müdahaleleri ve Suriye ordusunun operasyonları ile ilgili haberlerin doğru olduğu var sayılacak olursa hazirana kadar olan sürecin muhalifler ve dostlarının lehine gelişmeyeceği söylenebilir.

b) Muhaliflerin iç bütünlüğü:Zaten son derece heterojen olan muhalif gruplar arasındaki ihtilaflı durumun Batılıların müdahaleleriyle sadece silahlı gruplar boyutuyla değil, siyasi gruplar boyutuyla da derinleştiği görülüyor. Geçici hükümet kurma çalışmaları sırasında bariz bir şekilde gözüken bu durum Muaz el-Hatib’in istifasının bile Amerika’ya bağlı olduğu gerçeğinden kaynaklanan yeni çelişkilerle derinleşeceği hissediliyor.

Uluslar arası desteğin ve iktidar vaadinin bir arada tuttuğu bu grupların sahadaki başarısızlık ve iç çatışmalar sebebiyle başta ABD olmak üzere Dostların çekirdeğine daha bağımlı hale gelmeleri, sahadaki aktörlerle daha fazla yabancılaşmalarına ve cihatçıların güçlenmesine neden oluyor.            

c) Uluslar arası konjonktür:Uluslar arası alanda Suriye sorununun çözümüyle ilgili iki tezin bulunduğu biliniyor. ABD liderliğindeki “Dostlar”a göre Suriye sorununun çözüm yolu Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in devrilmesinden geçiyor. Dolayısıyla da bu “çözüme” ulaşmak için savaş da dahil olmak üzere her türlü araç kullanılabilir.

Rusya, Çin ve İran’dan oluşan Şam’ın müttefiklerine göre ise Suriye sorunu bu ülkenin iç sorunudur dolayısıyla da soruna çözüm bulması gerekenler de muhalifler ile yönetimdir. Diasporadaki muhalif grupları kullanarak Suriye’ye rejim tayin etmek sorunu daha karmaşıklaştırmaktadır, bundan dolayı “Dostlar”ın da imza koyduğu Cenevre bildirisinin hiçbir ön şart öne sürülmeden uygulanması gerekmektedir.

Sonuç

Suriye sorununun barışçı ve sürdürülebilir çözümü için iki taraf arasındaki tek ortak referans belgesi olan Cenevre bildirisi Cumhurbaşkanı Beşşar Esed’in çekilmesini değil muhaliflerle Şam’ın kuracağı bir geçiş hükümetiyle ülkenin siyasi sürece taşınmasını öngörmektedir.

Bakanlığı öncesinde ve bakan olduktan sonraki ilk açıklamalarında sürekli siyasi çözümü vurgulayan ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin İngiltere ile başlayıp Katar’la son bulan 9 ülkelik turu sonunda yeninden savaş seçeneğine ikna edildiği görüldü.

Muhalifleri eğittiklerini ve “dostların” bu grupları silahlandırmasını koordine ettiğini belirtmekle birlikte hala Suriyeli muhaliflere verdiği desteğin “ölümcül olmayan” yardımlarla sınırlı olduğunu vurgulayan Amerika’yı cihatçıların artan ağırlığı sebebiyle Suriye’nin ikinci bir Afganistan veya Somali haline gelmesi endişelendiriyor.

Kontrol altında tutulabilmesi durumunda, Suriye’yi ağır ve sancılı bir ölüme götürdüğü ve İsrail karşısında bir bariyer olmaktan çıkardığı için Amerika açısından tercih edilebilir bir seçenek olan bu vekalet savaşı, İslam dünyasındaki mezhebi çelişkileri çatışmalara dönüştürmesi bakımından da son derece yararlı gözüküyor.

Suriye’de sürdürülen vekalet savaşının kontrol altında tutulmasının hiçbir nesnel garantisinin bulunmaması ve sahadaki gerçekler, Amerika’yı “siyasi çözümü” yedeğinde tutmaya zorluyor.

Özetle yukarıda sayılan üç parametreye bağlı olarak haziranda yapılması beklenen Putin-Obama zirvesi öncesinde Washington’un vekalet savaşını sürdürmek veya siyasi çözüme evet demek yönünde vereceği kararı etkileyecek toplantılardan biri 20 Nisan’daki İstanbul toplantısıydı.

Amerika’nın kararında etkili olması beklenen ikinci diplomatik gelişme ise Mayıs ayında Obama’nın, Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Arabi, BM Suriye Özel Temsilcisi Ahdar İbrahimi ve Körfez ülkelerinin liderleriyle yapacağı görüşmeler olacak.

Haziran’daki Obama-Putin görüşmesi, Suriye sorununun çözümü kadar Dostların çekirdeğinin kaderini de belirleyecek gibi gözüküyor.

     



Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Güncel
13:35 (24.10.2019)
Reuters: Rusya Dışişleri Bakanlığı, Türkiye güçlerinin Suriye'de bulunması konsunda belirli bir zaman çizelgesi olmadığını açıkladı.
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Amerikan jokerleri
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım