MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
29/09/2013 - 17:48 tarihinde eklendi
Silahlı gruplar arası yeni kombinasyonlar ve Suriye’de erken hesaplaşma
Alptekin DURSUNOĞLU
Silahlı gruplar arası yeni kombinasyonlar ve Suriye’de erken hesaplaşma
Silahlı gruplar arasında oluşan bu yeni kombinasyonlar, iki buçuk yıldır “rejim propagandası” olarak nitelenen aşırılık tehlikesini teyit eden bir görüntü arz ediyor.

Amerika’nın Suriye’ye askeri müdahalesinin gündemden düşmesi, Suriye’deki silahlı grupların oluşturduğu kombinasyonların başkalaşmasına ve yeniden kurgulanmasına neden oldu.

Bir başka deyişle, Amerika’nın askeri müdahalesiyle yönetimin devrileceğine veya en azından zayıflatılacağına umut bağlayan silahlı gruplar, devrim sonrasına erteledikleri iç hesaplaşmayı erkene almış gözüküyorlar.

Bu gelişme, her şeyden önce iki buçuk yıllık uluslar arası destek ve medya yönlendirmesi ile yaratılan kamuoyu algısının nesnel bir gerçekliği yansıtmadığını ortaya koydu.

Dostlar Grubu’nu oluşturan ülkeler tarafından yaratılan algıya göre Suriye “muhalefetinin” siyasi kanadı 11 Kasım’da Doha’da kurulan Ulusal Koalisyon, askeri kanadı da 5-8 Aralık tarihlerinde Antalya’da kurulan Selim İdris Komutasındaki Özgür Suriye Ordusu genelkurmayıydı.

Halbuki Ulusal Koalisyon ve Özgür Suriye Ordusu genelkurmayı, Katar ve Türkiye’nin öncülüğünde 2011 Ekim’inde kurulan Ulusal Konsey ile Türkiye’ye sığınan Riyad Esad’ın Hatay’da kurduğu Özgür Suriye Ordusu’nun ABD tarafından modifiye edilmiş şekliydi.

Nitekim dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ulusal Konsey’i Suriye halkının yasal temsilcisi olarak ilan eden 1 Nisan (2012) tarihli Dostlar toplantısı sonuç bildirisini imzalamasına rağmen 31 Ekim 2012’de Ulusal Konsey’in Suriye muhalefetini temsil etmediğini söylemiş ve Ulusal Koalisyon’un kuruluş sürecinin önünü açmıştı.

Aslında Suriye’deki muhalif gruplar dört kategoride yer alan çok sayıdaki gruptan oluşuyordu ve 11 Kasım’dan önce Ulusal Konsey, 11 Kasım’dan sonra da Ulusal Koalisyon adıyla “Suriye muhalefeti” genellemesiyle nitelenen örgütler ise bu dört kategoriden sadece biri içinde yer alıyordu.

Suriye’deki muhalif gruplara ilişkin kategoriler şunlar:

1- Yönetimin belirlediği siyasi süreçlerde yer alan ve halen hem parlamentoda hem de kabinede yer alan muhalif partiler. Kadri Cemil ve Ali Haydar’ın liderlik ettiği siyasi partiler bu kategoride yer alıyor.

2- Yönetimin belirlediği siyasi süreçlerde yer almayan; ancak dış müdahaleye de silah ve şiddete de karşı çıkan gruplar: Hasan Abdulazim ve Heysem Menna tarafından temsil edilen Ulusal Koordinasyon Kurulu bu kategoride yer alıyor.

3- Türkiye ve Katar’da örgütlenen ve yönetimin her türlü yöntem, araç ve uluslar arası işbirliği ile devrilmesini meşru gören ve Dostlar Grubu tarafından “muhalifler” olarak tanınan gruplar. Geçmişte Ulusal Konsey, 11 Kasım’dan sonra da Ulusal Koalisyon adıyla örgütlenen gruplar bu kategoride yer alıyor.

4- Silahlı gruplar. Başta Özgür Suriye Ordusu tabelasını kullanan yüzlerce silahlı grubun yanı sıra el-Kaide bağlantılı olan ya da olmayan radikal İslamcı gruplar da bu kategoride yer alıyor.

Dış etkilere göre değişen silahlı grup kombinasyonları

Yukarıda sözü edilen uluslar arası destek ve medya yönlendirmesi, kamuoyunda Suriye’deki “silahlı muhalefetin” Özgür Suriye Ordusu’ndan (ÖSO) ibaret olduğu algısını oluşturdu.

ÖSO, 29 Temmuz 2011’de Albay Riyad Esad'ın da aralarında bulunduğu bir grup Suriyeli muhalif subay tarafından Türkiye'de kuruldu.[1] Ancak örgüt hiçbir zaman kendi adını kullanan silahlı gruplar da dahil olmak üzere emir komuta disiplini olan bir yapıya kavuşamadı.

Özgür Suriye Ordusu adı, 2011’den 2012 Aralık’ına kadar, el-Kaide bağlantılı gruplar da dahil olmak üzere tüm silahlı grupların kullandığı ortak bir tabeladan ibaretti.

Bu süre boyunca Suriye yönetimi karşıtı ülkeler ve uluslar arası medya, “Suriye’de el-Kaide bağlantılı ve aşırı grupların varlığı” meselesinin Şam’ın propagandasından ibaret olduğu tezini savundu ve ÖSO’nun tabela varlığı ise kamuoyu oluşturmada en etkili araç oldu.

Ancak 11 Kasım’a kadar Suriye Ulusal Konseyi ile ÖSO arasındaki koordinasyonsuzluk ve silahlı grupların para ve silah tedarikçilerinin kimliğine göre saf değiştirmesi yeni bir bakış açısı geliştirmeyi zorunlu kıldı. Çünkü harcanan tüm kaynaklara rağmen beklenen sonuç elde edilemiyordu.

31 Ekim ve “muhaliflerin” yeniden formatlanması

Verilen tüm mali, siyasi ve askeri desteğe rağmen isyanın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen somut hiçbir sonuç alınamaması, Amerika’yı yukarıda sözü edilen 3. ve 4. kategoride yer alan örgütleri yeniden yapılandırmaya sevk etti.

1 Nisan’da Ulusal Konsey’i Suriye halkının yasal temsilcisi olarak tanıyan Clinton’un 31 Ekim’de Ulusal Konsey’in Suriye muhalefetinin tamamını temsil etmediğini keşfetmesi[2], 3. ve 4. kategorideki örgütlerin yeniden yapılandırılacağının işaret fişeği olmuştu.

ABD’nin doğrudan liderlik üstlenerek giriştiği bu yeniden yapılandırma, iki hedef öngörüyordu.

1- Türkiye ve Katar güdümündeki Suriye Ulusal Konseyi’nin belirleyiciliğini sınırlamak ve örgütü doğrudan ABD etkisine açacak şekilde genişletmek.

2- Muhalefetin siyasi kanadı ile askeri kanadı arasında koordinasyon ve disiplin oluşturmak.

Bu çerçevede birinci aşamada Suriye Ulusal Konseyi dışında kalan laik muhalif gruplar, ABD’nin eski Şam Büyükelçisi Robert Ford’un öncülüğünde “Riyad Seyf Girişimi” adıyla örgütlendi ve 11 Kasım’da 3. kategorideki örgüt genişletilerek[3] kısaca “Ulusal Koalisyon” diye anılan, “Suriye Muhalefeti ve Devrimci Güçler Koalisyonu” kuruldu.

Siyasi kanatla askeri kanat arasındaki koordinasyonu sağlamayı öngören ikinci aşamada ise ÖSO tabelasını kullanan silahlı grupların temsilcileri, 5-8 Aralık tarihleri arasında Antalya’da bir araya getirildi ve Selim İdris komutasındaki ÖSO genelkurmayı oluşturuldu.

8 Aralık sonrası silahlı gruplar kombinasyonu

ABD’nin doğrudan liderlik rolü üstlenip Suriye muhalefetini yeniden yapılandırması, daha önce ÖSO tabelası altında bulunan birbirinden bağımsız onlarca silahlı grubun yeni kombinasyonlar oluşturmasına neden oldu.[4]

ÖSO genelkurmayının kurulmasından sonra silahlı gruplar şu kategorilere göre ayrıştılar.

1- ÖSO genelkurmayına bağlı silahlı gruplar: Suriye ordusundan firar eden askerlerin oluşturduğu silahlı gruplar ile 8 Aralık öncesinde “İslami Kurtuluş Cephesi” adlı bir ittifak oluşturan İslamcı gruplar burada yer aldı.

2- Suriye İslami Cephesi: ÖSO genelkurmayına girmeyi kabul etmeyen bu silahlı grup ittifakı, ideolojik benzerliğine rağmen, el-Kaide içinde de yer almadı. 21 Aralık’ta kurulan İslami Cephe, el-Fecru’l İslamiyye Hareketi (Halep), Ahrar Şam (Suriye), el-Hak Tugayı (Humus), Ensar’u- Şam Tugayı (Lazkiye), et-Taliatu’l İslamiyye Cemaati (İdlib), Musab bin Umeyr Tugayı (Halep), Tevhid Ordusu (Deyr ez Zor) ve El-İmanu’l Mukatile Tugayları'dan oluşuyordu.

3- El Kaide bağlantılı gruplar: Nisan 2013’te Irak-Şam İslam Devleti ve Nusra Cephesi diye ikiye ayrılacak olan bu gruplar, o dönemde Nusra Cephesi genel adı ile biliniyordu.

ABD’nin müdahale etmemesi ve erken hesaplaşma

21 Ağustos’ta Doğu Guta’da gerçekleşen kimyasal silah saldırısı sonrasında Amerika’nın Suriye’ye askeri müdahale hazırlığı başlatması, ABD’nin Batılı müttefiklerini de Suudi Arabistan[5], Türkiye[6] ve İsrail[7] gibi bölgesel müttefiklerini de sahadaki tüm silahlı grupları da ciddi bir beklenti içine soktu.

Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan, yönetimi devirecek ölçüde geniş kapsamlı bir müdahale talep ederken, ABD müdahalenin sınırlı düzeyde tutulmasından yana olduğunu açıkladı.

Ancak müdahalenin gerçekleşmemesi, her iki seçeneği de olumlu karşılayan silahlı gruplar üzerinde iki sonuç doğuran bir şok etkisi yarattı.

1- 8 Aralık sonrasında oluşan kombinasyonun farklılaşması ve yeni ittifakların oluşması.

2-Oluşan yeni ittifaklar çerçevesinde iç çatışmaların başlaması.

25 Eylül’de 13 silahlı grup, Ulusal Koalisyonu tanımadığını açıklayan bir bildiri yayımladı.[8] Elbette Suriye İslami Cephesi ile el-Kaide bağlantılı gruplar Ulusal Koalisyonu’nu zaten tanımıyordu; ancak bu bildiriye imza atan gruplar arasında ÖSO Genelkurmayına bağlı Tevhit Tugayları, Sukuru’ş- Şam ve İslam Tugayları da bulunuyordu.

Bu gelişmeyi daha ilginç kılan en önemli husus ise “Suriye’deki tüm gruplara İslam şeriatına dayalı net bir İslami çatı altında birleşme” çağrısı yapan 13 örgüt içerisinde Nusra Cephesi’nin de yer almasıydı.

Suriye’nin başta Türkiye sınırı olmak üzere hemen her yerinden el-Kaide bağlantılı grupların kendi aralarında ve ÖSO’ya bağlı gruplarla ve Kürtlerin de her ikisiyle çatıştığına dair haberler gelirken, 29 Eylül’de ÖSO içindeki 43 silahlı grubun doğrudan Suudi İstihbarat Şefi Bender bin Sultan’a bağlı Liva el-İslam örgütüne katıldığı ve “İslam Ordusu” adlı yeni bir ittifak kurduğu açıklandı.[9]

Sonuç

Yönetimin devrilmesinden sonra gerçekleşeceğine kesin gözüyle bakılan bu hesaplaşmanın ve ABD müdahalesinin gerçekleşmemesi üzerine erkene alınması, savaş cephelerine yansıyacak boyutuyla olduğu kadar siyasi ve diplomatik  alana yansıyacak şekliyle de önem taşıyor.

Her şeyden önce silahlı gruplar arasında oluşan bu yeni kombinasyonlar, iki buçuk yıldır “rejim propagandası” olarak nitelenen aşırılık tehlikesini teyit eden bir görüntü arz ediyor.

ABD içerisinde Suriye’ye askeri müdahaleyi destekleyen çevrelerin “aşırı olmadıklarını garanti ettiği”[10] silahlı grupların el-Kaide bağlantılı örgütlerle ittifaklar kurup ABD tarafından yapılandırılan muhalif örgütleri tanımadığını açıklaması, her şeyden önce bu örgütlerin Batı kamuoyu nezdinde yalnızlaşmasına sebep olacak sonuçlar doğuracağı söylenebilir.

Aşırılık ve terörizm tehlikesini daha açık bir şekilde gündeme getiren bu gelişmelerin ekim sonu veya aralık başında yapılması öngörülen 2. Cenevre konferansında Suriye ve müttefikleri lehine bir atmosfer yaratması beklenebilir.

Amerika’nın “Suriye muhalefeti”nin belirgin bir şekilde ortaya çıkan aşırılık ve terörizm profili karşısında 1. Cenevre bildirisini uygulamayı kabul etmesi, yani metinde olmamasına rağmen bir buçuk yıldır dayatılan “Beşşar Esed çekilsin” ön şartından vazgeçmesi, Suriye sorununun çözümü yönünde ciddi bir adım olur.

İran-ABD yakınlaşması, sadece İran’ın nükleer programı yönüyle değil 2. Cenevre ve Suriye sorununun çözümü yönüyle de dikkatle izlenmeyi gerektiriyor.

  

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler 09/08/2020 - 19:05 tarihinde eklendi
Suriye hevesleri ve İdlib kaygıları arasında tercih zorunluluğu 10/02/2020 - 03:09 tarihinde eklendi
Direniş’in Zulfikar’ı 10/01/2020 - 08:30 tarihinde eklendi
Amerikan jokerleri 08/12/2019 - 14:24 tarihinde eklendi
Barış Pınarı’nda neye niyet neye kısmet 18/10/2019 - 22:53 tarihinde eklendi
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
Güncel
23:05 (21.09.2020)
Unews kaynakları: Selahaddin iline bağlı Duceyl bölgesinde lojistik ekipman taşıyan Amerikan askeri konvoyunu hedef alan bir patlama oldu.
14:22 (16.09.2020)
Sputnik Haber Ajansı kaynağı: Rusya, Türkiye'ye İdlib'deki gözlem noktalarının sayısını azaltmayı teklif etti, Türkiye öneriyi reddetti.
23:14 (23.08.2020)
Unews: İsrail rejimi ordusuna ait bir insansız uçak, Gazze'de Rafah kentinin doğusunda düştü.
23:18 (21.08.2020)
Şarku'l Avsat: Suudi Arabistan, Libya'daki ateşkesi olumlu karşıladı.
23:16 (21.08.2020)
Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu'nun Sözcüsü Ahmed Mismari: Libya Ordusu'nun ateşkesi reddettiğine dair haberler doğru değil.
23:46 (18.08.2020)
Unews: Deyr ez-Zor'daki Koniko gaz sahasındaki yasadışı Amerikan üssünün çok sayıda roketle vurulduğuna dair haberler geliyor.
23:19 (18.08.2020)
Amerika'nın Deyr ez-Zor'daki üssüne füze saldırısı yapıldı.
13:40 (17.08.2020)
Rusya el-Youm: Putin, Erdoğan'la yaptığı telefon görüşmesinde Libya'da çatışan taraflar arasında doğrudan müzakere başlatılmasının zaruretini vurguladı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
Yozlaşmış düzenler, lümpen devrimler
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım