MAKALELER    Alptekin DURSUNOĞLU
ARAP DÜNYASI | SURİYE | FİLİSTİN | IRAK | İRAN | İSRAİL | LÜBNAN | ASYA | RUSYA | KÜRDİSTAN | ANALİZLER | KİMDİR? | RÖPORTAJ |
17/06/2006 - 02:44 tarihinde eklendi
Zarkavi’nin Ortadan Kaldırılış Sebebi ve Muhtemel Sonuçları
Alptekin DURSUNOĞLU
Bulunduğu konumu, ilişkileri, düşünce yapısı, eylem tarzı ve oynadığı rol konusunda daha yakın zamana kadar hakkında birtakım verili enformasyonun dışında neredeyse hiçbir nesnel bilginin bulunmadığı Zarkavi konusunda sağlıklı bir analiz yapmak oldukça güç görünüyor.

Daha önce varlığının bile tartışmalı olduğu söylenen Ebu Musab el-Zarkavi, sürpriz sayılabilecek bir gelişmeyle 7 Haziran’da öldürüldü.

 

Bulunduğu konumu, ilişkileri, düşünce yapısı, eylem tarzı ve oynadığı rol konusunda daha yakın zamana kadar hakkında birtakım verili enformasyonun dışında neredeyse hiçbir nesnel bilginin bulunmadığı Zarkavi konusunda sağlıklı bir analiz yapmak oldukça güç görünüyor.

 

Hakkındaki belirsizliğin ve verili enformasyonun, etrafında yarattığı gizemlilikten dolayı ona sahip olduğundan büyük bir psikolojik üstünlük ve propaganda gücü kazandırdığı doğru ise de aynı durumun, düşmanlarının ve ondan istifade etmek isteyenlerin elini güçlendirdiği de söylenebilir.

 

ABD iddialarına bakılırsa o, bastırılamayan Irak direnişinin lokomotifidir. Kendisinin ve yandaşlarının iddiasına göre Irak’ı “haçlılardan” ve onların “işbirlikçisi Şiilerden” kurtarmak için cihat eden bir mücahit, Şiilere göre Irak’ta iç savaş çıkarmak ve işgalci varlıklarını güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırmak isteyen işgalcilerin ya da kaybettikleri iktidarı terörle kazanmaya çalışan Baasçıların “piyonu”dur. Adına mücadele ettiğini iddia ettiği Sünniler açısından ise Iraklı Sünnileri siyasal süreçten alıkoymaya çalışan bir “kukladır”.[1]

 

ABD’nin Irak işgalinin gerekçelerinden birinin “terörle mücadele” olduğu biliniyor. ABD’nin işgal sonrasında Irak’ta kuracağı ulus devlet modelinin tüm bölgede bir domino etkisi yaratacağı ve bölge ülkelerinde sağlanacak demokratik devrimlerin Büyük Ortadoğu Projesine giden süreci başlatarak uluslar arası terörizmin hayat alanlarını kurutacağı bekleniyordu.

 

Fakat ABD’nin Irak’ta istediği türden bir siyasal yapı kurma konusunda yaşadığı başarısızlık, Irak işgalinin gerekçelerinden biri olan “terör”ün, ABD’nin Irak’taki askeri varlığının tek meşru aracı haline gelmesine sebep oldu.

 

El-Kaide şahsında somutlaştırılan “terör” olgusunun, ABD’nin bölgeyle ilgili “grand strategy”si olan Büyük Ortadoğu Projesine gerekçe kılınabilecek büyüklükte bir sebep olmadığı söylenebilir.

 

Zira el-Kaide ve terör gerekçesi, örgütün Taliban rejimiyle ilişkisinden dolayı Afganistan müdahalesi bağlamında gerçekçi gözükse de el-Kaide ve terör özdeşliği; Filistin, Lübnan, Suriye, Irak ve İran’la birlikte neredeyse tüm Arap ülkelerini içine alan Büyük Ortadoğu projesi açısından gerçekçi bir müdahale sebebi olarak gözükmemektedir.

 

Ebu Musab el-Zarkavi hakkında ortaya konan verili enformasyonun, ABD’nin Irak’ta ne büyük bir düşmanla mücadele içinde olduğu izlenimini vermesi ve Irak’taki bu “büyük gücün” yarattığı güvenlik sorununun çözümü konusunda ABD askeri varlığına meşruiyet gerekçesi sunması açısından son derece başarılı olduğu görülüyor.

 

Zira bu enformasyon, onun taktik eylem birlikteliği içinde bulunduğu Saddam kalıntıları ve çok sınırlı sayıdaki Iraklı hariç tutulacak olursa en fazla birkaç bin kişilik yabancı savaşçılardan oluşan grubunun, ABD’nin baş etmekte zorlandığı büyük bir güç olarak algılanmasına yardımcı oldu.

 

Bu çerçevede Irak’ta Şiilere yönelik saldırıları ve Sünni-Şii savaşı kışkırtmaya dönük açıklamalarıyla işgalcilerin çıkarlarıyla çok örtüşen bir rol oynadıysa da Zarkavi’nin doğrudan ABD’nin güdümünde bir kişi olduğu yönünde somut bir bilgi bulunmamaktadır.

 

Binaenaleyh onu, ABD’nin istediği kontrol edilebilir kriz ortamı içinde, ortamı etkileyebilen nispi anlamda kontrol dışı bir güç olarak tanımlamak pek de yanlış gözükmüyor.

 

Zira Zarkavi grubu, seçtiği intihar eylem tarzı sebebiyle etkili operasyonlar yapma kabiliyetine sahipse de barınma, lojistik ve istihbarat açısından sadece Sünni Arap ve kısmen de Kürt bölgeleriyle sınırlı bir hayat alanına sahip bulunuyor.

 

Bir sene öncesine kadar nesnel varlığı konusunda bile spekülasyonlar yapılacak kadar gizemli ve etkili bir güç olan Zarkavi’nin, Sünni Arapların büyük bir çoğunluğunun siyasi sürece katılması ve diğer silahlı grupların da siyasi süreç konusunda müzakereye oturmaları sonrasında öldürülmesi tesadüf olarak gözükmemektedir.

 

Elbette ABD’nin Irak’taki demokratik süreçlerden istediği türden bir siyasi yapı çıkarmakta başarısız olduğu ve kontrol edilebilir bir kriz ortamına hala muhtaç bulunduğu ifade edilerek Zarkavi’nin böylesi bir durumda neden ortadan kaldırılmış olduğu sorusu gündeme getirilebilir.

 

Fakat şu gerçeğin görülmesi gerekir ki ABD Irak’taki demokratik süreçlerden hareketle istediği türden bir siyasi yapı yaratmayı başaramadıysa da mevcut parlamento aritmetiğinin ve şiddet ortamının dayattığı şartlar altında kurulan ulusal uzlaşma hükümetini manipüle etme inisiyatifi kazanmakta pek de başarısız olmadı.

 

Irak’taki siyasal başarısızlığı sebebiyle iç ve dünya kamuoyunda gittikçe daha zor durumlara düşen ABD açısından, manipüle edilebilir nitelikteki söz konusu Irak hükümetinin, belirlenecek makul bir çekilme takvimiyle ABD’ye saplandığı Irak batağından kurtulması için bir şans sunduğu da açıktır.

 

Nuri el-Maliki başkanlığındaki yeni Irak hükümetinin en öncelikli sorun olarak ortaya koyduğu ulusal uzlaşma ve güvenliğin sağlanması, ABD açısından da makul bir çekilme takviminin belirlenmesini sağlayacak bir ön şart olarak gözükmektedir.

 

Bu ön şartın sağlanabilmesi çerçevesinde ulusal uzlaşmaya dönük diyalog sürecinin başlatılması, silahlı gruplarla siyasi sürece dahil edilmeleri konusunda müzakerelerin yürütülmesi ve silahlı milis grupların silahsızlandırılması adımları gündeme gelmektedir.

 

Gerek ABD’nin Irak büyükelçisi Zalmay Halilzad’ın ve gerekse Iraklı siyasilerin silahlı gruplarla yaptıkları müzakerelerden somut sonuçlar elde edilmeye başlandığı söylenebilir. Nitekim Zarkavi’nin öldürülmesinin teknik ve istihbarat boyutunun da bu müzakerelerin sonuçlarından biri olduğu yönünde ciddi ipuçları bulunmaktadır.

 

Fakat Zarkavi’nin ortadan kaldırılması yönünde verilen karardaki en etkili motivasyonun milislerin silahsızlandırılması adımı olduğu söylenebilir. Zira Irak Başbakanı Nuri el-Maliki, 34 maddelik hükümet programında milislerin silahsızlandırılmasına yer vermiş olsa da bunun, gerçekleştirilmesi kolay gözükmemektedir.

 

Çünkü Kürt gruplar, peşmergeleri milis olarak değil yasal güvenlik gücü olarak tanımlıyor, siyasal sürece katılan Sünnilerin ise en azından Zarkavi grubu ile Saddam kalıntıları üzerinde doğrudan bir nüfuzu bulunmuyor. Dolayısıyla gözüken o ki geriye hükümetin silahsızlandırma politikasına muhatap olacak sadece Mehdi Ordusu gibi Şii milisler kalıyor.

 

Gerek içişleri ve gerekse savunma bakanlıklarına bağlı güvenlik güçlerinin yetersizlikleri ortadayken ve Şii-Sünni savaşı çıkarmaya dönük el-Kaide saldırıları mevcutken, Başbakan Maliki’nin milislerin silahsızlandırılmasına ilişkin politikayı uygulayabilmesi çok mümkün gözükmemekteydi.

 

Bu yönüyle, Zarkavi’nin ortadan kaldırılması yönündeki kararın, milislerin silahsızlandırılması konusunda hükümeti cesaretlendirmeye dönük bir motivasyonla verildiği söylenebilir.

 

Zarkavi’nin öldürülmesinden sonra da Irak’taki şiddetin düzeyinde herhangi bir azalma beklenmemesi gerektiği yönünde değerlendirmeler yapılıyorsa da, silahlı gruplarla müzakerelerde onları siyasi sürece katma konusunda başarı sağlanması durumunda, Irak’ta sivil halka ve kutsal mekânlara yönelik terörün kaynağı olan Zarkavi grubuyla Saddam kalıntılarının eylemlerinde orta vadede ciddi bir düşüş beklenebilir.

 

Çünkü siyasi süreçte rol alan tüm kesimlerin Irak’ta istikrar ve güvenliğin sağlanmasına, halkın huzura ve refaha, ABD’nin ise makul bir çekilme takvimiyle işgal görüntüsünü ortadan kaldırmaya ihtiyacı bulunuyor. Birbiriyle örtüşen bu ihtiyaçların Irak’ta terör zeminini daraltacağı ve orta vadede en azından tahammül edilebilir bir düzeye indireceği söylenebilir.



[1] Hizb-i İslami Lideri Tarık el-Haşimi, 26 Nisan 2006’da Irak Cumhurbaşkanı Talabani, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Adil Abdülmehdi ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Zarkavi için kullandığı ifade.

Paylaşım
Facebook da Paylaş
Yorum Yaz Yorum
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış
Diğer İlgili Başlıklar
[ Tümü ]
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün 11/07/2019 - 03:21 tarihinde eklendi
İsrail, Trump yönetiminden ne kadar korksa yeridir! 22/05/2019 - 03:10 tarihinde eklendi
Tahran ve Şam’dan Amerika’ya uyarı, Rusya’ya ayar 02/03/2019 - 01:40 tarihinde eklendi
Adana mutabakatı, Türkiye’nin 'berat belgesi' 29/01/2019 - 09:22 tarihinde eklendi
Sahi kim Kürt düşmanı? 26/12/2018 - 15:41 tarihinde eklendi
Suudi makamında Yemen ağıtları 17/12/2018 - 03:36 tarihinde eklendi
Yemen savaşı biter mi? 25/11/2018 - 21:26 tarihinde eklendi
‘Şii İran Hilali’ne karşı ‘Sünni Siyon Yıldızı’ 04/11/2018 - 14:06 tarihinde eklendi
Bir acayip zirve 29/10/2018 - 16:26 tarihinde eklendi
Netanyahu’yu kim işletti? 30/09/2018 - 01:47 tarihinde eklendi
Soçi anlaşması, Fırat’ın doğusu ve Türkiye’nin İdlib rolü 23/09/2018 - 01:25 tarihinde eklendi
Suriye’ye müdahale ihtirasının acı meyvesi İdlib 15/09/2018 - 15:42 tarihinde eklendi
İran Rusya ortaklığında neler oluyor? 02/06/2018 - 03:54 tarihinde eklendi
Sadr’ın ‘zaferi’ Irak’ın belirsizliği 20/05/2018 - 02:23 tarihinde eklendi
Mağluplar cephesinin savaş tehdidi 03/05/2018 - 03:26 tarihinde eklendi
‘Doğu Guta’dan ‘Doğu Fırat’a Suriye’nin toprak bütünlüğü 26/02/2018 - 14:02 tarihinde eklendi
İsrail’in ‘panik atak’ sorunu 12/02/2018 - 03:44 tarihinde eklendi
Meğer İran halkı ne istiyormuş? 04/02/2018 - 20:45 tarihinde eklendi
Amerika’nın yeni Suriye stratejisi ve Türkiye'nin safı 21/01/2018 - 17:13 tarihinde eklendi
İran’a dair iki tasvir 01/01/2018 - 09:04 tarihinde eklendi
Güncel
23:53 (14.04.2019)
İsrail Kanal-12 TV: Birleşik Arap Emirlikleri uçakları ve subayları ile İsrail hava kuvvetleri Yunanistan'da ortak askeri tatbikat yaptı.
23:36 (25.03.2019)
İsrail kabinesi, ateşkesi reddetti, Gazze'ye yönelik saldırıların sürdüğünü açıkladı.
22:44 (25.03.2019)
SANA: Terörist gruplar, Halep'in el-Cedide mahallesine roket saldırısı yaptı.
22:22 (25.03.2019)
El Kuds: İşgalci rejim uçakları Cibaliya'nın doğusunu vurdu.
22:11 (25.03.2019)
El Hades: Halk Cephesi: İsrail bombardımanı, ateşkes ilan edildikten sonra durdu.
22:06 (25.03.2019)
El Cezire: İsrail Han Yunus'un batısındaki balıkçı limanına hava saldırısı yaptı.
21:50 (25.03.2019)
Direniş Grupları Ortak Operasyon Odası: Mısır'ın çabaları ile ateşkes anlaşması gece saat 10'da başlayor.
21:42 (25.03.2019)
El Cezire: Filistin Sağlık Bakanlığı: İsrail'in Gazze'nin kuzeyini hedef alan saldırısında 3 Filistinli yaralandı.
Haftanın Yorumu
Alptekin DURSUNOĞLU
İdlib için ‘yeni bir sayfa’ mümkün
Siyasi Analizler
En Çok
Okunan Yorumlanan Paylaşılan
Hava Durumu
İstanbul Ankara İzmir
ISTANBUL ANKARA IZMIR
Piyasa Verileri
Anket
Türkiye'nin Irak politikasının hedefi ne olmalıdır?
Üç ayrı devlete bölünmesini desteklemek.
Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü korumak.
Yeni federal bölgelerin kurulmasını sağlamak.
Mevcut durumun devamını desteklemek.
Yakın Doğu Haber ® 2006 - 2012
Sitede bulunun içerikler ve analizler kaynak gösterilerek alıntılanabilir  RSS Tasarım & Yazılım : Network Yazılım