'Gerçek bir söz' vermek: İran'ın İsrail'e saldırılarının içeriden anlatımı

img
'Gerçek bir söz' vermek: İran'ın İsrail'e saldırılarının içeriden anlatımı YDH

İranlı milletvekili Mahmut Nebeviyan, Tahran'ın 13 Nisan'da İsrail'e düzenlediği füze saldırıları sırasında sergilenen stratejik planlama, diplomatik manevralar ve etkileyici askeri yetkinlik hakkında bilgi veriyor.




YDH- The Cradle'da yayımlanan ''Delivering a ‘True Promise’: an insider account of Iran’s strikes on Israel'' başlıklı makalede işlenen Mahmut Nebeviyen'in Şam'daki İran konsolosluğunun bombalanmasının ardından İran'ın İsrail'e karşı misilleme saldırılarına ilişkin içeriden anlatımı, 13-14 Nisan olaylarına ilişkin ayrıntılı ve açıklayıcı bir perspektif sunmakta ve İsrail'in hava savunma sistemlerindeki zayıflıkların altını çizerken İran'ın askeri tepkisinin Batı Asya'daki güç dinamiklerinin daha geniş bir şekilde yeniden ayarlanması anlamına geldiğini belirtmektedir.

                                                                                                    ***

İsrail'in geçen ay Şam'daki İran konsolosluğunu bombalamasına karşılık İran'ın 'Gerçek Söz' adlı misilleme insansız hava aracı ve füze operasyonunun stratejik başarısının ardından Cradle, Mart ayında yapılan seçimlerde Tahran'da en çok oyu alan İranlı milletvekili Mahmut Nebeviyan'ın içeriden özel anlatımını sunuyor. 

İşgal devletine karşı misilleme saldırılarına ilişkin anlattıkları, 13-14 Nisan olaylarına dair benzersiz bilgiler sunuyor. Askeri kaynaklara erişimi olan Nebeviyan'ın tanıklığı, İsrail'in hava savunma sistemlerinin zayıflıklarını ciddi şekilde ortaya çıkaran İran'ın tepkisi hakkında İranlı bir hükümet yetkilisinin bugüne kadarki en ayrıntılı görüşü olarak hizmet ediyor. 

Nebeviyan kapalı bir Telegram paylaşımında, İran Devrim Muhafızları'nın önde gelen liderlerinin şehit olmasına yol açan İsrail'in “korkakça” saldırısının, Şam'daki İran diplomatik misyonuna atıfta bulunarak “bizim topraklarımızda” gerçekleştiğini açıkladı: 

“İmam'ın (Ali Hamanei) dediği gibi, düşmanlar hata yaptı.” Dolayısıyla İran'ın misilleme saldırılarının BM Şartı'nın 51. Maddesi uyarınca haklı ve yasal olduğunu savunuyor.

Aşağıda Nebeviyan'ın İran'ın İsrail'e yönelik askeri saldırıları ve öncesinde yaşanan uluslararası anlaşma girişimleri hakkındaki önemli ifşaatlarından oluşan bir metni (uzun olmaması için düzenlenmiştir) yer almaktadır:

Şam'daki konsolosluğa yapılan saldırıdan iki saat sonra İran Ulusal Güvenlik Konseyi toplanarak bir cevabın kaçınılmaz olduğunu vurguladı ve gerekli diplomatik önlemlerin alınması ve silahlı kuvvetlerin misilleme planlarını hazırlaması için 10 günlük bir süre verdi.

Diplomatik olarak atılacak ilk adım, bunun nafile olacağını bilmemize rağmen Güvenlik Konseyi'ne gitmekti. Ancak topraklarımıza yapılan saldırı hakkında şikayette bulunmak, doğal meşru müdafaa hakkımızı ileri sürmek ve Güvenlik Konseyi oturumu talep etmek gerekiyordu. Konsey üyesi olmadığımız için oturumun yapılmasını talep etmek üzere üye ülkelerle konuşmak zorunda kaldık. 

Çin, Rusya ve Cezayir kabul etti. Rusya talebi iletti ve oturum yapıldı ancak ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa İsrail'i kınayan bir bildiri yayınlanmasına izin vermedi. Yurtdışındaki misyon şeflerimiz de ilgili ülkeleri Siyonist varlığa karşılık vereceğimiz konusunda bilgilendirmek için faaliyet gösterdiler.

Bu baskılar nedeniyle İsrail, diplomatik bir binaya saldırdığını ve hedef alınanların diplomat olmadığını söyledi. Konsolosluk binasının beş katından dördü 45 yıl önce satın alınmış ve diplomatik çalışmalar için tahsis edilmişti. Gerçekten de diplomatik bir binaydı.

Uluslararası topluma karşılık verme hakkımız olduğu konusunda güvence verdikten sonra ABD, Almanya, İngiltere, Fransa, Kanada ve Mısır gibi bazı ülkeler bizi bunu yapmamaya ikna etmeye çalıştı ve İran'ın taleplerini karşılamaya hazır olduklarını teyit ettiler. Örneğin, daha önce diplomatlarımıza veya yetkililerimize giriş vizesi vermeye yanaşmayan bu ülkelerden bazıları aniden bunu yapmaya karar verdi.

ABD ciddi olduğumuzu anlayınca, İran topraklarından karşılık verilmesi halinde İran'a saldırabileceği tehdidinde bulundu. Bizim cevabımız ise ABD'nin hedeflerimiz arasında olmadığı, ancak İsrail'i savunmaya karar verirse onu da hedef alarak karşılık vereceğimiz şeklinde oldu ve bildiğiniz gibi çevremizde çok sayıda Amerikan üssü var. 

Buna rağmen ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya aynı mesajda ısrar etti; ama bizim cevabımız İsrail'in kırmızı çizgiyi aştığı yönünde oldu. O zaman dediler ki, eğer karşılık vermemiz gerekiyorsa, bu İran topraklarının dışından olsun.

Neden saldırının İran içinden yapılmaması konusunda ısrar ettiler? Çünkü uzun bir süredir nükleer bilim adamlarımıza suikast düzenliyor ve Natanz nükleer reaktörüne sabotaj operasyonları gerçekleştiriyorlardı. Sadece son altı ayda silahlı kuvvetlerimizin 18 üyesine suikast düzenlediler ve biz her zaman [Direniş Ekseni'ndeki] müttefiklerimiz aracılığıyla karşılık verdik; ama bu sefer bunu yaparsak itibar kaybederiz.

Eğer Lübnan Hizbullah'ı İsrail'e karşılık verseydi, Beyrut'u bombalayabilirdi ve Batılı güçler de bunun üzerine “Eğer bu İran ve İsrail arasında bir savaşsa, Hizbullah neden bu savaşa dahil oldu?” diyebilirdi. Ayrıca Lübnan'da daha sonra meydana gelen huzursuzluktan da sorumlu tutarlardı.

Dolayısıyla İran'ın cevabının İran'ın müttefikleri aracılığıyla olması gerektiği yönündeki ısrarın amacı Hizbullah'ın itibarını zedelemek ve İsrail'in Hizbullah'ı ve bölgedeki diğer direniş güçlerini hedef almasına ve onları İran'ın paralı askerleri olarak göstermesine yol açmaktı. Batı'nın bu niyetlerini iyi okuduk ve buna göre İran topraklarından karşılık verme kararı alındı.

Ramazan Bayramı gecesi bölge ülkelerinin diplomatik misyon şefleriyle bir toplantı gerçekleştirdik ve onlara iyi komşuluk konusunda istekli olduğumuzu; ancak ABD'nin herhangi bir ülkenizi bize karşı eylem yapmak için kullanması halinde topraklarınızdaki ABD üslerini vuracağımızı bildirdik.

Bu mesaj Washington'a iletildi ve onlar da İran'ın ciddi olduğunu anladılar. Bizden itidalli davranmamızı istediler. ABD, Almanya, İngiltere, Fransa ve Kanada - dünyada vahşeti ve suçu destekleyen ve Gazze halkının bombalandığı silahları sağlayan bu ülkeler - bizden itidalli olmamızı istiyorlar. 

[İngiltere Dışişleri Bakanı David Cameron İran saldırısından sonraki gece aradı ve dün gece uyuyamadığını söyledi. Bu kötü niyetli İngiliz Dışişleri Bakanı. Nedenmiş o? Çünkü İsraillilerin tepesine 300 insansız hava aracı ve füze göndermişiz. Kendisiyle konuşan İranlı yetkili, 'Altı aydır Gazze halkının üzerine roketler yağıyor ve siz her gece rahat uyuyorsunuz' dedi. Bu, ABD'yi Yemen'e saldırmaya teşvik eden aynı kötü niyetli İngiltere'dir.

Önemli olan karşılık vermeden önce siyasi, diplomatik ve medyatik olarak her düzeyde koordinasyonun sağlanmasıdır. Liderin [Ali Hamaney] Ramazan Bayramı hutbesinde düşmanı kesinlikle terbiye edeceğimizi vurgulamasının ardından, bize cevabın orantılı olması ve sert olmaması yönünde mesajlar geldi. 

Cevabımız netti: Birincisi, İsrail'i kesinlikle vuracağız; ikincisi, saldırı doğrudan İran topraklarından olacak; ve üçüncüsü, Ulusal Güvenlik Konseyi cevabın caydırıcı olmasına karar verdi.

Bu arada Azerbaycan, Bakü'deki İsrail Büyükelçiliği'ni bombalayacağımız bilgisine sahip olduğunu bize bildirdi ve topraklarında herhangi bir eylemde bulunmamamızı istedi. Sanırım bu, komşu bir ülkedeki İsrail hedeflerinin vurulmasına göz yumabileceklerine dair bir mesajdı ama biz zaten bunun farkındaydık. 

Aldığımız mesajlar sadece ABD ve Avrupa ülkeleriyle sınırlı değildi, bölgedeki bazı ülkelerden de mesajlar aldık. Gazze'de ateşkes sağlanması için bu durumdan faydalanmaya çalıştık ve herkese bunun soruna bir çözüm olabileceğini söyledik. 

Bize Gazze'de ateşkesin karşılık vermekten kaçınacağımız anlamına gelip gelmediğini sordular. Biz de her halükarda İsrail'i vuracağımızı ama belki de böyle bir kararın saldırının şiddetini azaltmaya yardımcı olacağını söyledik. Onlara birkaç gün süre vermemizi istediler.

Biz de askeri güçlerimizden karşılık vermeyi 24 saat ertelemelerini istedik ve dünya ülkelerine uluslararası kanunlarda öngörülen yükümlülüklerini yerine getirme ve İsrail'e de İran'ın bölgedeki ve dünyadaki güçlerine ve çıkarlarına saldırmama taahhüdünde bulunma fırsatı verdik.

İran'ın Gazze Şeridi'nde kalıcı, tam ve acil bir ateşkes sağlanması talebiyle ilgili olarak: ABD Başkanı Joe Biden, ateşkesin sağlanması için bizzat çalışacağını belirten bir mesaj gönderdi ancak kötü niyetli bir şart koştu: İsrail'in 900 Filistinli mahkûmu serbest bırakmasına karşılık Filistin direnişinin de tüm İsrailli mahkûmları serbest bırakması ve ardından ateşkesin uygulanmasına başlanması. 

Elbette Hamas bunu kabul etmedi ve bu doğru bir karardı. Onların [Amerikalıların] ateşkes konusunda ciddi olmadıklarını ve sadece kötü amaçlarına ulaşmak istediklerini anladık.

Herkes İsrail'e saldıracağımızın farkındaydı. ABD, Fransa, İngiltere ve hatta İtalya, BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün ile birlikte Katar'daki tüm askeri kapasitelerini kullandılar. 

Bölge sularında 2 bin ila 3 bin kilometre menzile sahip altı füze rampası kurdular. Tüm modern uyduları ve radarları kullandılar, füzelerimizi vurmak için 103 uçağı bölgenin hava sahasına taşıdılar ve İran füzelerine birkaç aşamada karşı koymak için tüm hava savunma sistemlerini ABD'nin gözetiminde birleşik komuta altına aldılar. 

Yani, İran füzeleri herhangi bir savunma hattını geçebilirse, bir sonraki aşamada hedef alınacak ve vurulacaktı.

İlginç olan şu ki, Alman Dışişleri Bakanı, İran operasyonu gerçekleştirilmeden 24 saat önce bizi aradı ve İran topraklarından İsrail'i hedef almamamız için yalvardı. Füzelerimizi durdurmak için hazırladıkları engelleri ve savunma hatlarını füzelerimizin geçemeyeceğini, ABD'nin bunun için Irak'ta 70 insansız hava aracı kullandığını ve bu sayıyı 700'e çıkaracağını söyledi.

Askerlerimizin, füzelerimizin ve insansız hava araçlarımızın hareketlerini izliyorlardı ve İran füzelerinin hiçbirinin İsrail'e ulaşmayacağına inanıyorlardı. Füzelerin hava savunma sistemlerini geçemeyeceğinden emindiler. 

Türkiye'nin 5 bin askerin bulunduğu İncirlik üssünde çok sayıda AWACS uçağı ve 15 sinyal bozucu uçak saldırımızı püskürtmek için hazır bekletiliyordu.

Bu nedenle, İran'ın harekete geçirdikleri devasa savunma katmanlarından nasıl kaçabildiğine hayret ettiler ve onları daha da şaşırtan şey, insansız hava araçlarının Siyonist varlığa ulaşmasının beş buçuk ila yedi saat sürmesi ve hızlarının büyük olmamasıydı, bu da vurulmalarının kolay olduğu anlamına geliyordu.

Operasyondan yirmi dört saat önce Washington, İsrail'e topraklarımızdan saldırmaya karar vermemiz halinde İran'a karşı askeri karşılık vereceklerini belirten kesin bir mesaj gönderdi. Bu kez olasılıklardan bahsetmek yerine İran topraklarına kesinlikle saldıracaklarını söylediler. Bizim cevabımız kararlıydı, İsrail'i kesinlikle kendi topraklarımızdan vuracağız ve eğer herhangi bir hata yaparsanız bölgedeki tüm üslerinizi hedef alacağız.

Suudi Arabistan'a ve bölge ülkelerine, İran toprakları sizin topraklarınızdan hedef alınırsa kesinlikle karşılık vereceğimizi bildirdik. Suudi Arabistan kendi topraklarından İran'a karşı herhangi bir operasyon yapılmasına izin vermeyeceğini açıkladı ve Kıbrıs'taki yetkililer de benzer bir mesajı bize iletti.

Irak ve Ürdün hava sahasının tamamen ABD kontrolü altında olduğunu biliyorduk. Vuracağımız İsrail hedeflerini düşündük ve iki engelle karşılaştık: birincisi hava savunmaları çok güçlüydü ve insansız hava araçlarımız ve füzelerimiz için onları geçmenin bir yolunu bulmamız gerekiyordu, ikincisi ise kınanmamıza yol açacak bir eylemde bulunmamaktı. 

Karar iki askeri hedefi vurmaktı: Birincisi İran konsolosluğunu bombalayan F-35 uçağının kalktığı [Nevatim] havaalanı, ikincisi ise Golan'daki bir İsrail istihbarat merkeziydi. Tesadüfe bakın ki konsolosluğu hedef alan savaş uçağı füzelerini bu istihbarat merkezinin üstünden ateşledi.

Sayıları 130'u bulan insansız hava araçlarımız fırlatıldı, bunların çoğunluğu bize aitti ve iki ila üç tanesi de müttefik kuvvetlerimiz tarafından gönderilmişti. Ayrıca patlayıcı başlık taşıyan füzeler de fırlattık ve bunların büyük bir kısmı hava savunma sistemlerini yollarından saptırdı. 

Hedeflediğimiz isabet sayısı hakkında fazla konuşmayacağım, ancak 17 füzeden 15'i hedeflerini vurdu, yani yüzde 89'u. Tüm Batı oradaydı ve dünyaya önemli bir mesaj verdik.

Operasyonun ardından 15 ülke temasa geçerek Gazze'de ateşkes istediklerini ve İsrail'in karşılık vermemesini istediklerini söyledi. 

İngiltere ve Almanya Dışişleri Bakanları bizimle temasa geçerek uluslararası hukukun “cezalandırma” terimini içermediğini söylediler. Biz de onlara cevap verdik: Eğer uluslararası hukukta böyle bir şey yoksa neden 7 Ekim'den sonra Hamas'ı cezalandırmayı önerdiniz? Telefonlar İsrail'e tekrar saldırıp saldırmayacağımızı sormaya devam etti. Biz de eğer saldırıya uğrarsak on misliyle karşılık vereceğimizi söyledik.

Bölge ülkeleri artık İran'ın kapasitesini anladılar ve öyle görünüyor ki İran ile ilişkilerini önemli ölçüde geliştirmeye çalışacaklar. İsrailliler, Ben Gurion'un dediği gibi, umutsuzluk ruhu hakim olduğunda, 'uçuruma giden yokuştan aşağı düşmeye başlayacağımızı' fark ettiler ve bu dünya için açık hale geldi. 

Direnişin efendisinin [Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın] ifade ettiği gibi, 'İsrail bir örümcek ağından daha zayıftır' ve inşallah bu operasyon bize karşı düzenlenen suikastlara karşı caydırıcı olacaktır. Şimdi İsrail'in yapabileceği tek şey bu, daha uyanık olmalıyız ve bölge halklarına umut aşılamalı ve yöneticileri umursamamalıyız.

Mahmut Nebeviyan'ın anlattıkları sadece İslam Cumhuriyeti'nin tepkisinin ardındaki titiz planlamayı ortaya koymakla kalmıyor, aynı zamanda ne pahasına olursa olsun egemenliği savunma ve gelecekteki ihlallere karşı inandırıcı bir caydırıcılık uygulama kararlılığını da gözler önüne seriyor. 

Tahran'ın askeri tepkisi Gazze merkezli mevcut bölgesel savaşın ötesinde yorumlanmalı ve Batı Asya'daki güç dinamiklerinin geniş çaplı bir yeniden ayarlanmasına işaret etmelidir. Batılı ve komşu devletler İran'ın yeni iddialı askeri duruşunun sonuçlarını değerlendirirken, ittifaklar ve stratejilerin dikkatle yeniden gözden geçirilmesi gerekecektir.

Çeviri: YDH