Lübnan'da yeni dönem ve yeni hükümet

img
Lübnan'da yeni dönem ve yeni hükümet YDH

"Amerikan-Suudi vesayeti, Lübnanlıların ne istediğiyle ilgilenmiyor. Aksine, mevcut değişkenleri, Lübnan'ı tamamen Amerikan-Suudi dönemine boyun eğdirmeye yönelik siyasi, idari, güvenlik, mali ve iktisadi gerçekleri dayatmak için tekrarlanmayacak bir fırsat olarak görüyor."




YDH - Lübnan'da Amerika ve Suudilerin desteğiyle göreve gelen yeni yönetim ve hükümet, Siyonist rejimle normalleşme hedefi doğrultusunda hareket ediyor ve bu nedenle bir başlangıç süresine sahip değil. Dış vesayet, tam normalleşme yerine devletin kilit kurumlarını ele geçirmeye öncelik verirken, hükümet de yeniden inşa gibi acil ihtiyaçları göz ardı edip dış talepleri ve özel sektörü kayıran politikalar izliyor. El-Ahbar gazetesinin genel yayın yönetmeni İbrahim el-Emin'e göre bu durum, iç dengeleri bozuyor ve halkta artan düzeyde memnuniyetsizliğe yol açacak.

İlk 100 gün teorisi, ne yeni dönem ne de yeni hükümet için geçerli. Bu durum, kindar bir hesaplaşmadan ziyade, temelde Amerikan-Suudi baskısıyla iktidara gelenlerin fiili bir hoşgörü süresine ihtiyaç duymamasıyla alakalı.

Zira ülkenin siyasi gidişatının netleşmesi için çok fazla yoruma gerek yok ve eylemler, işlerin nereye varacağını zaten gösteriyor.

Fakat bu ülkedeki insanların çok şeye katlanmaya hazır olması ve yeni bir şeye dair umut etmekten başka çarelerinin bulunmaması, Jozef Aun ve Nevaf Selam'dan oluşan yeni iktidar ekibine, mevcut durumun aksine yeni bir yüz sunması beklenen takımları seçme fırsatı verdi.

Gelgelelim Amerikan-Suudi vesayeti, Lübnanlıların ne istediğiyle ilgilenmiyor. Aksine, mevcut değişkenleri, Lübnan'ı tamamen Amerikan-Suudi dönemine boyun eğdirmeye yönelik siyasi, idari, güvenlik, mali ve iktisadi gerçekleri dayatmak için tekrarlanmayacak bir fırsat olarak görüyor.

Bu dönemin ülkemizdeki tek karşılığı ise İsrail ile normalleşme!

Yeni iktidar mensupları, dış güçlerin İsrail ile barış konusundaki taleplerine tam olarak yanıt vermekte zorluk yaşıyorsa, bunun temel nedeni, böyle bir adımın çok büyük değişkenler gerektirmesi ve bu değişkenlerin henüz gerçekleşmemiş olmasıdır.

Ayrıca İsrail'in sürdürdüğü savaş, ne düşmanın kendisinin varsaydığı ne de Amerikalı, Suudi ve Lübnanlı müttefiklerinin arzuladığı gibi direnişi ortadan kaldırmadı.

Tüm bunlar, normalleşmeyi imkânsız veya en azından fazlaca maliyetli hâle getiriyor.

Ancak normalleşme, ülkeyi yöneten diğer gerçeklerden soyutlanmış siyasi bir adım değil.

Zira Amerikan-Suudi vesayeti, öncelikle askeri ve güvenlik kurumlarından yargı, idari ve mali kurumlara, kamu yönetimi anahtarlarına ve Lübnan'ın uluslararası finans kuruluşlarının şartlarını yerine getirme aşamasına geçiş mekanizmasına kadar karar alma mekanizmalarını ele geçirmek istiyor.

Vesayetçiler özellikle, herhangi bir destek türünü tartışmadan önce Lübnan'ın Dünya Bankası, IMF ve diğer tarafların görüşlerine uymasını açıkça şart koşuyorlar.

Üstelik herkes hibelerden veya yardımlardan değil, kredilerden bahsediyor.

Durum böyle olduğu için, dış vesayet her türlü iç dengeyle pek ilgilenmiyor.

Hükümet kurma sürecinde büyük siyasi güçler devrildiğinde, bu, Hizbullah'ın Hristiyan müttefiki olan güçleri hedef alma zemininde gerçekleşti. Yeni programa tam olarak katılmayan diğerleri de dışlandı.

Suudi Arabistan'ın "Sünni camiaya çeki düzen verme" mücadelesi verdiği, ancak Hariri ailesiyle ilgili her şeyi dışlama şartıyla biliniyor.

Görünüşe göre Muhammed bin Selman sadece oğul Hariri'ye değil, baba Hariri'nin izine de tahammül edemiyor.

Nebih Berri ve Velid Canbolat gibi geleneksel kutuplara ise onları iktidar cennetinden uzaklaştırmayan ancak hareketlerini birçok düzeyde kısıtlayan bir şekilde muamele ediliyor.

Hizbullah'a gelince, koşullar şimdilik onunla başa çıkmayı gerektiriyor. Dış vesayetin kutupları bu "şimdilik" sürecini hızlandırmak ve bir an önce bitirmek istiyor.

Bu politikaya dayanarak, yeni dönem ve yeni hükümet, temel başlıklarla özetlenebilecek yollar çizdi ve bu da onlar hakkında hüküm vermeyi kolaylaştırıyor:

Birincisi, İsrail saldırganlığının ve işgalinin devam etmesine karşı konulamayacak bir durummuş gibi davranmak ve bunun yükünden kurtulmanın bir barış anlaşması programına veya en azından Lübnan'ın sınır boyunca ve birkaç kilometre derinliğindeki bir bölgede İsrail'in güvenliğini garanti altına alacak ve geri çekilmesini sağlayacak tedbirleri kabul ettiği bir güvenlik anlaşmasına girmeyi gerektirdiğini düşünmek.

İkincisi, bu seçeneğe bağlı kalmak, hükümetin genel olarak Lübnan'da ve özellikle sınır bölgesinde yeniden inşa dosyasıyla ciddi olarak ilgilenmediği anlamına geliyor. Hükümet, şu an için savaşın enkazını kaldırmayı bile öncelik olarak görmüyor. Dünya Bankası'ndan veya başka kaynaklardan gelen tüm krediler, bu köylerin sakinlerine İsrail ile bir anlaşma imzalanana kadar geri dönüşlerinin yasak olduğunu söyleyen mekanizmalara bağlanmış durumda. Yeni iktidar, Batı'nın, Lübnanlıların günde üç kez "silahların devletin tekeline geçmesi ve diplomasi yoluyla kurtuluş" nakaratını dinlemesini öngören reçetesini kabul etti.

Üçüncüsü, Nevaf Selam, Lübnan'da yönetimin yeni denklemini, yani Amerikan-Suudi vesayetinin sunduğu şekliyle Taif Anlaşması'nın yeni yorumunu kabul etti. Bu yorum, cumhurbaşkanına sadece güvenlik ve dış politika dosyalarının denetiminde değil, aynı zamanda Bakanlar Kurulu'nun ve diğer uluslararası güvenlik, askeri, mali ve yargı kurumlarının çalışmalarının yönetiminde de başbakandan daha üstün bir konum veriyor. Güvenlik ve askeri atamalar bu bağlamda yapıldı ve mali idareler ile Lübnan Merkez Bankası'na atamaların geçirilmesi için çalışmalar sürüyor. Enformasyon Bakanı Paul Morkos'un Lübnan Televizyonu için yeni bir yönetim kurulu atanması önerisiyle de hedeflediği buydu; bakan olarak atanmadan önceki imajından tamamen farklı, tuhaf bir görüntü sergiledi.

Dördüncüsü, Ekonomi Bakanı Amir el-Bisat'ın devlet içinden ve dışından başkalarıyla işbirliği içinde hazırlamakla görevlendirildiği iktisadi-mali plana başlanması. Fakat bu plan, öncelikle ve nihayetinde özel sektörün insanlar için güvenli liman olduğuna ve devletin özel sektör yatırımlarına hizmet edecek şekilde yeniden yapılandırılması gerektiğine dayanıyor; buna sosyal adaletten bahseden bir doz da ekleniyor. Banker lobisi, elinde kalan sermayeden endişe duyduğu için başbakanın ekibine karşı bir savaş yürütüyor olsa da bu durum, hükümet ekibine bir aklanma belgesi vermiyor. Zira önerilen proje mevcut iktisadi modeli destekliyor ve bize önerdiği tek şey, son otuz yılda yönetimi üstlenenlerden farklı bir alternatif yönetim. İletişim Bakanı Şarls Hacc'ın bakanlık tesislerini yönetme biçimini ve kamunun kaynaklarını ele geçirmeye hevesli özel şirketlerle ilişkisini gözlemlemek bile, insanların bu hükümetin herhangi bir stratejiye sahip olmadığını, yarınsız ve güçlü bir anlayış birliği olmaksızın ilerlediğini anlaması için yeterli.

Çekişmelerden veya bu iktidardaki herhangi bir kutbun başvurabileceği gösterişten uzak olarak, Aun'un seçilmesinden üç aydan kısa bir süre sonra ve hükümetin kurulmasından iki aydan kısa bir süre sonra ortaya çıkan tablo, insanların arzuladığı türden değil.

Çığlıklar gün geçtikçe yükselecek. Herhangi bir aklı başında yöneticinin gerçekçi bir önem vermesi gereken merkezi meselenin, İsrail'in Lübnan'a yönelik devam eden savaşı ve Suriye'de olup bitenlerin Lübnan'a yansımalarıyla ilgili olması gerekirken, bu konular ancak Amerikan-Suudi vesayetinin taleplerini karşılama açısından temel meseleler olarak görünüyor ki bu da büyük bir soruna işaret ediyor!

Çeviri: YDH