“¡Comuna o Nada!”: Ya komün olarak varız ya da yokuz!

img
“¡Comuna o Nada!”: Ya komün olarak varız ya da yokuz! YDH

''Ana akım medya ekonomik kriz ve otoriterlikten bahsederken, Bolivarcı sürecin her zaman belkemiğini oluşturan taban devrimcilerinden neredeyse hiç söz etmiyor: Tek umut komünalardır.''


Yazar: George Ciccariello-Maher


YDH- Venezuelanalysis’de 2016 tarihinde yayımlanan yazısında George Ciccariello-Maher, Venezuela’daki komünlerin Bolivarcı Devrim’in en kritik taban örgütlenmeleri olduğunu tartışıyor. Ciccariello-Maher, komünlerin geleceğin anahtar aktörleri olduğunu ve “La comuna o nada” (Komün ya da hiç) sloganının, devrimin kaderini belirleyecek temel seçimi özetlediğini vurguluyor.

Venezuela’nın komünlerinden haberiniz var mı? Yaklaşık bin 500 komünde, yüz binlerce insanın kendi toprakları, emekleri ve yaşamları üzerinde söz sahibi olmak için mücadele ettiğini biliyor musunuz? Eğer bilmiyorsanız, yalnız değilsiniz. Ana akım medya ekonomik kriz ve otoriterlikten bahsederken, Bolivarcı sürecin her zaman belkemiğini oluşturan taban devrimcilerinden neredeyse hiç söz etmiyor.

Bu görmezden gelme durumu, devletin, petrolün ve silahlı güçlerin merkezi roller oynadığı siyasi süreçlerle yüzleşmekte zorlanan uluslararası solun da tekrar ettiği bir kör noktadır. Komünlerden söz edildiğinde, çoğu zaman hâlâ kırsal Fransa’daki dokuz tutuklama haberleri akla gelir; oysa yüz binlerce komünerin güncel mücadeleleri büyük ölçüde göz ardı edilmektedir. Ne var ki, hiçbir yerde komünizm saf haliyle mevcut değildir ve Venezuela’daki komünerlerin bugün karşı karşıya olduğu zorlukları görmezden gelmek, kendi geleceğimiz açısından ağır bir risktir.

 

Devrimler yasalarla yapılmaz

Komün nedir? Venezuela’daki komünler, doğrudan demokrasiye dayanan yerel kendini yönetim birimleri olan komünal konseylerle, sosyal üretim işletmelerini bir araya getiren yapılar olarak somutlaşır. Bu üretim birimleri ya devlet mülkiyetinde ya da daha yaygın biçimde bizzat komünlerin kendisine aittir. Doğrudan mülkiyet, üretim kararlarının, işçi ücretlerinin, ürün dağıtımının ve artı ürünün komüne yeniden yatırılmasının, her konseyden seçilmiş delegelerden oluşan komün parlamentosunda tartışılıp karara bağlandığı anlamına gelir.

Merhum Hugo Chávez, Bolivarcı Devrim’i yaratmamıştı; tıpkı Venezuela devletinin komünleri ya da onları oluşturan komünal konseyleri yaratmadığı gibi. “Chávez’i yaratan” devrimci hareketler, sadece bir yapı kurup geri çekilmekle kalmayıp, tabandan yukarıya doğru radikal demokratik ve katılımcı kendini yönetim biçimlerini inşa etmeye devam etti.

Komünal konseyler henüz resmi olarak var olmadan önce, mahalle sakinleri yerel meseleleri ve ulusal devrimi tartışmak üzere meclisler kuruyordu. Komünler resmileşmeden önce bile, aynı örgütleyiciler daha geniş topraklar üzerinde komünal kontrolü genişletip sağlamlaştırmaya başlamıştı. Marx’ın da belirttiği gibi, “devrimler yasalarla yapılmaz.”

Devlet ise önce konseyleri, sonra komünleri tanıyarak yapısını resmileştirmiş -bu durum hem olumlu hem olumsuz etkiler yaratmış- hatta yaygınlaşmaları için teşvik sağlamıştır. Devlet aygıtında, komünlerin en büyük müttefiki, kendisinin de son günlerinin sayılı olduğunu bilen Chávez olmuştur. Ölümünden önce yaptığı son büyük konuşmalarından biri “komünal devlet”in yaygınlaştırılması üzerinedir.

Ölümünden sonra saha düzeyindeki devrimciler onun sözlerini araç olarak kullanarak; Chavista olmanın komüner olmak olduğunu, halkcı kuvveti baltalayanların hain sayılacağını vurgulamışlardır.

 

Devlete karşı komünler

Ancak hainler az değildir. Devlet komünleri yaratmadığından, aygıtın büyük bölümü komünal güce açıkça düşmandır. Bu özellikle yerel seçilmiş yetkililer için geçerlidir; Chavista olsalar bile, toprakları ve kaynakları paylaşan, meşruiyetlerini tehdit eden bu taban demokrasisi biçimlerinden nefret ederler.

Birçok yerel lider, devrimci katılım ve popüler katılım söylemleriyle kırmızı Chavista rengini taşırken, pratikte en katılımcı ve devrimci alanları engellemekte, baltalamakta ve saldırmaktadır.

Ülkenin orta batısında bulunan ve bugün 800 hektarlık bir alanda mısır yetiştiren geniş El Maizal komününün sözcüsü Ángel Prado, komünün tarihinin toplumsal güç ile devlet arasındaki gerilimin somut bir kanıtı olduğunu anlatıyor. Chávez’in, bu komün üyelerinin arkasında durup toprakları kamulaştırması için tabandan gelen baskı gerekiyordu; ancak kamulaştırma yapıldığında bile topraklar devlet tarım şirketinin kontrolüne geçti.

Organizatörler, “Bu topraklar komüne aitse devlet neden burada?” diye sorarak “devrimci” devletle ikinci bir mücadeleye girişmek zorunda kaldılar. Kendilerini ve çevrelerindeki toplulukları örgütleyip, yolsuz bürokratlardan daha verimli üretim yapabildiklerini kanıtladılar.

Sonunda El Maizal, toprakları doğrudan kendilerine almak için Chávez’in desteğini aldı. Ancak bugün bile, Prado’ya göre yerel Chavista liderler ve PSUV komünlerin “esas düşmanları”dır ve komünü yok etmeye çalışıyorlar. Prado, “Komünerler olarak yönetici partiyle çok az ortak noktamız var,” diye vurguluyor.

Roland Denis gibi uzun yıllar militanlık yapmış bazıları için bu çatışma sürpriz değildir. “Komünal devlet” ifadesi, “komünist devlet” için kamufle edilmiş bir isimdir, hatta bir oksimorondur. Marx Paris Komünü’nü “devlete karşı bir devrim” olarak tanımlamışken, Denis şöyle sorar: “Eğer aslında bir devletsizlikten bahsediyorsak, hangi devletten söz ediyoruz? Komünal devlet yoksa, bürokratik-korporatist bir devlettir.”

İdeal olan, “komünlerin kapitalizmle rekabet edecek, kendi iç kuralları ve mantığı olan bir üretim kapasitesi yaratması ve böylece gerçekten kademeli olarak devletsizliği inşa etmesidir. Bazı çok ilginç komünler bu yolda ilerliyor.”

 

 

Özgür sosyalist topraklar

Yerel liderlerin politik düşmanlığının yanı sıra, komünler asıl varoluş nedenleri olan zorlu ekonomik bir sorunla karşı karşıyadır. 20. yüzyılın başında petrolün keşfiyle Venezuela ekonomisi neredeyse tamamen petrolün şekillendirdiği bir yapıya dönüştü: Ucuz ithalat ve köylülüğe destek eksikliği, kırsaldan kente göçü hızlandırarak Venezuela’yı Latin Amerika’nın en kentleşmiş ülkesi haline getirdi (%93,5’i kentlerde yaşar) ve aynı zamanda bölgedeki tek net gıda ithalatçısı ülke yaptı (1990’larda gıdanın yaklaşık %80’i ithal ediliyordu).

Komünler, bu gidişi tersine çevirmek amacıyla, yerel düzeyde gerçek ihtiyaçlara ve ulusal düzeyde ülkenin ihtiyaçlarına uygun, kendi kendini yöneten üretimi teşvik eden iddialı bir girişimdir. Bu nedenle Venezuela’daki komünlerin çoğunlukla kırsalda bulunması şaşırtıcı değildir; çünkü tüm komünal proje, nüfusun kentlerden kırsala dönüşünü ve üretimin desantralizasyonunu zorunlu kılar. Bu doğrultuda komünler, yıllık milyonlarca ton kahve, mısır, muz ve plantain üretmekte ve bölgesel ile ulusal düzeyde daha fazla koordinasyon için çaba göstermektedir.

Komünler, aşağıdan bir araya gelerek “komünal eksenler” ya da “politik-teritoryal koridorlar” olarak adlandırılan bölgesel yapılar oluşturuyor. El Maizal komününden Alex Alayo’ya göre amaç, komünlerin birbirleriyle doğrudan alışveriş yaparak küresel ekonomi ve yerli kapitalistleri tamamen dışlayan “özgür sosyalist topraklar” yaratmaktır. Bu daha geniş entegrasyon sayesinde, komünler yukarıdan değil tabandan genişleyen bir kendini yönetim biçimi olarak tüm bölgeleri “komünalize” ya da “komünize” edebilecektir.

Bu genişleme, yeni ile eskisi arasında rahatsız ve hatta antagonistik bir ikili güç durumuna yol açmıştır. Bir yanda burjuva devlet yapısı içinde bir halk hükümeti; diğer yanda ise tabandan “yeni bir devlet inşa eden” bu büyüyen komünal toprak ağı vardır.

Gerilimler ve “sürtüşmeler” kaçınılmazdır ve komünlerin büyümesiyle artacaktır. Alayo, “Burada geleneksel, burjuva devlete karşı açık bir savaş veriyoruz. Chávez bizi komünal devleti kurmaya davet etti ve bunun çok düşmanı olacak. Chávez belki de bunu tamamen kabul eden tek kamu görevlisiydi,” diyor.

 

Komünü üretmek

Komünal projenin en önemli iç çelişkisi, tüm komünlerin mal üretmemesidir. Venezuela’nın kentleşmesi, kırsal nüfusun üretken toprakları terk etmesine yol açarken, aynı nüfus üretimin hiç yapılmadığı barinolarda (mahallelerde) yoğunlaşmıştır. Barinolarda yaşayanlar, neoliberal reformlara karşı 1989’daki Caracazo isyanıyla Bolivarcı Devrim’in öncüsü olmuşlardır; ancak üretim olmadan komünal özerklik ve sürdürülebilirlik mümkün değildir.

Üretim açısından elverişli olmayan bölgelerde komünler yaratıcı ve farklı çözümler geliştirmiştir. Bazıları, devlet kredileri veya devlet şirketlerinin belirli ürün talepleriyle daha önce hiç var olmayan üretim aygıtları kurmuştur. Bazıları ise barinolardaki ekonomik gerçeklere uyum sağlamak için toplu taşıma kooperatifleri ve dağıtım merkezleri gibi komünal mekanizmalar oluşturmuştur. Ayrıca, kentsel ve kırsal komünler arasında takas sistemleri kurarak bağlar geliştirenler de vardır.

En iddialı olanlar ise yerel kent sanayilerinin kontrolünü talep eden komünlerdir. Barquisimeto’da, Brezilyalı çokuluslu Brahma’ya (şimdi Anheuser-Busch iştiraki) ait bir bira fabrikası kapandığında, işçiler fabrikayı işgal etmiş ve yerel dağıtım için su şişelemeye başlamıştır. Bugün işçiler, mahkeme kararlarına rağmen direnişlerini sürdürüyor ve fabrikanın kamulaştırılarak doğrudan Pío Tamayo komününün demokratik denetimine verilmesini talep ediyor.

Ancak üretim her şey değildir. Eski komün bakanı Reinaldo Iturriza’ya göre, komünün üretmesi gerekir ama “komün aynı zamanda üretilen bir şeydir.” Yani özellikle kentsel alanların atomizasyonuna karşı, komünal kültür üretmek somut ve öncelikli bir görevdir.

Örneğin, Caracas’ın güneyindeki El Cementerio bölgesinde şiddetin yoğun olduğu Barrio Sin Techos’ta genç komünerlerle yaptığım görüşmede, komün kurmanın çok somut bir anlamı olduğunu gördüm: yerel çeteler arasında ateşkes sağlanması ve canlı, işbirlikçi bir gençlik kültürünün oluşması.

 

Kriz ve karşı-devrim

Venezuela komünleri, derinleşen ekonomik kriz zemininde ortaya çıkmaktadır. Petrol fiyatlarındaki düşüş, hükümetin para biriminin değer kaybı sarmalına etkisiz tepkisi ve “sosyalist” hükümetin özel sektör ithalatçılarına bağımlılığı, Chávez dönemindeki istikrarlı büyümeyi sarsmıştır. Ekonomik olarak bu durum, belirli fiyat kontrollü ürünlerde zaman zaman kıtlıklar ve uzun kuyruklar anlamına gelmiş; ithalatçılar ise rafları doldurmak yerine döviz spekülasyonuna yönelmiştir.

Ancak her kriz bir fırsattır. Venezuela komünleri bugün üretim için mücadele ediyor; ancak özel ve devlet sektörlerinden daha üretken olduklarına dair güçlü gerekçeler vardır. Kriz ile özel sektörün yolsuzluk ve ihaneti, Bolivarcı hükümetin komünleri üretken bir alternatif olarak desteklemesi için yeterli olabilir. Petrol gelirlerindeki keskin düşüş komünleri zorlasa da, ülkenin kronik petrol bağımlılığı üzerine uzun süredir ertelenen ulusal tartışmayı da zorlamıştır.

Siyasal olarak petrol bağımlılığı, ucuz ithalata bağımlılık anlamına gelmiş ve bu da hükümetin topuk kemiği haline gelmiştir. Sonuçlarını hep gördük. Kıtlık ve uzun kuyruklar, halk desteğini aşındırmış; önce 2014 başlarında sağcı protestolara, ardından Aralık 2015’te Ulusal Meclis’in muhalefetin ezici zaferine zemin hazırlamıştır. Hükümet krizden muhalefetin “ekonomik savaşı”nı sorumlu tutsa da, bu yenilgi birçok Venezuelalının ikna olmadığını göstermektedir.

Muhalefetin Ulusal Meclis’teki zaferinin sonuçları somuttur: Sağcı güçler, Maduro’yu görev süresi dolmadan devirmek ve Bolivarcı sürecin kritik kazanımlarını geri almak için şimdiden stratejiler geliştirmektedir. Komünler doğrudan hedef halindedir; Meclis, Chávez ve Maduro döneminde kamulaştırılan topraklar üzerindeki komün haklarını iptal etmeyi planlamaktadır. Bu ilk büyük seçim yenilgisi, tabanda devrimci hareketlenmeyi tetiklemiş; sokak meclisleri ve keskin tartışmalar başlamıştır.

Ancak “karşı-devrimin kamçısı” hükümetin hareketsizliğini meşrulaştırmak mı yoksa niteliksel sıçramalar için zemin hazırlamak mı olacağı konusunda bir sınavdır. Çoğu kez olduğu gibi, en büyük zorluk siyasidir: Birleşik Chavismo muhalefeti seçimlerde yenemezse, bölünmüş Chavismo -komünler ile “endojen sağ” arasındaki mücadelede- ne umut olabilir? Bir yüzyıllık yozlaşmış ekonomik gelişimi tersine çevirmek ve aynı anda muhalefet, sağcı Chavista unsurlar ve ABD emperyalizminin oyunlarıyla yüzleşmek imkansız görünebilir.

Ama kimse komünizmin kolay olacağını söylememişti…

 

Komünal bahis

Artık her şeyi komünlere yatırma zamanı gelmiştir. Bu bahis riskli görünse de, bir tahmine göre sadece 2013 yılında 20 milyar dolar (büyük B ile) sahte ithalat şirketlerine akıp gitmiştir—düşünün komünler bu 20 milyar dolarla neler yapabilir!

Orta sınıf, ne işte ne okulda olan “ni-ni”ler, asalak burjuvazi, seçimleri bile kazanamayan bir Sosyalist Parti, giderek yozlaşan askeri kesimler—komünlerin alternatifi aslında hiç alternatif değildir. El Maizal komününden Ángel Prado’ya göre Bolivarcı süreci kurtarabilecek tek güçler, her seferinde onu kurtaranlardır ve bugün komün ufku etrafında kenetlenmektedirler:

“Komünde yer alan radikal Chavismo, sert çizgili Chavismo, hayatları boyunca Chavista olanlar… 2014 guarimba protestolarına dayanmış, 2002-2003 darbesine ve petrol grevine direnmiş, tüm bunlara karşı durmuş ve sağcıları etkisiz hale getirmiş taban kesimler.”

Hükümet bu sert çekirdeği kucaklamazsa hayatta kalması mümkün değildir.

Prado, şöyle devam ediyor:

“Ve hükümet—ithalat, stokçuluk ve fiyat sorunlarının tümüne rağmen -batmışsa, bunu çözecek başka kim var? Biz varız, komünler… çünkü devlete bağımlı değiliz.”

Bugünün bahsi, her zamanki bahistir: Merhum Venezuelalı yazar Aquiles Nazoa’nın dediği gibi, “Ben halkın doğurgan güçlerine inanıyorum.”

Kriz derinleşip devletin kendi içinde bölünüp muhalefetin kontrolündeki Ulusal Meclis ile Maduro hükümetini karşı karşıya getirdiğinde, her şey mümkün olacaktır.

Tek kesin olan, kritik dönüm noktasının hızla yaklaştığıdır ve Chavismo ya kararlı biçimde sola yönelecek ya da sağa çekilecektir. Ancak geri çekilmek, korkaklık kadar saflıktır -komün giderse, Bolivarcı Devrim bütünü gider.

Chávez’in sık sık söylediği gibi, masadaki tercih giderek netleşmektedir: la comuna o nada, yani komün ya da hiç.

Çeviri: YDH