Trump’ın jeopolitiği: Adalar, üsler ve ticaret yolları

img
Trump’ın jeopolitiği: Adalar, üsler ve ticaret yolları YDH

Trump yönetiminin, Grönland ve Chagos Takımadaları üzerinden egemenlik ve halkların kendi kaderini tayin hakkını geri plana iterek, askeri üsler ve küresel ticaret yollarını merkeze alan bir jeopolitik yaklaşım benimsediği belirtildi.



YDH- İngiliz Kraliyet Enstitüsü Chatham House’un internet sitesinde yayımlanan bir analizde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Grönland ve Chagos Takımadaları üzerinden yürüttüğü söylemlerin, “küresel güç rekabeti ve deniz ticaret yolları bağlamında değerlendirilmesi” gerektiği belirtildi.

Analizde ele alınan yaklaşımın, egemenlik ve halkların kendi kaderini tayin hakkından ziyade, büyük güçlerin jeostratejik çıkarlarını önceleyen bir bakış açısını yansıttığı görüldü.

Analizde, Trump’ın 20 Ocak’ta İngiltere’nin Chagos Takımadaları üzerindeki egemenliği Mauritius’a devretme anlaşmasını “tam bir zayıflık” ve “büyük bir aptallık” olarak nitelendirdiği hatırlatıldı.

Trump’ın, ABD müttefiklerinin bu tür “zayıflıklarının” Washington’un Grönland üzerinde kontrol kurması gerektiğinin bir gerekçesi olarak sunulduğu aktarıldı.

Chatham House’a göre Trump, Grönland üzerindeki ısrarını daha önce Çin ve Rusya’nın Kuzey Atlantik ve Arktik bölgesindeki artan varlığına dair “kaygılarla” temellendirmişti.

Analizde, benzer bir “güvenlik gerekçesinin” şimdi Hint Okyanusu ve Chagos Takımadaları bağlamında da gündeme getirildiği belirtildi.

Küresel ısınmanın Arktik Okyanusu’nda “yeni ticaret rotalarını” mümkün kıldığı bir dönemde, bu bölgelerin ABD, Rusya ve Çin arasında rekabet alanına dönüşebileceği ifade edildi. Bununla birlikte, söz konusu kuzey rotalarının henüz yüksek hacimli deniz ticaretini sürdürebilecek düzeyde olmadığına dikkat çekildi.

Hint Okyanusu’nun ticari ve stratejik ağırlığı

Analizde, “Hint Okyanusu’nun küresel ticarette çok daha merkezi bir konuma sahip olduğu” vurgulandı. Günümüzde dünya petrol sevkiyatlarının yaklaşık “üçte ikisinin” ve küresel yük taşımacılığının “üçte birinin” bu okyanus üzerinden gerçekleştiği kaydedildi.

Son aylarda bölgede denizcilik kaynaklı gerilimlerin arttığı belirtildi. Kasım ayında ABD’nin, Sri Lanka açıklarında Çin’den İran’a gittiği belirtilen bir gemiye “el koyduğu”, bunun Washington’un dünya genelinde petrol tankerlerine yönelik “el koyma adımlarından” aylar önce gerçekleştiği aktarıldı.

Geçtiğimiz hafta Rusya, Çin ve İran’ın Güney Afrika’nın Hint Okyanusu kıyıları açıklarında ortak bir deniz tatbikatı düzenlediği hatırlatıldı. Bazı yorumcular bu tatbikatı “BRICS Plus” çerçevesinde değerlendirse de Chatham House analizinde bunun esasen “boğazlar ve dar geçitler üzerinden yürütülen bir güç gösterisi” olduğu iddia edildi.

Tatbikata Hindistan ve Brezilya’nın katılmadığı, buna karşılık Mısır, Etiyopya, Endonezya ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin davet edildiği aktarıldı. Bu ülkelerin tamamının, Hint Okyanusu’ndaki kritik deniz geçitleri üzerinde konumlandığına dikkat çekildi.

Analizde, bu tatbikatın Rusya ve Çin gibi ülkelerin de küresel ticaret yolları üzerinde baskı kurma kapasitesine sahip olduklarını göstermeyi amaçladığı ileri sürüldü.

Diego Garcia ve ABD’nin askeri varlığı

Chatham House’a göre Diego Garcia, coğrafi olarak Batı Yarımküre’nin dışında yer alsa da Trump’ın “stratejik coğrafya üzerinde hakimiyet kurmayı” önceleyen yaklaşımıyla çelişmeyen bir konumda bulunuyor.

Diego Garcia’nın, Hint Okyanusu’ndaki “tek ABD askeri üssü” olduğu ve Bab el-Mendep Boğazı ile Malakka Boğazı’na eşit mesafede yer alarak bölge genelinde “askeri güç projeksiyonu” sağladığı ifade edildi.

Analizde, Hint Okyanusu’nun 33 ülkeyi ve yaklaşık 2,9 milyar insanı kapsayan karmaşık bir etki alanı olduğu, Afrika’nın doğu kıyılarından Ortadoğu, Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Avustralya’ya kadar uzandığı aktarıldı. Bu geniş coğrafyanın merkezinde ise Chagos Takımadaları’nın yer aldığı belirtildi.

Diego Garcia’nın geçmişte “Irak, İran ve Afrika Boynuzu’ndaki askeri operasyonlara destek” amacıyla kullanıldığı hatırlatıldı. 2024 yılında ise ABD’nin, Hint-Pasifik genelinde “caydırıcılık” gerekçesiyle iki B-52 Stratofortress bombardıman uçağını bu üsten konuşlandırdığı kaydedildi. Bu adımın “Ensarullah, İran ve Çin’e yönelik bir mesaj” olarak da değerlendirildiği aktarıldı.

Analizde, Diego Garcia’nın Hint Okyanusu’ndaki kritik deniz yollarının, farklı güçler tarafından baskı unsuru olarak kullanılmasını engellemeye yönelik bir “savunma düğümü” işlevi gördüğü ifade edildi.

Trump’ın bakış açısında, “yarımküresel savunmanın”, Grönland ve Chagos gibi yarımküre dışı bölgelerde kontrol gerektirdiği görüşünün öne çıktığı belirtildi.

Sömürgesizleşme, egemenlik ve yerli halk

Chatham House analizinde, Diego Garcia’ya dair tartışmaların, Chagos Takımadaları’nın “tamamlanmamış sömürgesizleşme süreci” ve uzun jeopolitik geçmişi dikkate alınmadan anlaşılamayacağı vurgulandı.

İngiltere’de Chagos meselesinin, “imparatorluk mirası ve denizaşırı toprakların geleceği” tartışmalarının merkezinde yer aldığı ifade edildi.

2024’te İngiltere hükümetinin, Diego Garcia’daki ortak ABD-İngiltere askeri üssünün faaliyetlerinin sürmesi karşılığında Chagos Takımadaları üzerindeki egemenliği Mauritius’a devretmeyi kabul ettiği hatırlatıldı. Bu anlaşmanın ardından, İngiltere Parlamentosu’nda, egemenliğin devri halinde Çin’in Mauritius’ta “çift kullanımlı ticari bir varlık” tesis edebileceği yönündeki kaygıların dile getirildiği aktarıldı.

Ayrıca, Chagoslu yerli halkın müzakere sürecine dahil edilmemesi ve anlaşmanın maliyetine ilişkin tartışmaların da arttığı belirtildi. Söz konusu maliyetin “3,4 milyar ile 35 milyar sterlin” arasında tahmin edildiği kaydedildi.

Analizde, Chagos Takımadaları’nın Afrika Nükleer Silahsız Bölge Anlaşması kapsamında yer almasının da nükleer silahlanma tartışmalarını gündeme getirdiği ifade edildi.

Greenland örneğinde olduğu gibi, Chagoslu yerli halkın da “kendi kaderini tayin ve yeniden yerleşim” taleplerinin bulunduğu, ancak bu taleplerin anlaşmanın nihai sonucuna ne ölçüde yansıyacağının belirsiz olduğu aktarıldı.

“Sıfır toplamlı” yaklaşım eleştirisi

Chatham House’a göre, ABD ve İngiltere’deki birçok karar alıcı, Chagos meselesinde “herkesin çıkarlarını gözeten çözümlerin” mümkün olabileceğini gözden kaçırıyor.

Analizde, “sürecin aşırı siyasallaştırılmasının, güvenlik, yerli halkın hakları ve uluslararası hukuk arasında uzlaşma ihtimallerini geri plana ittiği” belirtildi.

Örneğin, Chagoslu halkın yeniden yerleştirilmesinin, askeri üssün faaliyetleriyle “coğrafi olarak çelişmediği” ifade edildi. Benzer şekilde, İngiltere, ABD ve Mauritius arasında deniz güvenliği alanında geliştirilecek işbirliğinin, egemenlik meselesinden bağımsız olarak üssün faaliyetlerini sürdürebileceği kaydedildi.

Analizde son olarak, Trump’ın Chagos Takımadaları ya da Grönland konusunda “kazan-kazan” yaklaşımına mesafeli olabileceği, ancak Chagos üzerindeki egemenlik devrinin Washington’un tek başına belirleyebileceği bir konu olmadığı vurgulandı.

ABD’nin Diego Garcia’daki askeri üsse erişiminin, İngiltere ile yapılan ve “2036’da sona erecek” bir kira anlaşmasına dayandığı hatırlatılarak, Chagos Takımadaları’nın geleceğine ilişkin nihai belirleyicinin Londra olduğu ifade edildi.



Makaleler

Güncel