ABD’li üst düzey yetkililer, sundukları 'taleplere' karşı İran'ın "hiçbir isteklilik belirtisi" göstermediğini açıklayarak müzakerelerdeki tıkanıklığı teyit etti.
YDH- ABD’li üst düzey yetkililer, Çarşamba günü yaptıkları açıklamada İran ile gerçekleştirilen görüşmelerin içeriğine ve gelinen tıkanma noktasına dair kritik ayrıntıları kamuoyuyla paylaştı.
Diplomatik kanalların açık tutulmasına rağmen, Washington’ın Tahran üzerindeki stratejik taleplerinin kabul görmediği ve müzakere masasında herhangi bir somut ilerleme sağlanamadığı resmen teyit edildi. Yetkililer, İran tarafının bu taleplere yanıt verme konusunda "hiçbir isteklilik belirtisi" göstermediğini ve bu durumun müzakereleri kilitlediğini vurguladı.

New York Times gazetesinin haberine göre, ABD tarafı İranlı muhataplarından iki ana başlıkta taviz talep etti:
1) Uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin tamamen durdurulması
2) İran’ın caydırıcılık doktrininin temel taşı olan balistik füze programının (hem sayı hem de menzil bakımından) sınırlandırılması.
Washington’ın talepleri yalnızca teknik kapasiteyle sınırlı kalmadı. ABD, bölgedeki emperyal hegemonyasını tahkim etmek adına İran’ın; Hamas, Hizbullah ve Husiler başta olmak üzere bölgedeki müttefik güçlerine sağladığı tüm desteği kesmesini şart koştu.
Ancak yapılan açıklamalarda, Tahran’ın bu stratejik derinliğinden vazgeçme niyetinde olmadığı ve görüşmelerde bu konuda herhangi bir mesafe kat edilemediği açıkça ifade edildi.
Sürece dair en çarpıcı uyarı ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’dan geldi. Rubio, Çarşamba günü yaptığı değerlendirmede, Ortadoğu’daki tüm Amerikan askeri varlığının İran’a ait balistik füzeler ve insansız hava araçlarının (İHA/SİHA) doğrudan menzili içinde olduğunu itiraf etti.
Bu açıklama, bölgedeki asimetrik güç dengesinin Washington üzerinde yarattığı güvenlik kaygısını bir kez daha tescilledi.
Öte yandan Rubio, İran’ın siyasal yapısına dair spekülatif bir noktaya da değinerek, "Dini Liderin görevden ayrılması durumunda iktidarı kimin devralacağını kimse bilmiyor" ifadelerini kullandı. Bu söylem, Washington’ın müzakerelerdeki katı tutumunu, İran’ın iç siyasal geleceğine yönelik bir psikolojik harp unsuruyla destekleme çabası olarak yorumlanıyor.

