"Washington, diplomasiyi askeri baskıyla harmanlayarak müzakere oyununu doğrudan bir tehdit aşamasına mı taşıyor?"
YDH - Maskat’taki yeni tur görüşmeler, ABD’nin askeri sevkiyat ve CENTCOM düzeyinde temsil ile yürüttüğü ağır bir baskı gölgesinde başladı. İran merkezli Nur News'in değerlendirmesine göre Washington’un diplomasiyi tehditle harmanlayan "baskı-müzakere" stratejisi, İran’ın tarihsel direnç refleksi ve sarsılmaz diplomatik duruşuyla karşı karşıya. Bu güç gösterisi, müzakere masasını uzlaşıdan ziyade yüksek maliyetli bir stratejik bilek güreşine sürükleme riski taşıyor.
Umman’ın başkenti Maskat’ta İran ve ABD arasında başlayan yeni müzakere turu, alışılagelmişin dışında bir işaretle sarsıldı: Bir yanda ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner, diğer yanda Dışişleri Bakanı Seyyid Abbas Arakçi başkanlığındaki İran diplomatik heyeti yer alırken; Amerikan ekibinin yanında CENTCOM Komutanı’nın da hazır bulunması, askeri teçhizat sevkiyatı ve bir uçak gemisinin bölgeye yaklaşmasıyla eş zamanlı gerçekleşti.
Washington, diplomasiyi askeri baskıyla harmanlayarak müzakere oyununu doğrudan bir tehdit aşamasına mı taşıyor?
Maskat’ta nükleer gündemle bugün başlayan görüşmelerle birlikte, diyalog zemininin çevresindeki manzara da anlamlı bir biçimde değişiyor.
Resmi diplomasi sürecinin yanı sıra ABD cephesinden gelen saha hareketliliği ve güvenlik mesajları, Washington’un bu turu sadece klasik bir diplomatik süreç olarak görmediğini, aksine "baskı-müzakere" paketine hapsetmeye çalıştığını gösteriyor.
Bölgeye teçhizat sevkiyatının sürmesi, Abraham Lincoln uçak gemisinin operasyonel temas hattına yaklaşması, ABD vatandaşlarına yönelik "İran’ı derhal terk edin" çağrısı ve CENTCOM Komutanı’nın Amerikan heyetine eşlik etmesi; tüm bunlar daha büyük bir resmin parçaları.
Strateji literatüründe diplomasinin sert güç unsurlarıyla harmanlanması, pazarlık gücünü artırmak için kullanılan bilindik bir yöntem.
Fakat bu aşamada asıl dikkat çekici olan, bu sinyallerin düzeyi ve zamanlaması. Güvenlik danışmanlığı kisvesi altında dahi olsa, üst düzey bir askeri komutanın müzakere heyetinde yer alması, bu seviyedeki görüşmelerde nadir görülen ve anlam yüklü bir adım.
Bu hamle, salt müzakere mesajını "inandırıcı tehdit gölgesinde müzakere" mesajına dönüştürüyor. Diğer bir deyişle Washington, sert seçeneklerin sadece masada olmadığını, operasyonel dizilişe de yansıdığını hissettirmeye çalışıyor.
Stratejik varlıkların ve uçak gemisi gibi unsurların hareketliliğini ön plana çıkarmak, askeri hazırlığın ötesinde bir işlev görüyor; bunlar stratejik iletişim araçlarıdır. Amaç, karşı tarafın hesaplamalarını etkilemek, bölgesel müttefiklerin beklentilerini yönetmek ve müzakerelerin medya anlatısını şekillendirmek.
Böyle bir çerçevede tehdit, psikolojik operasyon seviyesini aşarak "doğrudan baskı sinyali" katmanına yaklaşıyor.
Bu ikisi arasındaki fark şudur: İlki daha çok kamuoyunu ve algısal alanı hedeflerken, ikincisi doğrudan karşı tarafın müzakerecilerini, stratejistlerini ve karar vericilerini hedef alır.
Buna rağmen, bu modelin işlerliği kritik bir ön kabule dayanıyor: Karşı tarafın tehditlere boyun eğeceği ve taviz vereceği varsayımı.
Ancak İran’ın son yirmi yıldaki davranışsal tecrübesi, bu varsayımın aksini kanıtlıyor. İran; yasal hakları, ulusal güvenliği ve caydırıcılık unsurları söz konusu olduğunda, doğrudan askeri baskı altında rota değiştirmediğini defalarca gösterdi.
Bu geçmiş, tehdidin etki katsayısını düşürürken, aksine bu tehdidi savuran taraf için "maliyet artırıcı bir unsura" dönüşme ihtimalini güçlendiriyor.
Oyun teorisi perspektifinden bakıldığında ABD, oyunun kuralları henüz oturmadan bahisleri yükseltiyor. Bu hamle; başlangıçta bir avantaj elde etme, görüşme gündemini değiştirme veya karşı tarafı belirli kırmızı çizgilerinden geri adım atmaya zorlama amacı taşıyabilir.
Fakat bu taktik, yalnızca irade dengesi baskı kuran aktörün lehine olduğunda sonuç verir. Aksi takdirde artan baskı, safların sıkılaşmasına, esnekliğin azalmasına ve oyunun "yönetilebilir bir pazarlıktan" "yüksek maliyetli bir çatışmaya" evrilmesine yol açabilir.
ABD vatandaşlarına yönelik acil tahliye çağrısı da yine bu çerçevede analiz edilebilir. Bu tür açıklamalar genellikle çift yönlü işler: Bir yandan ilan eden devlet için ihtiyati ve hukuki bir koruma sağlarken, diğer yandan piyasalara, medyaya ve karşı tarafa "risk artışı" sinyali gönderir.
Bu araç da askeri bir harekatın kesin işareti olmaktan ziyade, müzakere öncesi baskı paketinin bir parçası. Ancak toplamda bu sinyallerin birikmesi, müzakere atmosferini dengeli ve alışılmış diyalog halinden uzaklaştırıyor.
Buna karşılık İran'ın beyan ettiği tutum; yasal hakların müzakere edilemez savunulması ile ulusal çıkarları korumak için siyasi, sosyal, hukuki ve savunma kapasitelerinin eş zamanlı seferber edilmesine dayanıyor.
İran müzakere heyeti, kendi talimatnameleri doğrultusunda hareket ediyor ve geçmiş dönemler, dış baskı düzenindeki değişikliklerin Tahran’daki karar çerçevesini tek başına değiştirmeye yetmediğini teyit ediyor.
Tüm bu koşulların özeti şudur: Şayet müzakere ortamı doğal mecrasından çıkar ve bir tehdit gösterisine dönüşürse, bunun doğuracağı maliyetlerin sorumluluğu, askeri araçları diplomasi sahnesine süren tarafa ait olacaktır.
İran’ın sahip olduğu kayda değer jeopolitik kapasite, savunma gücü ve yerleşik direniş iradesi karşısında, yüksek maliyetli askeri gösteriler bir koz olmaktan ziyade, bu planı kurgulayanlar için fatura kabartan bir etkene dönüşebilir.
Çeviri: YDH