Trump milisleri tarafından gözaltına alınan Filistinlilerin, İsrail makamlarıyla koordinasyon içinde özel jetlerle Tel Aviv’e, ardından da işgal altındaki Batı Şeria’ya götürüldüğü bildirildi.
YDH- +972 Magazine ve The Guardian’ın ortak soruşturmasına göre, Amerika Birleşik Devletleri, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi (ICE) tarafından gözaltına alınan Filistinlileri, işgal altındaki Batı Şeria’ya özel jetlerle sessizce sınır dışı ediyor.
Haberde, bu yılın başından bu yana İsrail makamlarıyla koordinasyon halinde en az iki uçuş gerçekleştirildiği ve bunun “gizli” ve “siyasi açıdan son derece hassas” bir operasyonun parçası olduğu bildirildi.
20 Ocak’ta, yolculuğun tamamı boyunca el ve ayak bileklerinden kelepçeli halde sekiz Filistinli erkek Arizona eyaletinin Phoenix kentindeki bir ICE sınır dışı merkezinden özel bir uçakla gönderildi. Uçağın New Jersey, İrlanda ve Bulgaristan’da yakıt ikmali yaptıktan sonra ertesi sabah Tel Aviv’e ulaştığı aktarıldı.
Ben Gurion Havalimanı’na varışlarının ardından, Filistinli erkeklerin silahlı bir İsrail polisi eşliğinde bir araca bindirildiği ve Batı Şeria’daki Filistin kasabası Ni’lin’in dışındaki bir askeri kontrol noktasında serbest bırakıldıkları kaydedildi.
Aynı özel jetin, İsrail asıllı Amerikalı bir gayrimenkul patronuna ait olduğu; söz konusu kişinin ABD Başkanı Donald Trump’ın arkadaşı ve uzun yıllardır iş ortağı olduğu, bu hafta pazartesi günü neredeyse birebir aynı bir uçuşun daha gerçekleştirildiği bildirildi. Ancak bu ikinci uçuşta uçakta bulunan yolcu sayısının ve yolcuların kimliklerinin büyük ölçüde belirsizliğini koruduğu ifade edildi.
Detaylara aşina kişilere göre, ilk uçuşla sınır dışı edilen sekiz kişinin, İsrail gazetesi Haaretz tarafından ilk kez haberleştirilen bu operasyonda, Beytüllahim, el-Halil, Silvad, Ramun, Bir Nabala ve el-Ram dahil olmak üzere Batı Şeria’daki kasaba ve şehirlerin sakinleri olduğu aktarıldı. Bazılarının daha önce “yeşil kart” sahibi olduğu, birçoğunun ise ABD’de eşleri, çocukları ve yakın aile üyeleri bulunduğu bildirildi. Kimi kişilerin haftalarca ICE tesislerinde tutulduğu, en az bir kişinin ise bir yıldan uzun süre gözaltında kaldığı kaydedildi.
Ni’lin kontrol noktasında serbest bırakılma
21 Ocak’ta Ni’lin kontrol noktasında serbest bırakıldıklarında onları ilk fark eden kişinin, geçide yakın yaşayan üniversite profesörü Muhammed Kenan olduğu bildirildi.
Kenan, +972 Magazine ve The Guardian’a verdiği demeçte, “Saat 11 civarında, İsrail hapishanelerindeki [Filistinli] tutsakların giydiğine benzeyen açık gri pijamalar giymiş bir grup adamın evime doğru yürüdüğünü gördüm.” ifadelerini kullandı. (Bu eşofmanların ICE tarafından verildiği belirtildi.)
Kenan, “Onları görünce çok şaşırdım. İsrail ordusu genellikle bu kontrol noktasında tutsakları serbest bırakmaz.” dedi.
Kenan, bu kişilerin üşüdüklerini söyledi. “Üzerlerinde ceket ya da mont yoktu ve o gün hava çok soğuk ve rüzgarlıydı.” diye aktardı. “Yaklaşık iki saat benim evimde kaldılar; bu süre boyunca onlara yemek verdim ve ailelerini aradılar. Aileleri ya gelip onları aldı ya da ulaşım ayarladı.”
Kenan, ICE tesislerinde uzun süre tutulmaları nedeniyle bazı erkekler aileleriyle o kadar uzun süredir iletişim kuramamıştı ki, kayıp olarak kabul ediliyorlardı. “Aileleri seslerini duyunca çok mutlu oldu.” dedi. “Bir anne telefonda çığlık atmaya ve ağlamaya başladı.”
Ramun kasabasından bir sakin, Batı Şeria kökenli iki kişinin ilk sınır dışı uçuşunda bulunduğunu doğruladı. Aynı kişi, ABD’de yaşayan ve halen ABD makamlarının elinde bulunan kasabadan en az dört genç erkek daha olduğunu, onların da sınır dışı edilme ihtimaline dair endişelerin arttığını aktardı.
Hukuki kaygılar ve uluslararası hukuk tartışması
Birçok göç hukuku avukatı, uçuşlar karşısında şaşkınlık ve endişe duyduklarını ifade etti. Avukatlar, Filistinlilerin İsrail üzerinden sınır dışı edilmesinin geçmişte son derece nadir olduğunu ve işgal altındaki bir bölgeye sınır dışı işlemlerinin kolaylaştırılmasının uluslararası hukukun ihlali anlamına gelebileceğini belirtti.
Atlantic Council bünyesindeki Stratejik Dava Projesi Direktörü Gissou Nia, “Sekiz Filistinlinin özel bir jetle, hukuki sürece uyulmadan sınır dışı edilmesindeki çok sayıda usulsüzlüğün yanı sıra, bu transfer ‘geri göndermeme’ ilkesini de ihlal ediyor.” dedi.
Nia, bu ilkenin, bir kişinin geri gönderilmesi halinde zulüm, işkence, kötü muamele veya diğer ciddi insan hakları ihlalleriyle karşı karşıya kalacağına dair güçlü gerekçeler bulunan ülkelere zorla iadesini yasakladığını belirtti.
Nia, “Amerika Birleşik Devletleri, İşkenceye Karşı Sözleşme de dahil olmak üzere bunu açıkça yasaklayan uluslararası anlaşmalara bağlıdır.” ifadelerini kullandı. “Dolayısıyla ABD, Filistinli sığınmacıları ve diğer statülere sahip Filistinlileri, zulümle karşı karşıya kaldıkları İsrail’e göndererek bu ilkeyi ihlal etti.”
Nia ayrıca, “İsrail devletinin bu kişileri Ben Gurion Havalimanı’ndan Batı Şeria’ya transfer etmesi de bu ihlale ortak olunduğunu gösteriyor”. dedi. “Buna ek olarak, İrlanda ve Bulgaristan, özel jetin bu kişileri taşıdığını biliyorsa, yakıt ikmali durakları bu ülkelerin aracı sorumluluğuna ilişkin soruları da gündeme getiriyor.”
İsrailli insan hakları avukatı Michael Sfard, uçuşları “istisnai bir durum” olarak nitelendirdi ve “Filistinlilerin Ben Gurion Havalimanı üzerinden Batı Şeria’ya geçebildiği, insani durumlar dahil olmak üzere VIP’ler dışında hiçbir vaka bilmiyorum” dedi.
Sfard, bu nedenle “bunu mümkün kılan özel bir çıkarın” söz konusu olduğunu düşündüğünü ifade etti.
Haaretz’e göre, sınır dışı işlemleri Washington’dan İsrail’e iletilen “olağandışı bir talep” sonrasında gerçekleşti ve İsrail’in iç istihbarat servisi Şin Bet tarafından onaylandı.
Mahir Avad’ın hikâyesi
24 yaşındaki Mahir Avad’ın, ilk sınır dışı uçuşundaki sekiz kişiden biri olduğu bildirildi. Avad, Ramallah yakınlarındaki Ramun’da bulunan ailesinin evinden +972 Magazine ve The Guardian’a yaptığı açıklamada, Amerikan aksanlı İngilizceyle, “Hayatım çok güzeldi” dedi. “ICE beni tutuklayana kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde kendimi güvende hissediyordum.”
Avad, yaklaşık on yıl önce Batı Şeria’dan Michigan eyaletindeki Kalamazoo kentine taşındığını, burada halihazırda yaşayan amcasının yanına gittiğini anlattı. Liseyi bitirdikten sonra ailesine ait popüler bir dönerci dükkânında ve diğer aile işlerinde çalışmaya başladığını aktardı. Yeşil kartı olmadığını, ancak başvuruda bulunurken bir sosyal güvenlik numarası aldığını söyledi. Vergi ödediğini ve ehliyet edindiğini de kaydetti.
Birkaç yıl önce, 26 yaşındaki Sandra McMyler ile tanıştığını ve evlenmeyi planladıklarını söyledi. “Bildiğim, yaşadığım her şey Amerika Birleşik Devletleri’ndeydi” ifadelerini kullandı.
Şubat 2025’te Avad, bir hırsızlığı bildirmek için polisi aradı. Ancak polis geldiğinde, 2024’te açıldığı belirtilen ve hem kendisinin hem de McMyler’in düşürüldüğünü söylediği bir aile içi şiddet dosyasıyla bağlantılı olarak gözaltına alındı. İki gün yerel cezaevinde tutulduktan sonra serbest bırakıldı, ancak çıkışta ICE tarafından alındı. (Söz konusu ceza davasının daha sonra düşürüldüğü aktarıldı.)
Yaklaşık bir yıl boyunca farklı gözaltı merkezleri arasında dolaştırıldığını söyleyen Avad, daha sonra İsrail’e giden uçağa bindirildiğini anlattı.
ICE görevlilerinin Filistin pasaportunu ve telefonunu aldığını, bunların kendisine geri verilmediğini belirtti. Kısa süre önce bir İsrail askeri kontrol noktasında durdurulduğunda, yanında gösterebildiği tek belgenin Michigan ehliyeti olduğunu aktardı.
ABD makamlarının kendisini Batı Şeria’ya sınır dışı etmeyi planladığını öğrendiğinde, ICE görevlilerine ve bir yargıca sert şekilde itiraz ettiğini söyledi. “Ama beni zorla gönderdiler” dedi. “Korkutucu; gerçekten burada olmak istemiyorum. Yaşanan her şey nedeniyle şu anda kendi ülkemden ziyade başka bir ülkede olmayı tercih ederdim.”
Avad gözaltına alınmadan kısa süre önce, halihazırda iki çocuğu bulunan McMyler’ın kendisinden hamile kaldığı ve dört ay önce bir erkek çocuk dünyaya getirdiği aktarıldı. Avad, oğluyla henüz hiç tanışmadığını söyledi. “Bu durum beni her gün içten içe yiyip bitirdi” dedi. “Her uyuduğumda fotoğraflarına bakıyorum ve ağlıyorum.”
Avad, arkadaşı ve oğlunun yanı sıra kardeşi, kız kardeşi ve amcasının da ABD’de kaldığını, hepsinin yasal statüye sahip olduğunu ifade etti.
McMyler, Michigan’dan +972 Magazine ve The Guardian’a yaptığı açıklamada, “Sadece oğlunu istiyor, ailesini istiyor” dedi. “Bebeğine bakmamda bana yardım edebilmek istiyor. Onu kucağına almak, öpmek, konuşmak istiyor.”
“Diğer çocuklarım da onu özlüyor” diye ekledi. “Ailemi yeniden bir arada istiyorum.”
Samir Zeydan’ın durumu
47 yaşındaki market çalışanı Samir Zeydan’ın da Avad ile aynı sınır dışı uçuşunda bulunduğu bildirildi. Ramallah yakınlarındaki Bir Nabala kasabasından olan Zeydan’ın amcası Halid, +972 Magazine ve The Guardian’a yaptığı açıklamada, Zeydan’ın eşiyle birlikte Louisiana’da 20 yılı aşkın süredir yaşadığını söyledi. Eşinin de Batı Şeria kökenli bir Filistinli ve ABD vatandaşı olduğu, çiftin ABD pasaportuna sahip beş çocuklarının bulunduğu aktarıldı.
Halid, Zeydan’ın bir dönem yeşil kart sahibi olduğunu ancak süresi dolduğunda yenilemediğini ifade etti. Zeydan’ın ebeveynlerinin ve üç kardeşinin de ABD’de yaşadığı belirtildi.
Halid, yaklaşık on yıl önce hapis yatan Zeydan’ın, ICE gözetiminde yaklaşık bir buçuk yıl tutulduğunu ve bu süre boyunca birkaç farklı tesise nakledildiğini söyledi. Zeydan’a sınır dışı uçuşundan iki ay önce bilgi verildiği aktarıldı.
Avad’da olduğu gibi, ICE görevlilerinin Zeydan’ın kimliğine ve Filistin pasaportuna el koyduğu, bunların geri verilmediği kaydedildi.
Zeydan’ın amcasına aktardığına göre, kendisi “[ICE] hapishanesinden çıktığı andan Ni’lin yakınlarındaki kontrol noktasında araçtan inene kadar” elleri ve ayak bilekleri kelepçeli tutuldu. Uçuş sırasında yemek yerken “yüzünü tabağa doğru eğerek” yemek zorunda kaldığını, tuvalet ihtiyacı olduğunda ise bir elinin ve bir ayağının kelepçesinin geçici olarak çıkarıldığını anlattı.
Halid, Zeydan’ın sınır dışı edilmesine onay veren belgeleri imzalamaya zorlandığını ve bundan pişmanlık duyduğunu söyledi. “Bu belgeleri imzalamamış olsaydı, bir şekilde yeşil kartını yenileyebileceğini söyledi” dedi. “Şimdi ABD’ye geri dönemiyor. Tüm ailesi orada.”
“Hesap verilebilirlikten yoksun, opak bir sistem”
Son iki sınır dışı uçuşunda kullanılan özel jetin kuyruk kısmında, İsrail asıllı Amerikalı geliştirici Michael Dezer tarafından kurulan ve bugün oğlu Gil Dezer tarafından yönetilen Dezer Development şirketinin ambleminin bulunduğu bildirildi.
Dezer ailesinin, 2000’li yılların başından bu yana Donald Trump ile iş ortaklığı yaptığı, Miami’de Trump markalı altı konut kulesi inşa ettikleri ve resmi kayıtlara göre Trump’ın başkanlık kampanyalarına birlikte 1,3 milyon doların üzerinde bağış yaptıkları aktarıldı.
Gil Dezer’in geçen yıl düzenlenen 50. yaş günü partisinde Trump kılığında performans sergileyen sanatçıların yer aldığı bildirildi. Kendi internet sitesinde, İsrail ordusu için bağış toplayan ABD merkezli Florida Friends of the Israel Defense Forces adlı sivil toplum kuruluşunun üyesi olduğu kaydedildi.
Dezer, yakın tarihli bir röportajında başkana duyduğu “sevgi”den söz ederek, “Onu 20 küsur yıldır tanıyorum. Düğünündeydim, o da benim düğünümdeydi. İyi arkadaşız. Görevde olmasından gurur duyuyorum. Yaptığı işten gurur duyuyorum” dedi.
Bu uçuşların, Trump yönetiminin ABD’de yaşayan 10 milyondan fazla belgesiz göçmeni sınır dışı etmeye yönelik çabalarını artırdığı bir dönemde gerçekleştiği bildirildi. Bu kapsamda ICE’in, Dezer’in daha önce “en sevdiğim oyuncağım” olarak tanımladığı uçağı, federal kurumlara sık sık özel jet filosu sağlayan Florida merkezli Journey Aviation aracılığıyla kiraladığı aktarıldı. (Journey, İsrail’e yapılan sınır dışı uçuşlarıyla ilgili yorum yapmayı reddetti.)
Sınır dışı uçuşlarını takip eden “İnsan Hakları İlk Önce Gelir” (Human Rights First-HRF) örgütüne göre, Dezer’e ait jet Ekim ayından bu yana Kenya, Liberya, Gine ve Esvatini’ye dört ayrı “gönderme uçuşu” daha gerçekleştirdi.
HRF’nin mülteci ve göçmen hakları araştırma ve analiz direktörü Savi Arvey, “Bu özel kiralık jet, ICE Air uçuşları için defalarca kullanıldı” dedi. “Bu, hukuki süreci açıkça hiçe sayan, aileleri parçalayan ve hiçbir hesap verebilirlik mekanizması olmadan işleyen kitlesel sınır dışı kampanyasını mümkün kılan, özel uçaklara dayalı opak bir sistemin parçasıdır.”
Dezer, e-posta yoluyla yaptığı açıklamada, Journey tarafından özel olarak kiralandığında uçağında kimlerin seyahat ettiğinin ya da uçuşun amacının kendisine bildirilmediğini, “bana bildirilen tek şeyin kullanım tarihleri olduğunu” ifade etti.
ABD’li yetkililer, İsrail’e yapılan iki son uçuşun maliyetiyle ilgili soruları yanıtsız bıraktı. Ancak ICE’e göre, kiralanan uçuşların saatlik maliyetinin geçmişte yaklaşık 7 bin dolardan 26 bin doların üzerine kadar çıktığı bildirildi. Havacılık sektöründeki kaynaklar, İsrail’e gidiş-dönüş uçuşlarının ICE’e muhtemelen 400 bin ila 500 bin dolar arasında bir maliyet getirdiğini tahmin etti.
Filistinlilerin statüsü ve sınır dışı uygulamaları
Amerika Birleşik Devletleri’nin Filistin’i bir devlet olarak tanımaması nedeniyle, sınır yetkililerinin Filistinlilerin “menşe ülkelerini” sınıflandırma ve sınır dışı etme konusunda ciddi tutarsızlıklar yaşadığı aktarıldı.
ABD’ye gelen Filistinlilerin, İsrail, Mısır, Ürdün ya da transit geçtikleri diğer Arap ülkelerinden geliyor olarak kayda geçirildiği, bu ülkelerin çoğunun, özellikle de İsrail’in onları kabul etmeyi genellikle reddettiği belirtildi. Bunun sonucunda Filistinlilerin, ABD göçmenlik gözaltı merkezlerinde diğer göçmenlere kıyasla daha uzun süreler tutulduğu ifade edildi.
Geçmişte, göçmenlik makamları sınır dışı edilecek bir ülke bulamadığında, Filistinlilerin çoğu kez ayak bileği kelepçeleri ve ICE’e düzenli bildirim şartlarıyla ABD’ye geri bırakıldığı aktarıldı. Ancak Trump yönetiminin kitlesel sınır dışı vaatlerini hayata geçirmeye çalışmasıyla birlikte, son aylarda birçok Filistinlinin ABD’den çıkarıldığı kaydedildi.
Eski İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, ABD’nin geçmişte Filistinlileri İsrail üzerinden sınır dışı etme konusunda isteksiz davrandığını doğruladı. Göçmenlik avukatları ise İsrail’in bu süreçteki rolüne dair kaygılarını dile getirerek, müvekkillerinin kaçtıkları güvenlik güçleri tarafından yeniden gözaltına alınabileceği, sorgulanabileceği ya da kötü muameleye maruz kalabileceği endişesini ifade etti.
ICE gözetimindeki Filistinlileri temsil eden avukatlardan Maria Kari, “[Diğer yönetimlerin yapmaya yanaşmadığı şeyleri yapmaya yönelik] bir istek var artık” dedi. “Onları, tartışmasız şekilde zarar görme riski bulunan bir yere geri göndermek.”
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “yasadışı yabancıların geri gönderilmesi konusunda İç Güvenlik Bakanlığı ile yakın koordinasyon içinde olunduğunu” söylemekle yetindi. DHS sözcüsü de İsrail’e yapılan uçuşlarla ilgili soruları yanıtlamadı ancak “Bir yargıç, yasadışı bir yabancının bu ülkede kalma hakkı olmadığına karar verirse, onu göndereceğiz. Nokta.” dedi.