ABD’nin yıllardır sürdürdüğü "azami baskı" ve askeri tahkimat stratejisinin, İran’ın geliştirdiği yeni caydırıcılık kapasitesi karşısında işlevsiz kalması, Washington’ı kesin bir yenilgi riskinden kaçınmak için zorunlu olarak müzakere yoluna itiyor.
YDH- Irak merkezli el-Malume'ye göre, Washington’ın İran’a yönelik yıllardır tırmandırdığı tehdit dili, azami baskı politikaları ve bölgedeki yoğun askeri yığınağı, Tahran’ın kararlı tutumu karşısında stratejik bir tıkanma noktasına ulaştı.
İran’ın sahaya sürdüğü yeni caydırıcılık denklemleri, Amerikan askeri seferberliğinin başarısızlığını her geçen gün daha belirgin hale getiriyor.
Uzun süre boyunca yaptırımlar ve askeri gövde gösterileriyle Tahran’ın iradesini kırabileceğine inanan Washington, bugün zafer garantisi bulunmayan bir çatışmanın ağır maliyetlerinden kaçınmak amacıyla geri adım atmak ve müzakere yollarını aramak zorunda kalıyor.
Eski İranlı diplomat Hadi Afhami, ABD’nin müzakere masasına yönelmesinin siyasi bir tercihten ziyade, askeri seferberlik politikasının iflasından kaynaklandığını vurguladı.
Afhami'ye göre Washington, İran’ın askeri yığınaklardan veya siyasi şantajlardan geri adım atmadığını, aksine tüm bu hamlelerin denklemi İran lehine sabitlediğini fark ederek diplomasiye mecbur kaldı.
ABD’nin bugün masaya getirdiği balistik füze gibi daha önce tartışılmayan konuları dayatması ise Afkhami tarafından "askeri başarısızlığı telafi etme çabası" ve Amerikan yönetimindeki kafa karışıklığının bir yansıması olarak nitelendiriliyor.
Süreci değerlendiren Afkhami, özellikle 12 gün süren savaşın ardından Amerikan yönetimine duyulan güvenin tamamen sarsıldığını belirtti.
Bu çatışmanın, Washington’un taahhütlerine sadık kalmadığını ve siyasi tıkanıklık yaşadığı her an gerilimi tırmandırmaya meyilli olduğunu kanıtladığını ifade eden Afhami; uranyum zenginleştirme oranının %60’a ulaşmasını, ABD’nin baskı politikalarının çöküşünün en somut delili olarak sundu.
Lübnanlı askeri uzman Tuğgeneral Ekrem Sarivi de benzer bir tespitle, ABD’nin İran’a yönelik askeri seçeneklerinin bir "medya tehdidinden" öteye geçemeyeceğini savunuyor.
Pentagon öncülüğündeki askeri karar vericilerin, İran ile girilecek bir savaşın stratejik yıkım getireceğinin bilincinde olduğunu belirten Sarivi, bu durumun Trump’a yapılan "açık çatışmadan kaçınma" uyarılarının temelini oluşturduğunu ifade etti.
Sarivi’ye göre İran’ın füze yetenekleri, herhangi bir çatışmada dengeyi bozabilecek seviyede. Tahran’ın yoğunlaştırma ve yıpratma stratejisine dayalı caydırıcılık sistemi, ABD’nin yüksek stratejik değere sahip devasa deniz unsurlarını hedef alınabilir ve kırılgan bir pozisyona sokuyor.
İran askeri doktrininin konvansiyonel bir savaştan ziyade rakibi yıpratmak ve prestijini zedelemek üzerine kurulu olduğunu vurgulayan Sarivi, Washington’ın asıl çekincesinin bu "asimetrik yıpratma" kapasitesi olduğunu hatırlattı.
Gelinen noktada ABD’nin tehdit konumundan endişe evresine geçtiği görülürken, İran’ın artık taviz veren değil, güç konumundan şartlarını dikte eden bölgesel bir aktöre dönüştüğü değerlendiriliyor.