Epstein dosyası: Başlangıcından İsrail'e kadar tüm hikâye

img
Epstein dosyası: Başlangıcından İsrail'e kadar tüm hikâye YDH

Epstein Dosyaları, küresel elitler ve Mossad bağlantılarıyla cezasızlığın perde arkasını ortaya çıkarıyor.




YDH- Kamer Talib, el-Meyadin’de yayımlanan makalesinde, Epstein Dosyaları’nın detaylarını aktararak, yakın zamanda açıklanan milyonlarca belgeden elde edilen en önemli bulguları gözler önüne seriyor. Talib, Jeffrey Epstein’ın yükselişini, servetini ve suç şebekesini, küresel elitlerle ve Mossad ile olan bağlantılarını inceleyerek, onun uzun yıllar boyunca cezasız bir şekilde faaliyet göstermesine olanak tanıyan güç, etki ve sistemik aksaklıkları ortaya koyuyor. Makalede, Epstein’ın faaliyetlerinin yalnızca bireysel suçlardan ibaret olmadığı; aynı zamanda uluslararası ilişkiler, finans ve istihbarat ağlarıyla bağlantılı olduğu vurgulanıyor. Epstein dosyaları, özellikle yüksek profilli isimlerin karıştığı skandallar ve küresel güç dengeleri üzerindeki etkileri bakımından önemli bilgiler içeriyor. Talib, belgelerdeki kanıtların, sistemdeki yapısal sorunları ve yetkililerin yetersiz müdahalesini gözler önüne seriyor.

***

1953 yılında New York’un Brooklyn semtinde Yahudi ebeveynlerin çocuğu olarak dünyaya gelen Jeffrey Epstein, ilerleyen yıllarda modern çağın en kötü şöhretli figürlerinden biri haline gelecekti: reşit olmayan kız çocuklarını içeren geniş çaplı ve uluslararası bir cinsel istismar operasyonunu organize etmekle suçlanan, hüküm giymiş bir cinsel suçlu; aynı zamanda siyasetçiler, finansçılar, akademisyenler, kraliyet mensupları ve kültürel elitlerle yakın ilişkiler sürdüren bir isimdi.

ABD Adalet Bakanlığı’nın kısa süre önce Epstein davasına ilişkin, kamuoyunda sıklıkla “Epstein dosyaları” olarak anılan 3 milyondan fazla sayfalık belgeyi yayımlamasıyla birlikte, yalnızca işlediği suçların kapsamını değil, Epstein’in kim olduğunu, olağanüstü servet ve nüfuzu nasıl biriktirdiğini ve kurumların onu defalarca nasıl mümkün kıldığını anlamak giderek daha önemli hale geldi.

Aşağıda yer alanlar, esas olarak The New York Times tarafından yıllara yayılan bir araştırma dizisine dayanarak, mahkeme kayıtları, mali belgeler, eski çalışma arkadaşlarıyla yapılan söyleşiler ve daha önce yayımlanmamış arşiv materyallerinden yararlanılarak Epstein’in yaşamının ve yükselişinin bir yeniden inşasıdır.

Erken yaşam ve eğitim

Jeffrey Epstein, ev hanımı Paula Epstein ile New York Belediyesi Parklar Dairesi’nde bahçıvan olarak çalışan Seymour Epstein’in dünyaya gelen iki çocuğundan ilkiydi.

Aile Brooklyn’de mütevazı, işçi sınıfına mensup bir yaşam sürüyordu. Epstein, Gravesend’deki Lafayette Lisesi’ne devam etti ve burada matematikte dikkat çekici bir yetenek sergiledi. İki sınıf atladı ve 1969 yılında, 16 yaşındayken mezun oldu. Aynı yıl Cooper Union’a kaydoldu, daha sonra New York Üniversitesi bünyesindeki Courant Matematik Bilimleri Enstitüsü’ne geçti. NYU’da birkaç yıl eğitim görmesine rağmen hiçbir zaman bir diploma tamamlamadı.

İlk iş: Dalton School’da öğretmenlik (1974–1976)

Resmi yeterliliklerden yoksun olmasına rağmen Epstein, 1974 yılında Manhattan’ın Upper East Side bölgesindeki seçkin Dalton School’da öğretmenlik pozisyonu elde etti. Okul, New York’un en varlıklı ailelerinin çocuklarına hitap ediyordu.

The New York Times’a göre Epstein, pedagojik mükemmeliyetiyle değil, öğrencileri ve meslektaşlarını rahatsız eden davranışlarıyla hemen dikkat çekti.

Eski öğrenciler daha sonra, onun ergenlik çağındaki kızlara yönelik takıntısını, mesleki sınırları hiçe saymasını ve alkol bulunan öğrenci partilerine katılma alışkanlığını hatırladıklarını anlattı.

Dalton’daki görev süresine ilişkin hiçbir zaman cezai suçlama yöneltilmemiş olsa da birçok öğrenci davranışlarının kalıcı bir etki bıraktığını söyledi.

Epstein, yöneticilerin öğretmenliğini yetersiz bulmasının ardından nihayetinde görevden alındı. Ancak Dalton, onun yüksek finans dünyasına girişinin fırlatma rampası olacaktı.

Wall Street’e giriş: Bear Stearns (1976–1981)

Bir veli–öğretmen görüşmesi sırasında Epstein, bir öğrencinin babasını etkiledi; bu kişi onu Bear Stearns’in CEO’su Alan “Ace” Greenberg’e yönlendirdi.

“Alışılmadık” yetenekleri işe almasıyla tanınan Greenberg, deneyim veya diplomaya sahip olmamasına rağmen Epstein’e bir pozisyon teklif etti.

Bear Stearns’te Epstein olağan dışı bir hızla yükseldi. Üst düzey yöneticilerle ilişkiler geliştirdi, bir süre Greenberg’in kızıyla çıktı ve hızla varlıklı müşterilere erişim sağladı. Kurum içinde endişeler erken dönemde ortaya çıktı: Epstein akademik geçmişi hakkında yalan söylemişti, masraf hesaplarını kötüye kullanmıştı ve şirket kurallarını ihlal etmişti. Buna rağmen defalarca ciddi sonuçlardan kaçındı. 1980 yılına gelindiğinde Bear Stearns, Epstein’i sınırlı ortak yaptı ve o dönemin parasıyla bugün karşılığı yılda 800 bin doların üzerinde kazanç elde ediyordu. Aynı yıl Cosmopolitan dergisi onu “Ayın Bekârı” olarak tanıttı.

1981 yılında, usulsüz işlem yetkileri ve kişisel kredilerle ilgili bir iç soruşturmanın ardından Epstein, uzaklaştırmayı kabul etmek yerine istifa etti. Ayrılışı sessizdi, ancak orada kurduğu bağlantılar, bundan sonra yaşanacak her şeyin temelini oluşturdu.

Epstein nasıl zengin oldu: Bir deha değil, bir örüntü

Epstein’in bir finans dahisi olduğu efsanesinin aksine, The New York Times onun servetini olağanüstü yatırım becerileriyle inşa ettiğine dair hiçbir kanıt bulamadı. Bunun yerine serveti, araştırmacıların temel yöntemler olarak tanımladığı, tekrarlayan bir örüntü aracılığıyla ortaya çıktı:

– Elit çevrelerin güvenini, nitelikleri abartarak veya uydurarak istismar etmek

– Erişim ve korunma sağlamak için kişisel ve cinsel ilişkilerden yararlanmak

– Masraf hesaplarını ve içeriden bilgileri kötüye kullanmak

– Hukuken sınırda veya açıkça dolandırıcılığa varan düzenekler kurmak

– Kurumsal hoşgörü yoluyla hesap verebilirlikten kaçınmak

Epstein, küçük aldatmacalardan büyük ölçekli mali suiistimallere doğru istikrarlı biçimde ilerledi; çoğu zaman, artık işine yaramayan hamileri yakıp yıktı.

Erken dönem düzenekler ve mali suistimal (1981–1986)

Bear Stearns’ten ayrıldıktan sonra Epstein, eski Adalet Bakanlığı yetkilisi John Stanley Pottinger ile ortaklık kurarak varlıklı müşterilere vergi kaçınma stratejileri pazarladı. Bu dönemde kendisini, gizli varlıkları takip eden bir “ödül avcısı” olarak yanlış biçimde tanıtmaya başladı.

1982 yılında Epstein, iş insanı Michael Stroll’u, sözde bir petrol anlaşmasına, net servetinin yaklaşık yüzde 10’una denk gelen 450 bin doları yatırmaya ikna etti. Para ortadan kayboldu. Epstein, teknik gerekçelerle sivil mahkemede sonunda galip geldi ve parayı elinde tuttu.

Araştırmacılar bunu daha sonra bir dönüm noktası olarak tanımladı: Epstein, manipülasyondan açık mali avcılığa geçmişti.

Ponzi açığa çıkışı ve piyasa manipülasyonu (1980’lerin sonu)

Epstein, şirketi daha sonra 500 milyon dolarlık bir Ponzi düzeni olarak çöken Steven Hoffenberg ile derin bir ilişki kurdu.

Hoffenberg, dolandırıcılığın organize edilmesine Epstein’in yardım ettiğini ileri sürdü; Epstein bu iddiayı reddetti. Aynı dönemde Epstein, özellikle kimya şirketi Pennwalt’ı içeren hisse senedi fiyat manipülasyonlarına katıldı. Yatırımcılar topladı, devralma teklifleri duyurarak hisse fiyatlarını şişirdi, ardından kârla satış yaptı; bu sırada yatırımcıların parasını geri vermeyi reddettiği iddia edildi. 1988 yılına gelindiğinde, İsviçre bankacılık belgeleri Epstein’in yaklaşık 15 milyon dolar değerinde bir servete sahip olduğunu gösteriyordu.

Wexner dönemi: Milyonerlikten güç simsarlığına (1980’lerin sonu–1990’lar)

Epstein’in aşırı servete sıçramasında belirleyici adım, The Limited ve Victoria’s Secret’ın milyarder kurucusu Leslie Wexner aracılığıyla geldi. Ortak bir tanıdık tarafından tanıştırıldıktan sonra Epstein, Wexner’i, geniş mali ve hayırsever varlıkları üzerinde kendisine vekâletname vermeye ikna etti; bu olağanüstü bir düzenlemeydi.

Wexner’in daha sonraki beyanlarına göre Epstein, zaman içinde on milyonlarca doları zimmetine geçirdi. Wexner’in parası ve itibarı sayesinde Epstein şunları edindi:

– Mar-a-Lago yakınlarında bir Palm Beach malikanesi

– Manhattan’da bir şehir evi

– Ohio’da bir mülk

– Özel jetler

– Daha sonra ABD Virjin Adaları’ndaki özel adası Little St. James

Wexner’in adı bankaların, siyasetçilerin, üniversitelerin ve küresel elitlerin kapılarını açtı. Epstein on yıllar boyunca Wexner’i meşruiyetinin kanıtı olarak gösterdi.

Sosyal sermaye ve kurumsal meşruiyet

Stratejik bağışlar ve yönetim kurulu üyelikleri yoluyla Epstein kendisini şu seçkin kurumların içine yerleştirdi:

– Rockefeller Üniversitesi

– Trilateral Komisyon

– New York Sanat Akademisi

– Harvard Üniversitesi

Bu bağlantılar sıklıkla mağdur devşirmek, müşteri çekmek ve şüpheleri susturmak için kullanıldı. The New York Times’a göre birçok kurum, servetinin kaynağını veya davranışlarını sorgulamakta başarısız oldu.

Maxwell’ler ve suç ağı

1990’ların başında Epstein, Britanyalı medya patronu Robert Maxwell’in kızı Ghislaine Maxwell ile tanıştı. Babasının ölümünden sonra Epstein ona mali ve sosyal destek sağladı. İkili ayrılmaz hale geldi.

Epstein’in cinsel istismar ve insan ticareti operasyonunun bu dönemde önemli biçimde genişlediği görüldü.

Maxwell, reşit olmayan kız çocuklarını işe alma ve istismar etmedeki merkezi rolü nedeniyle daha sonra hüküm giydi ve 20 yıllık federal hapis cezasını çekmektedir. Ancak bu ağı daha net anlamak için, Robert Maxwell’in gerçekte kim olduğunu ve İsrail ile ilişkisinin niteliğini incelemek gerekir.

Robert Maxwell yalnızca bir medya baronu değildi; Britanya kamu yaşamının en kapalı ve tartışmalı güç simsarcılarından biriydi. O dönem Çekoslovakya’da Yahudi bir ailede Ján Ludvík Hoch adıyla doğan Maxwell, ailesinin büyük bölümü hayatta kalamazken Holokost’tan kurtuldu. Britanya’ya kaçtıktan sonra kendisini tamamen yeniden yarattı; adını değiştirdi, elit çevrelere yerleşti ve Britanya Ordusu’ndaki savaş dönemi hizmetini sosyal ve siyasal sermayeye dönüştürdü. Bu temeller üzerinde Daily Mirror ve New York Daily News gibi etkili yayınları içeren geniş bir medya imparatorluğu kurdu. Ancak güç ve otorite imajının ardında, şirketleri borç, kötü yönetim ve aldatmacayla doluydu.

Maxwell, dokunulmaz bir figür olarak ün saldı; saldırgan, otoriter ve takıntılı biçimde kontrolcüydü. Siyasal hırsları açıktı ve iktidara yakınlığı dikkatle inşa edilmişti. İmparatorluğu çözülmeye başladığında ise büyük ölçüde dolandırıcılıkla ayakta tutulduğu ortaya çıktı.

1991’de Kanarya Adaları açıklarında yatından düşerek ölmesinin ardından, soruşturmacılar Maxwell’in çöken şirketlerini ayakta tutmak için çalışanların emeklilik fonlarından yüz milyonlarca sterlin aktardığını ortaya çıkardı. Resmi bulgular ölümünü kaza olarak nitelese de intihar mı yoksa başka bir şey mi olduğu yönündeki sorular kalıcı biçimde varlığını sürdürdü.

Maxwell’in nüfuzunun merkezinde, İsrail ile kurduğu kapsamlı ve bilinçli bağlar yer alıyordu. İsrail işgalinin açık sözlü bir destekçisiydi ve özellikle yayıncılık, ilaç ve gelişen teknolojiler alanlarında İsrail endüstrilerine önemli kaynaklar aktardı. İsrail’in siyasal elitleri arasında rahatça dolaşıyor ve çıkarlarını yurt dışında ilerleten güvenilir bir dış varlık olarak muamele görüyordu. Bu ilişkiler, ölümünden sonra işgal altındaki Kudüs’te kendisine olağanüstü bir cenaze töreni düzenlenmesiyle açıkça görüldü.

Üst düzey İsrailli yetkililer katıldı ve İsrailli olmayanlara neredeyse hiç verilmeyen bir “onur”la Zeytin Dağı’na defnedildi; bu da İsrail işgali açısından taşıdığı önemin derinliğini ortaya koydu.

Bu olgular, söylentilerden ziyade, Maxwell’in İsrail istihbaratıyla bağlantılarına dair uzun süredir devam eden iddiaları güçlendirdi.

Maxwell, Mossad’la çalıştığı iddialarını kamuoyunda reddetmiş ve bunu kesin olarak kanıtlayan belgeler yayımlanmamış olsa da siyasal erişimi, mali iç içe geçmişliği, stratejik değeri ve ölümünde gördüğü olağanüstü muamele, bu şüphelerin hiçbir zaman ortadan kalkmamasını sağladı. Mirası, bu yanıtsız sorulardan ayrı düşünülemez.

Şimdi Epstein zenginleşir…

1990’ların sonlarına gelindiğinde Epstein’in serveti 100 milyon doların üzerindeydi; geniş mülkleri kontrol ediyor ve bankalar, siyasetçiler ile hukuk kurumları tarafından korunuyordu.

Suç davranışları servetiyle paralel biçimde hızlandı. Jeffrey Epstein’in hikâyesi yalnızca tek bir adamın hikâyesi değil, sistematik başarısızlığın, kurumsal suç ortaklığının ve para, nüfuz ile cezasızlığın tehlikeli kesişiminin hikâyesidir. Bu bağlam, yeni yayımlanan Epstein dosyalarının önemini ve bunların daha neleri ortaya çıkarabileceğini anlamak için hayati önemdedir.

Yeni yayımlanan Epstein dosyaları

Bu dosyalar incelenirken, bu makale her bir ifşayı kataloglamayı amaçlamamaktadır. Bunun yerine, en önemlilerinden birkaçına, özellikle de Jeffrey Epstein’in İsrail ile olan bağlarına odaklanmaktadır.

Robert Maxwell’de olduğu gibi, Epstein uzun süredir Mossad’la ilişkilendirilen iddiaların konusu olmuştu ve yeni yayımlanan belgeler, onun İsrail ile ne kadar yakından bağlantılı olduğunu daha da vurgulamaktadır.

Şimdiye kadar Epstein dosyalarında kimlerin adı geçti?

Aşağıda listelenen kişilerin birçoğunun, en son belge yayımlarından çok önce de Epstein’le bağlantılı materyallerde anıldığını ve dosyalarda bir ismin geçmesinin, kanıtlarla desteklenmedikçe, suç teşkil eden bir davranış veya Epstein’in suçlarından haberdar olunduğu anlamına gelmediğini belirtmek önemlidir.

Dosyalar; Epstein’in sosyal, siyasal ve ticari ağlarını belgeleyen e-postalar, takvimler, iletişim listeleri, mülakat notları ve diğer kayıtları içermektedir.

Donald Trump, ABD başkanı

ABD Başkanı Donald Trump’ın adı, şubat ayı başında yayımlanan 3,5 milyon Jeffrey Epstein belgesinde 1.000’den fazla kez geçmektedir. Bu atıfların bir kısmı Trump’ın adını, işlenmiş veya işlenmiş olabilecek suçlarla herhangi bir özel bağlantı olmaksızın anmaktadır; ancak diğer belgeler, Epstein’in mağdurlarının neler yaşandığını anlattığı ayrıntılarla birlikte, ABD başkanına yönelik cinsel saldırı iddialarına işaret etmektedir. En önemli ifşalardan biri, geçen yıldan kalma ve Trump’ı içeren bir düzineden fazla iddiayı kapsayan, FBI tarafından derlenmiş bir listedir; bunların birçoğu FBI’ın Ulusal Tehdit Operasyonları Merkezi’ne gönderilen doğrulanmamış ihbarlara dayanmaktadır.

Bir FBI notu, Trump’ı 13 yaşındayken kendisine tecavüz etmekle suçlayan bir kadının açtığı davayı ayrıntılandırmaktadır. Kısmen karartılmış başka bir not, Epstein’in en açık sözlü mağdurlarından biri olan Virginia Giuffre ile yapılan bir mülakatı içermekte; Giuffre, Trump’a ait olan Mar-a-Lago’da genç yaşta çalıştığını, Epstein için çalışmaya nasıl devşirildiğini ve maruz kaldığını söylediği cinsel istismarı anlatmaktadır.

Giuffre, Nisan 2025’te intihar ederek hayatını kaybetti. Belgeler ayrıca Epstein’in suç ortağı Ghislaine Maxwell’in bir mağduru New York’taki bir partide Trump’a “takdim ettiğini” ve ona mağdurun “müsait” olduğunu ima ettiğini; mağdura da “Sanırım senden hoşlandı. Ne kadar şanslısın. Bu harika.” dediğini göstermektedir. Kadın, federal soruşturmacılara Trump ile arasında “hiçbir şey olmadığını” söylemiştir.

Buna ek olarak, federal savcılar Trump’ın 1990’larda Epstein’in özel uçağıyla birden fazla kez uçtuğuna dair kanıtlar toplamış; bu da Trump’ın 2024’teki “Epstein’in uçağında hiç bulunmadım.” açıklamasıyla çelişmektedir.

Andrew Mountbatten-Windsor, Prens Andrew

Sky News’in veri ve adli analiz ekibine göre “Andrew” adı Epstein dosyalarında en az 3.160 kez geçmektedir. Bunun Andrew Mountbatten-Windsor’a özgü tüm atıfları içermediğini belirtmek gerekir. Ancak ekip ayrıca “Prince Andrew” ifadesinin 1.877 kez, “The Duke” ifadesinin 1.182 kez ve “The Invisible Man” ifadesinin 101 kez geçtiğini tespit etmiştir.

Ağustos 2010 tarihli, Epstein ile Mountbatten-Windsor arasındaki bir e-posta yazışması—Epstein’in reşit olmayan biriyle cinsel ilişki talep etmekten suçunu kabul etmesinden iki yıl sonra—Epstein’in onu Londra’da bir “arkadaş” ile akşam yemeğine davet ettiğini göstermektedir. Yanıtında dönemin Prensi Andrew, onu “görmekten memnuniyet duyacağını” söylemiş ve iletişim bilgilerini istemiştir.

O “arkadaş”, Epstein tarafından “akıllı, güzel, güvenilir” 26 yaşında bir Rus olarak tanımlanmış ve Prens Andrew’un e-postasına sahip olduğu teyit edilmiştir. Bir aydan fazla süre sonra Epstein onu yeniden akşam yemeğine davet etmiş; Andrew ise “çok mahremiyet” sunacağı gerekçesiyle Buckingham Sarayı’nı önermiştir.

Epstein, “özel zamana ihtiyaçları olacağını” yazmıştır. Yayımlanan en çarpıcı belgelerden bazıları, Prens Andrew’u dört ayak üzerinde, yerde yatan bir kızın üzerine eğilmiş gibi gösteren fotoğraflardır.

Tom Barrack, ABD temsilcisi

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi, Suriye Özel Temsilcisi ve Donald Trump’ın kilit bağış toplayıcılarından biri olan Tom Barrack, Epstein belgelerinde geniş biçimde yer almaktadır.

E-postalar, Barrack ile Epstein arasında yakın bir ilişki olduğunu ve Barrack’ın Epstein’i elit siyasal çevrelere bağlamada merkezi bir figür olduğunu gösteren görüşmeleri ortaya koymaktadır.

Mart 2016’da Epstein, 2025’te Lübnanlı gazetecileri “hayvansı” olarak niteleyen aynı Barrack’a, Trump’la dostluğu hakkında “birçok telefon aldığını” ancak yanıt vermemeyi seçtiğini belirttikten kısa süre sonra, “Senin ve çocuğun fotoğraflarını gönder… Beni gülümset.” diye yazmıştır. Bu, Barrack’ın daha önce “bir araya gelip eski günleri yad etmeleri” gerektiği yönündeki önerisini takip etmiştir.

Epstein’in arşivlenmiş takvimleri, Ağustos 2016 için Barrack ile toplantılar planladığını; bunun, Donald Trump’a yakın bağlantılar da dâhil olmak üzere, siyasal çevrelerdeki nüfuzunu yeniden tesis etmeye yönelik daha geniş bir girişimin parçası olduğunu göstermektedir.

Belgeler, Barrack’ın Epstein’in mahkûmiyet sonrası siyasal ve sosyal ağında yer almasını istediği kilit figürlerden biri olduğunu ortaya koymaktadır.

Epstein’in ölümünün ardından Barrack, Birleşik Arap Emirlikleri adına yabancı ajanlık yaptığı iddiasıyla federal suçlamalarla karşı karşıya kalmış, ancak sonunda beraat etmiştir.

E-postalar, Epstein’in 2008’deki cinsel suç mahkumiyeti ve 2019’daki tutuklanması öncesi ve sonrasında Barrack’ın Epstein’le etkileşimlerinin niteliğine ışık tutmakta; Barrack’ın Epstein aracılığıyla etkili siyasal figürlerle süregelen temasını göstermektedir.

2016 tarihli bir e-postada şu ifade yer almaktadır: “Uyarı 12:30 öğle yemeği: Ehud Barak, Tom Barrack ve Vitaly Churkin ile ÖĞLE YEMEĞİ uyarısı.”

Steve Bannon, yönetici ve eski Beyaz Saray baş stratejisti

Popülist stratejist ve Donald Trump’ın ilk dönemindeki en yakın danışmanlarından biri olan Steve Bannon’ın, dosyalarda yer alan yeni yayımlanmış mesajlara göre Epstein’le dikkat çekici derecede yakın bir ilişkisi vardı.

Öne çıkan husus, Trump’ın iç çemberinin merkezindeki rolüne rağmen Bannon’ın Epstein’le sık sık Trump’ı konuşması ve bu yazışmalarda Epstein’in Trump’la alay etmesi ile Bannon’ın Trump üzerindeki etkisini yorumlamasıdır.

İronik biçimde, Trump’ın mevcut dönemindeki gümrük tarifeleri furyasının ortasında, mesajlar 2018’de Bannon’ın Epstein’e “Dostum: Az önce onu Çin’e 400 milyar dolarlık tarifeleri ateşlemeye ikna ettim.” diye yazdığını göstermektedir.

Epstein’in yanıtı daha da dikkat çekicidir: “Yakında gerçek paradan konuşacağız ????,” ardından “Harika iş.” Bannon şöyle cevap verir: “Bu savaş… Xi düşebilir.”

Başka bir mesajda Bannon, Trump’tan alaycı biçimde “‘İstikrarlı Deha’ kendini aşağı çekiyor.” diye bahseder.

Yaklaşık iki saatlik bir video, Bannon’ın Epstein’e cinsel suçlu sınıflandırmasını sorduğunu; Epstein’in kendisini en düşük kategori olan “birinci seviye” olarak tanımladığını göstermektedir.

Thorbjørn Jagland, Nobel Barış Ödülü Komitesi başkanı

Nobel Barış Ödülü Komitesi Başkanı ve eski Norveç Başbakanı Thorbjørn Jagland ile Epstein arasında çok sayıda e-posta alışverişi olduğu, hatta Jagland’ın Epstein’in New York’taki evinde kaldığını gösteren yazışmalar bulunmaktadır.

Mette-Marit, Norveç veliaht prensesi

Benzer şekilde Norveç Veliaht Prensesi Mette-Marit de yıllar boyunca Epstein’le çok sayıda e-posta alışverişinde bulunmuştur.

Larry Summers, eski Harvard başkanı

Eski Harvard Üniversitesi Başkanı ve Bill Clinton ile Barack Obama dönemlerinde ABD Hazine Bakanı olarak görev yapan Larry Summers’ın Epstein’le ilişki içinde olduğu uzun süredir bilinmektedir.

Önceki haberler, Summers’ın Epstein’in vasiyetinin önceki bir sürümünde vasi olarak adının geçtiğini de ortaya koymuştu. 2017 tarihli yeni yayımlanan e-postalar ise Summers ile Epstein’in, Trump’ın ilk başkanlık dönemi sırasında Trump hakkında dedikodu içeren mesajlar paylaştığını göstermektedir.

Leon Black, Apollo Global Management kurucu ortağı ve eski CEO’su

Yeni yayımlanan dosyalar, Apollo Global Management’in kurucu ortağı ve eski CEO’su Leon Black’e yönelik birinci ağızdan iddialar içeren günlük materyallerini kapsamaktadır.

Bu kayıtlarda Black’in 2002 yılında Epstein’in Manhattan’daki evinde 16 yaşındaki bir kıza istismarda bulunduğu iddia edilmektedir. Mahkeme kayıtlarına göre, otizmi ve Down sendromunun nadir bir türü bulunan kızın o dönemde gelişimsel yaşının yaklaşık 12 olduğu değerlendirilmiştir.

Görünürdeki günlüğün bir sayfasında, Sylvia Plath’in 1962 tarihli “Stopped Dead” adlı şiirinin yapıştırılmış bir kopyası ve başlığın yanında el yazısıyla “Leon Black” adı yer almaktadır. Bazı girişlerin şifreli biçimde yazıldığı görülmektedir. “Yalnızca Avukatın Gözü İçindir – Gizli” ibareli ayrı bir belge, bu şifreli materyalin bazı bölümlerini tercüme ve deşifre ediyor gibi görünmekte ve ciddi fiziksel istismar iddiaları içeren kayıtlar barındırmaktadır.

CEO Marc Rowan liderliğindeki Apollo Global Management, Forbes’a göre, 2025 itibarıyla yaklaşık 785 milyar dolar yönetilen varlıkla dünyanın en büyük alternatif yatırım şirketleri arasında yer almaktadır.

2023’te Apollo, İsrail’in önde gelen sigorta gruplarından The Phoenix Holdings ile İsrail ve uluslararası alanda yatırım fırsatlarına erişmeyi hedefleyen ve 100 milyar doların üzerinde varlık yönetimini amaçlayan bir ortaklık duyurmuştur. Şirket, İsrail ile güçlü ve aktif yatırım bağları bulunan büyük bir ABD merkezli alternatif varlık yöneticisidir. Marc Rowan’ın, hem “Barış Kurulu” hem de Gazze’nin Yönetimi Ulusal Komitesi’nin yürütme kurullarına katılması planlanmaktadır.

Yeni yayımlanan Epstein dosyaları, Rowan’ın Epstein’le 2008’de reşit olmayan birinden fuhuş talep etmekten suçunu kabul etmesinin ardından, 2010’ların ortalarında temasını sürdürdüğünü göstermektedir.

Belgeler, Rowan ile Epstein arasında Apollo’nun “vergi alacağı anlaşması”nın (TRA) değeri hakkında tekrarlanan yazışmaları ortaya koymaktadır.

Mart 2016’da Rowan, Epstein’e ayrıntılı bir iç TRA hesaplaması göndermiştir. Epstein, ekli bir görseli indiremediğini yazmış; Rowan da “hesaplama detayını alıyorum” diye yanıtlamıştır.

Bill Gates, Microsoft kurucu ortağı

Amerikalı iş insanı, hayırsever ve Microsoft’un kurucu ortağı Bill Gates’in Epstein’le ilişkisi, daha önce belgelenmiş olmakla birlikte, Epstein’in hesabında bulunan 2013 tarihli bir e-posta taslağının Gates’te bir ihanet duygusu yarattığını ortaya koymasıyla yeniden tartışma konusu olmuştur.

Ticari anlaşmaların yanı sıra, e-posta cinsel yolla bulaşan bir hastalıkla ilgili endişeleri ve diğer kişisel meseleleri dile getirmekte; hatta Epstein’in Gates’e, Gates’in eski eşi Melinda’ya “gizlice verebileceği” antibiyotikleri sağladığını ima etmektedir.

Elon Musk, SpaceX ve Tesla CEO’su

İş insanı ve Trump’ın eski üst düzey danışmanı Elon Musk, daha önce Epstein’in özel adasını ziyaret etmeyi reddettiğini iddia etmişti. Ancak yeni yayımlanan belgeler, SpaceX ve Tesla’nın CEO’su, X’in sahibi ve Neuralink’in kurucu ortağı olan Musk’ın, daha önceki açıklamalarıyla çelişecek şekilde, aktif olarak bir ziyaret ayarlamaya çalıştığını göstermektedir.

Howard Lutnick, Cantor Fitzgerald, L.P. eski CEO’su ve yönetim kurulu başkanı

Aralık 2012’de, halen Trump’ın Ticaret Bakanı olan Howard Lutnick, teknesinin kaptanının Epstein’in adasıyla akşam yemeği için buluşabilmesi amacıyla koordinatları almak üzere Epstein’le iletişim kurmuştur.

Daha sonra 2015’te Epstein’i Hillary Clinton için düzenlenen bir siyasal bağış toplama etkinliğine davet etmiştir.

Sergey Brin, Google kurucu ortağı

Google’ın kurucu ortağı Sergey Brin, 2003 yılında Ghislaine Maxwell ile dönemin Google CEO’su Eric Schmidt’i Epstein’in New York’taki evindeki bir akşam yemeğine getirmeyi önerdiği çeşitli mesajlar paylaşmıştır.

Ayrı bir mahkeme ifadesinde, Epstein tarafından istismara uğradığını ileri süren Sarah Ransome, Brin ve o dönemdeki nişanlısı Anne Wojcicki ile Epstein’in özel adasında karşılaştığını söylemiştir.

Richard Branson, Virgin Group kurucusu

Virgin Group’un kurucusu Richard Branson’ın, son belge yayımlarından önce de Epstein’le tanışık olduğu biliniyordu; ancak yeni materyaller ek ayrıntılar ortaya koymaktadır.

2013 tarihli bir e-posta, Branson’ın Epstein’e, “haremini getirmen” şartıyla görüşmekten memnuniyet duyacağını söylediğini göstermektedir.

Branson ayrıca, Epstein cinsel suçlu olarak kaydolmak zorunda kaldıktan sonra, Bill Gates’i referans olarak kullanmasını tavsiye etmiştir.

Martha Stewart, perakende sektörü iş kadını

2013 tarihli bir e-posta, Epstein’in asistanı Lesley Groff’un, Martha Stewart’ın o dönemki asistanıyla Epstein’in telefon numarasını paylaşıp paylaşamayacağını sorduğunu göstermektedir.

Groff daha sonra Stewart’ın bağlantısıyla, Epstein, Woody Allen ve Soon-Yi Previn’in de katılacağı bir akşam yemeği ayarlamak üzere e-posta göndermiş ve Epstein’in New York adresini eklemiştir.

Steve Tisch, New York Giants ortak sahibi

New York Giants’ın ortak sahibi Steve Tisch, Epstein’le, Epstein’in evinde tanıştığı bir kadın hakkında yazışmış; kadının “fahişe” olup olmadığını sormuştur.

Epstein, kadını “Tahiti’li, çoğunlukla Fransızca konuşuyor, egzotik” olarak tanımlamış ve “fahişe” olmadığını söyleyerek Tisch’i temin etmiştir.

Josh Harris, NFL Washington Commanders ortak sahibi

NFL’in Washington Commanders, NBA’in Philadelphia 76ers ve NHL’in New Jersey Devils takımlarının milyarder ortak sahibi Josh Harris, Epstein dosyalarında defalarca yer almaktadır.

Önceki ifşalar, Epstein’in Harris’i 2014’te, Bill Gates’in de katılmasının beklendiği “samimi” bir kahvaltıya davet ettiğini göstermişti.

Son belgeler, Harris’in gerçekten katıldığını doğrulamakta; Harris’in Epstein’e “Evet, çok isterim. Davet ettiğiniz için teşekkür ederim.” diye yazdığını ortaya koymaktadır.

Casey Wasserman, LA 2028 Olimpiyat Komitesi başkanı

E-postalar, LA 2028 Olimpiyat Komitesi Başkanı Wasserman’ın Maxwell ile flörtöz mesajlar paylaştığını göstermektedir.

Woody Allen, film yapımcısı ve oyuncu

Woody Allen, Deepak Chopra’nın da dâhil olduğu e-postalar aracılığıyla koordine edilen çok sayıda Epstein bağlantılı akşam yemeğinde yer almıştır.

Deepak Chopra, yazar

Hint kökenli Amerikalı yazar, yeni çağ gurusu ve alternatif tıp savunucusu Deepak Chopra, Epstein’le sık sık yazışmış; haber makaleleri paylaşmış ve görüşmeler ayarlamıştır.

Peter Attia, fenomen

Yaşlanma karşıtı fenomen Peter Attia, Epstein’le yüzlerce e-posta alışverişinde bulunmuş; 2018 Miami Herald haberinde Epstein’in mağdurlarının teşhir edilmesine dair tartışmalar da buna dâhildir.

Attia, Epstein’le kamuoyunda ilişkilendirilmenin hassas olduğunun farkında olduğunu kabul ederken, cinsel eylemler ve anatomi hakkında şakalar yapmıştır.

Katie Couric, gazeteci ve TV sunucusu

Gazeteci ve TV sunucusu Katie Couric, 2010 yılında bir akşam yemeğine katılmak için Epstein’e e-posta göndermiş; “lezzetli lazanya” için teşekkür etmiş ve “Brooks” ile diğer arkadaşların da yer aldığı eklektik konuk listesinden söz etmiştir.

2011’de çay davetini reddetmiş; bunun üzerine Epstein ve Andrew adlı bir ortak hayal kırıklığını dile getirmiştir. Couric, bu akşam yemeklerini 2021 tarihli anı kitabında anlatmıştır.

Bret Ratner, film yönetmeni

Melania Trump’ın filminin yönetmeni Bret Ratner, Epstein’le birlikte genç kadınları kucakladığı fotoğraflarda yer almaktadır.

Epstein ve İsrail’e daha derinlemesine

Yeni yayımlanan Epstein dosyalarında öne çıkan figürlerden biri, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’tır.

Belgeler, Barak’ın Epstein’le, Epstein’in 2008’de Florida’da cinsel suçlardan mahkum edilmesinden çok sonra bile, yıllar boyunca temasını sürdürdüğünü göstermektedir.

Yazışmalar, 2017’de Epstein’in New York’taki evinde kalma planları da dahil olmak üzere ziyaretleri, toplantıları ve telefon görüşmelerini ayrıntılandırmaktadır.

Barak, Epstein’in özel uçağıyla seyahat ettiğini ve mülklerini ziyaret ettiğini kabul etmiş, ancak uygunsuz davranışlara veya partilere tanık olmadığını ileri sürmüştür.

Dosyalar ayrıca Barak’ın medya konularında Epstein’den yardım istediğini ortaya koymaktadır.

Bir e-postada, İsrail Kanal 2’nin Hillary Clinton’la özel bir röportaj ayarladığını, rakip Kanal 10 için de Donald Trump’la benzer bir röportaj yapılması adına Epstein’in girişimde bulunmasını istemiş; bunun “İsraillilerin büyük bir yüzdesine ve İsrail’deki ABD vatandaşlarının çoğuna” ulaşacağını belirtmiştir. Kanal 10’un baş sunucusunu göndereceğini eklemiş; onu “yetenekli, pozitif (sarışın) bir hanım” olarak tanımlamıştır.

Yeni yayımlanan bir ses kaydı, Barak ile Epstein arasında İsrail’e büyük ölçekli göç üzerine özel bir konuşmayı kaydetmektedir.

Barak, 1990’ların Sovyet sonrası dalgasında yaklaşık bir milyon yeni göçmenin gelişiyle yaşanan dönüşüme atıfla, İsrail’in ek Rusça konuşan göçmenleri absorbe etme kapasitesini tartışmaktadır. Bu önceki göçün iş gücü piyasasını, askeri bileşimi ve siyasal manzarayı nasıl yeniden şekillendirdiğini anlatmakta ve kontrollü göçün daha geniş demografik, ekonomik ve kültürel değişimi tetikleme potansiyelini vurgulamaktadır.

Barak, entegrasyon örneği olarak askerî birliklerdeki hibrit Rus-İsrail isimlerine dikkat çekmektedir.

Epstein, bu politikaların kapsamı ve amacı konusunda şüpheci görünürken, Barak “dramatik” dönüşüm potansiyelini vurgulamaktadır.

Diğer belgeler, gizli bir FBI muhbirinin (CHS) Epstein’in bir İsrail casusu olduğuna inandığını göstermektedir.

Muhbire göre, Epstein’in avukatı Alan Dershowitz, dönemin ABD Savcısı Alex Ocasio’ya Epstein’in hem ABD hem de müttefik istihbaratlarla çalıştığını söylemiştir.

Belgede şu ifade yer almaktadır: “CHS, Dershowitz ile Epstein arasındaki telefon görüşmelerini paylaştı; bu görüşmeler sırasında notlar aldı. Bu görüşmelerden sonra Mossad, Dershowitz’i arayarak bilgilendirme yapardı. Epstein, eski İsrail Başbakanı Ehud Barak’a yakındı ve onun gözetiminde casus olarak eğitildi.”

Kaynak ayrıca, Dershowitz’in kendilerine, “Genç olsaydım, İsrail İstihbaratı (Mossad) ajanı olarak bir elektroşok silahı taşıyor olurdum.” dediğini aktarmıştır.

Dosyalar, Epstein’in Barak’a ticari girişimler konusunda danışmanlık yaptığını da ortaya koymaktadır. 2013 tarihli bir ses kaydında Epstein, Peter Thiel’in kurucu ortaklarından olduğu yapay zekâ gözetim şirketi Palantir’i tartışmış ve Barak’ın yönetim kuruluna katılabileceğini önermiştir.

2015’te Barak ve Epstein, Barak’ın başkan olduğu güvenlik teknolojisi girişimi Reporty Homeland Security’yi (şimdiki adıyla Carbyne) birlikte kurmuştur.

2025’te New York Times muhabiri Michael Steinberger tarafından kaleme alınan “The Philosopher in the Valley: Alex Karp, Palantir, and the Rise of the Surveillance State/ Vadideki Filozof: Alex Karp, Palantir ve Gözetim Devletinin Yükselişi” adlı Palantir CEO’su Alex Karp biyografisinin, ABD merkezli yapay zekâ gözetim şirketinin İsrail’in 2024’te Lübnan’da gerçekleştirdiği “çağrı cihazı ve telsiz” saldırılarında doğrudan rol oynadığını ortaya koyması dikkat çekicidir.

Kitaba göre, İsrail’in Mossad’ı 2024’te Gazze ve Lübnan’daki tırmanmadan önce bile Palantir teknolojisini kullanıyordu.

7 Ekim olaylarının ardından Steinberger, İsrail’in Şin Bet’i ve ordusunun “Palantir yazılımını temin etmeye çalıştığını” ve bunun ABD şirketini konuşlandırmayı hızlandırmaya sevk ettiğini yazmaktadır. “Palantir’in yardımına olan talep o kadar büyüktü ki şirket, İsrailli kullanıcıları çevrimiçi hale getirmeye yardımcı olmak için Londra’dan bir mühendis ekibi gönderdi,” diye yazar.

Ayrıca Palantir’in Tel Aviv ofisinde ek bir kat kiralayarak İsrailli istihbarat analistlerini eğittiğini ve operasyonel kapasiteyi genişlettiğini belirtir.

Belgeler, eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’e danışmanlık çalışmaları için yapılan büyük ödemelere dair tartışmaları da içermekte; Barak ve Epstein, bu paranın ne kadarının Blair’e, ne kadarının aracı kişilere gittiğini sorgulamaktadır.

Genel olarak dosyalar, Barak’ın Epstein’le kapsamlı siyasal ve ticari etkileşimlerini göstermekte ve uluslararası, siyasal ve teknolojik alanlarda iş birliğinin derinliğini ortaya koymaktadır.

The Cradle’a göre, Epstein dosyaları ayrıca Jeffrey Epstein’in İsrail ordusuna ve işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşimleri desteklemesiyle bilinen Yahudi Ulusal Fonu’na (JNF) para aktardığını göstermektedir.

Epstein’in hayır vakfı COUQ’a ilişkin 2005 tarihli IRS belgeleri, İsrail’in askeri altyapısını desteklemek için bağış toplayan ABD merkezli Friends of the Israel Defense Forces’a (FIDF) 25 bin dolarlık bir katkıyı listelemektedir.

2008’de, pedofil ve insan ticaretiyle ilgili suçlamalarla ilişkin suçlamalarla karşı karşıyayken Epstein İsrail’e seyahat etmiş ve FIDF Başkanı Benny Shabtai ile birlikte askeri üsleri gezmiştir. Aynı IRS kayıtları, Filistin topraklarının yerleşim genişlemesi için ele geçirilmesinde rol oynayan JNF’ye 15 bin dolarlık bir bağışı da göstermektedir. COUQ ayrıca Harvard ve Columbia üniversitelerine ve üniversite kampüslerinde Siyonizm’i ve İsrail yanlısı savunuculuğu teşvik eden ABD’li Hillel International’a bağışlarda bulunmuştur.

2019 tarihli bir New York Times araştırması, COUQ’un Victoria’s Secret’ın sahibi milyarder Leslie H. Wexner’le bağlantılı hayır kuruluşlarından yaklaşık 21 milyon dolar değerinde hisse ve nakit aldığını bildirmiştir. Ayrı olarak, Epstein bağlantılı başka bir vakıf olan Gratitude America, 2015’te özel sermaye milyarderi Leon D. Black ile bağlantılı bir şirketten 10 milyon dolarlık bir katkı almıştır.

Derine indikçe dosyalar kararıyor…

Dosyalar, incelendikçe daha da kararan, son derece rahatsız edici ayrıntılar ortaya koymaktadır.

Bazı ifşalar medya kuruluşlarında öne çıkarken, diğerleri sessizce göz ardı edilmiş veya kenara itilmiştir. Bu da son dönemde ortaya çıkan en sonuç doğurucu bulgulardan birkaçını vurgulamayı daha da önemli kılmaktadır.

IŞİD ve el-Kaide

Bu e-postada Epstein, ABD dış politikasındaki tutarsızlığı eleştiriyor gibi görünmekte; Washington’un birleşik bir karar alma sistemi olarak hareket etmediğini savunurken, el-Nusra’nın da ABD tarafından desteklendiğini de göstermektedir.

Bu önemli olaylara ilişkin tüm konuşmanın, o dönemde bilinen herhangi bir siyasal rolü olmayan Epstein ile Amerikalı milyarder mirasçı ve iş insanı Thomas Pritzker arasında geçmesi dikkat çekicidir.

E-postanın ayrıntılı incelenmesi, ABD’nin terör örgütü olarak tanımladığı gruplara verdiği desteği ve Epstein ile Pritzker arasında 2016’da yapılan bu yazışmalar sırasında ABD güç yapılarındaki derin çelişkileri öne çıkarmaktadır.

Epstein 5 Eylül 2016’da saat 18:33’te şöyle yazmıştır: “Çıkarılacak ana sonuç, ABD’nin tek bir sesle hareket etmediği; Beyaz Saray, Pentagon, dışişleri, CIA... Nusra’ya destek, Kürtlere saldırı, ama aynı zamanda silahlandırma vb.”

ABD’nin “tek bir sesle” hareket etmediğini söyleyerek Epstein, özellikle Beyaz Saray, Pentagon, Dışişleri Bakanlığı ve CIA arasında gördüğü derin çelişkileri tarif etmektedir. Bu çelişkileri sahadaki ABD davranışlarıyla açıkça ilişkilendirmekte; ABD destekli bazı güçler, özellikle Kürt gruplar, saldırıya uğrarken veya zayıflatılırken, ABD devletinin diğer kollarının el-Nusra gibi terörist grupları aynı anda desteklediğini ima etmektedir. “Nusra’ya destek, Kürtlere saldırı, ama silahlandırma” ifadesi bunu yansıtmaktadır.

Pritzker aynı gün 19:59’da şu yanıtı vermiştir: “Evet. Bu yönetimin yaklaşımı için bir istihbarat terimi var: ‘Tam bir fiyasko’. Çin Güney Çin Denizi’nde üsler inşa etmeye başladığında ‘seyir serbestisi’ seferleri düzenledik. Bu, geminin hangi sistemlerinin açık hangi sistemlerinin kapalı olduğunu tanımlayan teknik bir süreçtir. Pentagon ayrıntıları gönderir ve Susan Rice sistemleri bir protokol değil seçenekler menüsü olarak görür. Pentagon’u geçersiz kılar ve hangi sistemlerin açık veya kapalı olacağını emreder. Sonuçta Beyaz Saray, seyir serbestisi seferlerinin tasarlandığı meydan okumayı sulandırdı. Kahire’de dile getirilen bir dış politika stratejisi vardı. Bu başarısız bir stratejiydi ve başarısızlığı açık olduğunda da değişmedi. Ehud’un Kahire’yi ilk duyduğunda ne düşündüğünü merak ediyorum. İyi bir örnek Irak’tan tam çekilme (askeri, diplomatik ve ekonomik) ve ardından Maliki’ye pasif destek; o da Sünnileri katletti ve IŞİD’i rasyonel bir alternatif haline getirdi.”

Pritzker, Epstein’in değerlendirmesini onaylamakta ve Obama yönetiminin dış politikasını, münferit hatalar değil sistematik bir işlev bozukluğu olarak niteleyip “tam bir karmaşa” ifadesini kullanmaktadır.

Güney Çin Denizi’ndeki “seyir serbestisi” operasyonlarını örnek göstererek, bunların sabit askeri prosedürleri izlemesi gerekirken, Beyaz Saray’dan gelen siyasal müdahalelerin—özellikle dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı Susan Rice’a atfederek—bu protokolleri ayarlanabilir siyasal tercihlere dönüştürdüğünü savunmakta ve bunun Çin’le hedeflenen meydan okumayı zayıflattığını ileri sürmektedir.

Pritzker daha sonra bu işlev bozukluğunu, Barack Obama’nın 2009 Kahire konuşmasında sunulan daha geniş dış politika vizyonu içine yerleştirir; bu stratejiyi başarısız olarak nitelendirir ve bölgede yıkıcı sonuçlara dair kanıtlar artmasına rağmen yönetimin bunu sürdürdüğünü iddia eder.

“Ehud’un Kahire’yi ilk duyduğunda ne düşündüğünü merak ediyorum… Irak’tan tam çekilme ve ardından Maliki’ye pasif destek; o da Sünnileri katletti ve IŞİD’i rasyonel bir alternatif haline getirdi.”

Ehud Barak’a yapılan bu atıf, ABD-İsrail eşgüdümü ve bölgesel savaşlar konusunda doğrudan deneyime sahip üst düzey bir İsrailli figürün yargısına başvurmayı ima etmekte; İsrail’in ABD ve bölge üzerindeki etkisini vurgulamaktadır.

Bu bağlamda Barak, “ciddi” bölgesel uzmanlığın ölçütü olarak konumlandırılmakta; ABD-İsrail güç mimarisine gömülü olanların bu konuşmayı, bölgedeki hakimiyet, işgal ve güç projeksiyonunun gerçeklerinden kopuk olarak derhal göreceği ima edilmektedir.

Barak’ın adı Irak örneğinden hemen önce anılarak, İsrailli stratejik değerlendirmelerin ABD politika sonuçlarının eleştirisiyle bağlanması sağlanmaktadır.

Pritzker’in argümanı, Irak’ı bir uygulama hatası olarak değil, ABD politikasının—geri çekilme veya sınırlama diliyle çerçevelense bile—mezhepsel şiddeti ve devlet çöküşünü yeniden ürettiğinin kanıtı olarak görecek figürler gibi Barak’ı işaret etmektedir.

Bu çerçevede IŞİD’in yükselişi öngörülemez bir sonuç değil, ABD’nin çekilmesi ile seçici siyasal destek birleşiminin öngörülebilir bir ürünü olarak sunulmaktadır.

Yazışma Epstein’in şu satırıyla devam etmektedir: “Nusra, IŞİD, el-Kaide, Jaba, Hamas, liderlerin hepsi Donald Wild’ı tercih ediyor.”

Burada Epstein, ABD’nin terörist olarak etiketlediği çeşitli grupların liderlerinin Donald Trump’ı tercih ettiğini; öngörülemezliğin, kurumsal çöküşün veya diplomasiye açık düşmanlığın hedefleri açısından avantajlı görüldüğünü ima etmektedir.

“Türkiye, Irak’tan gelen Nusra militanları konusunda Nusra’yı önceden uyarıyor. Katliam. – Rusya Erdoğan’a darbe konusunda haber uçuruyor. – ABD IŞİD’e Palmira için geçiş izni veriyor. … Esad’ın desteği yok, o yüzden kalacak. ! . Türkiye’de nükleer üs. İran’da Sovyet savunması... Yemen’de Suudi... Mısır tüm mali desteğini kaybetmek üzere... Ürdün’de 1 milyon mülteci var. Aynı şekilde Lübnan’da.”

Bu e-posta yalnızca Epstein’in siyasal meselelerle ne kadar derinden ilgili olduğunu değil, ABD’nin Palmira’da IŞİD’e “geçiş izni verdiği” yönündeki ifadesinin, Washington’un Suriye devletine karşı daha geniş hedefleriyle uyumlu olduğunda IŞİD’in ilerlemesine seçici biçimde müdahale etmediği inancını da yansıttığını göstermektedir. Özellikle çarpıcı olan, bu analizlerin, o sırada resmî bir hükümet veya politika yapım rolü bulunmayan Epstein ve Thomas Pritzker’den gelmesidir.

Hüküm giymiş bir cinsel suçlu ile milyarder bir iş insanının ABD’nin Suriye, Irak ve ötesindeki stratejisini tartışıyor ve eleştiriyor olması, Amerikan dış politika çevrelerinin elit nüfuza ve gayriresmi ağlara ne kadar geçirgen olduğunu göstermektedir.

Bu durum, kritik stratejik kararların ve değerlendirmelerin yalnızca resmi kanallarla sınırlı kalmadığını; bölgesel sonuçlarda kendi çıkarları olabilecek varlıklı özel aktörler tarafından da yakından izlenip yorumlandığını düşündürmektedir.

“SOMALIWOOD STUDIOS”

2012’de Steven Sinofsky’ye—Amerikalı iş insanı, yatırımcı ve Microsoft’un Windows Bölümü’nün eski başkanı—gönderilen e-postalardan birinin konu satırı “eğlenceli bir fikrim var” şeklindeydi. Bu “eğlenceli” fikrin içeriği, bağlam göz önüne alındığında özellikle dikkat çekicidir.

Sinofsky’nin 13 Kasım 2012’de Microsoft’tan istifa ettiği ve Epstein’in Florida’daki 2008 cinsel suç mahkumiyetinden sonra ancak Sinofsky’nin ayrılmasından önce, kimliği bilinmeyen bir kişiden Sinofsky’ye gönderilen ve Epstein’in cc’ye eklendiği yazışmanın gerçekleştiği not edilmelidir.

E-posta, bilinmeyen göndericinin “Bunu LA’daki çocuklarla konuşmalıyız.” demesiyle başlamakta ve “Afrika film endüstrisini profesyonelleştiren küçük bir grup kursak ne olur?” önerisini getirmektedir.

Gönderici, Nijerya’daki Nollywood’a atıfta bulunmakta; “Şu anda Nollywood (Nijerya’da) denen küçük bir hareket var ve oradaki büyük patron bir YGL. Kimsenin filmi nasıl ‘yapacağını’ bilmemesinin ne kadar zor olduğunu anlatıyordu.” demektedir. Ardından sözde “eğlenceli fikir” gelmektedir: “Ama… Somaliland’da küçük bir stüdyo kurabilir ve adını SOMALIWOOD STUDIOS koyabiliriz,” diye ekleyerek “ne kadar havalı çekimler olacağını hayal et… plajlar, çöl vb.” demektedir.

Özellikle dikkat çekici olan, e-postanın projeyi ahlaken sağlam bir girişim olarak çerçeveleme biçimidir; orada “ahlaksız” hiçbir şeyin çekilmeyeceğini vurgulamaktadır: “Müslümanları ve her türden grubu orada film çekmeye davet edebiliriz. Misyonun bir parçası olarak ahlaksız hiçbir şeyin çekilmesine izin vermemeyi koyarız.”

Bu vurgunun, Epstein’in kamuoyundaki imajını rehabilite etmeye yönelik bir girişim olabileceği makul bir spekülasyondur. Yüzeyde e-posta kültürel veya hayırsever bir açı sunmaktadır. Ancak Epstein’in reşit olmayanları cinsel ilişki için temin etmekten hüküm giymiş olması göz önüne alındığında, “ahlaksız” içeriği yasaklamaya dair bir ifadenin hemen ardından “Susam Sokağı tarzı şeyler (Afrikalı çocuklar için çocuk programları vb.) yapabiliriz” denmesi ve “Orada ciddi bir teknik kapasite var. Herhangi biriyle yarışacak bir CGI tesisi kurabiliriz” eklemesi tuhaf ve derinden rahatsız edicidir. Gönderici hatta “Jeffrey’yi de kopyalıyorum çünkü onun da bunun ÇOK ÇOK EĞLENCELİ olacağını düşünebileceğini” not düşmekte ve “Filmler ürünlere çok benzer.” demektedir.

Bu, ciddi sorular doğurmaktadır. Bilinmeyen bir kişi neden hüküm giymiş bir pedofille Afrika’da bir medya girişimi üzerine beyin fırtınası yapıyor ve bu neden Microsoft’un Windows Bölümü’nün o dönemki başkanına gönderiliyor? Anlık absürtlüğün ötesinde, e-posta güçlü kişilerin küresel kültürü—Hollywood’dan gelişen medya pazarlarına—şekillendirmek için nüfuzlarını nasıl kullandıklarına ve çoğu zaman bunun ne kadar şeffaflıktan uzak olduğuna işaret etmektedir.

“SOMALIWOOD STUDIOS” fikri, varlıklı elitlerin ve hüküm giymiş suçluların küresel eğlence, yumuşak güç ve algı yönetiminde nasıl iç içe geçebildiğini incelemek için bir mercek hâline gelmektedir. Ancak hikâye burada bitmemektedir. Somaliland’da bir stüdyo kurma önerisi, son gelişmeler ışığında yeni bir anlam kazanmaktadır.

Reuters’a göre, Şubat 2026 başı itibarıyla Somaliland, İsrail rejimiyle bir ticaret anlaşmasını sonuçlandırmaya hazırlanmaktadır. Bu, Aralık 2025’te İsrail’in Somaliland’ı tanımasının ardından gelmiştir; bu tanıma, onlarca yıllık uluslararası tanınma arayışına rağmen Somaliland’ı resmen tanıyan tek varlık olmuştur. İsrail hızla bağları pekiştirmeye yönelmiş; Başbakan Benyamin Netanyahu tarım, sağlık, teknoloji ve ekonomik sektörlerde iş birliği planlarını açıklamıştır.

Yahudi üstünlüğü mü?

2017 tarihli dikkat çekici bir e-postada Masha Drokova adlı bir kadın, “zeki insanları” bulmak için kriterler tespit ettiğini söyleyerek Epstein’e yazmıştır. “Zeki insanları bulmak için kriterler buldum,” diye yazan Drokova, “Ne kadar Yahudiysen o kadar zekisin. Sen %98 Yahudisin. Çok zekisin. Eski patronum %78 Yahudi. Süper zeki, senden daha az zeki. Yakın bir arkadaşım/iş ortağım %99,3 Yahudi. Aşırı derecede zeki.” demiştir.

Drokova, zekâyı açıkça Yahudi kökeniyle ilişkilendirmiş; bir kişinin ne kadar Yahudi olduğuna bağlı olarak ne kadar zeki olduğu imasında bulunmuştur; bu mantık kelimesi kelimesine alındığında, Yahudi olmayanların zeki olmadığı sonucuna varmaktadır. Bir sonraki önerisi de aynı derecede çarpıcıdır: “Tüm Yahudileri alalım, kaynaklama akrabalar üzerinden yapılabilir. 23&me testi yaptırsınlar. %98 Yahudi olan herkes için etkinlik yapalım. Ayrıca hepsi dindar değil.”

Başka bir deyişle, Drokova DNA testleriyle Yahudileri taramayı ve belirli bir “yüzdenin” üzerindekiler için münhasır bir etkinlik düzenlemeyi önermiştir. E-postayı şu soruyla bitirmiştir: “Sence mantıklı mı, değil mi?” Bu e-posta yalnızca tuhaf önermesiyle değil, alttaki tutumla da ifşa edicidir: etnisiteyi ve zekâyı ölçülebilir, dışlayıcı ve manipüle edilebilir olarak ele almakta; Epstein’in ağında dolaşan elitist, sözde bilimsel düşünceyi ve etnik stereotipleme ile dışlayıcı pratiklerin nasıl olağanlaştırıldığını çarpıcı biçimde göstermektedir.

Pandemi

Yeni yayımlanan Epstein dosyalarındaki birden fazla e-posta bir pandemi senaryosunu tartışmaktadır.

Çevrimiçi gözlemciler bu e-postaları not etmiş ve özellikle Gates Ventures (eski adıyla bgC3) ile ilgili bir mesaj üzerinden COVID-19’a olası bağlantılar hakkında spekülasyon yapmıştır.

E-posta, Larry Cohen ile kimliği karartılmış bir göndericinin, göndericinin bgC3’teki zamanı ile ilgili “teslimatlar” hazırlamakla görevlendirildiğini göstermektedir.

Bu teslimatlar arasında şu şekilde tanımlanan bir plan da yer almaktadır: “Suş pandemisi durumu için takip önerileri ve/veya teknik şartnameler.”

Epstein’i doğrudan COVID-19 salgınına bağlayan somut bir kanıt bulunmasa da, e-postalar ciddi sorular doğurmaktadır: Epstein neden pandemi planlaması tartışmalarına dâhildi ve yüksek profilli ortaklardan oluşan ağının halk sağlığı girişimleri ve biyoteknolojik projeler üzerinde ne tür bir etkisi vardı?

Epstein Gerçeği

Bu yazıda sunulan bilgiler, “Epstein Gerçeği” olarak tanımlanabilecek şeyin yalnızca bir parçasını temsil etmektedir. Bu terim bilinçli olarak kullanılmaktadır.

Epstein Dosyaları ve Jeffrey Epstein’in hikâyesi, yalnızca tek bir suçlunun anlatısı değil; emperyal güç yapıları tarafından üretilen ve siyasal, mali ve askeri elitler tarafından sürdürülen daha geniş bir sistemin penceresidir. Bu sistem soyut değildir. Dünyanın dört bir yanında milyonların çektiği acılarla maddi olarak bağlantılıdır.

Herkesi etkilediğini söylemek aşırı gelebilir, ancak Epstein Dosyaları hayati bir şeyi göstermiştir: Bu ağın erişiminin dışında kimse yoktur ve onun içindeki kişilerin sonuçlarından gerçekten kimse güvende değildir. Bunlar marjinal figürler değildir. Güce sahip kişilerdir: veriyi kontrol edenler, anlatıları şekillendirenler, savaşları finanse edenler ve soykırımı mümkün kılanlar.

Dosyalar ayrıca partizan ahlak yanılsamasını da parçalamaktadır. Belgelerde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler birlikte yer almakta; sistemin, aynı elit ağlar dokunulmaz, hesap vermez ve sağlam kalırken, sahte seçenekler sunarak—şu partiye karşı bu parti—kendini nasıl koruduğunu ortaya koymaktadır.

Epstein Gerçeği karanlıktır. Epstein’in kendisi, resmi olarak “intihar” olarak nitelendirilen bir şekilde, yargılanmayı beklerken hayatını kaybetti. Ancak ölümü, onu mümkün kılan sistemi ortadan kaldırmadı. Bu dünyanın diğer Epstein’leri hâlâ hayatta, hâlâ nüfuz sahibi, hâlâ korunmaktadır.

Milyonlarca belge artık yayımlandı. Defalarca arandı, arşivlendi ve atıf yapıldı. Ancak daha acil soru büyük ölçüde sorulmadan kalıyor: Bu denli kanıt neden hâlâ adalet üretemiyor? Suçluları neden hesap verebilir kılamıyor? Cezalandırılması gerekenleri neden mahkum edemiyor?

Belgelenmiş bir soykırım İsrail için hesap verebilirlik getirmemişse, Epstein Gerçeği’nin sürmesi şaşırtıcı değildir. Asıl soru, neden ezilen halklardan sürekli direnişi terk etmeleri istenirken, şiddet, sömürü ve cezasızlık üreten sistemlere dokunulmadığıdır.

Nihayetinde emperyalizmin gerçek yüzü budur: ezici kanıtların adalet üretmediği, gücün sonuçlardan yalıtıldığı ve direnişin mahkûm edilirken şiddetin normalleştirildiği bir sistem.

 

Çeviri: YDH