İsrail'den itiraf: İran füze cephaneliği savunma sistemlerini aşabilir

img
İsrail'den itiraf: İran füze cephaneliği savunma sistemlerini aşabilir YDH

İsrailli savunma yetkililerinin Washington ile paylaştığı gizli raporlar, İran’ın hızla büyüyen balistik füze cephaneliğinin İsrail’in çok katmanlı hava savunma mimarisi için "varoluşsal bir tehdit" haline geldiğini ortaya koydu.




YDH - İsrail ordu yetkilileri, Washington ile yürüttükleri gizli görüşmelerde, ülkenin gelişmiş çok katmanlı hava savunma mimarisinin, İran'ın hızla genişleyen balistik füze envanterine karşı mutlak koruma sağlayamayacağını kabul etti.

Defense Security Asia portalının aktardığına göre üst düzey bir askeri yetkili, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "İsrail, İran'ın balistik füzeleriyle bir arada yaşayamaz. Bu füzeler sadece sınırlı bir askeri meydan okuma değil, varoluşsal bir tehdittir" uyarısında bulundu.

Bu itiraf, 2025 yılının haziran ayında yaşanan 12 Gün Savaşı'nın ardından yapılan kapsamlı bir yeniden değerlendirmeyi yansıtıyor.

Söz konusu çatışmada İran, İsrail'in savunma ağını doyurmak amacıyla koordineli dalgalar halinde 550'den fazla balistik füze fırlatmış; engelleme oranlarının yüzde 86'ya ulaştığı bildirilmesine rağmen savunma sistemindeki yapısal zayıflıklar gün yüzüne çıkmıştı.

İran'ın cephaneliği 2027 yılına kadar 5 bin füzeye ulaşabilir

İsrailli savunma planlamacıları, 2025 çatışmasından sonra yaklaşık 2 bin ila 3 bin birim olduğu tahmin edilen İran füze stokunun, ayda yaklaşık 100 füzelik mevcut üretim hızı kesintiye uğramazsa, 2027 yılına kadar en az 5 bin füzeye çıkabileceğini öngörüyor.

En kötü durum senaryolarına dayanan modellemeler, bu sayının on yılın sonunda 8 bin ila 10 bin füzeye kadar yükselebileceğine işaret ediyor.

ABD'li muhataplarla tartışılan bu tahminler, İran'ın füze programını yalnızca niceliksel bir artış olarak değil, teknolojik açıdan en gelişmiş önleme sistemlerini bile felç edebilecek yapısal bir tırmanma olarak tanımlıyor.

Yetkililer, sürdürülebilir "doyurma savaşı" taktiklerinin, önleyici füze stoklarını, radar işleme kapasitelerini ve komuta-kontrol dirençlerini aşırı baskı altına alabileceğini belirtiyor.

Maliyet asimetrisi savunma stratejilerini zayıflatıyor

Stratejik gerilimin merkezinde, İran balistik füzelerinin 200 bin ila 500 bin dolar arasındaki görece düşük üretim maliyeti ile bunları durdurmak için kullanılan önleyicilerin birim başına 1 milyon ila 3 milyon doları bulan yüksek maliyeti arasındaki asimetri yer alıyor.

Bu ekonomik denklem, İran'ın uzun süreli füze saldırıları düzenlemesini finansal açıdan daha sürdürülebilir kılıyor.

İsrailli yetkililer, kurum içi değerlendirmelerinde "Tamamen sızdırmaz bir savunma oluşturmanın mümkün olmadığını" kabul ederek, teknolojik sofistikasyonun, kitlesel füze konuşlandırmasının getirdiği aritmetik avantajı tamamen ortadan kaldıramayacağını vurguluyor.

Bu durum, caydırıcılık dengesinin yalnızca nükleer kapasite üzerinden değil, füze yayılımı üzerinden de yeniden kurulmasına neden oluyor.

Bölgesel yayılım ABD üslerini ve enerji altyapısını kapsıyor

İran'ın genişleyen envanteri, tehdit kapsamını İsrail'in ötesine taşıyarak Katar'daki el-Udeyd, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki tesisler dahil olmak üzere 30 binden fazla Amerikan personelinin bulunduğu ABD askeri üslerine doğrudan yöneltiyor.

Tahran yönetimi, bölgedeki ABD üslerini "meşru hedefler" olarak ilan ederken, deniz yollarındaki hakimiyetini de gemisavar füzelerle pekiştiriyor.

Körfez bölgesindeki enerji altyapısının savunmasızlığı, sistemik bir risk katmanı daha ekliyor. Suudi Arabistan'ın petrol sahalarına veya Hürmüz Boğazı'na yönelik olası saldırıların, küresel deniz yoluyla yapılan petrol akışının yaklaşık yüzde 31'ini tehdit edeceği ve makroekonomik sonuçlar doğuracağı belirtiliyor.

Bölgedeki müttefik milis ağları ise bu doyurma taktiklerini farklı cephelerden uygulayarak savunma ağlarını daha da dağıtıyor.

Stratejik ufukta "çatışma rotası" uyarısı

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, İran ile yapılacak herhangi bir müzakerenin "nükleer silah yok, füze yok, milis yok" ilkeleri çerçevesinde füze programını da içermesi gerektiğini savunuyor.

Buna karşılık İran Dışişleri Bakanlığı, füze kapasitelerinin bir pazarlık kozu değil, egemen bir savunma aracı olduğunu ve müzakere edilemeyeceğini yineliyor.

İsrail'in savunma değerlendirmeleri, stratejik ortamı, sınırlı önleyici kapasitesinin İran'ın sınırsız sayısal artışıyla kesiştiği bir "çatışma rotası" olarak tanımlıyor.

Teknolojik üstünlük İsrail ve ABD tarafında kalsa da, İran'ın "bolluk yoluyla yıpratma" doktrinine dayanan sayısal mantığının, diplomasinin veya savunma entegrasyonunun gerçekçi bir şekilde ele alması gereken kalıcı bir sorun olduğu vurgulanıyor.