"İran’ın hava savunmasını bu şekilde yeniden icat edip edemediği kesin olarak bilinemez. Zira 12 Gün Savaşı Haziran 2025’te sona erdi; üzerinden sadece sekiz ay geçti."
Lars Lange
YDH - İran, 2025'teki yıkıcı tecrübesinin ardından hava savunma mimarisini merkezi platformlardan, "gerilla modunda" işleyen otonom ve dezenfekte edilmiş bir ağ yapısına dönüştürerek modern savaşın ontolojisini değiştirmeyi hedefliyor. Bu yeni doktrin, merkezi radarların yerini "uçan radarlar" olarak görev yapan dronlara ve Çin menşeli BeiDou seyrüsefer sistemine bırakmasıyla, düşmanın sabotaj ve imha kapasitesini "hedefsizlik" üzerinden felç etmeyi amaçlıyor. Alman Telepolis portalından Lars Lange'nin değerlendirmesine göre Ukrayna’daki topçu savaşlarından ilham alan bu "Ateş Et ve Kaç" (Shoot-and-Scoot) mantığı, hava savunmasını ele avuca sığmaz bir doku haline getirerek bir sonraki olası ABD saldırısının stratejik varsayımlarını kökten sarsıyor.
12 Gün Savaşı’nın ardından Tahran, hava savunmasını radikal bir biçimde dönüştürüyor: Büyük radarlardan vazgeçilerek otonom fırlatıcılara ve dronlara yöneliniyor. İşte bir durum değerlendirmesi.
Kumların ortasında füze rampaları. Beton çemberler. Bağlantı yolları. Ve tüm bunların arasında bir: Yokluk. Anten yok. Radar yok. Sinyal yayılımı (emisyon) yok. Normalde elektronik faaliyetin çığlık atması gereken görüntülerde sadece bir sessizlik hakim.
Sessizliğin gizledikleri
Planet Labs ve Airbus’a ait uydu görüntülerinin sunduğu manzara ilk bakışta gösterişsiz, ancak bir o kadar da ufuk açıcı: Aylarca süren görünmezliğin ardından aniden yeniden beliren füze rampaları. S-300 fırlatıcılarının (launcher) yaklaşık 15-16 metrelik boyutları, daha önce İran’daki mevzilerde belgelenmiş olan 5P85 nakliye-kurulum-fırlatma üniteleriyle (TEL) tam bir uyum içinde.
Arms Control Wonk’tan savunma analisti Sam Lair, 12 Gün Savaşı öncesindeki durumu şöyle betimlemişti: Eski S-300 mevzilerinde tek bir iz bile kalmamıştı; sistemler sanki yer yarılmış da içine girmişti.
Şimdi ise geri döndüler. Bu durum, İsrail ordusunun Haziran 2025’teki savaştan sonra öne sürdüğü temel iddialardan birini kökünden sarsıyor.
İmha mı edildiler, yoksa sadece sır mı oldular?
Zira İsrail, İran’ın tüm S-300 sistemlerini imha ettiğini açıklamıştı. Ancak uydu görüntüleri daha nüanslı bir tablo çiziyor: Army Recognition’ın haberine göre, yeniden aktive edilen mevzilerde 30N6E1 atış kontrol radarları eksik olsa da fırlatıcıların kendileri yerli yerinde duruyor. Radarsız bir S-300 "kördür" [1], ancak yok edilmiş değildir.
Görüntülerin fısıldadığı gerçek şu: İran hava savunmasını kaybetmemiş, sadece gizlemiş.
Bu noktaya nasıl gelindiği başka kaynaklarda ayrıntılarıyla belgelendi: 13 Haziran 2025’in ilk ışıklarında Mossad, İran’ın hava savunmasını içeriden felç etti. Ülkenin derinliklerine sızmış 50’den fazla ekip, içeri sokulan hassas silahlarla saldırıyı dışarıdan gelen İsrail hava akınlarıyla eş güdümlü yürüttü. Aynı anda GPS karartması (jamming), İran sistemlerinin hedefleme yeteneğini felç etti ve merkezi komuta sistemi çöktü.
Bir model olarak Ukrayna
Ancak pek çok emareye bakılırsa İran, son sekiz ay içinde hava savunmasını tıpkı Ukrayna Savaşı’nın her iki tarafın topçuluğunu dönüştürdüğü gibi kökten değiştirdi: Merkezi ve radara bağımlı platformlardan uzaklaşıp; merkeziyetsiz, dron destekli, otonom ve "gerilla modunda" çalışan bir ağ yapısına geçildi.
Bu bir tezdir. Henüz ispatlanmış değildir; ancak akla yatkındır ve eldeki veriler bu yönü işaret etmektedir.
Model belli ve Donbas’tan geliyor: Ukrayna’da, merkezi atış kontrolüne muhtaç, hantal ve ağır bir unsur olan topçuluk, her iki tarafta da bambaşka bir şeye dönüştü. Dronlar hedef tespitini üstlendi; birlikler otonom ve dağınık bir şekilde hareket etmeye başladı; ateş açma ve mevzi değiştirme (shoot-and-scoot)[2] tek bir taktiksel reflekse dönüştü. Ateş eden, anında yer değiştiriyordu. Karşı topçu radarları [3] sadece boş toprağı bulabiliyordu. İran, saldırı profilini avucunun içi gibi bildiği bir düşmana karşı tam da bu mantığı hava savunmasına uyarlıyor gibi görünüyor.
Merkezi radara veda
İran’ın somut olarak neleri değiştirdiğini Brezilyalı askeri analist Patricia Marins dikkat çekici bir ayrıntıyla betimliyor. Yeni mimarinin kalbinde, Şubat 2025’ten beri hizmette olan ve 12 Gün Savaşı’ndan sonra daha da geliştirilen uzun menzilli hava savunma sistemi Baver-373-II yer alıyor.
Önceki versiyondan temel fark, merkezi arama radarından feragat edilmesidir. Artık her fırlatıcı kendi AESA radarına sahip. Kablo yok, ortak bir komuta istasyonu yok, saldırı hedefi olabilecek merkezi bir anten yok. Yeni Seyyad-4B+ füzeleri, aktif radarı kızılötesi güdümle birleştiren çift arayıcı başlıklar taşıyor ki bu da sinyal karıştırmaya karşı hassasiyeti azaltmayı hedefliyor. Menzil 300 ila 400 kilometre olarak belirtilirken, hayalet (stealth) uçaklara karşı hedef tespit menzilinin 85 ila 150 kilometre civarında olduğu tahmin ediliyor.
Gerilla modunda hava savunması
Bundan daha da önemlisi, arka planda yatan taktik doktrindir. Muhacir-10 ve Karrar gibi dronlar "uçan radar" rolünü üstleniyor; devriye geziyor, hedefleri pasif olarak tespit ediyor ve 12 Gün Savaşı’ndaki GPS felaketinden sonra sistemin yerini tamamen alan Çin menşeli BeiDou üzerinden seyrüsefer yapıyorlar.
Yerleşik radar sistemleri, nihai hedef tespiti için sadece birkaç saniyeliğine aktive oluyor; bu süre, güvenilir bir şekilde yer tespitinin yapılması ve radar savar (anti-radyasyon) füzeleriyle vurulması için çok kısa. Marins bunu bir "Radar Pususu" (Radar Ambush) -sessizliğin içinden kurulan bir tuzak- olarak adlandırıyor.
Birlikler, tünellerde ve sivil binalarda gizlenerek on ila on beş kilometrekarelik alanlara coğrafi olarak dağılmış durumda. İddia edilen mevzi değiştirme süresi dört dakikanın altında. Bugüne kadar sadece topçularda ve çok namlulu roketatarlarda görülen "Ateş Et ve Kaç" (Shoot-and-Scoot) mantığı, artık uzun menzilli bir hava savunma sistemine uygulanmış durumda. Marins’in kendisi de böyle bir sistemde bu taktiğe daha önce hiç rastlamadığını ifade ediyor.
Kabiliyet ve iddia arasında
İran’ın bu dönüşümü sekiz ay içinde gerçekleştirip gerçekleştiremediği sorusu ucu açık bir tartışmadır. Şüpheler yersiz değil: Otonom ve dron ağlarıyla örülü bir yapıya geçiş, devasa mühendislik kapasitesine sahip ordular için bile muazzam bir görevdir.
Ancak tam da bu kapasite bir gerçektir. İran, dünyanın ilk on mühendis üreticisi ülke arasındadır ve kişi başına düşen uzman sayısı çoğu Batı ülkesinden fazladır. Buna bir de kritik psikolojik faktör ekleniyor: İran, bir ABD saldırısının "bir gün" değil, "yakında" geleceğini hesapladı. Belirli bir tehdit profiline karşı hazırlık yapanlar, kaynaklarını radikal bir biçimde odaklayabilirler.
Teknolojik yapı taşlarının bir kısmı zaten mevcuttu. BeiDou, hassas silahlar için GPS alternatifi olarak zaten devreye sokulmuştu. Asıl soru, İran’ın bu sistemi taktik hava savunma mimarisinin derinliklerine entegre edip edemediğidir; yani dron hedef verilerinin uydular aracılığıyla otonom Baver-373-II fırlatıcılarına gerçek zamanlı olarak aktarılıp aktarılamadığı. Asıl sıçrama bu olurdu.
Doktrinin aşil topuğu: Savunmasız noktalar
İhtiyatlı yaklaşımın odak noktası tam da burasıdır. Bir doktrine sahip olmak, o yeteneğe haiz olmak demek değildir. Entegrasyonun gerçekten çalışıp çalışmadığı, otonom fırlatıcıların elektronik savaş baskısı altında bağımsız hareket edip edemeyeceği, dron-radar-uydu zincirinin muharebe anında kopup kopmayacağı şu an İran ordusu dışında kimse tarafından bilinmiyor.
Yeni doktrin kağıt üzerinde ne kadar etkileyici görünürse görünsün, Patricia Marins’in de açıkça belirttiği ciddi zayıflıkları var. Veri bağları (datalinks) sistemin Aşil topuğudur. BeiDou ve dron tabanlı veri aktarımı dirençli olabilir, ancak ABD olası bir çatışmada devasa bir elektronik harp kapasitesi kullanacaktır. Karartma, siber sızma, yanıltma (spoofing): Yeni sistemin bunlara ne kadar dayanabileceği bir muamma.
Buna ek olarak, termal imza sorunu var. Araç şasilerinin yaydığı ısı, alçak yörünge uyduları tarafından tespit edilebilir ve bu da her türlü gizleme çabasını boşa çıkarabilir. Bu durum tüm mobil sistemler için geçerlidir, İran bu konuda yalnız değil; ancak bu durum "görünmezliği" sınırlar.
Sabotaj boşa çıktığında
Ve nihayet, belki de en büyük bilinmeyen: İstihbarat boyutu. Mossad, 12 Gün Savaşı’nda İran içinde 1300’den fazla işbirlikçiden oluşan geniş bir ağ kurabildiğini, ülkeye hassas silahlar sokabildiğini ve daha ilk savaş uçakları füzelerini ateşlemeden merkezi hava savunma bileşenlerini içeriden devre dışı bırakabildiğini kanıtladı.
Fakat tam da burada yeni İran doktrininin stratejik hamlesi ortaya çıkıyor: Bu doktrin, söz konusu sabotaj biçimini büyük ölçüde hükümsüz kılıyor. 2025’te birkaç merkezi radar istasyonunu ve komuta merkezini saf dışı bırakmak sistemin bütünüyle çökmesi için yetmişti. Ancak ülke geneline yayılmış onlarca otonom birimden oluşan bir ağa karşı bu taktik artık işlemez. İçeri sızdırılmış hassas silahlarla yüzlerce mobil fırlatıcıyı mı hedef alacaksınız?
Hesap basit: Merkezi olmayanın, merkezinden vurulması imkansızdır.
Arka plandaki Çin
Pekin’in bu süreçte dengeleyici bir rol oynayıp oynayamayacağı senaryonun en kritik sorularından biri. Haberlere göre Pekin, 2026 başından beri İran yazılımlarını şifreli Çin sistemleriyle değiştiriyor ve Tahran’daki Mossad faaliyetlerine karşı istihbari destek sağlıyor. Eğer bu doğruysa, Mossad sadece yeni bir mimariyle değil, arka plandaki yeni bir aktörle de karşı karşıya demektir.
İhtiyat payıyla bir paradigma değişimi
İran’ın hava savunmasını bu şekilde yeniden icat edip edemediği kesin olarak bilinemez. Zira 12 Gün Savaşı Haziran 2025’te sona erdi; üzerinden sadece sekiz ay geçti.
Askeri bir devrim için sekiz ay: dron destekli gerilla hava savunması, otonom fırlatıcılar, gerçek zamanlı BeiDou entegrasyonu... Bu, nefes kesici derecede kısa bir süre. Bu gelişmeleri yakından takip eden Patricia Marins, durumu sade bir şekilde özetliyor: Sistemin kendisini sahada kanıtlaması gerekiyor.
Tüm çekincelere rağmen, anlatılanlar bir paradigma değişimine işaret ediyor: Soğuk Savaş’ın "platform mantığından" -büyük radar, büyük hedef, büyük savunmasızlık- 21. yüzyılın "ağ mantığına" geçiş.
Artık hava sahasını tek bir güçlü tesis değil; otonom fırlatıcılardan, uçan dron radarlarından ve uydu verilerinden oluşan ele avuca sığmaz bir doku savunuyor. Hedef artık tekil bir nesne olarak mevcut değil; ağın içinde kaybolmuş durumda.
İran’a yönelik bir sonraki saldırı -eğer gerçekleşirse- kesinlikle 12 Gün Savaşı’nın bir tekrarı olmayacaktır. O dönem sistemin kalbi olan radarlar, artık merkezi bir öneme sahip değil. Bu kez sadece radarları imha edenler, belki de artık hayati olan hiçbir şeyi yok edemeyecekler. Bunun bir ABD saldırısını caydırmaya mı yoksa ona göğüs germeye mi yeteceği ise vaktin en can alıcı askeri sorusudur.
[1] Blind (Kör): Orijinal: Ohne Radar ist ein S-300 blind...: Almancada "blind" hem fiziksel görme kaybını hem de teknik ekipmanın işlevsizliğini (radar yoksunluğunu) ifade eder. (ç.n.)
[2] Shoot-and-Scoot (Ateş Et ve Kaç): Orijinal: Shoot-and-Scoot: İngilizce kökenli bu askeri terim, Almancada da sıklıkla aynen kullanılır. Ateş açtıktan hemen sonra, karşı ateş gelmeden mevzi değiştirmeyi ifade eder. Türkçede "Vur-Kaç" daha çok gerilla piyadesi için kullanılırken, ağır silahlar için "Ateş Et ve Mevzi Değiştir" veya "Ateş Et-Kaç" daha yaygındır. (ç.n.)
[3] Gegenartillerie-Radar (Karşı Topçu Radarı): Orijinal: Gegenartillerie-Radar: Almanca bileşik kelime (Komposita) yapısına mükemmel bir örnek. Gegen (karşı) + Artillerie (topçu) + Radar. Teknik literatürde "karşı-batarya radarı" olarak da geçer ancak metindeki "topçuluğun dönüşümü" vurgusunu desteklemek için daha yalın olan "karşı topçu radarı" tercih edilmiştir. (ç.n.)
Çeviri: YDH