Uluslararası hukuk, saldırı savaşı ve meşru müdafaa hakkı

img
Uluslararası hukuk, saldırı savaşı ve meşru müdafaa hakkı YDH

"Öyleyse şimdi normale ve orman kanunlarına dönelim. Ancak lütfen, yalvarırım, siz sayın politikacılar ve gazeteciler; bize bir daha asla uluslararası hukuktan bahsetmeyin."




Jens Berger

YDH - Alman NachDenkSeiten portalının genel yayın yönetmeni Jens Berger, Batılı ülkelerin "uluslararası hukuk" kavramını kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda araçsallaştırmasına ve bu noktadaki derin tutarsızlıklarına isyan ediyor. Berger, Ukrayna savaşı söz konusu olduğunda kutsallaştırılan "meşru müdafaa hakkı" söyleminin, İsrail ve ABD'nin İran'a yönelik eylemleri karşısında nasıl hızla terk edildiğini ve bir çifte standarda dönüştüğünü ifşa ediyor. Friedrich Merz gibi siyasetçilerin retoriği üzerinden, hukukun evrensel bir ahlaki ilke değil, egemenlerin taktiksel bir argümanı haline geldiğini vurguluyor.

Ukrayna'daki Rus işgalinin başlamasından bu yana geçen dört yılın ardından, artık politik ve medyatik dilin doğru kurallarını [1] nihayet kavradık.

Neredeyse hiçbir haber bülteni, hiçbir siyasi konuşma bu kurallar olmaksızın yapılamaz hâle geldi. Başka bir ülkeye "uluslararası hukuka aykırı" ve "acımasızca" saldıran kişi bir kötücül figürdür ve yaptırıma maruz bırakılır.

Buna karşılık, saldırıya uğrayan ülkenin "her türlü meşru müdafaa hakkı" vardır ve bu süreçte elbette desteklenmelidir. Dayanışmamız saldırganın değil, saldırıya uğrayanın yanındadır. Buraya kadar her şey yolunda.

Ancak ABD ve İsrail'in İran'a karşı başlattığı, uluslararası hukuku hiçe sayan acımasız saldırı savaşının ardından, bu dil kurallarını artık siyasi basmakalıp sözlerin çöplüğüne atabiliriz.

Avrupalı üç büyük lider Merz, Macron ve Starmer, İran savaşına dair yayımladıkları ilk ortak bildiride saldırıları "en sert biçimde" kınadılar.

Ancak burada kastedilen İsrail ve ABD’nin saldırıları değil, "İran’ın saldırılarıydı". Affedersiniz? Biz bunu böyle hatırlamıyorduk.

Örneğin Taurus füzelerinin sevkiyatı söz konusu olduğunda Merz, Ukrayna'nın saldırıya uğramış bir devlet olarak, kendisine teslim edilen füzeleri "kendi sınırlarının ötesindeki askeri hedeflere karşı da" kullanma hakkı olduğunu söylemişti.

Seçim kampanyasında ise "Ukrayna'nın meşru müdafaa hakkını kısıtlamasız kullanabilmesi için her şeyi yapmalıyız" demişti. Merz, İsrail'in askeri saldırıları söz konusu olduğunda da benzer bir cömertlik sergilemişti. Ona göre, "İsrail'in meşru müdafaa hakkı kendi devlet sınırlarında bitmez. Eğer tehdit dışarıdan geliyorsa, İsrail'in bu tehdide karşı koyma hakkı vardır."

Ukrayna ve İsrail'e meşru müdafaa hakkı tanıyıp, hatta bu hakkı Alman silah sevkiyatlarıyla aktif olarak desteklerken, İran'ın meşru müdafaa hakkını reddetmesinin tuhaflığı gözden kaçmıyor mu?

Son yıllarda uluslararası hukuk üzerine çokça vaaz verildi. Uluslararası hukuk, saldırıya uğrayan bir devletin meşru müdafaa hakkı olduğunu söylemiyor mu? Bu hukuk İran için geçerli değil mi?

Alman hükümetini İran'ı aktif olarak desteklemeye çağırmak gibi bir niyetimiz yok; ancak Ukrayna retoriğine sadık kalacak olsaydınız, saldırıya uğrayana yardım etmenin ahlaki bir ödev olduğu iddiasıyla bunu yapmak zorunda kalırdınız.

Uluslararası hukuk açısından kaygı verici olan -her ne kadar şaşırtıcı olmasa da- İsrail ve ABD eliyle gerçekleştirilen apaçık hukuk ihlallerine karşı herhangi bir eleştirinin gelmemesidir.

Ukrayna savaşı özelinde Merz, Rusya'ya yönelik yaptırımları, Rusya'nın "Ukrayna'ya saldırısıyla" uluslararası hukuku çiğnediği gerekçesiyle açıkça meşrulaştırmıştı.

Öyleyse şimdi İsrail ve ABD'ye karşı da bir yaptırım paketi hazırlaması gerekmez mi? Yoksa İsrail ve ABD o çok kutsal (!) uluslararası hukuku çiğnemediler mi?

Bu arada İsrail ve ABD, saldırı savaşlarını "önleyici savaş" teziyle [2] meşrulaştırıyorlar. Yani ciddiyetle, saldırılarıyla aslında İran'ın muhtemel bir saldırısının önüne geçtiklerini iddia ediyorlar.

Bu elbette saçma ve hiçbir ciddi gözlemci bu bakış açısını paylaşmıyor. Ancak bu beyan ne kadar absürt olsa da; Merz, Macron ve Starmer bu görüşü paylaşıyor.

Eğer Rusya'nın Ukrayna işgalini "önleyici savaş" teziyle gerekçelendirmeye kalksaydınız, Wikipedia profilinize "komplo teorisyeni" ve "safsata üreticisi" etiketleri yapıştırılırdı.[3] Acaba Friedrich Merz'i şimdi alenen ve cezasız bir şekilde bu sıfatlarla nitelendirebilir miyiz?

Fakat evet, uluslararası hukuk... Son dört yıldır bizim İncil'imizdi, şimdi ise hiçbir önemi kalmadı. Gazze savaşı sırasında da uluslararası hukuku zaten askıya almayı tercih etmiştik. Bu şaşırtıcı değil.

Uluslararası hukuka yapılan atıflar, taktiksel bir doğaya sahip. Şayet -Ukrayna savaşında olduğu gibi- işimize gelirse, uluslararası hukukun devlet eylemlerinin en üst kılavuzu olan Kategorik İmperatif [4] olduğunu varsayıyor, öyleymiş gibi davranıyoruz.

Ancak biz ya da müttefiklerimiz uluslararası hukuku çiğnediğinde, tüm bu laf kalabalığını o kadar ciddiye almamak gerekiyor. Bugün böyle, ama her zaman da böyleydi.

Yoksa Almanya'nın siyasi-medyatik komplesini, Irak, Afganistan, Libya ve elbette Federal Yugoslavya Cumhuriyeti'ne karşı yürütülen savaşların acımasız ve uluslararası hukuka aykırı saldırı savaşları olduğu gerçeği pek mi rahatsız etti?

Quod licet iovi, non licet bovi [5]. Öyleyse şimdi normale ve orman kanunlarına dönelim. Ancak lütfen, yalvarırım, siz sayın politikacılar ve gazeteciler; bize bir daha asla uluslararası hukuktan bahsetmeyin.


[1] Sprachregelung (Dil Düzenlemesi/Yönlendirmesi): Orijinal: politisch-medialen Sprachregelungen: Sprache (dil) ve Regelung (düzenleme, yönetmelik) kelimelerinin birleşimi. Bu terim, Nazi Almanyası döneminde (Drittes Reich) propaganda bakanlığının basına neyi, nasıl yazması gerektiğine dair verdiği "yazılı talimatları" (LTI - Lingua Tertii Imperii) akla getirir. Victor Klemperer’in LTI eserinde şahane bir şekilde analiz ettiği üzere, dilin manipülasyonu, düşüncenin de manipülasyonudur. Berger burada "Sprachregelung" diyerek, modern Alman medyasının ve siyasetinin, özgür bir tartışma ortamından ziyade, yukarıdan belirlenen bir "doğru konuşma" kalıbına sıkıştığını imalı bir şekilde, tarihsel bir yaraya parmak basarak hatırlatıyor. (ç.n.)

[2] Önleyici Savaş (Präventivkrieg): Orijinal: Präventivkriegsthese: Präventiv (önleyici), Latince praevenire kökünden gelir. Savaş hukukunda, beklenen bir saldırıyı önlemek amacıyla başlatılan saldırı demektir. Alman askeri doktrininde ve genel Avrupa siyasi tarihinde "önleyici savaş" (Präventivkrieg) kavramı, özellikle 19. yüzyıl sonunda Bismarck döneminden bu yana tartışmalı bir statüye sahiptir. Nazi Almanyası'nın "lebensraum" (yaşam alanı) teorileri ve Barbarossa Harekâtı'nı meşrulaştırma çabalarıyla lekelenmiş bir kavramdır. Berger, bu kavramı kullanarak Merz ve müttefiklerini tarihsel bir "karanlık dönem" terminolojisine hapsediyor. (ç.n.)

[3] Schwurbler: Almanca schwurbeln (gevelemek, bulanık konuşmak) fiilinden türemiştir. Modern Almancada, özellikle pandemi döneminden beri, bilimsel veriyi reddeden, komplo teorilerine inanan kişiler için kullanılan oldukça aşağılayıcı bir terimdir. Berger, burada "dilin mülkiyeti" konusuna değiniyor. "Kimin gerçekleri söyleme hakkı var ve kim 'Schwurbler' (safsata üreticisi) ilan edilir?" sorusu, metnin merkezindeki iktidar eleştirisini oluşturuyor. (ç.n.)

[4] Kategorik İmperatif (Kategorischer Imperativ): Immanuel Kant'ın Pratik Aklın Eleştirisi eserinde temellendirdiği ahlaki yasadır. "Öyle bir ilkeye göre hareket et ki, bu ilkenin aynı zamanda evrensel bir yasa olmasını isteyebilesin." Berger, burada Kantçı ahlak felsefesini, reelpolitik (gerçekçi siyaset) ile çarpıştırıyor. Alman entelektüel dünyasında Kant, "mutlak ahlaki tutarlılığı" temsil eder. Berger'in burada Kant'ı anması, karşı tarafın eylemlerinin sadece "hukuk dışı" değil, "ahlaki bir çöküş" olduğunu vurguluyor. (ç.n.)

[5] Quod licet iovi, non licet bovi: Latince bir deyiştir. "Jüpiter'e (tanrıya) caiz olan, öküze (hayvana) caiz değildir." Alman edebiyatında ve siyasi hicivlerinde, egemen güçlerin çifte standardını eleştirmek için sıkça kullanılan bir topostur. Berger, bu ifadeyle "büyük devletler" (ABD, İsrail ve müttefikleri) ile "küçük veya düşman görülen devletler" arasındaki hukuk hiyerarşisini alaycı bir biçimde ortaya koymaktadır. (ç.n.)

Çeviri: Emre Köse



Makaleler

Güncel