"Çifte standart, tüm açıklığıyla ortada. Bu hükümet beyannamesi, gündemine uygun olduğu sürece korkunç haksızlıkları kabul eden, sözde 'değer temelli' bir siyasetin ürünüdür. Omurgasız, buz gibi soğuk ve çatallı bir dilin eseridir."
Marcus Klöckner
YDH - Alman NachDenkSeiten portalı yazarı Marcus Klöckner, Alman Şansölyesi Friedrich Merz’in hükümet beyannamesini, "değerler topluluğu" retoriğinin ardına gizlenmiş ahlaki bir çöküşün ve siyasi iflasın somut bir kanıtı olarak teşrih masasına yatırıyor. Klöckner, müttefik devletlerin uluslararası hukuku ihlal eden saldırılarına karşı Şansölye'nin sergilediği suskunluk ile hasımlarına yönelik keskin eleştirileri arasındaki uçurumu, "çifte standart" üzerinden oldukça sert bir dille mahkûm ediyor. Nihayetinde Klöckner, siyasi dilin bir hakikat arayışından ziyade, yaşanan hukuksuzlukları örtbas eden bir "sis bombasına" dönüştüğünü ve bunun, devletin ilkesizleşmiş duruşunun kaçınılmaz bir sonucu olduğunu vurguluyor.
Almanya’nın müttefikleri, gayri meşru bir saldırı savaşı başlattı. Cumhuriyet’in Federal Şansölyesi, bir hükümet beyannamesi sunuyor. Metin içerisinde “savaş” kelimesi dört kez geçiyor; ancak bunlar ABD ve İsrail’in saldırısına dair değil.
Friedrich Merz, siyasi bir iflas beyannamesine dönüşen bir hükümet açıklaması yapıyor. Federal Şansölye kürsüye çıkıyor ve kamuoyuna şunu gösteriyor: Uluslararası hukuk, çifte standardı bir program haline getiren bir siyasetin elinde balmumuna dönmüş durumda.
Merz, sanki bizzat savaşın tarafıymış gibi hareket ediyor. Elbette cephenin ön hattında değil; ancak kamuoyunun ayaklarının önüne, adeta dikkat dağıtıcı sis bombaları [1] gibi fırlattığı kelimelerle yapıyor bunu.
Açık sahnede bir Vahşi Batı manzarası; “değerler topluluğu”nun tam desteğiyle egemen devletlere yönelik saldırılar. Venezuela, İran: Sırada hangi ülke var?
Barış adına atılan füzeler ve bombalar; yanlış zamanda yanlış yerde oldukları için katledilen masumlar, “tali zayiat” [2] olarak görülüp hesaba katılmıyor bile.
Uluslararası hukuk, gücün elinde bir oyuncağa dönüşmüş durumda. İnsan hayatı, ancak propagandaya hizmet ettiği sürece bir değer taşıyor. İlke bellidir: “İyi” kurbanlar, “kötü” kurbanlar; siyasetin o anki işine nasıl gelirse.
Siyaset, dedik değil mi?
ABD ve İsrail İran’a saldırıyor; Federal Şansölye ise devlet siyaseti adına bir utanç vesikası sayılabilecek bir hükümet beyannamesi sunuyor.
“Savaş” kavramını dört kez ağzına alıyor. Dünyadaki “eşsiz bir savaş ve çalkantı yoğunluğundan”, İran’ın Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü “saldırı savaşına sistematik desteğinden”, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı “savaşından” ve Tahran’ın yıllardır İsrail’e karşı yürüttüğü “terör savaşından” bahsediyor.
Peki tüm bunların ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla ne ilgisi var? Merz’in sözleri, sanki bizzat savaşın bir parçasıymış gibi davranan bir Federal Şansölye portresi çiziyor. Elbette cephede değil; ancak kamuoyunun önüne, sözler ve beyanlar biçiminde attığı sis bombalarıyla.
İran’ın siyasi yönetimine yönelik tüm eleştiriler baki kalmak kaydıyla: Burada, Almanya’nın yakın müttefikleri, uluslararası hukuki hiçbir temeli olmaksızın egemen bir ülkeye saldırıyor.
Ve hani o, diyelim ki “değerler pusulası” ile hareket etmesi beklenen Federal Şansölye, saldırganlara yönelik tek bir eleştiri cümlesi kuramıyor. Bunun yerine, “uluslararası hukukun mevcut kurallarının bile artık gittikçe daha az riayet gördüğünden” bahsetmeyi kendine vazife biliyor.
Şimdi, “uluslararası hukukun kurallarına” uyulmamasından yakınan kişi, İran’a yapılan saldırıda bu hukukun içine edildiğini [3] söyleyemiyor veya söylemek istemiyorsa, sorunun nerede olduğu herkesçe aşikârdır.
Merz, İran’daki saldırılarda siyasi liderliğin “ölü olarak ele geçirildiğini” söylüyor; “suikast” veya “katledilme” ifadesini ise kullanmıyor.
Buna karşın Şansölye başka bir şey daha söylüyor. Geçmişte Federal Cumhuriyet’in, “temel çıkarlarını gerektiğinde askeri güçle dayatmaya” hazır olmadığını belirtiyor. İşte tam da bu yüzden, “ortaklarımıza ve müttefiklerimize ders vermenin vakti olmadığını” ifade ediyor.
Karşımızda, Rusya’nın tam da kendi “temel çıkarlarını” “askeri güçle dayatmaya” çalıştığı bir dönemde, ona karşı ders vermekten geri durmayan; ancak sıra müttefiklerine geldiğinde birdenbire sesi kısılan bir Şansölye var.
Çifte standart, tüm açıklığıyla ortada. Bu hükümet beyannamesi, gündemine uygun olduğu sürece korkunç haksızlıkları kabul eden, sözde “değer temelli” bir siyasetin ürünüdür. Omurgasız, buz gibi soğuk ve çatallı bir dilin eseridir.
[1] Blendgranaten (Sis/Göz yaşartıcı bombalar): Kelime kökeni blenden (gözünü kamaştırmak/kör etmek) ve Granate (el bombası) birleşiminden oluşur. Askeri terminolojide, düşmanı geçici süreyle kör etmek ve işitme duyusunu bozmak için kullanılan mühimmattır. Klöckner, Merz’in retoriğini bir tür "entelektüel ve ahlaki körleştirme" aracı olarak tanımlıyor. Burada bir "Trümmerliteratur" (yıkım edebiyatı) geleneğinin keskinliği var; dil, gerçeği aydınlatmak için değil, onu gizlemek için kullanılıyor. (ç.n.)
[2] Kollateralschäden (Tali zayiat): Latince collateralis (yandan/yan) ve Almanca Schaden (zarar) kelimelerinden türetilmiş, Amerikan askeri literatürü olan collateral damage kavramının Almancalaştırılmış halidir. (ç.n.)
[3] ...auf das Völkerrecht geschissen wird (Hukukun içine edildiği/paspas edildiği): Bu, yazıdaki en kaba, ancak Klöckner'in öfkesini en dürüst yansıtan kısımdır. Almancada auf etwas scheißen (bir şeyin içine etmek/hiçe saymak) tabiri, bir şeye karşı duyulan derin aşağılamayı ve o şeyin hiçbir değerinin kalmadığını ifade eder. (ç.n.)
Çeviri: Emre Köse