Amerikalı gazeteci Blumenthal: Donald Trump cehennemin kapılarını açtı

img
Amerikalı gazeteci Blumenthal: Donald Trump cehennemin kapılarını açtı YDH

Gazeteci Max Blumenthal, yargıç Andrew Napolitano ile yaptığı mülakatta, ABD'nin İran'a yönelik saldırgan tutumunun ve "maksimum baskı" politikasının arkasındaki kirli ağları ifşa etti.




YDH - Gazeteci Max Blumenthal, ABD Genelkurmay Başkanı John Caine'nin Washington’daki bir Halkın Mücahitleri Örgütü faaliyetinde yaptığı konuşmaya dikkat çekerek, ABD’nin İran politikasının insani maliyetinin nasıl bir kutlama aracına dönüştüğünü vurguladı.

Blumenthal, Caine'nin İran ekonomisindeki gerilemeyi, para birimindeki değer kaybını ve gıda kıtlığını bir "başarı" olarak nitelendirmesini "sadistçe" bulduğunu ifade etti.

Caine'nin, Savaş Araştırmaları Enstitüsü (ISW) üzerinden silah endüstrisi tarafından finanse edildiğini belirten Blumenthal, "Genel Caine, ABD yaptırımları nedeniyle İran halkının aç kalmasını kutlar gibi görünüyordu. Kendisine neden İranlıların açlığını kutladığını ve Amerikalıların bu savaşta ölmeyi isteyip istemediğini sorduğumda korumalar tarafından engellendim" dedi.

Blumenthal, Halkın Mücahitleri'nin Paris merkezli, tarikat benzeri bir yapı olduğuna işaret ederek, örgütün geçmişte Saddam Hüseyin döneminde Irak'ta konuşlandığını ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nın terör örgütleri listesinde yer aldığını hatırlattı.

Örgütün bugün ABD'li siyasetçiler üzerinde ciddi bir finansal etkisi olduğunu kaydeden Blumenthal, "Rudy Giuliani, John Bolton ve Mike Pompeo gibi isimler Halkın Mücahitleri'nin bordrosunda yer alıyor. Bu organizasyon, 1979 devrimine katılmış, ABD elçiliğindeki rehine krizinde rol oynamış ancak sonrasında İran karşıtı bir cepheye dönüşmüştü" diye konuştu.

"Netanyahu, Trump'ı avucunun içine aldı"

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun ABD iç siyaseti ve Donald Trump üzerindeki etkisini değerlendiren Blumenthal, Netanyahu’nun Trump’ın "barış başkanı" imajını yıkarak onu bir savaş döngüsüne soktuğunu savundu.

Blumenthal, Netanyahu’nun Florida’ya, Mar-a-Lago’ya yaptığı gizli ziyaretlerin arkasında Trump’ın olası bir ateşkes ilan etmesini engelleme çabası olduğunu ileri sürdü.

Blumenthal, "Netanyahu’nun en büyük korkusu, Trump’ın bir şekilde bu bataklıktan çıkış yolu bulması. Bu yüzden 'Epstein Öfkesi Harekatı' gibi operasyonları büyük bir başarı gibi pazarlayarak Trump’ı daha derin bir çıkmaza sürüklüyorlar" ifadelerini kullandı.

Trump’ın kampanya döneminde rejim değişikliği savaşlarına karşı çıktığını, ancak Pensilvanya’daki suikast girişiminden sonra bu durumun değiştiğini belirten Blumenthal, İsrail’in Trump’a "suikast girişimlerinin arkasında İran var" şeklinde asılsız raporlar sunduğunu ifade etti.

Blumenthal, "Netanyahu, Trump’ın banka hesaplarına ve seçim kampanyasına Meryem Recevi’nin parasıyla sızdıktan sonra onun zihnini de kontrol altına almayı başardı. Trump’a, Ayetullah Hamenei'yi hedef alması durumunda İran halkının ayaklanacağı ve bir Venezuela senaryosunun yaşanacağı yalanı söylendi. Ancak bu adım sadece İran halkını radikalleştirdi ve ABD-İsrail koalisyonuna karşı birleştirdi" dedi.

"Kürtler kara savaşı için Truva atı olacak"

İsrail Savaş Bakanı Yisrael Katz'ın "karada asker bulundurma seçeneğini dışlamıyoruz" yönündeki açıklamalarını yorumlayan Blumenthal, bu mesajın aslında Amerikan askerlerine yönelik olduğunu belirtti.

Blumenthal, İsrail’in stratejisinin Amerikan askerlerinin ölümü üzerine kurulu olduğunu savunarak, "Katz, Trump’ın onların kontrolünde olduğunu biliyor. Amerikalıların nerede savaşacağına ve nasıl öleceğine onlar karar veriyor. İsrail askeri istihbarat mekanizması için ölü Amerikan askerlerinden daha değerli bir şey yok; çünkü bu, ABD’nin bölgedeki varlığını ve intikam çığlıklarını garanti altına alır" şeklinde konuştu.

Blumenthal, ABD’nin kara savaşına doğrudan girmek yerine Kürt grupları bir "Truva atı" olarak kullanacağını öngördüğünü ifade etti.

CIA’in Komala ve PJAK gibi grupları çoktan silahlandırdığını kaydeden Blumenthal, sürecin Vietnam senaryosuna benzeyeceğini belirtti:

"Önce danışmanlar ve özel kuvvetler timleri gelecek, ardından Kürtler sahada erimeye başladığında bu durum topyekun bir ABD işgaline dönüşecek. Trump, kamuoyunu 'karada asker olmayacak' diyerek kandırıyor ancak hazırlanan zemin tam tersini gösteriyor."

"Senato halkı değil, oligarkları temsil ediyor"

ABD Senatosu’ndaki Savaş Yetkileri oylamasını değerlendiren Blumenthal, Kongre’nin artık savaş ilan eden değil, başkanların başlattığı yasa dışı savaşları onaylayan bir kuruma dönüştüğünü vurguladı.

Senato’nun demokratik olmayan bir yapıya sahip olduğunu belirten Blumenthal, "Bu kurumlar oligarşinin konsolidasyonu ve servetin yukarı transferi için tasarlandı. Senatör John Fetterman gibi isimlerin savaş yanlısı tek demokrat olarak öne çıkması, İsrail’in yabancı nüfuz skandalının bir parçasıdır. Fetterman, siyasi kariyerini bitirdikten sonra İsrail yanlısı milyarderlerin desteğiyle rahat bir hayat sürmeyi planlıyor" dedi.

Blumenthal, Amerikan halkının bu savaşa ezici bir çoğunlukla karşı olduğunu ancak ana akım medyanın bu gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

"Sokaklarda Trump’ın savaşını destekleyen Amerikalılar görmüyoruz; sadece ellerinde İsrail bayrakları ve monarşi sembolleriyle dans eden bir grup öfkeli göçmen var" diyen Blumenthal, Amerikan kamuoyunun bu savaşın İsrail için verildiğini anladığı an Trump’ın siyasi koalisyonunun çökeceğini savundu.

"Pentagon'un sadistçe zafer arayışı"

ABD’nin Hindistan yakınlarında silahsız bir İran gemisini vurmasını "mide bulandırıcı bir savaş suçu" olarak nitelendiren Blumenthal, bu saldırının sahada somut bir başarı elde edemeyen Pentagon için psikolojik bir tatmin çabası olduğunu belirtti.

Savaş Bakanı Pete Hegseth’i sert bir dille eleştiren Blumenthal, "Hegseth, Tahran halkının üzerine ölüm yağdıracağını söylerken adeta savaşa karşı şehvet duyuyor. Bu saldırıyla ABD’nin kurallara uymadığını ve ne kadar acımasız olabileceğini kanıtlamak istediler" ifadelerini kullandı.

Saldırının gerçekleştiği bölgenin Hindistan kara sularına yakınlığına dikkat çeken Blumenthal, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin sessizliğinin arkasında İsrail ile yapılan 10 milyar dolarlık silah anlaşması olduğunu kaydetti.

Blumenthal, "Hindistan, bu rejim değişikliği projesinin bir parçası haline getirildi. Ancak bu durum Modi yönetimi için ciddi bir diplomatik krize yol açıyor; çünkü Hindistan içindeki muhalefet bu suç ortaklığından iğreniyor" dedi.

"Bu bir din savaşı olarak görülüyor"

İsrail içindeki atmosfere de değinen Blumenthal, Netanyahu yönetiminin savaşı dini bir çerçeveye oturttuğunu belirtti.

Purim Bayramı’nın soykırımcı alt metinlerle yorumlandığını ifade eden Blumenthal, "Netanyahu’nun Ester Kitabı’ndan bölümler okuması ve bunu bir varoluş savaşı gibi sunması, İsrail kamuoyunu doktrine etme çabasının bir parçası. İnsanlar sığınaklarda beklerken bile savunma sanayii hisselerinin yükselmesi, İsrail ekonomisinin savaş ve teknoloji ihracatı üzerine kurulu olduğunu gösteriyor" diye konuştu.

İran’da ise bu sürecin "Ramazan Savaşı" olarak adlandırıldığını belirten Blumenthal, sivil ölümlerinin İran halkı üzerindeki etkisini şöyle özetledi:

"İnsanlar manevi bir dönemde enkaz altında bırakılıyor. Bu durum direniş ruhunu körüklüyor. Donald Trump cehennemin kapılarını açtı ve bu savaşın nereye evrileceğini kestirmek güç; ancak Trump yönetiminin bu alevlerin içinde kalacağını öngörmek zor değil."

Blumenthal, mülakatın sonunda Napolitano’ya teşekkür ederek, "Maske artık düşüyor ve arkasındaki gerçek yüzü tüm çıplaklığıyla görebiliyoruz" dedi.