Ya caydırıcılık ya hiç: İran’ın topyekûn savaş veya topyekûn ateşkes mantığı

img
Ya caydırıcılık ya hiç: İran’ın topyekûn savaş veya topyekûn ateşkes mantığı YDH

"İran’ın stratejik hedefi, 'topyekûn savaş' neticesinin, 'topyekûn ateşkes' olarak tanımlanabilecek caydırıcılığı tesis edici bir sonuca evrilmesini sağlamak için gereken her türlü bedeli, gerektiği sürece göğüslemektir."




Emel Saad

YDH - Lübnanlı akademisyen Emel Saad, İran’ın mevcut ateşkes tekliflerini reddetmesini basit bir diplomatik inatlaşma değil, Batı tarafından dayatılan köhne "müzakere paradigmasına" kökten bir başkaldırı olarak nitelendiriyor. Saad’a göre Tahran, diplomasinin İsrail ve ABD eliyle bir "aldatma silahı" olarak kullanılmasına karşı; geçici sükuneti değil, tüm bölge müttefiklerini kapsayan ve çatışma döngüsünü nihai olarak kıran "topyekûn bir caydırıcılığı" hedefliyor. Saad, İslam Cumhuriyeti’nin artık kendi varlığını bir "sorun" olarak gören masalara oturmayı reddettiğini ve bölgesel nizamın bizzat kendisini tartışmaya açan bir "gündem belirleme gücü" arayışında olduğunu vurguluyor.

İran’ın bir ateşkesi geri çevirmesi, yalnızca bir zamanlama yahut şartlar üzerinde uzlaşamama meselesi değildir; bilakis bu tavır, ABD ile onlarca yıldır yürütülen müzakerelerin üzerine inşa edildiği bütün o kavramsal çerçevenin[1] kendisine yönelik bir meydan okumayı yansıtmaktadır.

İslam Cumhuriyeti; nükleer programı, füze envanteri yahut bölgedeki ittifakları ve Direniş Ekseni’ne verdiği destek gibi kendi öz kabiliyetlerinin "çözülmesi gereken bir sorun" veya "dizginlenmesi gereken bir tehdit" muamelesi gördüğü bir zeminde müzakere masasına oturmayı reddetmektedir. Tahran bunun yerine, asıl mesele edilmesi gereken hususun ABD ve İsrail’in saldırganlığı ile bu saldırganlığın temelini teşkil eden bölgesel nizam[2] olduğunda ısrar etmektedir.

Bir başka ifadeyle Tahran, müzakereleri esasen İran üzerinde bir "silah kontrolü" ve "davranış disiplini" kurma aygıtı olarak gören o kökleşmiş Amerikan paradigmasını altüst etmeyi amaçlamaktadır. Hedef; müzakere gündemini, mevcut bölgesel güvenlik düzenini ve ABD ile İsrail’in tutumunu kapsayacak şekilde yeniden tanımlamaktır.

Bu durum, gündem belirleme gücü, hatta pazarlık sahasının bizzat kendisinin kurgulanması üzerine verilen bir iktidar mücadelesidir.

Tahran, Washington’ın tarihsel olarak dayattığı müzakere parametreleri dahilinde hareket etmeyi reddederek; bu parametreleri kökten şekillendirmeyi, hedefi salt bir ateşkes yönetiminden savaşın nihai bir son bulmasına taşımayı ve bu süreçte (yalnızca bir "İslam cumhuriyeti" olarak değil) "Devrimci bir İslam Cumhuriyeti" şeklindeki siyasi kimliğini muhafaza etmeyi arzulamaktadır.

İran ayrıca, ABD ve İsrail’in diplomasiyi bir savaş yöntemi olarak silah haline getirmesinin bedelini onlar için oldukça ağırlaştırma niyetindedir. İlki 2025 Haziran’ında, ikincisi ise mevcut süreçte olmak üzere ABD, aktif diplomasi kisvesini iki kez İran’ı doğrudan vurmak için bir kalkan olarak kullanmış; bu da müzakerelerin çatışmayı çözümleme yolundan ziyade bir hile ve desise[3] enstrümanı olarak işlediği algısını pekiştirmiştir.

İranlı yetkililer nezdinde bu durum, İran’ın uzun süredir tatbik ettiği "stratejik sabır"[4] politikasının hüsnüniyetle yürütülen bir müzakereyle değil, stratejik bir aldatmacayla karşılık bulduğu kanaatini derinleştirmektedir.

İslam Cumhuriyeti, müzakerelerin artık savaş döngüsünün kendisini yeniden üreten bir araç olarak kullanılamayacağından emin olmak istemektedir. İranlı liderler bu eksen kaymasını açıkça dile getirmişlerdir.

Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, Tahran’ın "asla bir ateşkes peşinde olmadığını" beyan ederek; İsrail’in varlığını "savaş-müzakere-ateşkes ve sonra yeniden savaş" şeklindeki o tekerrür eden döngü sayesinde sürdürdüğünü savunmuştur.

Diğer üst düzey yetkililer de benzer şekilde, İran’ın savaşı bitirmeyi ancak çatışmanın bu denli kolayca yeniden alevlenemeyeceği şartlar altında değerlendireceğini belirtmişlerdir.

Bu haliyle Tahran’ın gayesi, düşmanlıkların geçici olarak askıya alınması değil, savaşın tekerrürüne imkan veren stratejik koşulları değiştirecek belirleyici bir mutabakattır.

Bu bağlamda, çatışma çözümü teorisindeki geleneksel bir kabul olan; her iki tarafın da mutlak bir zafer kazanamadığı ve savaşın maliyetinin katlanılamaz hale geldiği "karşılıklı zarar veren kilitlenme"[5] anında müzakerelerin mümkün veya "olgun" hale geleceği varsayımı burada geçerliliğini yitirmektedir.

İran’ın stratejik hedefi, "topyekûn savaş" neticesinin, "topyekûn ateşkes" olarak tanımlanabilecek caydırıcılığı tesis edici bir sonuca evrilmesini sağlamak için gereken her türlü bedeli, gerektiği sürece göğüslemektir.

Bu, çatışmayı yeniden başlatmanın maliyetinin taraflar için engelleyici (yasaklayıcı) hale geldiği kapsamlı bir uzlaşı demektir.

Böyle bir netice, İran’ın dahil olduğu önceki düzenlemelerden niteliksel olarak farklı olacak ve Washington ile yapılan dar kapsamlı ikili anlayış birliğinin ötesine geçerek, İran’ın öncülük ettiği daha geniş bölgesel caydırıcılık sistemini de mutlaka ihata edecektir[6].

Pratik anlamda bu, kalıcı herhangi bir mutabakatın yalnızca İran’ın kendi güvenliğini değil, aynı zamanda Lübnan Hizbullah’ı gibi artık İran’ın güvenlik şemsiyesinin ayrılmaz bir parçası ve caydırıcılığının asli unsuru haline gelmiş bölgesel müttefiklerini de hesaba katması gerektiği anlamına gelmektedir.


[1] Framework: Eski İngilizce kökenli "frame" (çatı/yapı) ve "work" (iş/eser) kelimelerinin birleşimidir. Siyasi literatürde zihni sınırları ve kuralları belirleyen "paradigma" veya "kurgu" anlamına gelir. Saad, yazının başında "kavramsal çerçeve", devamında ise "paradigma" kavramlarını işliyor ve sadece teknik bir planı değil, Batı’nın zihnindeki "İran algısının" üzerine inşa edildiği o temel yapıyı kastediyor.

[2] Regional Order: Orijinal: "regional order that underpins it": Order" kelimesi Latince ordinem (sıra, düzen) kökünden gelir. Siyaset biliminde "nizam" veya "düzen" olarak karşılanır. (ç.n.)

[3] Subterfuge: Latince subter (altında) ve fugere (kaçmak) kelimelerinden gelir. Bir şeyi gizlemek için yapılan hile veya manevra demektir. (ç.n.)

[4] Strategic Patience: İran dış politikasının, özellikle ABD yaptırımları ve suikastlar karşısında doğrudan ve hemen tepki vermek yerine, süreci zamana yayarak hasmını yorma taktiğidir. (ç.n.)

[5] Mutually Hurting Stalemate: William Zartman tarafından geliştirilen Çatışma Çözümü teorisinin temel taşıdır. Tarafların savaşa devam etmesinin, masaya oturmaktan daha maliyetli olduğunu anladıkları "olgunluk" (ripeness) anını ifade eder. (ç.n.)

[6] Encompass / Spearheads: "Spearhead" (mızrak başı), bir harekata öncülük etmek; "Encompass" ise kuşatmak, içine almaktır. (ç.n.)

Çeviri: YDH