'Acımasız bir lider ve parlak bir filozof: İran’ın en güçlü ismi Ali Laricani kimdir?'

img
'Acımasız bir lider ve parlak bir filozof: İran’ın en güçlü ismi Ali Laricani kimdir?' YDH

❝Savaşın son haftasını Laricani’nin yazılarına dalarak geçirdim. Karşımda, tefekkür dünyası ile aksiyon dünyasını alışılmadık bir biçimde harmanlayan parlak bir düşünür buldum; bu, küçümsenecek bir başarı değil.❞




YDH- İsrail'in liberal siyonist çizgideki gazetesi Haaretz, İran siyasetinin en kilit ve gizemli figürlerinden biri olan Ali Laricani’nin portresini mercek altına alarak Kant uzmanı bir filozoftan, İslam Cumhuriyeti'nin ulusal güvenlik politikalarını ve operasyonlarını yöneten ''en kudretli ismine dönüşen bu figürün devletteki mutlak otoritesini'' analiz etti.

İsrailli yazar Lev, Laricani’nin inanılması güç kariyerine dikkat çektiği 'Acımasız bir lider ve parlak bir filozof: İran’ın en güçlü ismi Ali Laricani kimdir?' başlıklı makalesinde, onun kırk yılı aşkın süredir İslam Cumhuriyeti’nin tüm güç odaklarında kilit mevkilerde yükseldiğini vurguluyor.

Haaretz'deki makalenin iddiasına göre, Laricani'nin ''dini liderliğe halef seçilmemesinin nedeni din adamlığı vasfını taşımamasıydı''.

Lev, ''Laricani’nin bir yanda felsefeye düşkün ve rasyonel bir yaşam arzulayan bir entelektüel görüntüsü çizdiğini kabul etse de, eylemlerinin onu bambaşka bir felsefi figüre dönüştürdüğünü'' iddia ediyor.

Siyonist yazara göre Laricani, Platon’un idealize ettiği o "filozof-kral" modelinden ziyade, Machiavelli’nin tarif ettiği bir "filozof-prens"e benziyor; yani en yüksek değeri, her ne pahasına olursa olsun kendi iktidarını ve gücünü korumak olarak belirleyen bir mutlak iktidar sahibi tipine.

Ancak Haaretz’deki makalenin yazarı, bir insanın çok iyi bir filozof olmasının onun “acımasız bir dişli” olduğu gerçeğini değiştirmediğini savunuyor.

Ancak Lev birçok şeyi anlayamıyor; zira Ali Laricani örneğinde ortaya çıkan durum tam da budur: Söz konusu dişli, onun elinde yalnızca daha etkili değil; aynı zamanda daha rasyonel, hakikate daha sıkı bağlanmış ve kendi iç mantığı bakımından bütünüyle tutarlı bir biçimde işler. Bu nedenle de, etkisi çok daha derin ve yıkıcı hâle gelir.

Lev makalesinin devamında şu ifadeleri kullanıyor:

''Laricani’nin Batı düşüncesinin temel varsayımlarına yönelik eleştirileri ve moderniteyi aşma çağrısı hemen bir kenara itilmemeli, incelemeye değer görülmelidir. Fakat nihayetinde eylemleri, herhangi bir felsefe adına meşrulaştırılabilecek her şeyi aşmıştır. Yine de mevcut savaşta, merkezi oyunculardan birinin siyasi gücü yüksek bir filozof olduğu ortaya çıkıyor.''

Lev, şu an 67 yaşında olan Ali Laricani'nin, bir zamanlar "İran’ın Kennedy ailesi" olarak tarif edilen nüfuzlu bir hanedanın içine doğduğunu belirtiyor.

Babası kıdemli bir Şii din adamı olan Laricani'nin kardeşlerinin de devletin her kademesine yayıldığını aktaran yazar; Berkeley mezunu ağabey Muhammed Cevad’ın Ayetullah Hamenei'nin dışişleri danışmanı, diğer ağabey Sadık’ın eski yargı başkanı, en küçük kardeş Bakır’ın ise eski sağlık bakan yardımcısı olduğunu kaydediyor.

Laricani’nin bizzat kendisinin de devrimin baş ideologlarından Murtaza Mutahhari’nin kızıyla evli olduğuna dikkat çeken Lev, İran uzmanı Prof. Mehrzad Burucerdi'nin şu sözlerine yer veriyor:

"Ailenin ayak izlerini hukuk sisteminde, siyasette ve bilimde görebilirsiniz."

Lev, Burucerdi'den alıntı yapmaya devam ediyor:

 "İran sadece ayetullahların hüküm sürdüğü karikatürize bir devlet değil. Orada entelektüel konular üzerine derin tartışmalar dönüyor. İran’daki insanlar geleneğin yerini ve Batı’dan neler öğrenilebileceğini anlamaya çalışıyor. Üniversite mezunlarının Batı felsefesindeki temel metinleri okuması zorunlu. Humeyni'nin bizzat Platon ve Aristoteles çalıştığını biliyoruz. Hatta onun dini lider tasavvuru, Platon’un filozof kralının bir varyasyonudur."

Makalenin devamında Lev, İran’ın Kennedy ailesi olarak adlandırılan bu Laricani ailesinin aslında bir "entelektüeller topluluğu" olmasının altını çiziyor.

Yazara göre, ailenin din adamı olan üyesi Sadık Laricani'nin bile Batı felsefesi üzerine uzmanlaşması dikkat çekici; öyle ki Sadık Laricani; dil, ahlak ve analitik felsefe üzerine kitaplar yazmakla kalmamış, Karl Popper ve Geoffrey Warnock gibi filozofların eserlerini de Farsçaya kazandırmış bir isim.

Lev’e göre; Devrim Muhafızları’nda üst düzey subaylıktan Kültür Bakanlığına, devletin propaganda aygıtının başkanlığından Meclis Başkanlığına kadar her kritik koltuğa oturan ve geçen yıl Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliğine geri dönen Laricani, tabiri caizse ''İran rejiminin eti ve kemiği'' haline gelmiş durumda.

Lev, İranlı siyasetçinin dışarıdan görünen sert siyasi kimliği ile içerideki derin entelektüel kişiliği arasındaki keskin tezatlığa dikkat çekiyor:

''Laricani dışarıdan bakıldığında, karanlık rejimlerin seri üretim bandından çıkmış acımasız dişlilerinden biri gibi görünebilir. Ancak o, sadece bundan ibaret değil. On yıllar boyu hükümette görev yaparken bile, görünüşe göre en büyük tutkusu olan felsefeden asla vazgeçmedi. Bu soğukkanlı siyasetçi aynı zamanda bir filozof; Tahran Üniversitesi’nde felsefe öğretim üyesi ve Kant’ın matematik ile bilim üzerine görüşleri konusunda bir uzman. Üstelik altıdan az olmamak üzere felsefe kitabı ve sayısız makale kaleme almış bir isim. Savaşın son haftasını Laricani’nin yazılarına dalarak geçirdim. Karşımda, tefekkür dünyası ile aksiyon dünyasını alışılmadık bir biçimde harmanlayan parlak bir düşünür buldum; bu, küçümsenecek bir başarı değil. Laricani yazılarında, kendi radikal dini dünya görüşünün temel önermelerini Batı felsefesinin kurallarını kullanarak savunmaya çalışıyor ve sık sık gerçekten üzerinde düşünmeye değer argümanlar öne sürüyor. Laricani, asıl savaşın maddi varlıklar üzerinden değil, ruh üzerinden verildiğine inanıyor. Batı dünyasının marazlarını teşhis ediyor ve onlara bir ayna tutuyor; bu ayna zaman zaman meydan okuyan, zaman zaman da derin bir tiksinti uyandıran bir ayna.''

Lev, Ali Laricani’nin akademik geçmişine değinirken, onun İran’ın en saygın teknik üniversitesi olan Şerif Teknoloji’den mezun bir bilgisayar ve matematik uzmanıyken felsefeye yöneldiğini not ediyor.

Laricani’nin Immanuel Kant üzerine yazdığı doktora tezinin yanı sıra felsefe ve yönetim üzerine pek çok eser kaleme aldığını belirten yazar, bu Kant tercihini "medeniyetler çatışması" bağlamında yorumluyor.

Lev’e göre; 1979 devriminin destekçileri İslam’ı modern dünyaya felsefi bir alternatif olarak sunmaya çalışırken, Laricani gibi entelektüeller de İslam Cumhuriyeti’nin bu yeni dünya görüşünün inşasında başrolü üstlendiler.

Lev, o dönemki hâkim anlayışın Batı medeniyetini yabancılaşma ve yalnızlık içinde kıvranan, kırılma noktasına gelmiş bir yapı olarak gördüğünü aktarıyor.

Yazara göre bu çıkmazdan kurtulmak için öne sürülen yegâne çözüm; Batı'nın egoizmini ve hümanizmini bir kenara bırakmak, şüpheciliğinden vazgeçmek ve modernitenin o çürümüş ağacını bütünüyle kökünden sökmekti.

Tel Aviv Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden Ofra Rechter, "Laricani matematikçi olarak yetişti ve Kant’ta matematik, ahlak ve teoloji arasında bir bağ vardır," diyor ve ekliyor: 

"Çok az akademisyen bu bağlantıya değinmiştir. Kant, sadece matematik filozoflarının ilgisini çeken erken dönem metinlerinden birinde, teolojide kesinliğin, matematikte olduğu gibi mümkün olup olmadığı sorusuna yanıt aramıştı. Mümkün olduğunu savunuyordu."

Laricani’nin çalışmalarına ilginç bir örnek, matematiksel ispatın doğasını sorguladığı bir makalesidir; bu makalede bir argümanlar dizisini "ispat" kılan şeyin ne olduğunu ve Kant felsefesinde sezgi ile matematiksel ispat arasındaki bağı sorar.

Dr. Rechter konuşmasını şöyle sürdürüyor: 

"Laricani makalesinde, felsefi bir argüman ile matematiksel bir ispat arasındaki farkın argümanın kendisinde değil, varsayımlarda —yani yola çıkılan aksiyomlarda— yattığını göstermeye çalışıyor. Yorumlayıcı bir tartışmaya katılıyor ve yeni bir adım atıyor. Kabul görmüş bir iddiayı ele alıyor ve o iddiayı savunan akademisyenlerin reddetmek istediği bir sonucu —yani matematiksel aksiyomların tanınmasında sezginin de rol oynadığı iddiasını— bu iddiadan türetmeye çalışıyor."

Lev, Laricani’nin buradan hareketle dini kurumlar ile akademik araştırmalar arasındaki sınırları belirlemek adına bilim felsefesinin kalbi sayılan "sınır koyma" (demarcation) problemine odaklandığını ifade ediyor.

Siyonist yazara göre bu problem, neyin bilimsel neyin bilim dışı olduğunu ayırt etme zorluğundan doğarken; Laricani, yalnızca gözlemlenebilir verileri bilim sayan ve metafiziği "anlamsız" ilan eden klasik anlayışa karşı, Karl Popper’ın "yanlışlanabilirlik" ölçütünü tartışmaya açıyor.

Lev, Laricani'nin bu felsefi zemini kullanarak bilim ve din arasındaki gri bölgeyi kendine göre netleştirmeye çalıştığını kaydederek makalesini sürdürüyor:

''Laricani, Popper’ın "yanlışlanabilirlik ilkesini" tartışmaya açtı. Ona göre Popper’ın ilkesi, yanlışlanamayan teorilerin anlamsız olduğu sonucunu doğurmaz. Laricani derslerinden birinde, "Popper’ın sorusu 'Neden anlam veya önem var?' ya da 'Doğru veya kabul edilebilir olan nedir?' değildi," diyor; "aksine deneysel bilimlerin teorik sistemleri ile diğer tüm sistemler arasındaki sınır çizgisini çekmekti.''

Laricani’ye göre metafizik, tıpkı bilim gibi, insanın hakikat arayışının sistematik bir ifadesidir. Bunlar sadece başka alanlardaki hakikatlerdir.

Rechter, "Sınır koyma problemine ve Kant’ın yöntem kuramına yapılan bu vurgu, Laricani’nin dini kurumlar ile üniversiteleri uzlaştırma ve böylece yükseköğretimi İran’daki merkezi dini kurumların pençesinden kurtarma çabasına hizmet ediyor," diyor.

Rechter, Laricani’nin entelektüel kapasitesini siyasi bir stratejiye nasıl tahvil ettiğini ve felsefeyi bir tür "denge unsuru" olarak nasıl kullandığını şöyle açıklıyor:

"Kant’ın metodolojik anlayışına dikkat kesilerek ve basmakalıp olmayan, derinlikli bir araştırma yoluyla Laricani, Kant düşüncesinin sofistike yönlerini alıp onları din adamlarının arzuladığından daha ileriye götüren retorik amaçlar için kullanmayı başarıyor. Bir yandan İslamcı dini dünyanın olduğu gibi varlığını sürdürmesine izin vermek, diğer yandan da bu dini düşüncenin merkezileşmesini dizginlemek için Kant felsefesinin en derin ve soyut kısımlarını devletin en pratik ihtiyaçlarıyla ilişkilendiriyor. Medreseler dini öğretecek, üniversiteler kendi alanlarını öğretecek ve farklı yaklaşımlar arasında bir tevazu hakim olacak; hepsinin serpilip gelişmesinin tek yolu budur."

Lev'in aktarımına göre, Laricani konuşmalarından birinde din ve bilim arasındaki gerilimden doğrudan bahsetti. İkisini uzlaştırmanın yolunun ortak noktalar bulmakta değil, hakikatin farklı alanlardaki incelemelerle ortaya çıkan çok yönlü doğasını tanımakta yattığını söyledi:

"Bu nedenle, her alanın hakikatin bir parçasını ortaya çıkardığını anlayarak başkalarının çalışmalarını alçakgönüllülükle kabul etmeliyiz. Hakikatin bir alanını araştırırken, bulgularımızı diğer alanlara uygulamamalıyız. Birçok tartışma, belirli bir alana ait bulguların diğer alanlara müdahale etmesinden kaynaklanıyor; ancak bu müdahale o alanların metodolojisine uygun olarak yapılmıyor."

Lev, bilim ve dinin iki ayrı araştırma alanı olarak kabul edilebileceğini ancak bu iki sahanın kaçınılmaz olarak çatıştığını belirtiyor. Yazara göre, böyle bir çatışma anı gelip çattığında ise Laricani’nin safı ve tercihi son derece nettir.

Laricani, İran medyasını İslam Cumhuriyeti’nin entelektüel ilkeleri doğrultusunda şekillendirmeye çalıştı. Sanatın yegâne öneminin hakikat arayışında bir araç olarak hizmet etmesi olduğunu savundu:

"İnsanlar hakikati keşfetmek için vardır. Sanat, duygu ve duyarlılığı kullanır ama bunu keyfi bir şekilde yapmaz. Sanatın yönü tekamül (aşkınlık) olmalıdır."

Ayrıca İran yapımlarının kalitesini vurguladı:

"Genelleme yapmak istemiyorum —Batı’da da derinlikli eserler var— ama genel olarak bu düzeyde değil. Hollywood’da filmlerin sadece küçük bir kısmı derinlikli kabul edilebilir. İran yapımları ise manevi ve entelektüel yönelimleri nedeniyle farklıdır."

Kültür ve medyanın toplumsal bilinci değiştirmedeki gücünü de kavramıştı:

"Kültürel dönüşümün kendine özgü bir metodolojisi vardır. İnançlar değişmeli ve insanlar davranışlarını gönüllü olarak değiştirmelidir. Kültürel değişim, katı toplumsal baskı yoluyla dayatılamaz. Aşırı sertlik, güçlü bir tepkiye yol açar. Eğer sosyal ve kültürel sorunlarımız varsa, bunların çözümü kültürel araçlarda yatar."

İnsanın özgürlüğüne dair mülahazalarında Laricani, doğal olarak tüm insanların insan olmaları hasebiyle özgürlük hakkına sahip olduklarını belirtti:

"İnsan doğası gereği düşünmekte özgür olmalıdır. Dolayısıyla düşünce özgürlüğü bir haktır."

Lev, Laricani’nin özgürlükçü söylemlerinin ardında "düşünce polisi" kavramını fiilen meşrulaştıran büyük bir "ama" gizli olduğunu savunuyor. Lev'e göre Laricani; nasıl ki mantıksal tutarlılıktan yoksun bir düşüncenin reddedilmesi gerekiyorsa, ahlaki açıdan "yozlaştırıcı" görülen fikirlerin de toplumda yayılmaması gerektiğini ileri sürüyor:

"Toplumu manevi olarak yüceltebilecek her şey, kendi alanında özgürlüğün tadını çıkarmalı ve çeşitli zevkleri, eğilimleri kapsamalıdır; öte yandan toplumsal yozlaşmaya yol açan her şey, manevi özgürlük sınırlarını aşmış kabul edilmelidir."

Lev'e göre Laricani demokrasi hakkında da benzer şeyler söyler: 

"Demokrasi her zaman ideal yöntem olmayabilir ama en çok kabul görenidir. Bu metodolojik bir yoldur; toplumu başarıya ulaştırmak için pratik bir yaklaşımdır. Bir toplum, hükümeti vatandaşları tarafından geniş kabul gördüğünde daha başarılı olur. Ancak manevi düşünce özgürlüğünün bir çerçeveye ihtiyacı olduğu gibi, demokrasinin de ihtiyacı vardır. Bu çerçeve ne anlama gelir? Bir amaca götüren çerçevedir ve bu amaç da ulusun refahıdır."

Bu noktada Lev, Laricani için şu yorumda bulunuyor: ''Laricani, sorunlar için en basit çözümü reddeder.'' 

Lev'e göre, Laricani Haziran 2024’te yayımlanan bir makalesinde, Batı medeniyeti şeklinde başarılı bir toplum yönetimi modeli mevcutken, neden dini bir toplumun hayata geçirilmesi için çaba sarf edilmesi gerektiğini sorgular. 

"Bu sorunun cevabı iki perspektif arasındaki farkın temelinde yatar: dini toplum ve Batı medeniyeti. Bu görüşe göre dini toplum hakikat arayışına yöneliktir ve rasyonel işler; Batı medeniyeti ise haz arayışına yöneliktir ve duygularla hareket eder."

Geçtiğimiz yıl, nükleer program konusunda ABD ve İsrail ile yeniden tırmanan gerilimin ardından Laricani, bir kez daha Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreterliği görevine çağrıldı.

Wall Street Journal’a göre, geçen Haziran ayında İsrail-Amerikan saldırılarına verilen —İsrail’e yüzlerce balistik füze fırlatılmasını da içeren— yanıttan sorumlu kişi oydu.

Lev'e göre, Laricani kamuoyu önündeki görünümlerinde şahin bir tutum sergiliyor; ABD-İsrail’in ağır bir bedel ödeyeceğini ve "yaptıklarına pişman olacaklarını" vaat ediyor.

Hatta bu hafta açıkça Trump’ı tehdit etti:

"İran halkı sizin tehditlerinizden korkmuyor. Dikkat et, yoksa elenen sen olursun."