Körfez ülkelerinin, Trump’ın İran’la yürüttüğü görüşmelere güven duymadığı ve arabuluculuk iddialarının gerçeğe dönüşmemesinden endişe ettiği belirtildi.
YDH- The Guardian’da kaleme alınan analize göre, ABD Başkanı Donald Trump’ın, ülkesinin İran ile savaşı sona erdirmek için “güçlü görüşmeler” yürüttüğünü iddia etmesinden çok geçmeden Katar, sözde diplomatik müzakerelerden kendisini uzaklaştıran alışılmadık bir adım attı.
Analizde, hükümet sözcüsü Mecid el-Ensari’nin salı akşamı bir brifingte Katar’ın herhangi bir arabuluculuk çabasında yer almadığını söylediğini ve "Eğer böyle çabalar varsa.” diyerek anlamlı bir ekleme yaptığını belirtti.
Körfez ülkelerinin temkinli duruşu
Bu açıklamanın, Katar’ın bölgedeki çatışmalarda başrol arabulucu olarak oynadığı tarihsel rolle belirgin bir “kopuşu” teşkil ettiği kaydedildi.
Analize göre, ister İsrail ile Hamas arasında müzakere yürütmek, ister ABD-Taliban görüşmelerine aracılık etmek, ister Lübnan ve Sudan’da anlaşmalar sağlamaya çalışmak olsun, diplomatik zirveler düzenlemek bu küçük Körfez ülkesinin uluslararası etkisinin uzun süredir temel taşını oluşturuyordu.
Ancak bu kez Katar ve diğer Körfez ülkelerinin, savaşı önlemeye yönelik arabuluculuk çabalarının nihayetinde Washington tarafından reddedilmesinin ardından kendilerini bir savaşın ön saflarında bulduğu belirtildi.
ABD, Umman’ın öncülük ettiği ve yürüttüğü nükleer müzakereler sırasında İran’a iki kez saldırdı. Müzakereler ilk olarak geçen haziran ayında ABD ve İsrail’in İran’a aniden saldırmasıyla durduruldu. Bu şubat ayında yeniden başlatılan görüşmeler de ABD-İsrail saldırganlığının Tahran’a yönelik son görüşme turu tamamlanamadan başlamasıyla sonuçsuz kaldı.
Analistler, Körfez ülkelerinin sözde ateşkes çabalarını desteklemeye isteksizlik göstermesinin, savaştan çekmeye devam ettikleri ağır bedeli ve Trump’ın “barış” söyleminin gerçek mi yoksa başka bir tırmanışın örtüsü mü olduğuna dair süregelen şüpheyi yansıttığını söyledi.
ABD etkisi ve stratejik belirsizlik
“Trends US” danışmanlık grubunun kıdemli yöneticisi ve ilk Trump yönetiminde eski Pentagon yetkilisi olan Bilal Saab, “Önceki deneyimleri onları yaktı. Daha önce yararlı bir arabuluculuk rolü oynadıklarını düşündüler, ta ki her şeyin boşuna olduğunu anlayana kadar. Üstelik doğrudan savaşın içine çekildiler ve hâlâ İranlılar tarafından saldırıya uğruyorlar. Dolayısıyla arabuluculuk yapma isteklerini, hatta belki de yeteneklerini etkileyen bastırılmış bir hayal kırıklığı ve düş kırıklığı var.” dedi.
Analizde, savaş başladığından bu yana Körfez ülkelerinin, ev sahipliği yaptıkları ABD üsleri ve varlıklarına yönelik günlük İran misilleme saldırılarını püskürtmek için “milyarlarca dolar” harcamak zorunda kaldığı; ekonomilerinin giderek artan oranda darbe aldığı belirtildi.
Bu durumun, Körfez’in petrol ve gazının çoğunun dünyaya ihraç edildiği Hürmüz Boğazı üzerinde İran’ın “son derece başarılı” şekilde kurduğu baskıyla birlikte geldiği vurgulandı.
Analize göre, ancak ABD öncülüğünde, İran’da “rejim değişikliği” gibi ulaşılması zor bir hedef için yürütülen uzun süreli bir savaş, aynı zamanda Körfez ekonomilerini kurutma ve hayati enerji ile su altyapısını devre dışı kalma tehlikesiyle karşı karşıya bırakma riski taşıyor; bunun sivil bedeli de yüksek olacaktır.
Müzakerelerde güven eksikliği
Çarşamba gecesi itibarıyla İran, Trump’ın Pakistanlı generaller aracılığıyla Tahran’a ilettiği, savaşı sona erdirme iddiasındaki 15 maddelik planını “son derece mantıksız” bularak reddetti ve kendisine ait çarpıcı biçimde farklı bir öneri sundu.
İranlı diplomatik kaynaklar, görüşmelerin bir “aldatmaca” olabileceği endişesini dile getirdi. Bir kaynak, “Şüphecilik düzeyi yüksek. Daha önce ABD ile yaptığımız müzakerelerde gördüğümüz gibi, bunu liderlerimize saldırmak ve onları öldürmek için kullandılar.” dedi.
Kuveyt Üniversitesi’nde profesör ve Chatham House üyesi Bedir es-Seyf, Körfez ülkelerinin “Trump yönetimi tarafından müzakere kelimesi her kullanıldığında, maalesef kendimizi savaş şemsiyesi altında bulduğumuz” gerçeğini görmezden gelmesinin zor olduğunu söyledi.
Es-Seyf, “Trump’ın müzakerelere dair kendine özgü uzun soluklu, gevşek tanımlanmış bir anlayışı var. Şu anda durum hâlâ çok değişken. Körfez ülkeleri, sunabilecekleri gerçek bir şey olduğunu hissettiklerinde müzakerelere dahil olacaklardır.” diye ekledi.
Es-Seyf, Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin uzun vadede çıkarlarının korunmasını sağlamak için İran ile kendi başlarına ayrı müzakereler başlatmaları çağrısında bulundu.
“Müzakereleri yapması için sadece ABD’ye güvenmemeliler” diyen es-Seyf şöyle devam etti: “Kendi başlarına gidip İran’la bir anlaşma yapmalılar. Bu bizim savaşımız değildi ve eğer daha fazla etkilenmekten kendimizi koruyabilirsek, kendi ulusal çıkarlarımızı korumak için bunu yapmalıyız.”
Körfez’in öncelikleri ve geleceğe bakış
Ortadoğu Enstitüsü’nde kıdemli uzman Alex Vatanka, Hürmüz Boğazı’ndan ticaret akışının güvenliğini sağlamak ve İran’ın nükleer programını sökmek dışında Trump’ın İran’la yapılacak herhangi bir müzakerede Körfez’in ihtiyaçlarına öncelik vermesini beklemek için bir neden olmadığını vurguladı.
Vatanka, “Körfez ülkeleri Trump tarafından yine kolayca göz ardı edilebilir; Trump onları kişisel ticari fırsat kaynaklarının ötesinde derinlemesine önemsemiyor.” dedi.
İran ile Körfez ülkeleri arasında güveni yeniden inşa etmenin büyük diplomatik başarılar gerektireceğini belirten Vatanka, nihayetinde Körfez ülkelerinin savaş patlak vermeden önce yaptıkları gibi Tahran ile kendi yollarını çizeceklerini öngördüğünü sözlerine ekledi.