Hürmüz krizi Avrupa'ya kaça mal olacak?

img
Hürmüz krizi Avrupa'ya kaça mal olacak? YDH

"Almanya örneği, hatalı siyasi kararların nasıl ekonomik sorunlara yol açtığını açık biçimde gösteriyor."




Georgiy Bovt

YDH - Rus siyaset bilimci ve iktisatçı Georgiy Bovt, Rossiyskaya Gazeta'da kaleme aldığı makalede, Avrupa’nın nükleer enerjiden uzaklaşma kararının uzun vadeli ekonomik ve stratejik sonuçlarını inceliyor. Almanya’nın bu alandaki tercihi enerji maliyetlerini artırırken sanayi rekabet gücünü zayıflattı; Fransa ise nükleer temelli modelle daha istikrarlı ve ucuz bir sistem korudu. AB içinde nükleer enerji konusunda belirgin bir ayrışma bulunuyor.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen kısa süre önce Avrupa’nın nükleer enerjiden vazgeçmesini “stratejik bir hata” olarak niteledi. Bu kabul, İran’a karşı yürütülen savaşın yol açtığı enerji krizinin ortasında ve gecikmeli biçimde geldi.

Her şey 1980’lerde, ABD’deki Three Mile Island nükleer santralinde ve ardından Çernobil’de yaşanan kazalardan sonra başladı. Önce Avusturya 1978’de, ardından İsveç 1980’de ve İtalya 1987’de referandumlarla nükleer enerjiden vazgeçme yönünde oy kullandı. Belçika 1999’da nükleer santralleri aşamalı kapatma yasasını kabul etti, Almanya ise 2002’den sonra benzer bir program başlattı. Japonya’daki Fukuşima nükleer kazasının ardından 2011’de Angela Merkel liderliğindeki Almanya 17 reaktörden sekizini derhal durdurdu. Son üç santral Nisan 2023’te kapandı. Almanya böylece İtalya ve Litvanya’nın ardından “barışçıl atomdan” tamamen vazgeçen üçüncü AB ülkesi oldu. Aynı dönemde İspanya ve İsviçre yeni reaktör inşasını yasakladı.

1990’larda “barışçıl nükleer” AB elektriğinin yaklaşık üçte birini sağlıyordu; bugün bu oran yüzde 15 civarında. Devreden çıkan kapasite çoğu zaman gazla, hatta kömürle telafi ediliyor. Nükleer enerjiden uzaklaşma, ithal petrol ve gaz bağımlılığını, özellikle de Rusya’ya bağımlılığı artırdı; 2022’den sonra siyasi nedenlerle bu işbirliği daraltılınca bu durum kritik hale geldi. Bugün AB içinde nükleer enerji konusunda bölünme var: Fransa’nın öncülük ettiği 13 ülke nükleer enerjinin aktif biçimde geliştirilmesini istiyor; Almanya ve Avusturya’nın başını çektiği diğer grup ise yenilenebilir enerji kaynaklarına öncelik verilmesini savunuyor. Avrupa Komisyonu, “yeşil enerji” yönelimini korurken “yenilikçi nükleer” yatırımları için 200 milyon avroluk garanti sağlamayı planlıyor; buna küçük modüler reaktörler de dahil. AB’de kamuoyu da bölünmüş durumda: yaklaşık yarısı “barışçıl atomu” destekliyor, diğer yarısı karşı çıkıyor; nükleer santrali bulunan ülkelerde destek daha yüksek.

Bazı ideolojik doktrinler ekonomiye ağır bedeller yükler...

Almanya örneği, hatalı siyasi kararların nasıl ekonomik sorunlara yol açtığını açık biçimde gösteriyor. Nükleer santrallerden çıkış kararı, güvenilir alternatif üretim kaynaklarının geliştirilmesiyle desteklenmedi. Nitekim Almanya 2023’te, uzun yılların ardından ilk kez net elektrik ithalatçısı oldu. Asıl darbe enerji yoğun Alman sanayisinin rekabet gücüne indi. Hükümet, sanayiyi ve hanehalkını desteklemek için sübvansiyonlara yöneldi; bu desteklerin toplamı 2023-2024 döneminde 200 milyar avroya ulaştı. Yenilenebilirlere dayalı model, şebekelere, yedek kapasitelere, depolamaya ve hidrojen altyapısına hızlandırılmış yatırımlar gerektiriyor. Bu da maliyetleri artırdı ve bütçe üzerindeki yükü büyüttü.

Fransa’nın yolu ise adeta bunun tersini izledi. Berlin’in aksine Paris, nükleer santralleri enerji sisteminin temeli olarak korudu; yenilenebilirlerin payını ise kademeli artırdı. 2022’de Fransa’da nükleer kapasite 61 GW ile üretimin yüzde 63’ünü sağlarken, Almanya’da bu kapasite yalnızca 4 GW, yani yüzde 6 düzeyindeydi; 2023’te ise sıfıra indi. Sonuçta Fransa daha ucuz ve düşük karbonlu baz yük üretimini korudu; Almanya ise daha karmaşık, ithalata bağımlı ve gaz fiyatlarına daha duyarlı bir sistem elde etti. Basitçe ifade edersek Fransa “nükleer omurga, yenilenebilir üst yapı” modelini benimsedi; Almanya ise “yenilenebilir omurga, diğerleri destek unsuru” yaklaşımını seçti. Bu tercih, Fransa’nın enerji egemenliğini korumasına karşılık Almanya’nın daha ideolojik fakat daha kırılgan bir dönüşüm uğruna bu egemenliğin bir bölümünden vazgeçmesi anlamına geldi.

1990’larda “barışçıl atom” Avro Bölgesi elektriğinin yaklaşık üçte birini sağlıyordu. 2024’ten itibaren Fransa nükleer üretimini hızla artırdı; yıllık artış yüzde 13,4’e ulaştı. Bu sayede ülke, kıta Avrupası’nda “daha temiz elektrik”in en büyük ihracatçısı konumunu pekiştirdi.

Elektrik fiyatları da bu tabloyu yansıtıyor. Almanya’da sanayinin GSYH içindeki payı Fransa’ya kıyasla daha yüksek, yüzde 23,5’e karşı yüzde 13,3. Buna rağmen daha pahalı ve daha az öngörülebilir bir üretim yapısı, özellikle rüzgar ve güneşe bağlı yenilenebilirler, Alman büyüme modelini daha sert etkiliyor. Fransa’nın modelinin de kırılganlıkları var. En başta nükleer santrallerdeki ekipmanın yaşlanması geliyor: faal 56 reaktörden 26’sı 2035’e kadar 50 yıl sınırına yaklaşacak; bu da maliyetli modernizasyon ve daha sıkı güvenlik denetimi gerektiriyor.

Bu durum tüketicilere nasıl yansıyor? 2024 sonunda Almanya, AB’de hanehalkı için en yüksek elektrik fiyatlarına sahip ülke oldu: 100 kWh için 39,43 avro, yani kWh başına 0,3943 avro. Fransa’da toptan fiyatlar ortalamada Almanya’nın yaklaşık yüzde 25 altında. Aylık ortalama 300 kWh tüketen tipik bir hane düşünüldüğünde, Almanya’da fiyat 100 kWh için 38,35 avro, yani kWh başına 0,3835 avro seviyesinde; bu da aylık yaklaşık 115 avroluk fatura anlamına geliyor. Fransa’da kWh başına 0,25-0,28 avro aralığında seyreden perakende fiyatlarla aynı tüketim için aylık fatura yaklaşık 75-84 avro. Başka bir deyişle hane başına fark aylık 30-40 avro, yıllık 360-480 avro düzeyinde. Benzer tablo sanayi için de geçerli. Eurostat verilerine göre aylık 100.000 kWh tüketimde AB ortalaması 100 kWh için 19,02 avro. Almanya’da işletmeler için kWh başına 0,19-0,22 avro, Fransa’da ise 0,13-0,17 avro aralığı söz konusu. Bu da aylık 100 MWh tüketim için Almanya’da yaklaşık 19-22 bin avro, Fransa’da 13-17 bin avro fatura demek. Almanya hükümeti fiyat farkını azaltmak için şebeke ücretlerini 6,65 sentten 2,86 sente indirmeyi planlıyor; bunun bütçeye maliyeti 6,5 milyar avro. Bu adım faturaları düşürebilir, ancak Almanya’daki tarifeler yine de Avrupa’nın en yüksekleri arasında kalacak.

Üstelik Ortadoğu’daki savaşın tetiklediği enerji krizi henüz başlangıç aşamasında. Bazı ideolojik doktrinlerin ekonomiye çıkardığı fatura gerçekten ağır.

Çeviri: YDH